Değişim Hareketi, Müslüman Kardeşler’in yeni manevrası mı?

Mısır'ın Müslüman Kardeşler üyelerinin siyasi çalışmalara girmesini reddettiği bir dönemde Değişim Hareketi, Müslüman Kardeşler’in yeni manevrası olabilir mi?

Müslüman Kardeşler Değişim Hareketi’nin İstanbul'daki konferansından bir kare (Şarku’l Avsat)
Müslüman Kardeşler Değişim Hareketi’nin İstanbul'daki konferansından bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Değişim Hareketi, Müslüman Kardeşler’in yeni manevrası mı?

Müslüman Kardeşler Değişim Hareketi’nin İstanbul'daki konferansından bir kare (Şarku’l Avsat)
Müslüman Kardeşler Değişim Hareketi’nin İstanbul'daki konferansından bir kare (Şarku’l Avsat)

Müslüman Kardeşler Değişim Hareketi’nin ya da diğer adıyla Muhammed Kemal Grubu’nun (İhvan’ın liderliği mücadelesinde üçüncü taraf) yayınladığı bildiri, özellikle Mısır’ın Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) üyelerinin siyasi bir çalışmaya girmelerini reddetmesi çerçevesinde bu yeni hareketin Müslüman Kardeşleri yeniden gündeme getirip getirmeyeceğine dair soruların sorulmasına neden oldu. Köktendinci gruplarla ilgilenen güvenlik uzmanları ve araştırmacılar, Değişim Hareketi ya da diğer adıyla Muhammed Kemal Grubu gibi girişimlerin Mısırlılar tarafından kabul görmeyeceğini vurguladılar.
Gözlemcilere göre Değişim Hareketi, İhvan’ın eski Sözcüsü Muhammed Muntasır, Rıza Fehmi, Amr Derrac, Cemil Abdussettar, Amr Hamid ve Ahmed Mevlana tarafından yönetiliyor. Değişim Hareketi, 2016 yılının Ekim ayında öldürülen İhvan'ın silahlı kanadının ve özel komitelerinin kurucusu Muhammed Kemal tarafından kurulmuştu. Kemal’in ardından Muntasir ve grubu Değişim Hareketi’nin başına getirildi. Örgütsel düzeyde ise Müslüman Kardeşler’in önde gelen isimlerinden 'Yahya Musa' künyeli Yahya es-Sayed İbrahim tarafından gizlice yönetildi. İbrahim hakkında Mısır'da gıyabında alınan yargı kararları bulunuyor.
Köktendinci gruplar üzerinde uzman olan Mısırlı araştırmacı Mahir Fergali, “Yeniden gündeme gelmeye çalışan İhvan içinde Değişim Hareketi bir süredir vardı. Değişim Hareketi, ilk kez 2014 yılında İhvan’ın protesto gösterileri sırasında Kahire'deki Rabia Meydanı'nda göründü. Değişim Hareketi, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın yeniden yapılandırılması gerektiğini düşünüyor” ifadelerini kullandı.
Fergali, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Değişim Hareketi, geçtiğimiz yıllarda sessizlik stratejisini izledi. Ortaya çıkana kadar sessizce çalıştı. Sonra konferanslar düzenledi ve bir bildiri yayınladı” dedi.
Değişim Hareketi, cumartesi akşamı İstanbul’da bir konferans gerçekleştirdi ve ilk bildirisini yayınladı. Gözlemciler, Değişim Hareketi’nin daha önce olduğu gibi, silahlı eylemlerle şiddet kullanarak yeniden gündeme gelmeye çalıştığını düşünüyorlar.
Değişim Hareketi’nin İhvan-ı Müslimin’in kurucusu Hassan el-Benna'nın ilkelerinin koruyucusu olduğuna inandığına dikkati çeken gözlemciler, bu yüzden Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın, İhvan’ın eski Genel Sekreteri Mahmud Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi ile İhvan Rehberlik Konseyi Başkanlığı'na vekaleten atanan İbrahim Munir liderliğindeki Londra Cephesi arasında bölünmesinin ardından ortaya çıktığının belirtilmesi gerektiğini vurguladılar.
Değişim Hareketi konferansına katılan bazı konuşmacılara göre ‘şiddetin devam etmesi ve ‘İbrahim Munir'in sunduğu ateşkes önerisinin kabul edilmemesi’ gerekiyor.
Geçtiğimiz ağustos ayında kaynaklar, Londra Cephesi Şura Konseyi’nin daha önce toplandığını ve Müslüman Kardeşler ve bazı müttefiklerinden küçük bir heyete oluşup, Mısırlı yetkililerle iletişim kurmaya ve Müslüman Kardeşler’in Mısır'daki siyasi faaliyetlerinin kalıcı olarak dondurulması ve terör suçlarından hüküm giyen bazı üyelerinin serbest bırakılması karşılığında ve uzlaşı talep etmeye karar verdiğini açıklamışlardı. İbrahim Munir, geçtiğimiz temmuz ayı sonlarında, ‘Mısır'da yeni bir iktidar mücadelesine girmeyeceklerini’ açıklamıştı.
Buna karşın Değişim Hareketi, bildirisinde Londra Cephesi’nin aksine siyasi eyleme bağlı olduğunu vurguladı. Değişim Hareketi, cumartesi günü İstanbul'da düzenlediği konferansta yayınladığı bildiride, siyasetin İhvan’ın araçlarından biri olduğu ve üyelerinin partilere yayılarak siyasi çalışmalarına devam etmelerine çalışılacağı belirtildi.
Değişim Hareketi’nin bildirisinde başta tüm seçeneklerin güç ve şiddet kullanımına açık olması ve mahkumların serbest bırakılması olmak üzere bir dizi öncelik belirlendi.
Bildiride, Müslüman Kardeşler içindeki merkezileşme döneminin sona ermesi, ne Londra Cephesi ne de İstanbul Cephesi tarafından alınacak herhangi bir karara uyulmasına atıfla adem-i merkeziyetçiliğe ve açıktan çalışmaya bağlı kalınması, teşkilat içinde kurumsala bağlı olunması ve denetim tarafının yürütmeden ayrılması gibi bir dizi öncelik sıralandı.
Uzmanlar, Londra Cephesi’nin, Mısır dışındaki Müslüman Kardeşler liderlerinin tutumlarını reddeden Müslüman Kardeşler gençliğinin kontrol ettiği Değişim Hareketi’nden çekindiğini düşünüyorlar.
İstanbul Cephesi ve Londra Cephesi arasındaki anlaşmazlıklar, aylar önce, Londra Cephesi lideri Münir’in, Türkiye’deki Teşkilat İşleri İdari Ofisi'nin feshedildiğini ve Mahmud Hüseyin ve diğerlerinin görevden alındığını açıklamasının ardından Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi’nin Münir'in görevden alındığına dair birkaç açıklama yapmasıyla artmıştı. Bunun ardından Londra ve İstanbul cepheleri arasındaki kriz, özellikle Londra Cephesi'nin Müslüman Kardeşler Rehberlik Konseyi’ne alternatif olarak ‘daha yüksek bir organ’ oluşturmasından sonra daha da tırmandı. Londra’daki Şura Konseyi, İstanbul Cephesi ile yaşanan anlaşmazlıklar üzerine kuruldu. Çünkü İstanbul Şura Meclisi, Dr. Mustafa Tolba liderliğinde İhvan Rehberlik Konseyi Başkanlığı’nın çalışmalarını yürütmek üzere bir komite oluşturup, Münir'in görevden aldığını duyurmuştu. Ancak Dr. Tolba’yı kabul etmeyen Londra Cephesi, Münir'in meşruiyetinin altını çizmişti.
Londra Cephesi de Değişim Hareketi konferansını öngörerek Mısır'daki herhangi bir iktidar mücadelesinden çekildiğini açıklayan ve bir sonraki aşamaya ilişkin planlarını özetleyen bir siyasi bildiri yayınladı. Şarku’l Avsat’ın bir kopyasına ulaştığı bildiride, İhvan’ın siyasi görevi sadece iktidara ulaşmak değil, Mısır tarihinde kritik bir an olarak nitelendirdiği durumla başa çıkarak, Mısır'daki iktidar mücadelesinin aşıldığının kabul edilmesi ve tüm seçimlerden geri çekilmesi olduğu belirtildi. Böylece Londra Cephesi siyasi eylemden uzaklaştığını ilan etti.
Değişim Hareketi'nin bazı gençlerin desteğini aldığına dikkati çeken Fergali, “Onlar Hasm Hareketi ve Liva es-Sevra’nın kalıntıları. Zayıflar ve hiçbir araçları yok. Fakat örgütsel düzeyde de olsa sınırlı da olsa adımlarını atmaya devam edecekler” şeklinde konuştu. Uzmanlara göre 2014 yılında başlatılan ve Hasm Hareketi, Liva es-Sevra, Halk Direnişi ve Helvan Tugayları gibi hareketlerle sonuçlanan nitel hareketlerin tümü, İhvan'ın örgütsel durumuna göre hesaplandı.
Müslüman Kardeşler Teşkilatı içinde rekabet eden 2 değil, 5 cephe olduğunu söyleyen Fergali, bunları, Londra Cephesi, İstanbul Cephesi, Muhammed Kemal Grubu, Abdulmunim Ebu'l-Futuh Cephesi ve bu cephelerden uzak olan bağımsızlar olarak sıraladı. Fergali, böylece Müslüman Kardeşler’in beş ayrı yüzü olduğunu da sözlerine ekledi.
Mısırlı güvenlik uzmanı, eski İçişleri Bakan Yardımcısı ve Mısır Senatosu üyesi Tümgeneral Faruk el-Megrahi, İhvan'ın tekrar sahneye dönmesinin mümkün olmadığını söyledi.
 Megrahi, bunun nedenini şöyle açıkladı:
 “Müslüman Kardeşler, aktif oldukları dönemler boyunca Mısır devletiyle anlaşmazlık içindeydiler. Ama şimdi anlaşmazlıkları Mısırlılarla. Mısır halkı, İhvan’ın ülkede şiddet ve cinayet uyguladığı izlenimini edindiğinden Mısırlılar artık Müslüman Kardeşleri davetçi bir grup olarak görmüyorlar.”
Şarku’l Avsat’a konuşan, Megrahi, “Değişim Hareketi'nin Mısır sahasında hiçbir varlığı yok. Grubu yeniden canlandırma girişimleri, şiddete karıştığı ve Mısır hukuku ve yargısı tarafından yasaklandığı için ne sıradan vatandaş ne de Mısır devleti arasında yankı bulacak” yorumunda bulundu. Megrahi, Müslüman Kardeşler’in, başta Mısır Ulusal Diyalogu olmak üzere ülkedeki her türlü siyasi girişimin dışında tutulduğuna dikkati çekti.
Mısırlı yetkililer Müslüman Kardeşleri terör örgütü olarak sınıflandırıyor. Müslüman Kardeşler liderlerinin çoğu, halk protestolarının ardından eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin 3 Temmuz 2013 tarihinde iktidardan indirilmesinden sonra patlak veren şiddet ve cinayet olaylarına karıştıkları suçlamalarıyla Mısır’daki çeşitli hapishanelerde bulunuyorlar.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 2015 yılının ocak ayında, Müslüman Kardeşler’e üstü kapalı bir mesaj göndererek şiddet uygulayanlarla uzlaşmanın şahsi kararı değil, Mısır halkının kararı olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Sisi, ayrıca Müslüman Kardeşler’in aylar önce duyurduğu ulusal diyalogun da dışında tutulduğunu açıkladı. Sisi, temmuz ayı başlarında yaptığı açıklamada, Müslüman Kardeşlere atıfla “Ulusal Diyalog, bir grup dışında herkesi kapsıyor” dedi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.