Libya: Dibeybe ile Mişri arasındaki ihtilaf neden derinleşiyor?

Libya’daki siyaset çevreleri Rabat Uzlaşısının Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe’yi rahatsız ettiğini düşünüyorlar

Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri’nin eski toplantısından bir kare (DYK)
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri’nin eski toplantısından bir kare (DYK)
TT

Libya: Dibeybe ile Mişri arasındaki ihtilaf neden derinleşiyor?

Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri’nin eski toplantısından bir kare (DYK)
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri’nin eski toplantısından bir kare (DYK)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) bağlı milislerin Libya Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) Trablus’taki toplantısını engellemesinin ardından UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile DYK Başkanı Halid el-Mişri arasındaki ilişki karanlık bir tünele girdi.
Ülkedeki siyaset çevreleri, Dibeybe’nin ‘anayasal süreç konusunda önce Temsilciler Meclisi ile anlaşılmasını isteyen DYK içindeki bir blokla koordinasyon sağlamayarak kendi bacağına kurşun sıktığını’ söylediler. Ancak konunun çıkar çatışması ve iktidarda kalmayla ilgili olduğuna dikkat çektiler.
Öte yandan DYK üyesi Muhammed Muazzib “DYK’nin yürütme erkinin birleştirilmesi ile ilgili dosyayı tartışması Dibeybe’yi rahatsız etti ve atılabilecek adımların ciddiyetinin farkına varmasını sağladı. Bu nedenle hiç vakit kaybetmeden ‘Rabat Uzlaşısı’ ile ilgili basın açıklamalarındaki olumsuz tutumu sert muamelelere dönüştürdü” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Muazzib, DYK’nin etrafının sarılmasını ‘akılsızca bir adım ve ölümcül bir hata’ olarak nitelendirdi. Bunun ‘Dibeybe’ye yerel ve Batılı müttefiklerinin desteğini kaybettirerek, söylediği gibi seçimleri yapmak için çaba harcamadığına, bilakis bunu engellemeye çalıştığına veya en azından seçimlerin yapılması halinde sonuçlarını garanti etmeyeceğine ilişkin kanaatlerini güçlendirdiğini’ söyledi.
Mişri ve Temsilciler Meclisi (TM) Başkanı Akile Salih, geçen ekim ayının sonunda Fas'ın başkenti Rabat'ta, yönetici pozisyonlardaki isimleri değiştirme, seçimleri yapmak için gerekli olan adımları atmak üzere diyaloğu yeniden başlatma ve mümkün olan en kısa sürede tek bir hükümet kurma konusunda anlaştıklarını duyurmuşlardı.
Muazzib daha da ileri giderek Dibeybe’nin ‘yönetici pozisyonlardaki isimlerin değiştirilmesi ve hükümet ile ilgili yürütme sürecine değinmeden önce anayasal süreç konusunda önce Temsilciler Meclisi ile anlaşılmasını isteyen DYK içindeki bir blokla koordinasyon sağlamayarak kendi bacağına kurşun sıktığını’ söyledi.
Muazzib açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Böyle bir koordinasyon, Dibeybe’nin istediği gibi daha uzun süre iktidarda kalmasını sağlayabilirdi. Çünkü, özellikle parlamentonun kendisine DYK tarafından gönderilen anayasal zemin taslağını reddedeceğine ilişkin beklentileri göz önüne alırsak, anayasal yol aylar sürebilecek kapsamlı tartışmaları gerektiriyor. Zira söz konusu taslak askeri personeli ve çift uyrukluları cumhurbaşkanlığına aday olmaktan meneden maddeler içeriyor. Parlamentonun cumhurbaşkanlığına aday olmaya çalışan Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Halife Hafter ile yakın ittifakı göz önüne alınınca bu maddeleri kabul etmesi mümkün değil.”
Muazzib Türkiye'nin her iki siyasiyle (Dibeybe ve Mişri) güçlü bir ilişkisinin olduğunu söylemesine rağmen, bazılarının sandığı gibi Ankara'nın Libya arenasındaki en önde gelen müttefikleri arasındaki bu anlaşmazlığı kontrol altına almadaki başarı şansının düşük olduğunu söyledi. Ayrıca ‘DYK’nin değişim sürecine olan bağlılığı ve seçimlere doğru ilerlemesinin, kaçınılmaz olarak Dibeybe’nin görevden alınmasına yol açacağını’ söyledi.
Muazzib gibi düşünen Libya Ulusal Birlik Partisi’nin Kurucu Heyet Başkanı Esad Zihyu, anlaşmazlığın ‘Dibeybe ve Mişri’nin şahsi çıkarlarıyla bağlantılı olması ve Ankara’nın savaş durumunda her iki isimle de başa çıkabilme gücünün olmasının yanı sıra varılacak herhangi bir çözümün ikisinden birinin saf dışı bırakılması anlamına geleceğinden’ anlaşmazlığın kontrol altına alınmasının güç olduğunu belirtti.
Salih’in DYK’deki olayı kınadığına ve DYK’yi desteklediğine ilişkin açıklama yaparak gösterdiği üzere, Mişri ve Salih arasındaki yeni ittifaka gelince, Zihyu ‘hala aralarında anlaşmazlık noktaları olmakla birlikte, aralarındaki bu ittifakın ortak siyasi düşmanları olan Dibeybe ile hesaplaşmaya dayandığını’ söyledi.
Zihyu “Dibeybe’nin davranışı, Salih’in Temsilciler Meclisi’nin UBH’ye verdiği güvenoyunu geri çekmekte haklı olduğunu, UBH’nin silahlı birlikler tarafından korunduğunu ve seçimlerin yapılmasını engellediğini kanıtlaması için altın değerinde bir fırsattı” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Libya Teknokratlar Birliği Partisi Başkanı Eşref Belha yaptığı açıklamada, “Yerel arabuluculukların yanı sıra dış baskılar ve uyarılar, Libya arenasında tekrarlanan bu tür çekişmeleri kontrol altına almayı başarabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Belha “Yaygın silahların yarattığı kaosun devam etmesi, tüm Libyalı tarafların siyasi arenada kalma ve burayı etkileme eğilimleri ve bu tarafların çatışmalarında yurtdışından güç almaları ışığında, bu çekişmelerin tamamen ortadan kalkması pek olası değil” ifadelerini kullandı.
Libya Temsilciler Meclisi Üyesi Cibril Uhide ise, bazılarının İngiltere, ABD ve Türkiye gibi ülkelerin DYK’nın kuşatılmasının ardından tutumlarını değiştirebileceğine ve Dibeybe hükümetinin iktidarda kalması için verdikleri desteği çekebileceklerine ilişkin beklentilerinin pek gerçekçi olmadığını söyledi.
Uhide Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda “Evet, olayı kınayan açıklamalar yaptılar. Ancak bu ülkeler kendilerine yakın bir isim olduğu için büyük dostları Merkez Bankası Başkanı’nı değiştirmek, hatta ona dokunmak istemiyorlar. Dolayısıyla Rabat Uzlaşmaları’nı fiilen reddediyorlar” dedi.
Uhide “Bu ülkelerin temsilcilerinin geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin Libya'yla ilgili yaptığı oturumda söyledikleri ifadeler birbirine benzerdi. Örneğin Libya taraflarının sadece seçimlerin yapılmasına dikkat etmeleri gerektiğini vurguladılar. Ancak yeni bir hükümet kurmak gibi herhangi bir yoldan, seçimlerin mevcut kaos ışığında nasıl yapılacağına dair herhangi bir açıklamadan veya tüm Libya topraklarını hakimiyeti altına alan tek bir hükümet kurulmasından bahsetmediler. Dolayısıyla buradan durumun değişmeyeceğini anlıyoruz” şeklinde sözlerini sonlandırdı.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.