Çin'de onlarca yıl süren ayrımcı politikalar sonucunda milyonlarca insan ötekileştirildi

Çin'in tarım işçilerine yatırım yapmaması ekonomiye zarar veriyor mu?

Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)
Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)
TT

Çin'de onlarca yıl süren ayrımcı politikalar sonucunda milyonlarca insan ötekileştirildi

Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)
Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)

Scott Rozelle & Matthew Boswell
Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) ‘yüz milyonlarca insanı yoksulluktan kurtardığı’ için sık sık övündüğü duyulur. ÇKP’nin bu tarihi başarıdan dolayı övülmeyi hak ettiği inkar edilemez. Fakat ülkenin kırsal kesimlerinde yaşayan ve ilerleme umutları yok olmanın eşiğine gelen yüz milyonlarca düşük gelirli Çinlinin içinde bulunduğu kötü duruma çok az ilgi gösterdiği de su götürmez bir gerçek. Çin’in kırsal kesimlerinde yaşayanlar, yalnızca yoksulluk içinde yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda medeni usul kanunu ve kısıtlayıcı konut izni sistemi hukou nedeniyle sosyal düzeylerini iyileştirmelerinde ya da herhangi bir ilerleme kaydetmelerinde neredeyse hiçbir çıkar yolları da bulunmuyor.
Nüfusun büyük bir parçasını oluşturan bu alt sınıf, Çin'in devam eden ekonomik büyümesi karşısında sıfır Kovid-19 politikası, düzenleyicilik adı altındaki baskılar ve artan borçlar gibi iyi bilinen faktörlerin yanı sıra uzun vadeli ve önemli bir engel oluşturuyor. Düşük vasıflı tarım işçileri, bir zamanlar Çin'in muazzam yükselişine yol açan sanayileşme ve inşaat alanındaki sıçramayı desteklediler. Buna karşın Pekin’in onlarca yıllık ayrımcı politikaları, eğitim ve istihdam fırsatlarından mahrum bırakılan yüz milyonları kırsal alanlara hapsetti.
Bu durum, ÇKP için siyasi bir ikilem yaratıyor. Düşük vasıflı tarım işçileri büyük şehirlere daha kolay taşınabilseler bile, daha düşük eğitim almaları nedeniyle şehirlerdeki işgücü piyasalarında rekabet etmekte zorlanacaklar. Eğitime daha fazla harcama yaparak kırsal kesimlerde güvenilir bir vasıflı işçi havuzu oluşturmak, özellikle ÇKP için tehlikeli olabilecek ekonomik yeniden dağılım biçimleri gerektireceğinden uzun zaman alacaktır. Çin'in önümüzdeki on yıllar boyunca ülkenin büyüme beklentilerini etkilemesi muhtemel kırsal kesim insanları için sermaye sorununa verebileceği basit bir cevabı bulunmuyor.

Doğuştan kısıtlanan insanlar
Tüm dünyada neredeyse hiç duyulmamış bir politikayı benimseyen Çin, halkını doğuştan ‘kırsal nüfus ve kentsel nüfus’ diye iki kategoriye ayırıyor. İkamet izninde yazılı olan bu sınıflandırmaya ‘hukou’ deniyor. Bu sınıflandırmayı bireyler genellikle ömür boyu taşırlar. Alabilecekleri eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlerin türünü de bu sınıflandırma belirler. Çinli liderler 21. yüzyıla kadar, vergilendirme ve zorunlu askerliğe yardımcı olmak için hane kayıt sistemlerini kullandılar. Ancak bu sistem, çağdaş haliyle sanayideki gelişimin hızla kentleşmeye yol açmasından ve ÇKP’nin ülkenin gıda arzının istikrarı konusunda endişe duymaya başlamasından on yıl sonra 1958 yılında ortaya çıktı. Sistem, işgücünün ve diğer kaynakların Çin'in tarım sektöründen uzaklaşmasını önlemek için tasarlanmış olsa da, hükümet, hukou sınıfındakilerin belirli eğitim türlerine ve devletin refah hizmetlerine erişimlerin hızla kısıtladı. Kentsel ve kırsal nüfus arasındaki eşitsizlikler giderek arttı. Çin'de şu an yaklaşık 800 milyon kişi, kırsal sınıflandırmaya tabi oturma iznine sahip.
Çin ekonomisi ilk kez 1980'li yıllarda yükselişe geçtiğinde, vasıfsız tarım işçilerinin sınırsız varlığı, farklı bir avantajı temsil ediyordu. Çinli liderlerin uçsuz bucaksız ve yoksul olan ülkelerini orta gelirli bir ülkeye dönüştürme çabaları, sayısal olarak okuryazar ve disiplinli bir işgücü oluşturulmasını gerektiriyordu. Bununla birlikte yine 1980'lerde ilk ve orta okulların sayısındaki büyük artış, ülkedeki işgücüne giren gençlerin çoğunun temel aritmetik ve okuma becerilerin yanı sıra katı bir disipline sahip olmalarını sağladı. İlkel bir müfredatı olan bu eğitim, yüz milyonlarca işçinin, çağın gelişen sanayi ve inşaat alanlarında düşük ücretli, düşük vasıflı işler bulmasını sağlayarak Çin'i ‘dünyanın fabrikası’ haline getirdi.
Ancak 2000’li yılların başlarında, kırsal kesimden gelen düşük ücretli işçi sayısı azalmaya başladı ve işçilere verilen ücretler giderek yükseldi. Üreticiler, düşük vasıflı işleri yurt dışına taşıdı ve otomasyona yatırım yaptı. Bu arada Çin, 2010’lu yılların başlarına gelindiğinde ihtiyacı olan otoyolların, demiryollarının, limanların ve diğer büyük altyapı projelerinin çoğunu inşa etmişti. Çin hükümeti tarafından 2013 yılından bu yana yayınlanan veriler, imalat ve inşaat sektörlerindeki istihdamın değişmediğini gösteriyor.
O halde düşük vasıflı Çinli işçiler nereye gidiyorlar? Resmi veriler, Çin ekonomisinin son on yılda en hızlı büyüyen sektörünün kayıt dışı hizmet sektörü olduğuna işaret ediyor. Bugün, Çin'in tarım dışı işgücünün yaklaşık yüzde 60'ı kayıt dışı sektördeyken, bu oran 2005 yılında sadece yüzde 40’lardaydı. Bunlar da kargo işçileri, bebek bakıcıları, seyyar satıcılar, büfe çalışanları ve bisiklet bakım işçileriydi. Çin Başbakanı Li Keçiang, 2020 yılında yaptığı bir konuşmada, Çin'de yaklaşık 600 milyon insanın ayda bin yuandan (günde yaklaşık 5 dolar) daha az kazandığını açıkça belirtti. Bu da Çin’i üst-orta gelirli ülkeler için Dünya Bankası tarafından belirlenen yoksulluk sınırının altına itiyor. Resmi veriler, Kovid-19 salgını, kayıt dışı hizmet sektörünü mahvedene kadar kayıt dışı çalışanlar için ücret artışının önemli ölçüde yavaşladığını ve salgın sırasında ücretlerin net bir şekilde düştüğünü gösterdi.
Çinli liderler, uzun vadeli büyümeyi sürdürme arayışlarında haklı olarak, düşüşte olan yatırıma dayalı büyüme yerine tüketime dayalı büyümeye geçilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Ancak ücretlerin durgun olduğu büyük bir kayıt dışı işgücünün varlığı bu vizyonla ters düşüyor. Bu durum iki nedene bağlanıyor. Bunlardan birincisi ve en bariz olanı, ücret artışındaki yavaşlığın insanlar için sınırlı harcanabilir gelirle sonuçlanması. Kayıtlı çalışanlara yönelik sosyal yardım ve sosyal koruma olmadan kayıt dışı çalışanlar, iş kayıplarından ya da sağlıkla ilgili acil durumlardan kaynaklanan gelir şoklarının risklerini dengelemek için para biriktirmek zorundalar. İkinci neden ise Çin'in tasarruf oranı, ülkenin zayıf sosyal güvenlik ağı nedeniyle uluslararası standartlara göre zaten yüksek olması. Çin'in işgücünün yarısı kadarı hiçbir güvencesi olmayan kayıt dışı işlerde çalışırken, hükümetin talebi teşvik etme seçenekleri de sınırlı kalıyor.
“Çin ekonomisi ilk kez yükselişe geçtiğinde, vasıfsız tarım işçilerinin sınırsız varlığı, farklı bir avantajı temsil ediyordu”
Çin'in düşük vasıflı işçileri yüksek vasıflı işler bulmaları, ülkenin ekonomik kalkınma hedeflerine doğru ilerlemesine yardımcı olacaktır. Ancak ne yazık ki, kırsal kesim insanlarına onlarca yıldır yetersiz yatırım yapılması, Çin'de çok sayıda tarım işçisini modern işgücü piyasasında rekabet etmek için ihtiyaç duydukları becerilerden yoksun bıraktı. Bunun yanında Çin'de ortalama eğitim düzeyi uluslararası standartlara göre düşük. Bu da neredeyse tamamen kırsal kesimdekilerin geri kalmış performansından kaynaklanıyor. 2014 yılında yapılan önemli bir araştırmaya göre tarım işçilerinin yüzde 89'u lise diplomasına sahip değil.
Hükümet son yıllarda kırsal bölgelerde orta öğretime erişim imkanlarını genişletmiş olsa da, öğrenci başına yapılan harcama kenttekilere kıyasla çok geride kalıyor. Bunun kırsal bölgelerdeki öğrencilerin aldıkları eğitimin kalitesi üzerinde de etkileri var. Örneğin, 2015 yılında, onlarca ülkede öğrencilerin okuduğunu anlama becerilerini test eden Uluslararası Okuma Becerilerinde Gelişim Araştırması (PIRLS), Çin'in kırsal kesimlerindeki öğrencilerin dünya genelindeki diğer kırsal kesimlerde yaşayan öğrencilere kıyasla en düşük not ortalamasına sahip olduğunu ortaya çıkardı.
Kırsal kesimde eğitim önemli. Çünkü Çin’in şehirlerinde onlarca yıl devam eden düşük doğurganlık oranları sayesinde bugün Çin'deki çocukların yüzde 70'inden fazlası kırsal bölgelerde yaşıyor. Esasen ebeveynlerin çoğu, çalışmak amacıyla şehirlere taşınsa da resmi istihdam olmadan, çocuklarını yüksek kaliteli şehir okullarına kaydettirmek için ihtiyaç duydukları hukou iznini almaları pek mümkün değil. Özellikle, Çin'de kayıt dışı istihdamdaki artışın, yalnızca devletin sosyal refah hizmetlerine sınırlı erişimi olan kayıt dışı çalışanlar için bazı sonuçlar doğurmakla kalmıyor, yüksek vasıflı işlerde başarılı olmak için gereken akademik becerileri edinmenin zor olduğu kırsal kesimdeki okullara kaydolan çocukları için de terk edilmek gibi bir takım sonuçları oluyor.
Bu sonuçların belki de en endişe verici olanı ise kırsal kesimdeki okul çocuklarının, tedavi edilemediği takdirde öğrenme yetilerini etkileyebilecek olan kansızlık, görme sorunları ve bağırsak solucanları gibi gelişimsel gecikmelere ve diğer sağlık sorunlarına sahip olma olasılıklarının kentteki akranlarına kıyasla çok daha fazla olmasıdır. Çin'in kırsal kesiminin ekonomik geleceğine ilişkin son veriler, kırsal kesimde yaşayan ailelerin koronavirüs (Kovid-19) pandemisi nedeniyle artan ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalabileceğine işaret ediyor.


Çin'in “Kuşak-Yol” Projesi, bocalayan ekonomi ve borç dalgasının ortasında uygulama zorluklarıyla karşı karşıya (AFP)

Ayrıca, geçmişte benzer ekonomik gelişmişlik seviyelerine ulaşmış diğer ülkelerin ekonomileriyle karşılaştırılması da dikkat çekicidir. Bu bağlamda, İrlanda, İsrail, Güney Kore ve Tayvan'da 1970'lerden 1990'lara kadar yapılan araştırmalar, orta gelirli ülkeler oldukları dönemde bu ülkelerdeki ortaokul başarı oranlarının bugüne kıyasla nispeten yüksek olduğunu gösteriyor. Yüksek gelirli bir ekonominin temelini oluşturan yüksek vasıflı teknik ve büro işleri için lise ve üniversite eğitimi genellikle büyük önem taşıyor. Çin'de ortalama eğitim düzeyi artsa da, kişi başına düşen gelir düzeyinde benzer oranlara sahip diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Çin’de kişi başına düşen gelir halen daha düşük. Eğer Çinli işçiler düşük vasıflı işlerden yüksek vasıflı işlere geçişte zorluk çekmeye devam ederse, bunun Çin'in yüksek gelirli ve yüksek vasıflı bir ekonomiye geçişini baltalaması kaçınılmaz olur.

Çin’in kırsal kesiminde becerilerin geliştirilmesi
Şarku'l Avsat'ın Foreign Affairs'ten aktardığı analize göre, ÇKP'nin ülkedeki yoksulluğu ortadan kaldırılması ve kırsal kesimin yeniden canlandırılması politikaları bu zorlukların üstesinden gelmekte başarılı olamadı. Çin’in 2020 yılında sona eren ‘yoksullukla mücadele’ kampanyası, devletin sübvansiyonlar, vergi indirimleri, yeniden yerleşim ve nakit transferleri yoluyla yoksul vatandaşlara önemli ödemeler yaptığı bir kampanyaydı. Ancak Çin'in kayıtlı ekonomisinden giderek daha fazla tecrit edilen yüz milyonlarca kırsal kesim sakininin çoğu esasen yoksulluk içinde yaşamıyor ve bu tür önlemler, giderek modernleşen bir ekonomide daha rekabetçi olmalarına pek yardımcı olmayacak.
Çin yönetiminin düşük gelirli bu büyük nüfusun sorunlarını ele almak amacıyla farklı bir yaklaşım benimsediğine dair birtakım işaretler var. Bunlardan biri, devletin 2014 yılında hukou kısıtlamalarını gevşetmesiydi. Bu sayede daha fazla kırsal kesim sakini şehirlere yasal olarak yerleşebildi.
Ancak sorun şu ki, kırsal kesimde yaşayanlar, daha fazla dinamizm ve ekonomik fırsat, daha kaliteli eğitim ve sağlık gibi sosyal hizmetleri ve genel olarak daha parlak bir gelecek olduğu için işlerin daha fazla getirisi olduğu Pekin, Şanghay ve Shenzhen gibi büyük ve gelişen şehirlere halen giremiyorlar. Milyonlarca düşük vasıflı işçi, daha az işe, eğitim kalitesi daha düşük okullara ve daha zayıf sağlık hizmetlerine sahip daha küçük, daha az iş getirisi olan şehirlerde toplanırsa, onların varlığı bu toplumlardaki gelişmeyi daha da yavaşlatabilir.
ÇKP, düşük gelirli insanları daha az tasarruf etmeye ve daha fazla harcamaya teşvik etmek için sosyal güvenlik alanının kapsamını genişletmeye karar verebilir. Ancak kırsal kesimde yaşayanlar ile kentte yaşayanlar arasındaki eşitsizlikleri gerçekten ele almak, düşük gelirli sınıf için önemli harcamalar gerektirir. Buna, kentlerde yaşayanların halihazırda yararlandığı faydalarda görülecek azalmalar eşlik edebilir. Bu faydaları bu ölçekte genişletmek, yavaş büyüme ve yüksek borç yüklerinin olduğu bir çağda büyük bir zorluk getirecektir. Uygulamadaki birçok yeniden dağıtım politikasında olduğu gibi, kentli orta ve üst sınıfların tercihli muamelesini kısıtlamak siyasi açıdan istenmeyen bir durum olabilir. Son tahlilde, kent sakinleri ÇKP’nin ana bileşenini oluşturuyor. ÇKP, Kovid-19 salgını sırasında büyük şehirleri ciddi şekilde kapatmaya hazırlandığında, herkes bunların kriz zamanında alınan kısa vadeli önlemler olduğunu biliyordu. Gerçekte kentlerdeki çıkarları ve ayrıcalıkları kırsal kesimde yaşayanlara aktaran yeniden dağıtımcı politikalar uygulamak, Çin hükümeti için siyasi olarak imkansız.
Basit çözümlerin yokluğu
Çin'in kırsal kesimlerinde büyüyen işsizlik sorununa bulunabilecek kolay çözümler yok. Dünyadaki her dokuz kişiden birinin Çin kırsalında yaşadığı biliniyor. Bu insanlar arasındaki eğitim, sağlık, üretkenlik ve istihdam sonuçları birçok insanın düşündüğünden çok daha düşük. Sorunu çözmeye yönelik önlemler de karmaşık ve maliyetli. Yarın başarıyla uygulanmaya başlansa bile uzun yıllar meyve vermeyecek. Bunun yanında kırsal kesim insan sermayesi sorununun boyutunu ve Çin'in bu insan sermayesini azaltma çabalarını değerlendirmeden Çin'in büyüme beklentileriyle ilgili hiçbir analiz tamamlanmış sayılmaz.
ÇKP'nin sorunu çözmede fazla ilerleme kaydedemeyeceğini düşünürsek iki ayrıca Çin devleti var olmaya devam edecek. Bunlardan biri birkaç kıyı ilindeki büyük şehirlerden oluşan nispeten canlı bir devlet, diğer de geçimlerini güvence altına almak için büyük ölçüde merkezi hükümetten elde edilen gelirlere bağlı olan içerideki geniş kırsalda geri kalmış bir devlet. Tek fark, ileriye dönük olarak ekonomik zenginliğin eskisi gibi gelişmeyecek ve muhtemelen hızlı büyüme günlerinin sona erecek olması. Büyümenin yavaşladığı bir çağda, Çin'in giderek artan işsiz kırsal kesim sakinleri arasında gerçek geçim kaynakları oluşturma özlemlerini gerçekleştirmesi de giderek zorlaşıyor. Bu kırsal kesim nüfusunu yönetmek, işçilere istihdam sağlamak için merkezi hükümetin para transferlerinin ve pasif yatırımlarının yanı sıra herkese boyun eğdirmek için devletin zorlayıcı gücünün maliyetli bir şekilde genişletilmesini gerektirecek.
Bu istenmeyen yük, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in yeni nesil çığır açan teknolojilerde ABD'yi alt etmek ve Çin'in dünyanın geri kalanına olan bağımlılığını azaltırken dünyanın Çin'in endüstriyel ve teknolojik yeteneklerine olan bağımlılığını artırmak için iddialı bir girişim başlatmasıyla birlikte geldi. Bu, en iyi koşullarda bile zor bir iştir. Çinli liderlerin, büyümenin yavaş olduğu bir çağda bu girişimi gerçekleştirmek için ülkenin tüm kaynaklarını mümkün olduğunca verimli bir şekilde seferber etmeleri gerekiyor. Önümüzdeki 20-30 yıl içinde işsiz sayısının birkaç yüz milyonu bulacak olması başarı olasılığını azaltıyor. Çünkü toplumun bu kesimine refah getirmek ve bunu kontrol etmek, kıt kaynakları Şi'nin iddialı gündemini ilerletmesi için gerekli dinamik sektörlerden başka yönlere çevirecek. Bir zamanlar Çin'in ekonomik bir süper güç olarak ortaya çıkışını sağlayan milyonlarca kırsal kesim sakini, Şi'nin vizyonunun gerçekleşmesini süresiz olarak geciktirebilir.
*Scott Rozelle: Stanford Üniversitesi Freeman Spogli Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü kıdemli üyesi ve Helen F. Farnsworth Kürsüsü Profesörü. Stanford Çin Ekonomisi ve Kurumları Merkezi eş başkanı.
*Matthew Boswell: Stanford Çin Ekonomisi ve Kurumları Merkezi dış ilişkiler direktör yardımcısı
Foreign Affairs, 5 Ekim 2022



Fed Başkanı Warsh, Trump'ı öfkelendirmeden faizi nasıl artırdı?

Trump, Warsh'un Fed başkanlığı için "en doğru seçim" olduğunu savunmuştu (Reuters)
Trump, Warsh'un Fed başkanlığı için "en doğru seçim" olduğunu savunmuştu (Reuters)
TT

Fed Başkanı Warsh, Trump'ı öfkelendirmeden faizi nasıl artırdı?

Trump, Warsh'un Fed başkanlığı için "en doğru seçim" olduğunu savunmuştu (Reuters)
Trump, Warsh'un Fed başkanlığı için "en doğru seçim" olduğunu savunmuştu (Reuters)

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Kevin Warsh'un faiz artırma kararının yankıları sürüyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Fed başkanlığına aday gösterdiği Warsh'un liderliğindeki banka, çarşamba günkü kararla Temmuz 2023'ten bu yana ilk kez faiz artırımına gitmişti.  

Politika faizinin 25 baz puan artışla yüzde 3,75-4 aralığına yükseltildiği karar 12 üyenin oy birliğiyle alınmıştı.

Warsh, "Gerçek şu ki enflasyon çok yüksek ve çok uzun süredir böyle" derken, Fed'in enflasyonla mücadeleyi etkin şekilde sürdüreceğine yönelik öngörüler de güçlendi.

Diğer yandan Fed'in kararı, Trump'ın uzun süredir faizin düşürülmesi için bankaya baskı yapmasının ardından geldi.

Wall Street Journal'ın analizinde, ABD Başkanı'nın sözkonusu faiz artışına beklendiği kadar sert tepki göstermediğine dikkat çekiliyor.

Cumhuriyetçi lider, ilk açıklamasında "ABD'de faiz oranları yüzde 1 olmalıdır" demiş, daha sonra da Warsh'a güvendiğini fakat Fed başkanının "zorluk çıkaran" bir Federal Açık Piyasa Komitesi'yle (FOMC) uğraştığını savunmuştu. Komite üyelerini de "bir avuç politikacı" diye nitelemişti.

Analizde, Cumhuriyetçi liderin ılımlı tepkisinin "Beyaz Saray'la Fed arasındaki ilişkinin Warsh döneminde değiştiğinin şimdiye kadarki en açık işareti olduğu" belirtiliyor.

Trump, faiz kararı öncesinde Warsh'la telefonda görüştüğünü de söylemişti. WSJ'nin aktardığına göre bu görüşme yönetimden bazı üst düzey yetkililerin haberi olmadan gerçekleştirilmiş.

Warsh ise basın toplantısında Trump'la yaptığı görüşmeler hakkında konuşmayı reddetti ve faiz artışının Fed'in kendi değerlendirmelerinin sonucu olduğunu söyledi.

Kararın "soğukkanlı, ciddi ve sorumlu" bir şekilde alındığını belirten Fed başkanı, mayısta göreve geldiğinden beri bu konu üzerinde çalıştıklarını ifade etti. Warsh daha önce kararlarını siyasi hedeflerle değil ekonomik koşullardan hareketle vereceğini belirtmişti.

Öte yandan Trump'la Warsh arasındaki yakın ilişkinin uzun sürmeyebileceğine işaret ediliyor.

Fed'in kasımda düzenlenecek ara seçim öncesinde ekimde yeniden faiz artırması halinde Cumhuriyetçi liderin, Fed başkanı üzerindeki baskıyı artırmaya başlayabileceği yazılıyor.

CNN'in analizindeyse Fed'in siyasi baskı altında olduğu algısının güçlenmesi durumunda piyasaların bankaya güveninin sarsılabileceğine, enflasyon beklentilerinin değişebileceğine dikkat çekiliyor.

Reuters ise kararın oybirliğiyle alındığını hatırlatarak, yatırımcıların bunu Fed'in enflasyonla mücadeleyi sürdürdüğünün ve bağımsız hareket ettiğinin işareti olarak gördüğü yorumu yapılıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, CNN


Berlin'de solun yükselen yıldızı Elif Eralp: Politikalarımız kazanmalı

"Berlin'de güçlenirsek, politikalarımız da kazanır" diyen Elif Eralp'in seçimlerde SPD ve Yeşiller'in desteğine de ihtiyacı olacak (AFP)
"Berlin'de güçlenirsek, politikalarımız da kazanır" diyen Elif Eralp'in seçimlerde SPD ve Yeşiller'in desteğine de ihtiyacı olacak (AFP)
TT

Berlin'de solun yükselen yıldızı Elif Eralp: Politikalarımız kazanmalı

"Berlin'de güçlenirsek, politikalarımız da kazanır" diyen Elif Eralp'in seçimlerde SPD ve Yeşiller'in desteğine de ihtiyacı olacak (AFP)
"Berlin'de güçlenirsek, politikalarımız da kazanır" diyen Elif Eralp'in seçimlerde SPD ve Yeşiller'in desteğine de ihtiyacı olacak (AFP)

Almanya'nın başkenti Berlin'de 20 Eylül'de yapılacak Eyalet Meclisi seçimleri öncesinde Sol Parti'nin (Die Linke) Türk asıllı adayı Elif Eralp'in aldığı destek gündemde.

Kamu yayıncısı ZDF'nin 14-17 Eylül'de 1611 seçmenin katılımıyla Berlin Eyalet Meclisi seçimine ilişkin düzenlediği ankete göre Sol Parti yüzde 22, Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) yüzde 20, Almanya için Alternatif (AfD) Partisi yüzde 18, Yeşiller yüzde 15 ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 12 oy oranına sahip.

Ankette Berlin eyalet başbakan adaylarının aldığı destek oranları da belirlendi. Sol Parti'den Elif Eralp yüzde 25, CDU'dan Stefan Evers yüzde 24, Yeşiller'den Werner Graf da yüzde 12 destek aldı.

Financial Times'ın analizinde Eralp, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'ye göndermeyle “Berlin'in Mamdani'si” diye niteleniyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu.  

Seçimleri kazanması halinde 45 yaşındaki Eralp de 3,9 milyon nüfuslu Berlin'in ilk Türk kökenli belediye başkanı olabilir. 1980 darbesinin ardından Türkiye'den kaçan sol görüşlü bir ailenin kızı olan Eralp, 2017'de radikal sağcı AfD'nin Federal Meclis'e ilk kez girmesiyle Sol Parti'ye katıldığını söylüyor.

Mamdani'yle benzer şekilde göçmen kökeni, genç seçmenlere hitap eden tarzı ve sosyalist politikalarıyla öne çıkan Eralp, New York Belediye Başkanı'nın kampanya stratejistinin ilkbaharda Berlin'de kendisi ve partisine danışmanlık yaptığını belirtiyor.

Berlin'de konut arzındaki yetersizlik ve kira maliyetlerindeki artış, seçim kampanyasının temel tartışma konuları arasında yer alıyor.

Sol Parti, konut politikası kapsamında kira sınırlamalarının güçlendirilmesi, sosyal konutların artırılması ve tatil amaçlı kiralamalara yönelik kısıtlamalar getirilmesi gibi politikaları savunuyor.

Parti, şirketlere ait 220 bin konutun kamulaştırılmasını ve kamuya ait yaklaşık 400 bin konutta kira tavanı uygulanmasını istiyor. Planın maliyetine ilişkin tahminler 7 milyar ila 36 milyar euro arasında değişiyor. Die Linke, maliyetin belediyenin elde edeceği kira gelirleriyle zaman içinde karşılanabileceğini savunuyor.

Sol Parti, Gazze savaşı nedeniyle İsrail'e yönelik sert eleştirileriyle de öne çıkıyor. Analize göre parti Ukrayna savaşı konusunda da Rusya'ya daha yakın olan eski çizgisinden uzaklaştı. Moskova'ya yönelik bazı yaptırımların desteklendiği ancak Kiev'e silah gönderilmesine karşı çıkıldığı ve NATO'nun dağıtılmasının istendiği aktarılıyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Euractiv


İran, İsrail'in vurduğu nükleer tesisi yeniden mi inşa ediyor?

ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğini öne sürse de Tahran yönetimi iddiaları defalarca reddetmişti (Reuters)
ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğini öne sürse de Tahran yönetimi iddiaları defalarca reddetmişti (Reuters)
TT

İran, İsrail'in vurduğu nükleer tesisi yeniden mi inşa ediyor?

ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğini öne sürse de Tahran yönetimi iddiaları defalarca reddetmişti (Reuters)
ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğini öne sürse de Tahran yönetimi iddiaları defalarca reddetmişti (Reuters)

ABD'li araştırma kuruluşunun incelemesine göre İran, İsrail'in bombaladığı nükleer tesisi yeniden inşa ediyor.

Washington merkezli Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü'nün perşembe yayımladığı araştırmada değerlendirilen uydu görüntülerine göre İran, Tahran'ın yaklaşık 30 kilometre güneydoğusundaki Parçin askeri kompleksinde bulunan Taleghan 2 tesisinde kapsamlı onarım çalışmaları yürütüyor.

Tesis, Ekim 2024'te İsrail ordusunun düzenlediği saldırıda hedef alınmıştı. ABD ve İsrail'in bu yıl 28 Şubat'ta başlattığı savaşta da tesis tekrar İsrail Hava Kuvvetleri tarafından martta bombalanmıştı.

13 Eylül tarihli uydu görüntülerinin incelendiği araştırmada şu ifadelere yer verildi:

İnşaat sahasının her yerinde yoğun faaliyetler gözlemleniyor. Damperli kamyonlar, buldozerler, beton pompası taşıyan kamyonlar, beton karıştırıcıları ve vinçler dahil olmak üzere inşaat araçları, tesisi yeniden inşa etmek için aktif olarak çalışıyor.

Araştırmada, tesisteki ilk onarım çalışmalarının Haziran 2026'da gerçekleştiği, İsrail'in Taleghan 2'ye yönelik saldırıda kullandığı sığınak delici bombaların neden olduğu hasarın giderilmeye çalışıldığı belirtiliyor. Muhtemel hava saldırılarına karşı ek korumaların inşa edildiği de aktarılıyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), İran'ın bu tesisi 1990'ların sonlarından 2003'e kadar süren ve gizli nükleer silah programı olduğu savunulan AMAD Projesi kapsamında inşa ettiğini iddia ediyor. İsrail ordusu, tesiste "ileri seviye patlayıcılar geliştirildiğini ve hassas deneyler yürütüldüğünü" iddia ediyor. Diğer yandan Tahran yönetimi, nükleer silah geliştirdiğine dair iddiaları defalarca reddetmişti.

ABD ve İsrail, geçen yıl 13 Haziran'da İran'a saldırı başlatmıştı. ABD-İran nükleer müzakereleri sırasında düzenlenen ve 12 gün süren saldırılarda, İran'ın uranyum depoladığı düşünülen nükleer tesisler hedef alınmıştı.

Diğer yandan İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, bu hafta düzenlenen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın 70. Genel Konferansı'nda yaptığı konuşmada, İran'ın tehditler nedeniyle nükleer tesislerini korumak istediğini ancak bunun Batı medyası tarafından tesislerde gizli faaliyetler yürütülüyormuş gibi çarpıtılarak aktarıldığını belirtmişti.

İran'ın nükleer enerjiyi sağlık, tıp ve tarım gibi alanlarda kullandığını fakat silah geliştirmediğini vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Times of Israel, Iran International, Tesnim