Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ukrayna buğdayını dünyanın hizmetine sunarak gıda krizinin nispeten azaltılmasını sağladık

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya'nın tahıl anlaşması kararına ilişkin, "Ukrayna buğdayının 9,3 milyon tonunu dünyanın hizmetine sunarak, gıda krizinin nispeten azaltılmasını sağladık. İnsanlığa hizmet için gayretimizi kararlılıkla sürdüreceğiz." dedi.

Ticaret gemileri Yenikapı açıklarında bekliyor (Reuters)
Ticaret gemileri Yenikapı açıklarında bekliyor (Reuters)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ukrayna buğdayını dünyanın hizmetine sunarak gıda krizinin nispeten azaltılmasını sağladık

Ticaret gemileri Yenikapı açıklarında bekliyor (Reuters)
Ticaret gemileri Yenikapı açıklarında bekliyor (Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hilton Bosphorus Hotel'de gerçekleştirilen 8. Türk Tıp Dünyası Kurultayı ve Tıp Tarihine/Ortak Geçmişe Vefa Ödül Töreni'nde, katılımcıları selamlarken, toplantının tıp dünyası ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.
Programda ödül alacakları tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz günlerde kamuoyu ile paylaşılan "Türkiye Yüzyılı" vizyonunun, Türk dünyası başta olmak üzere tüm dost ve kardeş ülkelerle ortak geleceğin vizyonu olarak tasarlandığını belirtti.
Türkiye'nin Balkanlar'dan Orta Asya'nın derinliklerine, Karadeniz'den Akdeniz'e ve Afrika'nın dört bir yanına kadar gönül coğrafyasının her bir köşesindeki dostlarıyla artık ortak hayaller paylaştığını dile getiren Erdoğan, "Dünyanın artık sadece siyasi ve ekonomik olarak değil aynı zamanda doğrudan insanın varoluş gayesiyle ilgili de arayışlar içerisinde olduğu bir dönemde 'Türkiye Yüzyılı' hepimiz için deniz feneri mahiyetinde bir rehber olacaktır. Bu gayretimizin gerisinde asırlardır yaşadığımız tecrübelerin önümüze serdiği tablodan dersler vardır. Küresel düzeyde giderek belirginleşen bu tablo kendi içinde enine boyuna tartışılmayı elbette hak ediyor." ifadesini kullandı.

"İnsanın eşref-i mahlukat vasfıyla merkezinde yer aldığı bilim anlayışını yükseltmenin vaktidir"
Tabiattaki her şeyi bir eşya, bir ham madde, tüketime elverişli bir meta olarak gören anlayışın insanı da aynı kategoriye yerleştirmesinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"Nitekim böyle de oldu. İnsana hizmet etmesi gereken araçların, mekanizmaların, sistemlerin bir süre sonra insanı kendisine hizmet ettirmeye başlaması sahip olduğumuz değerler açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Kadim ve ortak medeniyetimizi günümüz dünyasının hakim anlayışlarından ayıran işte bu hissediş ve duyuş farklılığıdır. Eşref-i mahlukat olan insanı, eşya seviyesine indirgeyen zihniyetin önümüze serdiği imkanlarla gidilebilecek yolun artık sonuna gelinmiştir. Bunun için artık tıpkı Farabi'den İbn-i Sina'ya, Biruni'den Uluğ Bey'e ecdadın nice büyük alimlerinin yaptığı gibi insanın eşref-i mahlukat vasfıyla merkezinde yer aldığı bir bilim anlayışını yeniden yükseltmenin vaktidir diyoruz."
Kovid-19 salgının tüm dünyayı kasıp kavurmaya başladığı günlerde dünyadaki sağlık otoritelerinin insanlığı bu felaketten korumak için açıkladığı tedbir tavsiyelerinin İbn-i Sina tarafından asırlar önce verildiğinin altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:
"Aynı şekilde günümüzde dünyanın pek çok yerinde insanı araç değil, asıl olarak görerek yürütülen gayretlerin gerisinde ortak medeniyetimizin birikiminin yer aldığını müşahede ediyoruz. Türk tıp dünyasının temsilcileri olarak bu tefekkürü kendi alanımızda her an her vesileyle yapmakla mükellefiz. İlhamını ilim, hikmet ve marifet temelinde inşa edilmiş insan merkezli medeniyet tasavvurumuzdan alan bilim çalışmalarımızı, teknoloji kutsaması hastalığından uzak bir şekilde sürdürmemiz şart. Türk Devletleri Teşkilatı bünyesindeki her çalışmamız gibi Türk Tıp Dünyası Kurultayı'nı da bu doğrultuda atılacak adımların en önemli zemini olarak değerlendiriyoruz. Her birinize bu doğrultuda gösterdiğiniz ve göstereceğiniz gayretler için şükranlarımı sunuyorum."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın "gelişmiş" diye tarif edilen ülkelerinin, hemen her alanda olduğu gibi sağlıkta da sadece belirli bir gelir seviyesinin üzerindeki insanlara yüksek standartta hizmet veren bir sisteme sahip olduklarını söyledi.
Bu sistemde düşük ve orta gelir sahibi kesimlerin işinin, şayet çok büyük maddi külfetleri göze almazlarsa gerçekten çok zor olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Nitekim gelişmiş ülkelerde hastane kapılarına bile yaklaştırılmadan salgınla mücadele etmeye çalışan insanların hikayelerine, oralardaki eşimizden dostumuzdan dinleyerek, medyadan takip ederek hepimiz şahit olduk. Hastaların ilgisizlikten öldüğü yaşlı bakım evlerinden hepimizin içini yakan görüntülerin yansıdığı vahim durumlarla karşılaştık. 'Az gelişmiş' diye tarif edilen ülkelerdeki içler acısı durumu anlatmaya bile gerek duymuyorum." dedi.
Erdoğan, Türkiye olarak, küresel salgınla imtihanlarını hem vatandaşlara sundukları sağlık hizmetleri hem de 161 ülkeye ve 12 uluslararası kuruluşa gönderdikleri tıbbi destekle alınlarının akıyla verdiklerini söyledi.
Salgının ilk günlerinden itibaren, "İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır" inancıyla hiçbir ayrım yapmadan ellerindeki tüm imkanları insanlık için seferber ettiklerini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Şimdi benzer bir süreç, gıda krizinin en temel unsuru olduğu küresel üretim ve tedarik zincirlerinde yaşanmaktadır. Bilindiği gibi dünya buğday üretiminin yaklaşık 3'te 1'i Ukrayna ve Rusya tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu buğdayların, açlık tehdidiyle karşı karşıya olan ülkelere ulaştırılması konusunda gösterdiğimiz gayretin en yakın şahidi sizlersiniz. İstanbul'da kurulmasını temin ettiğimiz ortak mekanizmayla Ukrayna buğdayının 9,3 milyon tonunu dünyanın hizmetine sunarak, gıda krizinin nispeten azaltılmasını sağladık. Her ne kadar Rusya kendisi için aynı kolaylıkların gösterilmemesi sebebiyle bu konuda mütereddit davransa da biz insanlığa hizmet için gayretimizi kararlılıkla sürdüreceğiz."

"Yerli ve milli şirketlerimiz, sağlık alanında dünya çapında hizmet ve teknoloji üretebilecek seviyeye ulaştılar"
Sağlık alanında gösterdikleri tartışılmaz başarının ise insanlığa hizmet yolunda yeni fırsatları önlerine serdiğini belirten Erdoğan, bu başarının gerisinde son 20 yılda ülkeye kazandırdıkları güçlü sağlık altyapısı ile insanı merkeze alan sağlık sisteminin olduğunun altını çizdi.
"Türkiye Yüzyılımızın en iddialı alanlarından birisini de sağlık olarak belirledik." diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şöyle devam etti:
"Büyük yatırımlar ve inovatif iş birliği yöntemleriyle inşa ettiğimiz şehir hastanelerimiz ile zenginleştirdiğimiz yetişmiş insan kaynağımız, bu başarıda çok büyük pay sahibidir. Şehir hastanelerimizin hizmet kalitesini ve buralarda görev yapan doktorlarımızın bilime verdikleri katkıyı, akademik bir yapı etrafında yükseltmenin de hazırlığı içindeyiz. Aynı şekilde vatandaşlarımızın tükettiği her 100 ilaçtan 89'unu yerli üretimle sağlıyoruz. Yerli ve milli olarak geliştirdiğimiz TURKOVAC aşımızla dünyada Kovid-19 aşısı üretebilen 9 ülke arasına girdik. Giderek artan bir sağlık tehdidi olan kanser hastalıklarında koruyucu sağlık hizmetleri ve tedavi konusunda önemli çalışmalar yürütüyoruz. Bilişim ve teknolojiyi, sağlık hizmetlerinde uluslararası standartlara uygun şekilde en etkin kullanan ülkeler arasındayız. Yerli ve milli şirketlerimiz, sağlık alanında dünya çapında hizmet ve teknoloji üretebilecek seviyeye ulaştılar. Nitekim, tıbbi cihaz alanında ithalatın ihracatı karşılama oranını yüzde 55'e çıkardık. Her iki alanda da girişimcilerimize verdiğimiz destekle hızla ileriye doğru mesafe katediyoruz. Kamu tarafındaki bu olumlu gelişmeler, özel sektörümüzün dinamizmini de artırıyor."

Türkiye'yi dünyanın şifa merkezi haline getirecek çalışmalar
Sağlıktaki dijitalleşmenin ve hizmet sunumundaki tecrübelerin verdiği imkanları yakın coğrafyadan başlayarak, tüm insanlıkla paylaştıklarını anlatan Erdoğan, "Amacımız, Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde ülkemizi uluslararası sağlık hizmetleri alanında 'Health Türkiye' markasıyla zirveye çıkarmaktır. Sizlere, ülkemizi dünyanın şifa merkezi haline getirecek bu çalışmaları, hep birlikte sürdürmeyi teklif ediyoruz. Sahip olduğumuz yaygın altyapıyı, yetişmiş insan kaynağını, bilim, teknoloji ve üretim gücünü sürekli daha da geliştirmekte kararlıyız. Teşhis ve tedavi hizmetlerimizi, ilaçtan tıbbi cihaza her alanda kendi sağlık ihtiyacımızı karşılamanın ötesinde küresel düzeyde söz sahibi olmamızı sağlayacak bir seviyeye çıkarmak amacındayız. Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde kardeşlik hukukuyla beraberce yürüteceğimiz çalışmaları da bu sürecin bir parçası olarak kabul ediyoruz." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel sistemin her alan gibi sağlıkta da belirlenmiş olan değerlendirme kriterlerini karşılayarak son dönemde ismini tarihe yazdırmış bilim insanlarından birinin de Prof. Dr. Aziz Sancar olduğuna işaret ederek, Türkiye'nin bu önemli değeri adına düzenledikleri Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri'ni yeni Aziz Sancar'ların yetişmesine zemin hazırlayacak bir vesile olarak gördüğünü söyledi.
Bilime verdiği katkılar yanında ülkesine olan bağlılığı ve mütevazılığı ile gönüllerde taht kuran Aziz Sancar'a selamlarını ve sevgilerini gönderen Erdoğan, bugün ödüllerini takdim edecekleri, yaptıkları çalışmalarla sağlık, bilim ve teknolojileri alanına uluslararası düzeyde katkılarda bulunan bilim insanlarını tebrik etti.
Aynı şekilde, her birini "maziden atiye kurulan köprünün sütunları" olarak kabul ettikleri Tıp Tarihine ve Ortak Geçmişe Vefa Ödülleri'ni takdim edecekleri isimleri de tebrik eden Erdoğan, Türk Devletleri'nden gelen misafirlere, ülkelerine döndüklerinde tüm kardeşlerine selam ve muhabbetlerini iletmelerini isteyerek sözlerini sonlandırdı.

Notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kurultay kapsamında Nobel Ödüllü Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar adına bu yıl altıncısı verilen 2022 TÜSEB ödüllerini de sahiplerine verdi.
2022 TÜSEB Aziz Sancar Bilim Ödülü'ne Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Halil Kavaklı, 2022 TÜSEB Hizmet Ödülü'ne Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen, 2022 TÜSEB Özel Ödülü'ne Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Özdarendeli layık görüldü.
2022 TÜSEB Teşvik Ödülleri ise Penn State ve Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Tarık Özbolat, Adnan Menderes Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özge Çevik, Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Nizamoğlu, Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Öçsoy, Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tunca Doğan'a verildi.
Törende ayrıca Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi ülkelerin Sağlık Bakanları, ülkelerindeki sağlık çalışanları adına ödüllerini Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elinden aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra Health Türkiye standını gezerek, bilgi aldı.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.