Çin'de onlarca yıl süren ayrımcı politikalar sonucunda milyonlarca insan ötekileştirildi

Çin'in tarım işçilerine yatırım yapmaması ekonomiye zarar veriyor mu?

Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)
Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)
TT

Çin'de onlarca yıl süren ayrımcı politikalar sonucunda milyonlarca insan ötekileştirildi

Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)
Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)

Scott Rozelle & Matthew Boswell
Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) ‘yüz milyonlarca insanı yoksulluktan kurtardığı’ için sık sık övündüğü duyulur. ÇKP’nin bu tarihi başarıdan dolayı övülmeyi hak ettiği inkar edilemez. Fakat ülkenin kırsal kesimlerinde yaşayan ve ilerleme umutları yok olmanın eşiğine gelen yüz milyonlarca düşük gelirli Çinlinin içinde bulunduğu kötü duruma çok az ilgi gösterdiği de su götürmez bir gerçek. Çin’in kırsal kesimlerinde yaşayanlar, yalnızca yoksulluk içinde yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda medeni usul kanunu ve kısıtlayıcı konut izni sistemi hukou nedeniyle sosyal düzeylerini iyileştirmelerinde ya da herhangi bir ilerleme kaydetmelerinde neredeyse hiçbir çıkar yolları da bulunmuyor.
Nüfusun büyük bir parçasını oluşturan bu alt sınıf, Çin'in devam eden ekonomik büyümesi karşısında sıfır Kovid-19 politikası, düzenleyicilik adı altındaki baskılar ve artan borçlar gibi iyi bilinen faktörlerin yanı sıra uzun vadeli ve önemli bir engel oluşturuyor. Düşük vasıflı tarım işçileri, bir zamanlar Çin'in muazzam yükselişine yol açan sanayileşme ve inşaat alanındaki sıçramayı desteklediler. Buna karşın Pekin’in onlarca yıllık ayrımcı politikaları, eğitim ve istihdam fırsatlarından mahrum bırakılan yüz milyonları kırsal alanlara hapsetti.
Bu durum, ÇKP için siyasi bir ikilem yaratıyor. Düşük vasıflı tarım işçileri büyük şehirlere daha kolay taşınabilseler bile, daha düşük eğitim almaları nedeniyle şehirlerdeki işgücü piyasalarında rekabet etmekte zorlanacaklar. Eğitime daha fazla harcama yaparak kırsal kesimlerde güvenilir bir vasıflı işçi havuzu oluşturmak, özellikle ÇKP için tehlikeli olabilecek ekonomik yeniden dağılım biçimleri gerektireceğinden uzun zaman alacaktır. Çin'in önümüzdeki on yıllar boyunca ülkenin büyüme beklentilerini etkilemesi muhtemel kırsal kesim insanları için sermaye sorununa verebileceği basit bir cevabı bulunmuyor.

Doğuştan kısıtlanan insanlar
Tüm dünyada neredeyse hiç duyulmamış bir politikayı benimseyen Çin, halkını doğuştan ‘kırsal nüfus ve kentsel nüfus’ diye iki kategoriye ayırıyor. İkamet izninde yazılı olan bu sınıflandırmaya ‘hukou’ deniyor. Bu sınıflandırmayı bireyler genellikle ömür boyu taşırlar. Alabilecekleri eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlerin türünü de bu sınıflandırma belirler. Çinli liderler 21. yüzyıla kadar, vergilendirme ve zorunlu askerliğe yardımcı olmak için hane kayıt sistemlerini kullandılar. Ancak bu sistem, çağdaş haliyle sanayideki gelişimin hızla kentleşmeye yol açmasından ve ÇKP’nin ülkenin gıda arzının istikrarı konusunda endişe duymaya başlamasından on yıl sonra 1958 yılında ortaya çıktı. Sistem, işgücünün ve diğer kaynakların Çin'in tarım sektöründen uzaklaşmasını önlemek için tasarlanmış olsa da, hükümet, hukou sınıfındakilerin belirli eğitim türlerine ve devletin refah hizmetlerine erişimlerin hızla kısıtladı. Kentsel ve kırsal nüfus arasındaki eşitsizlikler giderek arttı. Çin'de şu an yaklaşık 800 milyon kişi, kırsal sınıflandırmaya tabi oturma iznine sahip.
Çin ekonomisi ilk kez 1980'li yıllarda yükselişe geçtiğinde, vasıfsız tarım işçilerinin sınırsız varlığı, farklı bir avantajı temsil ediyordu. Çinli liderlerin uçsuz bucaksız ve yoksul olan ülkelerini orta gelirli bir ülkeye dönüştürme çabaları, sayısal olarak okuryazar ve disiplinli bir işgücü oluşturulmasını gerektiriyordu. Bununla birlikte yine 1980'lerde ilk ve orta okulların sayısındaki büyük artış, ülkedeki işgücüne giren gençlerin çoğunun temel aritmetik ve okuma becerilerin yanı sıra katı bir disipline sahip olmalarını sağladı. İlkel bir müfredatı olan bu eğitim, yüz milyonlarca işçinin, çağın gelişen sanayi ve inşaat alanlarında düşük ücretli, düşük vasıflı işler bulmasını sağlayarak Çin'i ‘dünyanın fabrikası’ haline getirdi.
Ancak 2000’li yılların başlarında, kırsal kesimden gelen düşük ücretli işçi sayısı azalmaya başladı ve işçilere verilen ücretler giderek yükseldi. Üreticiler, düşük vasıflı işleri yurt dışına taşıdı ve otomasyona yatırım yaptı. Bu arada Çin, 2010’lu yılların başlarına gelindiğinde ihtiyacı olan otoyolların, demiryollarının, limanların ve diğer büyük altyapı projelerinin çoğunu inşa etmişti. Çin hükümeti tarafından 2013 yılından bu yana yayınlanan veriler, imalat ve inşaat sektörlerindeki istihdamın değişmediğini gösteriyor.
O halde düşük vasıflı Çinli işçiler nereye gidiyorlar? Resmi veriler, Çin ekonomisinin son on yılda en hızlı büyüyen sektörünün kayıt dışı hizmet sektörü olduğuna işaret ediyor. Bugün, Çin'in tarım dışı işgücünün yaklaşık yüzde 60'ı kayıt dışı sektördeyken, bu oran 2005 yılında sadece yüzde 40’lardaydı. Bunlar da kargo işçileri, bebek bakıcıları, seyyar satıcılar, büfe çalışanları ve bisiklet bakım işçileriydi. Çin Başbakanı Li Keçiang, 2020 yılında yaptığı bir konuşmada, Çin'de yaklaşık 600 milyon insanın ayda bin yuandan (günde yaklaşık 5 dolar) daha az kazandığını açıkça belirtti. Bu da Çin’i üst-orta gelirli ülkeler için Dünya Bankası tarafından belirlenen yoksulluk sınırının altına itiyor. Resmi veriler, Kovid-19 salgını, kayıt dışı hizmet sektörünü mahvedene kadar kayıt dışı çalışanlar için ücret artışının önemli ölçüde yavaşladığını ve salgın sırasında ücretlerin net bir şekilde düştüğünü gösterdi.
Çinli liderler, uzun vadeli büyümeyi sürdürme arayışlarında haklı olarak, düşüşte olan yatırıma dayalı büyüme yerine tüketime dayalı büyümeye geçilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Ancak ücretlerin durgun olduğu büyük bir kayıt dışı işgücünün varlığı bu vizyonla ters düşüyor. Bu durum iki nedene bağlanıyor. Bunlardan birincisi ve en bariz olanı, ücret artışındaki yavaşlığın insanlar için sınırlı harcanabilir gelirle sonuçlanması. Kayıtlı çalışanlara yönelik sosyal yardım ve sosyal koruma olmadan kayıt dışı çalışanlar, iş kayıplarından ya da sağlıkla ilgili acil durumlardan kaynaklanan gelir şoklarının risklerini dengelemek için para biriktirmek zorundalar. İkinci neden ise Çin'in tasarruf oranı, ülkenin zayıf sosyal güvenlik ağı nedeniyle uluslararası standartlara göre zaten yüksek olması. Çin'in işgücünün yarısı kadarı hiçbir güvencesi olmayan kayıt dışı işlerde çalışırken, hükümetin talebi teşvik etme seçenekleri de sınırlı kalıyor.
“Çin ekonomisi ilk kez yükselişe geçtiğinde, vasıfsız tarım işçilerinin sınırsız varlığı, farklı bir avantajı temsil ediyordu”
Çin'in düşük vasıflı işçileri yüksek vasıflı işler bulmaları, ülkenin ekonomik kalkınma hedeflerine doğru ilerlemesine yardımcı olacaktır. Ancak ne yazık ki, kırsal kesim insanlarına onlarca yıldır yetersiz yatırım yapılması, Çin'de çok sayıda tarım işçisini modern işgücü piyasasında rekabet etmek için ihtiyaç duydukları becerilerden yoksun bıraktı. Bunun yanında Çin'de ortalama eğitim düzeyi uluslararası standartlara göre düşük. Bu da neredeyse tamamen kırsal kesimdekilerin geri kalmış performansından kaynaklanıyor. 2014 yılında yapılan önemli bir araştırmaya göre tarım işçilerinin yüzde 89'u lise diplomasına sahip değil.
Hükümet son yıllarda kırsal bölgelerde orta öğretime erişim imkanlarını genişletmiş olsa da, öğrenci başına yapılan harcama kenttekilere kıyasla çok geride kalıyor. Bunun kırsal bölgelerdeki öğrencilerin aldıkları eğitimin kalitesi üzerinde de etkileri var. Örneğin, 2015 yılında, onlarca ülkede öğrencilerin okuduğunu anlama becerilerini test eden Uluslararası Okuma Becerilerinde Gelişim Araştırması (PIRLS), Çin'in kırsal kesimlerindeki öğrencilerin dünya genelindeki diğer kırsal kesimlerde yaşayan öğrencilere kıyasla en düşük not ortalamasına sahip olduğunu ortaya çıkardı.
Kırsal kesimde eğitim önemli. Çünkü Çin’in şehirlerinde onlarca yıl devam eden düşük doğurganlık oranları sayesinde bugün Çin'deki çocukların yüzde 70'inden fazlası kırsal bölgelerde yaşıyor. Esasen ebeveynlerin çoğu, çalışmak amacıyla şehirlere taşınsa da resmi istihdam olmadan, çocuklarını yüksek kaliteli şehir okullarına kaydettirmek için ihtiyaç duydukları hukou iznini almaları pek mümkün değil. Özellikle, Çin'de kayıt dışı istihdamdaki artışın, yalnızca devletin sosyal refah hizmetlerine sınırlı erişimi olan kayıt dışı çalışanlar için bazı sonuçlar doğurmakla kalmıyor, yüksek vasıflı işlerde başarılı olmak için gereken akademik becerileri edinmenin zor olduğu kırsal kesimdeki okullara kaydolan çocukları için de terk edilmek gibi bir takım sonuçları oluyor.
Bu sonuçların belki de en endişe verici olanı ise kırsal kesimdeki okul çocuklarının, tedavi edilemediği takdirde öğrenme yetilerini etkileyebilecek olan kansızlık, görme sorunları ve bağırsak solucanları gibi gelişimsel gecikmelere ve diğer sağlık sorunlarına sahip olma olasılıklarının kentteki akranlarına kıyasla çok daha fazla olmasıdır. Çin'in kırsal kesiminin ekonomik geleceğine ilişkin son veriler, kırsal kesimde yaşayan ailelerin koronavirüs (Kovid-19) pandemisi nedeniyle artan ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalabileceğine işaret ediyor.


Çin'in “Kuşak-Yol” Projesi, bocalayan ekonomi ve borç dalgasının ortasında uygulama zorluklarıyla karşı karşıya (AFP)

Ayrıca, geçmişte benzer ekonomik gelişmişlik seviyelerine ulaşmış diğer ülkelerin ekonomileriyle karşılaştırılması da dikkat çekicidir. Bu bağlamda, İrlanda, İsrail, Güney Kore ve Tayvan'da 1970'lerden 1990'lara kadar yapılan araştırmalar, orta gelirli ülkeler oldukları dönemde bu ülkelerdeki ortaokul başarı oranlarının bugüne kıyasla nispeten yüksek olduğunu gösteriyor. Yüksek gelirli bir ekonominin temelini oluşturan yüksek vasıflı teknik ve büro işleri için lise ve üniversite eğitimi genellikle büyük önem taşıyor. Çin'de ortalama eğitim düzeyi artsa da, kişi başına düşen gelir düzeyinde benzer oranlara sahip diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Çin’de kişi başına düşen gelir halen daha düşük. Eğer Çinli işçiler düşük vasıflı işlerden yüksek vasıflı işlere geçişte zorluk çekmeye devam ederse, bunun Çin'in yüksek gelirli ve yüksek vasıflı bir ekonomiye geçişini baltalaması kaçınılmaz olur.

Çin’in kırsal kesiminde becerilerin geliştirilmesi
Şarku'l Avsat'ın Foreign Affairs'ten aktardığı analize göre, ÇKP'nin ülkedeki yoksulluğu ortadan kaldırılması ve kırsal kesimin yeniden canlandırılması politikaları bu zorlukların üstesinden gelmekte başarılı olamadı. Çin’in 2020 yılında sona eren ‘yoksullukla mücadele’ kampanyası, devletin sübvansiyonlar, vergi indirimleri, yeniden yerleşim ve nakit transferleri yoluyla yoksul vatandaşlara önemli ödemeler yaptığı bir kampanyaydı. Ancak Çin'in kayıtlı ekonomisinden giderek daha fazla tecrit edilen yüz milyonlarca kırsal kesim sakininin çoğu esasen yoksulluk içinde yaşamıyor ve bu tür önlemler, giderek modernleşen bir ekonomide daha rekabetçi olmalarına pek yardımcı olmayacak.
Çin yönetiminin düşük gelirli bu büyük nüfusun sorunlarını ele almak amacıyla farklı bir yaklaşım benimsediğine dair birtakım işaretler var. Bunlardan biri, devletin 2014 yılında hukou kısıtlamalarını gevşetmesiydi. Bu sayede daha fazla kırsal kesim sakini şehirlere yasal olarak yerleşebildi.
Ancak sorun şu ki, kırsal kesimde yaşayanlar, daha fazla dinamizm ve ekonomik fırsat, daha kaliteli eğitim ve sağlık gibi sosyal hizmetleri ve genel olarak daha parlak bir gelecek olduğu için işlerin daha fazla getirisi olduğu Pekin, Şanghay ve Shenzhen gibi büyük ve gelişen şehirlere halen giremiyorlar. Milyonlarca düşük vasıflı işçi, daha az işe, eğitim kalitesi daha düşük okullara ve daha zayıf sağlık hizmetlerine sahip daha küçük, daha az iş getirisi olan şehirlerde toplanırsa, onların varlığı bu toplumlardaki gelişmeyi daha da yavaşlatabilir.
ÇKP, düşük gelirli insanları daha az tasarruf etmeye ve daha fazla harcamaya teşvik etmek için sosyal güvenlik alanının kapsamını genişletmeye karar verebilir. Ancak kırsal kesimde yaşayanlar ile kentte yaşayanlar arasındaki eşitsizlikleri gerçekten ele almak, düşük gelirli sınıf için önemli harcamalar gerektirir. Buna, kentlerde yaşayanların halihazırda yararlandığı faydalarda görülecek azalmalar eşlik edebilir. Bu faydaları bu ölçekte genişletmek, yavaş büyüme ve yüksek borç yüklerinin olduğu bir çağda büyük bir zorluk getirecektir. Uygulamadaki birçok yeniden dağıtım politikasında olduğu gibi, kentli orta ve üst sınıfların tercihli muamelesini kısıtlamak siyasi açıdan istenmeyen bir durum olabilir. Son tahlilde, kent sakinleri ÇKP’nin ana bileşenini oluşturuyor. ÇKP, Kovid-19 salgını sırasında büyük şehirleri ciddi şekilde kapatmaya hazırlandığında, herkes bunların kriz zamanında alınan kısa vadeli önlemler olduğunu biliyordu. Gerçekte kentlerdeki çıkarları ve ayrıcalıkları kırsal kesimde yaşayanlara aktaran yeniden dağıtımcı politikalar uygulamak, Çin hükümeti için siyasi olarak imkansız.
Basit çözümlerin yokluğu
Çin'in kırsal kesimlerinde büyüyen işsizlik sorununa bulunabilecek kolay çözümler yok. Dünyadaki her dokuz kişiden birinin Çin kırsalında yaşadığı biliniyor. Bu insanlar arasındaki eğitim, sağlık, üretkenlik ve istihdam sonuçları birçok insanın düşündüğünden çok daha düşük. Sorunu çözmeye yönelik önlemler de karmaşık ve maliyetli. Yarın başarıyla uygulanmaya başlansa bile uzun yıllar meyve vermeyecek. Bunun yanında kırsal kesim insan sermayesi sorununun boyutunu ve Çin'in bu insan sermayesini azaltma çabalarını değerlendirmeden Çin'in büyüme beklentileriyle ilgili hiçbir analiz tamamlanmış sayılmaz.
ÇKP'nin sorunu çözmede fazla ilerleme kaydedemeyeceğini düşünürsek iki ayrıca Çin devleti var olmaya devam edecek. Bunlardan biri birkaç kıyı ilindeki büyük şehirlerden oluşan nispeten canlı bir devlet, diğer de geçimlerini güvence altına almak için büyük ölçüde merkezi hükümetten elde edilen gelirlere bağlı olan içerideki geniş kırsalda geri kalmış bir devlet. Tek fark, ileriye dönük olarak ekonomik zenginliğin eskisi gibi gelişmeyecek ve muhtemelen hızlı büyüme günlerinin sona erecek olması. Büyümenin yavaşladığı bir çağda, Çin'in giderek artan işsiz kırsal kesim sakinleri arasında gerçek geçim kaynakları oluşturma özlemlerini gerçekleştirmesi de giderek zorlaşıyor. Bu kırsal kesim nüfusunu yönetmek, işçilere istihdam sağlamak için merkezi hükümetin para transferlerinin ve pasif yatırımlarının yanı sıra herkese boyun eğdirmek için devletin zorlayıcı gücünün maliyetli bir şekilde genişletilmesini gerektirecek.
Bu istenmeyen yük, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in yeni nesil çığır açan teknolojilerde ABD'yi alt etmek ve Çin'in dünyanın geri kalanına olan bağımlılığını azaltırken dünyanın Çin'in endüstriyel ve teknolojik yeteneklerine olan bağımlılığını artırmak için iddialı bir girişim başlatmasıyla birlikte geldi. Bu, en iyi koşullarda bile zor bir iştir. Çinli liderlerin, büyümenin yavaş olduğu bir çağda bu girişimi gerçekleştirmek için ülkenin tüm kaynaklarını mümkün olduğunca verimli bir şekilde seferber etmeleri gerekiyor. Önümüzdeki 20-30 yıl içinde işsiz sayısının birkaç yüz milyonu bulacak olması başarı olasılığını azaltıyor. Çünkü toplumun bu kesimine refah getirmek ve bunu kontrol etmek, kıt kaynakları Şi'nin iddialı gündemini ilerletmesi için gerekli dinamik sektörlerden başka yönlere çevirecek. Bir zamanlar Çin'in ekonomik bir süper güç olarak ortaya çıkışını sağlayan milyonlarca kırsal kesim sakini, Şi'nin vizyonunun gerçekleşmesini süresiz olarak geciktirebilir.
*Scott Rozelle: Stanford Üniversitesi Freeman Spogli Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü kıdemli üyesi ve Helen F. Farnsworth Kürsüsü Profesörü. Stanford Çin Ekonomisi ve Kurumları Merkezi eş başkanı.
*Matthew Boswell: Stanford Çin Ekonomisi ve Kurumları Merkezi dış ilişkiler direktör yardımcısı
Foreign Affairs, 5 Ekim 2022



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.