İran, Batı’ya karşı mücadelesini Avrupa’ya mı taşıdı?

İran ilk kez Avrupa Kıtası’nda büyük bir savaş veriyor.

İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)
İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)
TT

İran, Batı’ya karşı mücadelesini Avrupa’ya mı taşıdı?

İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)
İran yapımı SİHA’lar. (Reuters)

İranlı askeri danışmanlar ve İran Devrim Muhafızları üyeleri, işgal altındaki Ukrayna’da ve muhtemelen Belarus’ta Rusya’nın Ukrayna şehirleri ve sivil altyapıyı hedef alırken İran yapımı olan ve ‘kamikaze’ olarak bilinen silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) kullanmasına yardım ediyor.
İsrail medyasında yer alan, Ukraynalı bir yetkiliye dayandırılan habere göre Ukrayna’nın geçtiğimiz günlerde Rus mevzilerine düzenlediği saldırıda 10 İranlı yaşamını yitirdi.
Tahran, Rusya’ya yalnızca potansiyel olarak binlerce SİHA değil, aynı zamanda Rusya’nın azalan stokunu desteklemek için ilk kez iki tür balistik füze tedarik etmeye hazırlanıyor.
Foreign Policy dergisinde yer alan analize göre Tahran’ın askeri desteği savaşa ölümcül bir iz bırakıyor. Ancak jeopolitik sonuçları bundan çok daha ötesine uzanıyor.
İran, Rusya’nın Ukrayna’yı boyunduruk altına alma amacı taşıyan emperyal girişimine desteğini artırarak, Ortadoğu’daki kendi emperyal projesini ilerletmeyi umuyor. 
Tahran, SİHA ve füzelerinin yeteneklerini geliştirmek için Ukrayna savaş alanından yararlanırken, muhtemelen Moskova ile yeni silah anlaşmalarında bu derin Rusya-İran ortaklığından yararlanmaya çalışacak.
İran rejimi, aynı zamanda Ukrayna’daki krizi körüklemenin, Batı’yı ‘İran’ın Ortadoğu’daki hegemonya arayışıyla’ yüzleşmekten alıkoyacağını umut ediyor.
Ancak Tahran’ın ‘Avrupa’da bir güç siyasetine atılması’, Washington ve Batılı müttefiklerini İran’a karşı daha sağlam bir politikaya yönlendirmeye yardımcı olabilir.
Rusya, Ukrayna’ya karşı sekiz aylık savaşını engelleyen, savaş alanındaki zayıflıkları gidermek için istekli bir destekçi buldu.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı’ndan bu yana SİHA ve füze programlarına önemli miktarda kaynak ve çaba harcayan Tahran, Moskova’ya başta Shahed-136 olmak üzere çeşitli tipte yüzlerce SİHA tedarik ediyor. 
İran mühimmatları, Rus kuvvetlerinin cephe hatlarının yakınındaki sabit hedefleri ortadan kaldırmasına yardımcı olmanın yanı sıra, Rusya’nın son haftalarda azalan füze stokunu korurken, Ukrayna genelindeki şehirlere de çok sayıda saldırı düzenlemesini sağladı.
Ukraynalı bir milletvekili bu hafta yaptığı açıklamada, Shahed-136’nın Rusya’nın Ukrayna’nın elektrik altyapısının yaklaşık yüzde 40’ına zarar vermesinde etkili olduğunu ve bunun ülkenin elektrik üretim kapasitesinin yarısını harap ettiğini söyledi. 
Moskova yönetimi, kış yaklaşırken muhtemelen bu yoğun saldırıların Ukrayna’nın savaşma iradesini yıpratacağını umuyor.
ABD’li yetkililer, Tahran’ın yakında Moskova’ya yalnızca daha fazla Shahed-136 ve diğer SİHA’lar değil, aynı zamanda Fatih-110 ve Zülfikar isimli kısa menzilli balistik füzeler de sağlayacağını belirtiyor.
Bu balistik silahlar, İran’ın Ortadoğu’nun en büyük balistik füze cephaneliğindeki en hassas füzeler arasında.
Fatih-110 daha eski ve 250 ila 300 kilometre menzile sahipken, Zülfikar’ın menzili 700 kilometreye çıkıyor.
İran, Ocak 2020’de Irak’taki ABD mevzilerine yapılan ve ABD askerleri arasında 100’den fazla travmatik beyin yaralanmasına neden olan saldırılar da dahil olmak üzere, son yıllarda çok sayıdaki saldırıda bu füzelerin farklı türlerini kullandı.
İran, Ortadoğu’daki vekillerine bu silahların çeşitli türlerini konuşlandırmış olsa da rejim bunları daha önce hiç Doğu Avrupa’ya göndermemişti.
Shahed-136 SİHA’lara ek olarak bu füzelerin de Rusya’nın savaş devam ederken idareli olarak kullandığı, kısa menzilli İskender balistik füzeleri ve diğer füzelerini korumasına yardımcı olması bekleniyor.
İran ve Rusya’nın Ukrayna’da bu kadar yakın işbirliği yapması, İran konusunda önde gelen bazı Rus uzmanlar da dahil olmak üzere birçok gözlemciyi şaşırttı.
Son zamanlardaki ittifaklarına rağmen İran ve Rusya, bir dizi Rusya-İran savaşı ve İran siyasetine sık sık Rus müdahalesi de dahil olmak üzere çarlık dönemine kadar uzanan uzun bir düşmanlık ve güvensizlik geçmişine sahip.
Soğuk Savaş sırasında İran’ın ABD ile müttefik olan şah tarafından yönetilmesiyle ilişkiler gerildi ve 1979’daki İran devriminden sonra daha da kötüleşti.
Yeni İran rejimi, ABD gibi Sovyetler Birliği’ni de ‘Şeytan’ olarak nitelendirdi.
Tıpkı Moskova’nın İran-Irak Savaşı sırasında Bağdat’a yardım etmesi gibi İran rejimi de Sovyetler Birliği’ne  karşı Afganları destekledi.
İlişkiler daha sonra, 1990’larda Rusya’nın İran’ın büyüyen nükleer altyapısına ve füze programlarına yardım sağlamasıyla düzeldi.
Ancak Rusya, büyüyen nükleer programı nedeniyle İran’a yaptırım uygulayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) çeşitli kararlarını kabul ettiğinde İran’ın güvensizliğine neden oldu.
Bununla birlikte Rusya-İran ilişkileri, Vladimir Putin’in 2012’de devlet başkanlığına dönmesi ve özellikle ortak müttefikleri Beşşar Esed’i kurtarmak için 2015’te Suriye’ye askeri müdahalesinden bu yana ivme kazandı.
Devam eden şüphe ve rekabete rağmen her iki taraf da Batı’ya karşı ortak muhalefet tarafından yönlendirilen çıkarlarının giderek daha fazla iç içe geçtiğini görüyor.
Resmi bir ittifak gelmese de, bu Rusya ve İran’ın ‘Çin ile birlikte’ anlaşmalarını derinleştirmesini engellemeyecek.
Ukrayna’yı işgalinden bu yana Moskova, Batı yaptırımlarına karşı ortak çabaları da dahil olmak üzere Tahran ile olan ortaklığını ikiye katladı.
Bu arada İran Dini Lideri Ali Hamaney, yetkililere Rusya ve Çin ile daha güçlü ilişkiler geliştirmeleri yönünde talimat verdi. 
Kremlin’in desteğiyle, İran’a geçen yıl Çin ve Rusya’nın başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tam üyelik verildi.
Tahran ayrıca BRICS grubuna üye olmak istiyor ve şu anda Moskova liderliğindeki Avrasya Ekonomik Birliği ile kalıcı bir serbest ticaret anlaşması müzakere ediyor.
Bu bağlamda bakıldığında, Rusya’ya SİHA’lar, füzeler ve askeri danışmanlar sağlama anlaşması İran için stratejik bir anlam taşıyor.
Bu, İran’ın değerini, Batı karşıtı ittifaktaki iki kıdemli ortağından birine gösterebilir. 
Anlaşma aynı zamanda İran’ın karşılığında ne alabileceği sorusunu da gündeme getiriyor. 
Bugün Rusya, İran’a gelişmiş savaş uçakları veya Moskova’nın daha önce Tahran’a satmayı reddettiği S-400 hava savunma sistemini sunabilir.
Bu arada İran, Batı yapımı hava savunma sistemleri ve diğer silahlara karşı en son SİHA ve füze platformları için kapsamlı bir test alanı elde edecek. 
Tahran, Ukrayna sahasında öğrendiği dersleri, Ortadoğu’da gelecekteki silah ve taktik geliştirmede uygulayacağından emin.
Ancak İran yöneticileri için Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını desteklemek, aynı zamanda Batı'ya yönelik saldırılarının bir uzantısı. 
İran onlarca yıldır Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler gibi Ortadoğulu militan gruplara, Rusya’ya sağladığı bazı SİHA ve füzeler de dahil olmak üzere silah tedarik ederek nüfuzunu genişletmeye ve rakiplerini zayıflatmaya çalıştı. 
Bugün Tahran, aslında aynı silahlanma stratejisini Avrupa’ya uyguluyor.
İran, Ukrayna’daki krizi körükleyerek, muhtemelen ABD’nin dikkatini Ortadoğu’dan başka yöne çekmeye devam etmeyi umuyor. 
Washington arka arkaya üç başkanın yönetiminde, askeri kaynakları başka yerlere kaydırmak ve ülke içindeki sorunlara odaklanmak için bölgeden büyük ölçüde çekilmeyi tercih edeceğinin sinyallerini verdi. 
Putin’in Ukrayna’daki savaşı Batı’nın dikkatini ve kaynaklarını çektiğine göre, Tahran bu eğilimi körüklemek için bir fırsat görüyor.
Bunun yerine Washington, İran’ın Rusya’nın savaşına verdiği desteğin, ABD’nin Ortadoğu’da daha güçlü bir şekilde kararlılığına yol açacağını açıkça belirtmelidir.
Özellikle İran genelinde protestolar devam ederken şimdi Başkan Joe Biden yönetiminin, bölgedeki İran nüfuzunu zayıflatmaya odaklanmak için İran politikasını yeniden gözden geçirmesi için iyi bir zaman olabilir.
ABD’nin kınamaları ve yaptırımları, daha büyük bir stratejinin parçası değilse, çok az şey başaracaktır.
İronik olarak, Tahran’ın Ukrayna’daki savaşta Rusya’ya verdiği destek, özellikle Avrupa’nın Ortadoğu’ya daha fazla dikkat etmesine neden olabilir.
İngiltere ve Avrupa Birliği (AB), geçen hafta Washington’ın ayak izlerini takip etti ve İran’ın SİHA programının unsurlarına karşı yaptırımlar uyguladı.
İran’ın Avrupa'ya yönelik tehdidi yaklaştıkça ABD, İran’a yönelik Atlantik ötesi politikaları daha güçlendirmek için bu fırsatı kaçırmamalı.
ABD ayrıca Rusya’nın İran’la derinleşen bağlarına işaret ederek, İsrail ve Körfez ülkelerinden Moskova’ya karşı daha fazla destek almalı.
İran’ın Rusya’nın savaşına verdiği destek, İsrail’in veya Körfez ülkelerinin Rusya’ya yönelik hesaplarını şu an için değiştirmiyor. 
Örneğin Tel Aviv, Kiev’in hava savunma sistemleri talebini karşılama konusunda isteksizliğini koruyor.
Ancak Rusya İran’a gelişmiş silahlar satmaya başlarsa, bölgedeki ABD müttefikleri fikirlerini değiştirebilir.
Bu nedenle Moskova daha önce bunu yapmaktan kısmen kaçınmıştı.
Aynı zamanda ABD, İran’ın SİHA ve füze tehdidinin ön saflarında yıllarca yaşayan İsrailli ve Arap müttefiklerinin, İran saldırganlığına karşı koymak için ihtiyaç duydukları askeri yeteneklere ve desteğe sahip olmalarını sağlamak için çalışmalıdır.
Washington ayrıca Arap-İsrail güvenlik işbirliğini teşvik etme ve kolaylaştırma çabalarını iki katına çıkarmalıdır.
İran’a karşı koymaya yardımcı olmanın yanı sıra, Ortadoğu’daki müttefiklerine yönelik güçlü ABD desteği de onları ABD’nin Rusya ile ilgili taleplerine daha açık hale getirebilir.
Son olarak, İran’ın Ukrayna’daki eylemleri, Biden yönetimi ve Avrupalı ​​ortaklarına, Tahran ile 2015 tarihli nükleer anlaşmayı canlandırma arayışlarından vazgeçmeleri için bir neden daha veriyor. 
Anlaşma, İran’ın nükleer silah hırslarını kontrol altına almamanın yanı sıra, sivil nükleer projeler ve yaptırımlardan kaçınma konusunda daha fazla Rusya-İran işbirliğini mümkün kılıyor.
Aynı zamanda, Tahran’a Rusya’dan ve başka yerlerden gelişmiş konvansiyonel silahlar tedarik etmek için ihtiyaç duyduğu fonları sunuyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.