Arap dünyasını durumu: Arap Birliği ışıltılı günlerine dönebilecek mi?

31. Arap Birliği Zirvesi, Arap ülkelerinin zorlu ve kasvetli koşullarında gerçekleşiyor. Bu koşulların bazıları Ukrayna’daki son gelişmelerle artan uluslararası olaylarla ilişkili.

Cezayir’deki 31. AL Zirvesi'ne ev sahipliği yapan konferans merkezindeki Arap ülkeleri bayrakları (AFP)
Cezayir’deki 31. AL Zirvesi'ne ev sahipliği yapan konferans merkezindeki Arap ülkeleri bayrakları (AFP)
TT

Arap dünyasını durumu: Arap Birliği ışıltılı günlerine dönebilecek mi?

Cezayir’deki 31. AL Zirvesi'ne ev sahipliği yapan konferans merkezindeki Arap ülkeleri bayrakları (AFP)
Cezayir’deki 31. AL Zirvesi'ne ev sahipliği yapan konferans merkezindeki Arap ülkeleri bayrakları (AFP)

Nebil Fehmi
Arap Birliği’nin (AL) 31’inci zirvesi, Cezayir’in bağımsızlık hareketinin başlangıç 60. yıl dönümüne denk gelen 1 Kasım tarihinde Cezayir'de başlıyor. Bu yüzden yazımıza Cezayirli kardeşlerimizin büyük milli mücadelelerinin yıl dönümünü tebrik ederek başlamalıyız.
Oturumlar sona erdikten, konuşmalar bittikten ve Arap ülkeleri arasındaki bölünmenin ciddiyeti ve yansımaları hakkında kesin formüller ortaya koyulduktan sonra hepimiz zirvede neyin başarıldığını ve neyin başarılamadığını değerlendirmek zorunda kalacak. Gelişmelerin, zirvenin düzenlendiği siyasi ortam, Arap halkının mevcut durumun düzeltilmesine yönelik meşru talepleri ve gelecek nesiller için daha iyi ve güvenli bir gelecek inşa edilmesi arzusu göz önünde bulundurularak samimi, cesur, sakin ve tarafsız bir şekilde değerlendirilmesini umuyorum.
Cezayir'e şahsi olarak şükranlarımı sunuyorum. Çünkü çok çalıştı. Kovid-19 salgını nedeniyle ertelenen, bir takım anlaşmazlıklar ve Arapların birçok sorunun olduğu çalkantılı bir ortamda bir araya gelmek konusundaki isteksizliğinden dolayı bir türlü yapılamayan zirveyi gerçekleştirmekte ısrar etti. Bir yandan da anlaşmaya varma, görüş ayrılıklarının olduğu noktaları tartışma ve anlaşmazlıkların güçlü noktalarını doğrudan ve sakin bir şekilde ele almanın yanı sıra anlaşmazlıkların hassas ve ulaşılmaz hale gelmemesi için doğru yönetilmesi gerektiği yönünde yapıcı tavsiyelerde bulunulması umuduyla görüşmelerin önemi, zorlukların boyutlarıyla birlikte arttı. Özellikle bölgenin ve sorunlarının yeniden yapılandırılmasına tanık olan Ortadoğu'nun bu geçtiği hassas dönemde, tek millet arasında dış ilişkileri yönetmede en uygun ve akılcı yöntem görüşmeler gerçekleştirmektir. Zirveye katılan herkesi takdir ediyorum. Komşu ülke Cezayir ile ilişkilerin gergin olmasına rağmen Fas Kralı 6. Muhammed’in de zirveye katılacağı bildirildi.
Zirve, Arap ülkelerinin zorlu ve kasvetli koşullarında gerçekleşiyor. Bu koşulların bazıları Ukrayna’daki son gelişmelerle artan uluslararası olaylarla ve Arap ülkelerindeki gıda güvenliği krizi gibi diğer bazı meselelerle ilişkili. Arap ülkeleri, gıda ithal eden bir bölgede yer alır. Ekilemeyen geniş arazilere sahip bu bölgede su kıtlığı sorunu yaşarlar. Ayrıca çevreye ve iklim değişikliğine daha az zararlı olan alternatif ve sürdürülebilir enerjiye yönelik artan eğilimle birlikte enerji endüstrisi ve pazarı da dahil olmak üzere ekonomilerinin geliştirilmeye acil olarak ihtiyacı var.
Batı Sahra meselesinden Libya krizine ve Tel Aviv’in uzlaşmazlığından Suriye'deki son duruma ve Arap-İsrail barış sürecine kadar çeşitli bölgesel meseleler ve tutum farklılıkları söz konusu. Bazıları İsrail ile yapılan normalleşme anlaşmaları (İbrahim Anlaşmaları), Irak'ın durumu, İran ile Şam ve Körfez bölgelerindeki gerilimler, Türkiye'nin hedefleri, Yemen ve Somali'deki son durumlar üzerinde tartıştı.
Ortadoğu'nun genel olarak şekli ve geleceği ile ilgili bir takım stratejik meseleler vardır. Arap olmayan tarafların Ortadoğu’yu şekillendirme faaliyetleri ve girişimleri çerçevesinde bunların önemi daha da artıyor. Arap liderler, yönelimleri, çıkarları ve bölgesel gelişmeler, uluslararası değişimler ve bu kez Rusya, ABD ve Çin'i kapsayan başka bir Soğuk Savaş olasılığı ile başa çıkmanın en iyi yolları hakkında istişarelerde bulunmalılar. Çoğunun, bölgede daha az hevesli ve hoşgörülü olan ABD ile ya da küçülen Avrupa ile yahut Sovyetler Birliği'nden daha az etkili olan Rusya ile ve ekonomik ve stratejik olarak yükselen, Arap ülkelerinin en büyük ticaret ortağı haline gelen Çin ile güçlü ilişkileri vardı.
Tüm bunlar karşısında, Arapların bütün sorunlarını tek bir zirvede çözebileceklerini, hatta yıllarca aralarında süren gerilimden ve bölünmeden sonra tüm tarafları rahatlatabileceklerini zannedenler yanılıyorlar. Tüm bu sorunları bir kenara itmek mümkün değil. Arap Zirvesi’nin ışıltılı günlerinin geri geldiğini ve Arap dünyasının sesinin ve konumunun bize gelecek için güvence verecek bir seviyeye ulaştığını söylememizi sağlayacak kesin sonuçlara ulaşamasak dahi bu koşullarda zirvenin başarısı ya da başarısızlığı, çok özel üç adımı ne ölçüde başardığıyla hesaplanabilir. Bunları, insanları sakinleştirmek ve kavgalı kardeşler arasındaki siyasi diyalogu yeniden canlandırmanın yollarını açmak, bazı hakların onaylanması ve bazı büyük bölgesel ve küresel tehlikelere karşı Arap ülkelerinin görüşlerini yakınlaştırmak, Arap dünyasının ve Ortadoğu'nun geleceği üzerine, yeniden değerlendirme ve reform sürecinin başlangıcı için başarıları, siyasi bilgeliği, farkındalığı ve diplomasiyi yansıtan adımlarla Arap ülkeleri arasında bir diyalog başlatmak olarak sıralayabiliriz.
Zirvenin, küçük de olsa, istikrar ve kalkınma için daha fazla zamana ihtiyaç duysa da, ciddiyetini göstermek için bu üç önemli adımı atmasını umuyorum. Zirveye aktif bir şekilde katılım gösterilmesinin, kendi içinde Arap çerçevesinin herkes için önemini yansıttığını düşünüyorum. Basına kapalı kapılar ardında, liderler arasında diyaloglar düzenlenmesi konusunda yayınlananlardan memnunum. Bu, insanları sakinleştirmede önemli bir adım. Umarım zirveden Filistin Devleti’nin teyidi, Türkiye’nin ve İran’ın suçlarına karşı bir uyarı, Arap ülkeleri arasındaki su meseleleriyle ilgili meşru haklarının tasdiki ve Ortadoğu'yu şekillendirmede ve Arap çıkarlarını korumada Arapların aktif rol almasının önemi gibi sonuçlar çıkar.
Beklentileri abartma ya da zirvenin sonucunu memnuniyetle karşılama yahut parlak başarılar elde ettiği sonucuna varma hatasına düşmeyeceğim. Geçmişten gelen birikimin derinliği ve geleceğin zorluklarının büyüklüğü çerçevesinde bu pek mümkün değil. Sonuçların başarılması güç olan zorluklardan çıkması gerektiğinden bunu tatmin edici bir zirve olarak tanımlamaktan kaçınacağım. Zirve sonuçlarının Arap dünyasının inisiyatif alması ve hareket etmesi gerektiğine ve zirveyle son derece zor koşullarda küçük olumlu adımlar atıldığına dair bazı iyileşme ve kararlılık sinyalleri vermesini ümit ediyorum. AL Dönem Başkanlığı’nın ve beraberinde AL kurumlarının yukarıda belirtilen soruların yanı sıra su ve nükleer silahların yayılması sorunlarına özel olarak odaklanarak, ilk adımları onaylamak ve bunları geliştirmek için AL üyesi ülkelerle temas kurması gerekiyor. Belki de bu adımlar gelecekte Cezayir’deki AL Zirvesi’nin Arap metodolojisinde gerçek bir değişime yol açtığını ve çıkarlarımızı güvence altına almada ve halklarımızın özlemlerine yanıt vermede bizi daha verimli hale getirdiğini kanıtlar.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.