İran’a saldırmaya kararlı olan Netanyahu bunu neden gerçekleştiremedi?

Netanyahu’nun Şifresi – Biyografi isimli kitabın kapağı
Netanyahu’nun Şifresi – Biyografi isimli kitabın kapağı
TT

İran’a saldırmaya kararlı olan Netanyahu bunu neden gerçekleştiremedi?

Netanyahu’nun Şifresi – Biyografi isimli kitabın kapağı
Netanyahu’nun Şifresi – Biyografi isimli kitabın kapağı

İsrail eski Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Ehud Barak’ın İran’daki nükleer reaktöre bir saldırı başlatma planı hakkında sızıntılar yayınladıktan yıllar sonra, Tel Aviv’de Netanyahu’nun hayatı hakkında yeni bir kitap yayınlandı.
Kitap, bu planı çevreleyen dramatik olayları ve son derece ciddi olan planı uygulama girişimlerini gözler önüne serdi, ancak İsrail ve ABD’deki birçok gücün onu engellediğini de ortaya koydu.
İsrail konusunda uzman olan gazeteci Mazal Muallem’in kaleme aldığı ‘Netanyahu’nun Şifresi– Biyografi’ adlı kitaba göre, 2010 ve 2011 sonbaharı ve 2012 yazında, Netanyahu ve Barak, güvenlik servislerinin liderleri ve koalisyon partilerini İran’ın nükleer projesini geciktirmek için bir hava saldırısı başlatmaya ikna etmeye çalıştı. Ancak güçlü bir muhalefetle karşılaştılar.
Netanyahu ve Barak, yasal yetkiler açısından orduya saldırı emri verebilmelerine rağmen, saldırının ve sonuçlarının tarihsel sorumluluğunu üstlenmek istemedikleri için son anda geri adım attı.
Aslında Barak, siyasi nedenlerle planı geri çekti ve ABD’nin bu konudaki görüşüne uymaya karar verdi. Bu nedenle saldırı gerçekleştirilmedi.
Mazal Muallem, kitabının bu bölümünde, ŞAS (Tevrat’ın Sefarad Koruyucuları) Partisi'nin manevi lideri ve Sefarad Cemaati eski Baş Hahamı Rav Ovadia Yosef ile yapılan görüşmeden başlayarak tüm olayları anlattı.
Netanyahu ve Barak, Netanyahu’nun hükümet içinde kurduğu ve sekiz bakandan oluşan ‘liderlik mutfağında’ çoğunluğa sahip olabilmeleri için saldırı konusunda bu partiden olan Bakan Eli Yishai’yi görevlendirmek istedi.
Netanyahu ve Barak’a ek olarak sadece Bakan Avigdor Lieberman İran’a yönelik bir saldırıyı destekledi.
Plan, önce ŞAS delegesini ikna etmekti. Partide plana muhalif olan tek kişi Likud bakanı Yuvalel Steinitz olduğu düşünüldüğünde onu ikna etmesi kolaydı. Böylece çoğunluk kararına ulaşılırdı.

ŞAS hahamına gizli ziyaret
Netanyahu, 24 Ekim 2011 gecesi geç saatlerde Haham Yosef’in Batı Kudüs’teki evine gizlice gitti.
Dönemin New York Belediye Başkanı olan yakın arkadaşı Michael Bloomberg’i ofisinde kabul ettiği için bu görüşmeye iki saat gecikti.
Bloomberg, siyasi kariyerine Demokrat Parti’de başlayan, ancak Cumhuriyetçi Parti’den belediye başkanlığını kazanan Yahudi bir milyarderdi.
Netanyahu haham ile görüşmeye geç kalmasına rağmen, yüzünde büyük bir gülümseme ve özgüvenle Yosef’in evine rahatça girdi.
Yosef o esnada Tevrat okumaya dalmıştı ve gecenin bu geç saatinde gelen misafiri umursamadı.
Bu, Bakan Eli Yishai ve Netanyahu’ya eşlik eden partiden bir başka bakan için utandırıcı oldu.
Etraftakiler, haham Yosef’e “Başbakan burada” demek istediler, ancak Netanyahu müdahale etmemelerini söyleyerek, “Haham hazretlerinin Tevrat’ı böylesine sevgiyle okuduğunu görmekten zevk alıyorum” dedi.
Yosef okumayı bitirip kendisine döndüğünde, Netanyahu ikiyüzlülükle konuşmaya başladı ve en büyük kızının dindar olduğunu ve burada gördüğü kadınlar gibi başını örttüğünü söyledi. (Netanyahu’nun bu kızına karşı çıktığı ve kızın aile etkinliklerinde görünmediği biliniyor)
Mazal Muallem, kitabın bu bölümünde, Netanyahu’nun Hamas ile bir mahkum takas anlaşması imzalamaktan memnun olduğunu ve bu sırada Onbaşı Gilad Şalit’in binden fazla Filistinli mahkumun serbest bırakılması karşılığında serbest bırakıldığını hatırlatıyor.
Kitaba göre, Netanyahu anlaşmayı, kendisini destekleyen ŞAS partisi arasındaki ortaklığın bir ürünü olarak gördü.
Nitekim haham Yosef, o geceki görüşmesine anlaşmayı uyguladığı için Netanyahu’ya teşekkür ederek başladı.
Netanyahu o kadar kendinden emin davrandı ki, evdeki kameraların kapatılmasını ve kendisine eşlik eden herkesin odayı terk etmesini istedi.
Ziyaret sebebi olan asıl mesele hakkında Haham Yosef ile konuşmaya başladı ve şunları söyledi:
“İsrail halkı ciddi tehditlerle karşı karşıya. Size geldim çünkü çok önemli bir dönemdeyiz. Birkaç gün içinde İran’a saldırma kararı almamız mümkün. İstihbarat servislerinde hazırlanan tüm raporlar geri dönüşü olmayan noktaya yaklaştığımızı gösteriyor. Bizi tehdit eden bu İran, eski tarihte İsrail halkını yok etmeye çalışanların aynısıdır. (İncil’deki anlatıya göre). Tarihte tek bir Holokost vardı ve bunun tekrarlanmasına izin vermeyeceğim, kaderimizi de dünyanın ellerine bırakmayacağım. Yakında saldırı için çok geç olacak.”
Ancak Yosef, “Bu konuda ABD ne diyor?” diye sorarak Netanyahu’yu şaşırttı.
Bu sorunun tesadüfen gelmediği ortaya çıktı, çünkü haham, ŞAS partisiyle de temas halinde olan ABD’nin İsrail yeni Büyükelçisi Yahudi Dan Shapiro ile iyi ilişkiler sürdürüyordu.
Netanyahu, “Dünyaya güvenemeyiz” dedi. Sonra haham ona, “Bekleyemez misin?” diye sordu.
Netanyahu ise şu yanıtı verdi:
“Uçaklarımız, programı yıllarca aksatacak şekilde nükleer tesisleri vurabilir. Zamana ihtiyacımız var. Yakında çalışmazsak çok geç olacak. ABD’lilerin saldırmasını tercih ederim ama bu arada bunu kendi başımıza yapmaya hazırlanmalıyız.”
Netanyahu, kendisine yakın olan eski Genelkurmay Başkanı ve Stratejik İşlerden Sorumlu Devlet Bakanı Moshe Ya’alon’un konu hakkındaki görüşünü de öğrenmek isteyen hahamın sorularına şaşırdı.
Netanyahu hahama, “Ya’alon bugün veya yarın size gelecek. Bununla kişisel olarak ilgileneceğim” dedi.
Moshe Ya’alon’un bağımsız bir İsrail saldırısına karşı olduğunu bilmesine rağmen, onu saldırının gerekliliği konusunda ikna edebileceğinin farkındaydı.

Muhalif yetkililer
Netanyahu’nun böyle bir saldırı için destek olmayı reddeden hahama karşı görevinde başarısız olması, diğerleriyle de başarısızlığının anahtarı oldu.
Saldırıya, 2011 yılının ilk yarısında görev süreleri dolmadan önce, Genelkurmay Başkanı Gabi Aşkenazi, Mossad Başkanı Meir Dagan ve Şin Bet Başkanı Yuval Diskin de karşı çıktı.
Bu yetkililer, İran’a saldırma fikrini ‘Mesih’ odaklı dini bir hayal gücü olarak nitelendirdi.
Ancak bunların görev sürelerinin dolması, saldırı kararının önündeki büyük engelleri kaldırmış gibi görünüyordu.
Netanyahu ve Barak, yeni Genelkurmay Başkanı Benny Gantz, Mossad Başkanı Tamir Pardo ve Şin Bet Başkanı Yoram Cohen’i ikna etmenin daha kolay olduğunu düşünüyordu.
Ancak asıl görev bakanlar arasında çoğunluğu ikna etmek oldu ve Netanyahu ve Barak, Ya’alon, Dan Meridor ve Benny Begin’den oluşan ‘sekiz’ bakan tarafından desteklenen ŞAS Bakanı Eli Yishai’nin muhalefeti karşısında şaşırdı.
Dönemin Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve ABD büyükelçisi Shapiro da, Yishai’nin muhalefetini sürdürmesi için tüm ağırlıklarını koydu.
Bu nedenle Netanyahu ve Barak, haham Yosef’e bir kez daha yaklaşmaya karar verdi. Netanyahu her gece hahamın evini ziyaret etti, ardından Ya’alon ve haham arasında bir toplantı koordine edildi.
Netanyahu, dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın saldırıyı şiddetle reddettiğini ve iki ülke arasındaki ilişkilerin ihlali olarak gördüğünü anlayınca, bunun ABD seçimlerine müdahale olduğunu bilmesine rağmen, Cumhuriyetçi Parti’den ABD’li politikacıların desteğini istedi.
Obama başkanlık seçimleri ve ikinci dönem için hazırlanırken, Netanyahu İsrail’de Cumhuriyetçi rakibi Mitt Romney’i ayakta alkışladı.
Ya’alon Barak’a içerledi ve onun ‘yanıltıcı’ olduğuna inandı. Ayrıca Barak’ın Netanyahu nezdindeki prestijini kabul etmeyi de reddetti. Barak’ın görevde kalmak için siyasi bir çıkar tarafından motive edildiğini düşündü.
Mossad Başkanı Meir Dagan, hahama “İran’a şimdi saldırmamalıyız. Şimdi bu durumda değiliz. Ehud Barak saldırıyı desteklemesi için herkesi zorluyor. Onun niyetinden şüpheliyim ve ikna olmadım. O çok kötü niyetlidir ve her şeyi ifşa etmez. Ona güvenebileceğimi hissetmiyorum. Bunu Eli’ye de söyledim ve o benim durumumu biliyor” dedi.
Söz konusu kitaba göre, türünün ilk örneği olan İran’daki saldırıyla ilgili kritik bir toplantı sırasında Aşkenazi konuya karşı çıktı ve İsrail ordusunun bunu uygulayacak askeri kapasiteye sahip olmadığını söyledi.
Aşkenazi daha sonra da Başsavcı Yehuda Weinstein’ın evine gitti ve bu saldırının savaşa yol açabileceği konusunda uyardı.

Cumhurbaşkanı konuya dahil oldu
Cumhurbaşkanı Peres, o sırada Netanyahu ve Barak’ı dizginleme çabalarını yoğunlaştırma sorumluluğunu üstlendi.
Netanyahu, Peres ile tehditkar bir tonda konuştu ve ona “Unutma, her şey bana geliyor” dedi.
Peres’in danışmanlarından biri, “Netanyahu bu ifade ile Peres’in güvenlik aygıtının liderleri ve ABD ile kendisine komplo kurduğunu kastetmişti. Bu elbette doğrudur. Dagan, Aşkenazi ve Diskin onunla çok konuştular. Büyük bir savaşa yol açacak ve ABD ile ilişkileri bozacak bir saldırıdan korktuklarını belirttiler” dedi.
Peres, Haziran 2012’de aralarında bir görüşme sırasında Netanyahu’ya saldırıya karşı olduğunu açıkça bildirdi.
Ağustos ayı ortalarında, Peres’in ofisinde siyasi ve güvenlik liderliğinin katılımıyla bir toplantı yapan Netanyahu ve Barak, ordunun saldırıyı gerçekleştirmeye hazır olduğunu ima etti.
Bundan sonra Peres, Kanal 2’ye (şu anda Kanal 12) bir röportaj verdi ve bu sırada İsrail’in İran’a tek başına saldıramayacağını vurguladı.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Tom Donilon, Temmuz 2012 ortasında ABD başkanlık seçimlerinden önce İsrail’e geldi ve Netanyahu ve Barak’a açık bir tehditte bulundu.
Donilon, “İran’a saldırırsanız, bunu seçimlere müdahale ve ABD Başkanı’nı devirme girişimi olarak yorumlayacağız” dedi.
Daha sonra ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton bu doğrultuda İsrail’i ziyaret etti ve buna paralel olarak Cumhuriyetçi aday Mitt Romney de İsrail’e gitti.
Sonunda Barak, bu planda Netanyahu ile ortaklığından vazgeçti ve ardından ABD’li yetkililerle görüşmek üzere Washington’ı ziyaret etti.
Ancak Obama’ya yakın Şikago Belediye Başkanı Rahm Emanuel ile yaptığı görüşme hakkında Netanyahu’ya bilgi vermedi.
Barak, İsrail’in Washington büyükelçisi Michael Oren’i de bu görüşmenin ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Donilon ile görüşmesinin dışında tuttu.
Hatta Eylül ayında birkaç platformda İran’a yönelik bir saldırı konusundaki çekincelerini dile getirdi.
Barak bir konuşmasında, “Siyasi liderliğin sorumluluğu, savaşları uzak tutmaktır ve savaşları tüm olasılıklar tükendikten sonra yürütmek gerekir” dedi.
Netanyahu, Barak’ın gizli yürüttüğü görüşmelerini öğrendikten sonra sinirlendi ve “Ehud beni Obama için sattı. Onun hakkında hiçbir şey duymak istemiyorum” diyerek öfkesini dile getirdi.



Bill Clinton, Epstein soruşturmalarında kamuya açık duruşma yapılmasını talep etti

 ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)
ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)
TT

Bill Clinton, Epstein soruşturmalarında kamuya açık duruşma yapılmasını talep etti

 ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)
ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)

ABD eski Başkanı Bill Clinton, cinsel suçlardan hüküm giymiş iş insanı Jeffrey Epstein ile olan ilişkisi hakkında ifade vermek üzere ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi önüne çıkacak. Oturum kapalı yapılacak olsa da Clinton, görüşmenin video kaydına alınması planına itiraz ediyor.

Clinton, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu düzenlemeden kim fayda sağlıyor? Epstein’ın adaleti hak eden mağdurları değil, gerçeği hak eden kamuoyu da değil. Bu yalnızca partizan çıkarlara hizmet ediyor. Bu, gerçekleri ortaya çıkarma çabası değil, düpedüz siyasettir” ifadelerini kullandı.

Komite Başkanı Cumhuriyetçi Temsilci James Comer ise Bill Clinton ve eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ifadelerinin kapalı kapılar ardında alınmasında, video ile kaydedilmesinde ve yazılı tutanağa dökülmesinde ısrarını sürdürüyor. AP’nin haberine göre Clinton’ın dün yaptığı açıklamalar, Comer üzerinde baskı kurmayı amaçlayan ve kendisi ile eşinin ifadelerinin kamuoyuna açık şekilde alınmasını talep eden süregelen kampanyanın bir parçası.

Demokratlar, söz konusu soruşturmanın meşru bir denetim aracı olarak kullanılmak yerine, Başkan Donald Trump’ın siyasi rakiplerine saldırmak için silaha dönüştürüldüğünü savunuyor. Demokratlar ayrıca, Epstein ile yakın ilişkisi olduğu bilinen Trump’ın ifadeye çağrılmamış olmasına dikkat çekiyor.

Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçiler daha önce, Bill ve Hillary Clinton’ın ifadeye gelmemeleri halinde “mahkemeye saygısızlık” oylaması yapılabileceği tehdidinde bulunmuştu. Çift,sonradan ifade vermeyi kabul etti.

Dışişleri Eski Bakanı Hillary Clinton, kendisinin ve eşinin Cumhuriyetçilerin liderliğindeki Denetim Komitesi’ne “bildikleri her şeyi” ilettiklerini söyledi. Clinton perşembe günü yaptığı açıklamada, “Eğer bu mücadeleyi istiyorsanız… gelin bunu açıkça yapalım” ifadelerini kullandı.

Jeffrey Epstein (Reuters)Jeffrey Epstein (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı, geçen hafta Epstein dosyaları olarak bilinen belgelerin son bölümünü yayımladı. Bu belgeler, 2019 yılında cezaevindeyken intihar ettiği açıklanan Epstein’a ilişkin soruşturma kapsamında 3 milyondan fazla belge, fotoğraf ve videodan oluşuyor.

Bu dosyalarda Bill Clinton’ın adı sıkça gemesine rağmen, Clinton ailesinden herhangi birinin suç teşkil eden bir faaliyete karıştığını gösteren delil bulunmuyor. Eski başkan, 2000’li yılların başında Clinton Vakfı’yla bağlantılı insani çalışmalar kapsamında Epstein’ın uçağıyla seyahat ettiğini kabul etmiş, ancak Epstein’ın özel adasını ziyaret ettiğini reddetmişti.

2016 yılında Trump’a karşı başkan adayı olan Hillary Clinton ise Epstein ile anlamlı bir etkileşimi olmadığını, uçağıyla hiç seyahat etmediğini ve adasını asla ziyaret etmediğini ifade etti.


Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
TT

Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)

Ukrayna elektrik şebekesi işletmecisi bugün yaptığı açıklamada, Rus güçlerinin Ukrayna'nın enerji altyapısına "geniş çaplı bir saldırı" başlattığını, bunun da ülke genelinde yaygın elektrik kesintilerine yol açtığını duyurdu.

Ukrinergo Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, "Düşmanın verdiği hasar nedeniyle çoğu bölgede acil elektrik kesintileri uygulanmıştır" ifadesini kullandı.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşıyla ilgili "çok iyi görüşmelerin" devam ettiğini söyledi ve ayrıntılara girmeden, bu görüşmelerin sonucunda "bir şeyler olabileceğini" ifade etti.


ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
TT

ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)

ABD ile Rusya, Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (New START) süresinin dolmasının ardından görüşmeler yapmaya hazır olduklarını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, nükleer silahlanma yarışında tehlikeli bir aşamaya girilmesini önleyecek yeni kısıtlamalar getirilmesi için Çin’in de sürece dahil edilmesi konusunda ısrarcı olurken, Rusya’nın Fransa ve Birleşik Krallık’ın da kapsama alınmasına yönelik çağrıları karşılık bulmadı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD açısından kötü müzakere edilmiş ve açıkça ihlal edilen New START Anlaşması’nı uzatmak yerine, nükleer uzmanlarımız gelecekte uzun süre geçerli olacak, yeni, daha iyi ve modern bir anlaşma üzerinde çalışmalı” ifadesini kullandı. Trump, herhangi bir görüşmeden söz etmezken, yeni bir anlaşmanın Çin’i de içermesi gerektiğini vurguladı.

Trump ayrıca, “ABD dünyanın en güçlü ülkesidir” değerlendirmesinde bulunarak, ilk başkanlık döneminde nükleer silahlar da dahil olmak üzere orduyu tamamen yeniden inşa ettiğini belirtti. Donanmanın yeni savaş gemileriyle güçlendirildiğini ve Uzay Kuvvetleri’nin kurulduğunu hatırlatan Trump, “Pakistan ile Hindistan, İran ile İsrail, Rusya ile Ukrayna arasında nükleer savaşların önüne geçtim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD ile Rusya arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşma olan New START’ın süresi, her iki ülkenin de yeni silah nesilleri geliştirdiği bir dönemde sona erdi. Bu süreçte Çin’in de nükleer başlıkların taşınmasına yönelik yeni yöntemler denediği biliniyor. Ukrayna’daki savaş nedeniyle yeni bir anlaşmaya ilişkin ABD-Rusya görüşmeleri askıya alınırken, 2010 tarihli New START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın sahip olabileceği stratejik nükleer başlık sayısını taraf başına bin 550 ile, fırlatma platformu sayısını ise 700 ile sınırlamıştı.

Kusurları giderme

ABD Dışişleri Bakanlığı Silahların Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Müsteşarı Thomas G. DiNanno, Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Başkan Donald Trump’ın yeni bir anlaşmaya yönelik tutumunu destekleyerek New START Anlaşması’nın ‘temel kusurlar’ barındırdığını söyledi. DiNanno, Rusya’nın tekrarlanan ihlalleri, küresel nükleer stokların artması ve New START Anlaşması’nın tasarım ve uygulanmasındaki eksikliklerin, ABD’ye ‘geçmiş bir dönemin değil, günümüz tehditlerinin ele alındığı yeni bir yapının oluşturulması için acil bir gereklilik’ yüklediğini ifade etti. Çin’in nükleer kapasitesine de dikkat çeken DiNanno, “Bugün geldiğimiz noktada Çin’in nükleer cephaneliği tamamen sınırsız, şeffaflıktan yoksun, bildirimsiz ve denetimsiz durumda” dedi. DiNanno, silahların kontrolünde yeni dönemin net bir odakla devam edebileceğini ancak bunun ‘müzakere masasında yalnızca Rusya’nın değil, daha fazla ülkenin yer almasını gerektirdiğini’ vurguladı.

Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)

DiNanno, Pekin’i gizli nükleer denemeler yapmakla da suçladı. “ABD hükümetinin, Çin’in yüzlerce tonluk patlayıcı güce sahip denemelere yönelik hazırlıklar da dahil olmak üzere nükleer patlama testleri gerçekleştirdiğinden haberdar olduğunu açıklayabilirim” dedi. Çin ordusunun bu denemeleri, nükleer patlamaların üzerini örterek gizlemeye çalıştığını öne süren DiNanno, bunun söz konusu testlerin nükleer denemelerin yasaklanmasına ilişkin yükümlülükleri ihlal ettiğinin bilincinde olunduğunu gösterdiğini ifade etti.

Rusya'nın istekleri

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıldan bu yana Washington’un da aynı yönde adım atması halinde anlaşmada öngörülen sınırlara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu açıklamıştı. Ancak Trump bu Rus talebine yanıt vermedi. Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuri Uşakov, perşembe günü yaptığı açıklamada, Putin’in anlaşmanın süresinin dolmasını çarşamba günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği görüşmelerde ele aldığını belirterek, Moskova’nın ‘güvenlik durumunun dikkatli bir analizine dayanarak dengeli ve sorumlu bir şekilde hareket edeceğini’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da yaptığı yazılı açıklamada, ‘mevcut koşullar altında New START Anlaşması taraflarının, anlaşma kapsamındaki temel hükümler de dahil olmak üzere, herhangi bir karşılıklı yükümlülük veya bildirimle bağlı olmadıklarının varsayıldığını ve atacakları bir sonraki adımları tamamen serbestçe belirleyebileceklerini’ bildirdi.

Yeni bir gelişme olarak Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rus ve ABD’li müzakerecilerin son Rusya-Ukrayna görüşmeleri kapsamında silahlanma konusunu da ele aldığını açıkladı. Peskov, “Tarafların sorumlu tutumlar benimsemesi ve bu meseleye ilişkin görüşmelere en kısa sürede başlanmasının gerekliliği konusunda bir anlayış var. Bu konu Abu Dabi’de de gündeme geldi” şeklinde konuştu.

Peskov, anlaşma sınırlarına en az altı ay süreyle uyulmasına yönelik gayriresmi bir mutabakat ihtimaline ilişkin raporun sorulması üzerine, “Bu tür hükümler yalnızca resmi olarak uzatılabilir. Bu alanda gayriresmi bir uzatmayı hayal etmek zor” yanıtını verdi. Peskov, Moskova’nın anlaşmanın perşembe günü sona ermesinden üzüntü duyduğunu ve bunu ‘olumsuz’ değerlendirdiğini de yineledi.

Çin’in reddi

Bu arada Çinli diplomat Chen Jian, ülkesinin silahsızlanma müzakerelerine katılması yönündeki ABD taleplerini açıkça reddetti. Çin’in nükleer cephaneliğinin hızlı büyümesine rağmen, ABD ve Rusya’ya kıyasla çok daha küçük olduğunu savunan Jian, konferansta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Çin’in nükleer kapasitesi hiçbir şekilde ABD ya da Rusya’nın seviyesine yaklaşmamakta. Çin bu aşamada nükleer silahsızlanma müzakerelerine katılmayacak.”

Rusya'nın BM Cenevre Ofisi Daimî Temsilcisi Gennady Gatilov ise yeni nükleer görüşmelerin Fransa ve Birleşik Krallık gibi nükleer silaha sahip diğer ülkeleri de kapsaması gerektiğinde ısrar etti. Gatilov, “Bir nükleer ittifak olduğunu ilan eden NATO’da ABD’nin askeri müttefikleri olan Birleşik Krallık ve Fransa’nın da sürece katılması halinde Rusya bu süreçte yer alacaktır” dedi.

Öte yandan Avrupalı liderler, uzun süredir müttefik ülkelere ABD tarafından sağlanan nükleer şemsiye yerine, Washington’dan bağımsız nükleer güçler oluşturulmasını tartışıyor. Japonya, Güney Kore ve Türkiye de nükleer silaha sahip olmayan ancak bu yönde politika değişikliğini gündemine alan diğer ülkeler arasında yer alıyor.

Ayrıca Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore resmi olarak nükleer silaha sahip ülkeler olarak bilinirken, İsrail’in de geniş bir nükleer cephaneliğe sahip olduğuna yaygın biçimde inanılıyor.