İran, Batı’ya karşı mücadelesini Avrupa’ya mı taşıdı?

İran ilk kez Avrupa Kıtası’nda büyük bir savaş veriyor.

İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)
İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)
TT

İran, Batı’ya karşı mücadelesini Avrupa’ya mı taşıdı?

İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)
İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)

İranlı askeri danışmanlar ve İran Devrim Muhafızları üyeleri, işgal altındaki Ukrayna’da ve muhtemelen Belarus’ta Rusya’nın Ukrayna şehirleri ve sivil altyapıyı hedef alırken İran yapımı olan ve ‘kamikaze’ olarak bilinen silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) kullanmasına yardım ediyor.
İsrail medyasında yer alan, Ukraynalı bir yetkiliye dayandırılan habere göre Ukrayna’nın geçtiğimiz günlerde Rus mevzilerine düzenlediği saldırıda 10 İranlı yaşamını yitirdi.
Tahran, Rusya’ya yalnızca potansiyel olarak binlerce SİHA değil, aynı zamanda Rusya’nın azalan stokunu desteklemek için ilk kez iki tür balistik füze tedarik etmeye hazırlanıyor.
Foreign Policy dergisinde yer alan analize göre Tahran’ın askeri desteği savaşa ölümcül bir iz bırakıyor. Ancak jeopolitik sonuçları bundan çok daha ötesine uzanıyor.
İran, Rusya’nın Ukrayna’yı boyunduruk altına alma amacı taşıyan emperyal girişimine desteğini artırarak, Ortadoğu’daki kendi emperyal projesini ilerletmeyi umuyor. 
Tahran, SİHA ve füzelerinin yeteneklerini geliştirmek için Ukrayna savaş alanından yararlanırken, muhtemelen Moskova ile yeni silah anlaşmalarında bu derin Rusya-İran ortaklığından yararlanmaya çalışacak.
İran rejimi, aynı zamanda Ukrayna’daki krizi körüklemenin, Batı’yı ‘İran’ın Ortadoğu’daki hegemonya arayışıyla’ yüzleşmekten alıkoyacağını umut ediyor.
Ancak Tahran’ın ‘Avrupa’da bir güç siyasetine atılması’, Washington ve Batılı müttefiklerini İran’a karşı daha sağlam bir politikaya yönlendirmeye yardımcı olabilir.
Rusya, Ukrayna’ya karşı sekiz aylık savaşını engelleyen, savaş alanındaki zayıflıkları gidermek için istekli bir destekçi buldu.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı’ndan bu yana SİHA ve füze programlarına önemli miktarda kaynak ve çaba harcayan Tahran, Moskova’ya başta Shahed-136 olmak üzere çeşitli tipte yüzlerce SİHA tedarik ediyor. 
İran mühimmatları, Rus kuvvetlerinin cephe hatlarının yakınındaki sabit hedefleri ortadan kaldırmasına yardımcı olmanın yanı sıra, Rusya’nın son haftalarda azalan füze stokunu korurken, Ukrayna genelindeki şehirlere de çok sayıda saldırı düzenlemesini sağladı.
Ukraynalı bir milletvekili bu hafta yaptığı açıklamada, Shahed-136’nın Rusya’nın Ukrayna’nın elektrik altyapısının yaklaşık yüzde 40’ına zarar vermesinde etkili olduğunu ve bunun ülkenin elektrik üretim kapasitesinin yarısını harap ettiğini söyledi. 
Moskova yönetimi, kış yaklaşırken muhtemelen bu yoğun saldırıların Ukrayna’nın savaşma iradesini yıpratacağını umuyor.
ABD’li yetkililer, Tahran’ın yakında Moskova’ya yalnızca daha fazla Shahed-136 ve diğer SİHA’lar değil, aynı zamanda Fatih-110 ve Zülfikar isimli kısa menzilli balistik füzeler de sağlayacağını belirtiyor.
Bu balistik silahlar, İran’ın Ortadoğu’nun en büyük balistik füze cephaneliğindeki en hassas füzeler arasında.
Fatih-110 daha eski ve 250 ila 300 kilometre menzile sahipken, Zülfikar’ın menzili 700 kilometreye çıkıyor.
İran, Ocak 2020’de Irak’taki ABD mevzilerine yapılan ve ABD askerleri arasında 100’den fazla travmatik beyin yaralanmasına neden olan saldırılar da dahil olmak üzere, son yıllarda çok sayıdaki saldırıda bu füzelerin farklı türlerini kullandı.
İran, Ortadoğu’daki vekillerine bu silahların çeşitli türlerini konuşlandırmış olsa da rejim bunları daha önce hiç Doğu Avrupa’ya göndermemişti.
Shahed-136 SİHA’lara ek olarak bu füzelerin de Rusya’nın savaş devam ederken idareli olarak kullandığı, kısa menzilli İskender balistik füzeleri ve diğer füzelerini korumasına yardımcı olması bekleniyor.
İran ve Rusya’nın Ukrayna’da bu kadar yakın işbirliği yapması, İran konusunda önde gelen bazı Rus uzmanlar da dahil olmak üzere birçok gözlemciyi şaşırttı.
Son zamanlardaki ittifaklarına rağmen İran ve Rusya, bir dizi Rusya-İran savaşı ve İran siyasetine sık sık Rus müdahalesi de dahil olmak üzere çarlık dönemine kadar uzanan uzun bir düşmanlık ve güvensizlik geçmişine sahip.
Soğuk Savaş sırasında İran’ın ABD ile müttefik olan şah tarafından yönetilmesiyle ilişkiler gerildi ve 1979’daki İran devriminden sonra daha da kötüleşti.
Yeni İran rejimi, ABD gibi Sovyetler Birliği’ni de ‘Şeytan’ olarak nitelendirdi.
Tıpkı Moskova’nın İran-Irak Savaşı sırasında Bağdat’a yardım etmesi gibi İran rejimi de Sovyetler Birliği’ne  karşı Afganları destekledi.
İlişkiler daha sonra, 1990’larda Rusya’nın İran’ın büyüyen nükleer altyapısına ve füze programlarına yardım sağlamasıyla düzeldi.
Ancak Rusya, büyüyen nükleer programı nedeniyle İran’a yaptırım uygulayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) çeşitli kararlarını kabul ettiğinde İran’ın güvensizliğine neden oldu.
Bununla birlikte Rusya-İran ilişkileri, Vladimir Putin’in 2012’de devlet başkanlığına dönmesi ve özellikle ortak müttefikleri Beşşar Esed’i kurtarmak için 2015’te Suriye’ye askeri müdahalesinden bu yana ivme kazandı.
Devam eden şüphe ve rekabete rağmen her iki taraf da Batı’ya karşı ortak muhalefet tarafından yönlendirilen çıkarlarının giderek daha fazla iç içe geçtiğini görüyor.
Resmi bir ittifak gelmese de, bu Rusya ve İran’ın ‘Çin ile birlikte’ anlaşmalarını derinleştirmesini engellemeyecek.
Ukrayna’yı işgalinden bu yana Moskova, Batı yaptırımlarına karşı ortak çabaları da dahil olmak üzere Tahran ile olan ortaklığını ikiye katladı.
Bu arada İran Dini Lideri Ali Hamaney, yetkililere Rusya ve Çin ile daha güçlü ilişkiler geliştirmeleri yönünde talimat verdi. 
Kremlin’in desteğiyle, İran’a geçen yıl Çin ve Rusya’nın başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tam üyelik verildi.
Tahran ayrıca BRICS grubuna üye olmak istiyor ve şu anda Moskova liderliğindeki Avrasya Ekonomik Birliği ile kalıcı bir serbest ticaret anlaşması müzakere ediyor.
Bu bağlamda bakıldığında, Rusya’ya SİHA’lar, füzeler ve askeri danışmanlar sağlama anlaşması İran için stratejik bir anlam taşıyor.
Bu, İran’ın değerini, Batı karşıtı ittifaktaki iki kıdemli ortağından birine gösterebilir. 
Anlaşma aynı zamanda İran’ın karşılığında ne alabileceği sorusunu da gündeme getiriyor. 
Bugün Rusya, İran’a gelişmiş savaş uçakları veya Moskova’nın daha önce Tahran’a satmayı reddettiği S-400 hava savunma sistemini sunabilir.
Bu arada İran, Batı yapımı hava savunma sistemleri ve diğer silahlara karşı en son SİHA ve füze platformları için kapsamlı bir test alanı elde edecek. 
Tahran, Ukrayna sahasında öğrendiği dersleri, Ortadoğu’da gelecekteki silah ve taktik geliştirmede uygulayacağından emin.
Ancak İran yöneticileri için Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını desteklemek, aynı zamanda Batı'ya yönelik saldırılarının bir uzantısı. 
İran onlarca yıldır Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler gibi Ortadoğulu militan gruplara, Rusya’ya sağladığı bazı SİHA ve füzeler de dahil olmak üzere silah tedarik ederek nüfuzunu genişletmeye ve rakiplerini zayıflatmaya çalıştı. 
Bugün Tahran, aslında aynı silahlanma stratejisini Avrupa’ya uyguluyor.
İran, Ukrayna’daki krizi körükleyerek, muhtemelen ABD’nin dikkatini Ortadoğu’dan başka yöne çekmeye devam etmeyi umuyor. 
Washington arka arkaya üç başkanın yönetiminde, askeri kaynakları başka yerlere kaydırmak ve ülke içindeki sorunlara odaklanmak için bölgeden büyük ölçüde çekilmeyi tercih edeceğinin sinyallerini verdi. 
Putin’in Ukrayna’daki savaşı Batı’nın dikkatini ve kaynaklarını çektiğine göre, Tahran bu eğilimi körüklemek için bir fırsat görüyor.
Bunun yerine Washington, İran’ın Rusya’nın savaşına verdiği desteğin, ABD’nin Ortadoğu’da daha güçlü bir şekilde kararlılığına yol açacağını açıkça belirtmelidir.
Özellikle İran genelinde protestolar devam ederken şimdi Başkan Joe Biden yönetiminin, bölgedeki İran nüfuzunu zayıflatmaya odaklanmak için İran politikasını yeniden gözden geçirmesi için iyi bir zaman olabilir.
ABD’nin kınamaları ve yaptırımları, daha büyük bir stratejinin parçası değilse, çok az şey başaracaktır.
İronik olarak, Tahran’ın Ukrayna’daki savaşta Rusya’ya verdiği destek, özellikle Avrupa’nın Ortadoğu’ya daha fazla dikkat etmesine neden olabilir.
İngiltere ve Avrupa Birliği (AB), geçen hafta Washington’ın ayak izlerini takip etti ve İran’ın SİHA programının unsurlarına karşı yaptırımlar uyguladı.
İran’ın Avrupa'ya yönelik tehdidi yaklaştıkça ABD, İran’a yönelik Atlantik ötesi politikaları daha güçlendirmek için bu fırsatı kaçırmamalı.
ABD ayrıca Rusya’nın İran’la derinleşen bağlarına işaret ederek, İsrail ve Körfez ülkelerinden Moskova’ya karşı daha fazla destek almalı.
İran’ın Rusya’nın savaşına verdiği destek, İsrail’in veya Körfez ülkelerinin Rusya’ya yönelik hesaplarını şu an için değiştirmiyor. 
Örneğin Tel Aviv, Kiev’in hava savunma sistemleri talebini karşılama konusunda isteksizliğini koruyor.
Ancak Rusya İran’a gelişmiş silahlar satmaya başlarsa, bölgedeki ABD müttefikleri fikirlerini değiştirebilir.
Bu nedenle Moskova daha önce bunu yapmaktan kısmen kaçınmıştı.
Aynı zamanda ABD, İran’ın SİHA ve füze tehdidinin ön saflarında yıllarca yaşayan İsrailli ve Arap müttefiklerinin, İran saldırganlığına karşı koymak için ihtiyaç duydukları askeri yeteneklere ve desteğe sahip olmalarını sağlamak için çalışmalıdır.
Washington ayrıca Arap-İsrail güvenlik işbirliğini teşvik etme ve kolaylaştırma çabalarını iki katına çıkarmalıdır.
İran’a karşı koymaya yardımcı olmanın yanı sıra, Ortadoğu’daki müttefiklerine yönelik güçlü ABD desteği de onları ABD’nin Rusya ile ilgili taleplerine daha açık hale getirebilir.
Son olarak, İran’ın Ukrayna’daki eylemleri, Biden yönetimi ve Avrupalı ​​ortaklarına, Tahran ile 2015 tarihli nükleer anlaşmayı canlandırma arayışlarından vazgeçmeleri için bir neden daha veriyor. 
Anlaşma, İran’ın nükleer silah hırslarını kontrol altına almamanın yanı sıra, sivil nükleer projeler ve yaptırımlardan kaçınma konusunda daha fazla Rusya-İran işbirliğini mümkün kılıyor.
Aynı zamanda, Tahran’a Rusya’dan ve başka yerlerden gelişmiş konvansiyonel silahlar tedarik etmek için ihtiyaç duyduğu fonları sunuyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.