İran, Batı’ya karşı mücadelesini Avrupa’ya mı taşıdı?

İran ilk kez Avrupa Kıtası’nda büyük bir savaş veriyor.

İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)
İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)
TT

İran, Batı’ya karşı mücadelesini Avrupa’ya mı taşıdı?

İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)
İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)

İranlı askeri danışmanlar ve İran Devrim Muhafızları üyeleri, işgal altındaki Ukrayna’da ve muhtemelen Belarus’ta Rusya’nın Ukrayna şehirleri ve sivil altyapıyı hedef alırken İran yapımı olan ve ‘kamikaze’ olarak bilinen silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) kullanmasına yardım ediyor.
İsrail medyasında yer alan, Ukraynalı bir yetkiliye dayandırılan habere göre Ukrayna’nın geçtiğimiz günlerde Rus mevzilerine düzenlediği saldırıda 10 İranlı yaşamını yitirdi.
Tahran, Rusya’ya yalnızca potansiyel olarak binlerce SİHA değil, aynı zamanda Rusya’nın azalan stokunu desteklemek için ilk kez iki tür balistik füze tedarik etmeye hazırlanıyor.
Foreign Policy dergisinde yer alan analize göre Tahran’ın askeri desteği savaşa ölümcül bir iz bırakıyor. Ancak jeopolitik sonuçları bundan çok daha ötesine uzanıyor.
İran, Rusya’nın Ukrayna’yı boyunduruk altına alma amacı taşıyan emperyal girişimine desteğini artırarak, Ortadoğu’daki kendi emperyal projesini ilerletmeyi umuyor. 
Tahran, SİHA ve füzelerinin yeteneklerini geliştirmek için Ukrayna savaş alanından yararlanırken, muhtemelen Moskova ile yeni silah anlaşmalarında bu derin Rusya-İran ortaklığından yararlanmaya çalışacak.
İran rejimi, aynı zamanda Ukrayna’daki krizi körüklemenin, Batı’yı ‘İran’ın Ortadoğu’daki hegemonya arayışıyla’ yüzleşmekten alıkoyacağını umut ediyor.
Ancak Tahran’ın ‘Avrupa’da bir güç siyasetine atılması’, Washington ve Batılı müttefiklerini İran’a karşı daha sağlam bir politikaya yönlendirmeye yardımcı olabilir.
Rusya, Ukrayna’ya karşı sekiz aylık savaşını engelleyen, savaş alanındaki zayıflıkları gidermek için istekli bir destekçi buldu.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı’ndan bu yana SİHA ve füze programlarına önemli miktarda kaynak ve çaba harcayan Tahran, Moskova’ya başta Shahed-136 olmak üzere çeşitli tipte yüzlerce SİHA tedarik ediyor. 
İran mühimmatları, Rus kuvvetlerinin cephe hatlarının yakınındaki sabit hedefleri ortadan kaldırmasına yardımcı olmanın yanı sıra, Rusya’nın son haftalarda azalan füze stokunu korurken, Ukrayna genelindeki şehirlere de çok sayıda saldırı düzenlemesini sağladı.
Ukraynalı bir milletvekili bu hafta yaptığı açıklamada, Shahed-136’nın Rusya’nın Ukrayna’nın elektrik altyapısının yaklaşık yüzde 40’ına zarar vermesinde etkili olduğunu ve bunun ülkenin elektrik üretim kapasitesinin yarısını harap ettiğini söyledi. 
Moskova yönetimi, kış yaklaşırken muhtemelen bu yoğun saldırıların Ukrayna’nın savaşma iradesini yıpratacağını umuyor.
ABD’li yetkililer, Tahran’ın yakında Moskova’ya yalnızca daha fazla Shahed-136 ve diğer SİHA’lar değil, aynı zamanda Fatih-110 ve Zülfikar isimli kısa menzilli balistik füzeler de sağlayacağını belirtiyor.
Bu balistik silahlar, İran’ın Ortadoğu’nun en büyük balistik füze cephaneliğindeki en hassas füzeler arasında.
Fatih-110 daha eski ve 250 ila 300 kilometre menzile sahipken, Zülfikar’ın menzili 700 kilometreye çıkıyor.
İran, Ocak 2020’de Irak’taki ABD mevzilerine yapılan ve ABD askerleri arasında 100’den fazla travmatik beyin yaralanmasına neden olan saldırılar da dahil olmak üzere, son yıllarda çok sayıdaki saldırıda bu füzelerin farklı türlerini kullandı.
İran, Ortadoğu’daki vekillerine bu silahların çeşitli türlerini konuşlandırmış olsa da rejim bunları daha önce hiç Doğu Avrupa’ya göndermemişti.
Shahed-136 SİHA’lara ek olarak bu füzelerin de Rusya’nın savaş devam ederken idareli olarak kullandığı, kısa menzilli İskender balistik füzeleri ve diğer füzelerini korumasına yardımcı olması bekleniyor.
İran ve Rusya’nın Ukrayna’da bu kadar yakın işbirliği yapması, İran konusunda önde gelen bazı Rus uzmanlar da dahil olmak üzere birçok gözlemciyi şaşırttı.
Son zamanlardaki ittifaklarına rağmen İran ve Rusya, bir dizi Rusya-İran savaşı ve İran siyasetine sık sık Rus müdahalesi de dahil olmak üzere çarlık dönemine kadar uzanan uzun bir düşmanlık ve güvensizlik geçmişine sahip.
Soğuk Savaş sırasında İran’ın ABD ile müttefik olan şah tarafından yönetilmesiyle ilişkiler gerildi ve 1979’daki İran devriminden sonra daha da kötüleşti.
Yeni İran rejimi, ABD gibi Sovyetler Birliği’ni de ‘Şeytan’ olarak nitelendirdi.
Tıpkı Moskova’nın İran-Irak Savaşı sırasında Bağdat’a yardım etmesi gibi İran rejimi de Sovyetler Birliği’ne  karşı Afganları destekledi.
İlişkiler daha sonra, 1990’larda Rusya’nın İran’ın büyüyen nükleer altyapısına ve füze programlarına yardım sağlamasıyla düzeldi.
Ancak Rusya, büyüyen nükleer programı nedeniyle İran’a yaptırım uygulayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) çeşitli kararlarını kabul ettiğinde İran’ın güvensizliğine neden oldu.
Bununla birlikte Rusya-İran ilişkileri, Vladimir Putin’in 2012’de devlet başkanlığına dönmesi ve özellikle ortak müttefikleri Beşşar Esed’i kurtarmak için 2015’te Suriye’ye askeri müdahalesinden bu yana ivme kazandı.
Devam eden şüphe ve rekabete rağmen her iki taraf da Batı’ya karşı ortak muhalefet tarafından yönlendirilen çıkarlarının giderek daha fazla iç içe geçtiğini görüyor.
Resmi bir ittifak gelmese de, bu Rusya ve İran’ın ‘Çin ile birlikte’ anlaşmalarını derinleştirmesini engellemeyecek.
Ukrayna’yı işgalinden bu yana Moskova, Batı yaptırımlarına karşı ortak çabaları da dahil olmak üzere Tahran ile olan ortaklığını ikiye katladı.
Bu arada İran Dini Lideri Ali Hamaney, yetkililere Rusya ve Çin ile daha güçlü ilişkiler geliştirmeleri yönünde talimat verdi. 
Kremlin’in desteğiyle, İran’a geçen yıl Çin ve Rusya’nın başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tam üyelik verildi.
Tahran ayrıca BRICS grubuna üye olmak istiyor ve şu anda Moskova liderliğindeki Avrasya Ekonomik Birliği ile kalıcı bir serbest ticaret anlaşması müzakere ediyor.
Bu bağlamda bakıldığında, Rusya’ya SİHA’lar, füzeler ve askeri danışmanlar sağlama anlaşması İran için stratejik bir anlam taşıyor.
Bu, İran’ın değerini, Batı karşıtı ittifaktaki iki kıdemli ortağından birine gösterebilir. 
Anlaşma aynı zamanda İran’ın karşılığında ne alabileceği sorusunu da gündeme getiriyor. 
Bugün Rusya, İran’a gelişmiş savaş uçakları veya Moskova’nın daha önce Tahran’a satmayı reddettiği S-400 hava savunma sistemini sunabilir.
Bu arada İran, Batı yapımı hava savunma sistemleri ve diğer silahlara karşı en son SİHA ve füze platformları için kapsamlı bir test alanı elde edecek. 
Tahran, Ukrayna sahasında öğrendiği dersleri, Ortadoğu’da gelecekteki silah ve taktik geliştirmede uygulayacağından emin.
Ancak İran yöneticileri için Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını desteklemek, aynı zamanda Batı'ya yönelik saldırılarının bir uzantısı. 
İran onlarca yıldır Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler gibi Ortadoğulu militan gruplara, Rusya’ya sağladığı bazı SİHA ve füzeler de dahil olmak üzere silah tedarik ederek nüfuzunu genişletmeye ve rakiplerini zayıflatmaya çalıştı. 
Bugün Tahran, aslında aynı silahlanma stratejisini Avrupa’ya uyguluyor.
İran, Ukrayna’daki krizi körükleyerek, muhtemelen ABD’nin dikkatini Ortadoğu’dan başka yöne çekmeye devam etmeyi umuyor. 
Washington arka arkaya üç başkanın yönetiminde, askeri kaynakları başka yerlere kaydırmak ve ülke içindeki sorunlara odaklanmak için bölgeden büyük ölçüde çekilmeyi tercih edeceğinin sinyallerini verdi. 
Putin’in Ukrayna’daki savaşı Batı’nın dikkatini ve kaynaklarını çektiğine göre, Tahran bu eğilimi körüklemek için bir fırsat görüyor.
Bunun yerine Washington, İran’ın Rusya’nın savaşına verdiği desteğin, ABD’nin Ortadoğu’da daha güçlü bir şekilde kararlılığına yol açacağını açıkça belirtmelidir.
Özellikle İran genelinde protestolar devam ederken şimdi Başkan Joe Biden yönetiminin, bölgedeki İran nüfuzunu zayıflatmaya odaklanmak için İran politikasını yeniden gözden geçirmesi için iyi bir zaman olabilir.
ABD’nin kınamaları ve yaptırımları, daha büyük bir stratejinin parçası değilse, çok az şey başaracaktır.
İronik olarak, Tahran’ın Ukrayna’daki savaşta Rusya’ya verdiği destek, özellikle Avrupa’nın Ortadoğu’ya daha fazla dikkat etmesine neden olabilir.
İngiltere ve Avrupa Birliği (AB), geçen hafta Washington’ın ayak izlerini takip etti ve İran’ın SİHA programının unsurlarına karşı yaptırımlar uyguladı.
İran’ın Avrupa'ya yönelik tehdidi yaklaştıkça ABD, İran’a yönelik Atlantik ötesi politikaları daha güçlendirmek için bu fırsatı kaçırmamalı.
ABD ayrıca Rusya’nın İran’la derinleşen bağlarına işaret ederek, İsrail ve Körfez ülkelerinden Moskova’ya karşı daha fazla destek almalı.
İran’ın Rusya’nın savaşına verdiği destek, İsrail’in veya Körfez ülkelerinin Rusya’ya yönelik hesaplarını şu an için değiştirmiyor. 
Örneğin Tel Aviv, Kiev’in hava savunma sistemleri talebini karşılama konusunda isteksizliğini koruyor.
Ancak Rusya İran’a gelişmiş silahlar satmaya başlarsa, bölgedeki ABD müttefikleri fikirlerini değiştirebilir.
Bu nedenle Moskova daha önce bunu yapmaktan kısmen kaçınmıştı.
Aynı zamanda ABD, İran’ın SİHA ve füze tehdidinin ön saflarında yıllarca yaşayan İsrailli ve Arap müttefiklerinin, İran saldırganlığına karşı koymak için ihtiyaç duydukları askeri yeteneklere ve desteğe sahip olmalarını sağlamak için çalışmalıdır.
Washington ayrıca Arap-İsrail güvenlik işbirliğini teşvik etme ve kolaylaştırma çabalarını iki katına çıkarmalıdır.
İran’a karşı koymaya yardımcı olmanın yanı sıra, Ortadoğu’daki müttefiklerine yönelik güçlü ABD desteği de onları ABD’nin Rusya ile ilgili taleplerine daha açık hale getirebilir.
Son olarak, İran’ın Ukrayna’daki eylemleri, Biden yönetimi ve Avrupalı ​​ortaklarına, Tahran ile 2015 tarihli nükleer anlaşmayı canlandırma arayışlarından vazgeçmeleri için bir neden daha veriyor. 
Anlaşma, İran’ın nükleer silah hırslarını kontrol altına almamanın yanı sıra, sivil nükleer projeler ve yaptırımlardan kaçınma konusunda daha fazla Rusya-İran işbirliğini mümkün kılıyor.
Aynı zamanda, Tahran’a Rusya’dan ve başka yerlerden gelişmiş konvansiyonel silahlar tedarik etmek için ihtiyaç duyduğu fonları sunuyor.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.