Batı ve Rusya’dan Türkiye’nin askeri operasyonlarına yeşil ışık mı yaktı?

Paris'teki Avrupalı kaynaklar: Erdoğan, Rusya'nın olduğu gibi Batı'nın da ihtiyaç duyduğu biri haline geldi

 Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)
Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)
TT

Batı ve Rusya’dan Türkiye’nin askeri operasyonlarına yeşil ışık mı yaktı?

 Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)
Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)

Türkiye’nin, İstanbul Taksim İstiklal Caddesi'nde düzenlenen terör saldırısından bir hafta sonra başlattığı askeri operasyonlarla ilgili dünyanın dört bir yanından birçok başkenti endişelendiren ‘Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye'nin kuzeyindeki Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) mevzilerine yönelik geniş çaplı bir kara harekatı başlatma tehdidini hayata geçirecek mi?’ sorusu soruluyor. Ardından, Erdoğan'ın özellikle ABD, Rusya ve Avrupa’nın askeri planlarına ilişkin uluslararası tutumlarına ilişkin ‘Türkiye’nin, Batı ülkelerinin müttefiki olan, DEAŞ ile mücadelede ve DEAŞ’ın Kürt bölgelerinden çıkarılmasında büyük rol oynayan YPG'nin kontrolündeki Kürt bölgelerine askeri operasyonlar gerçekleştirmesine göz yumulacak m? sorusu geliyor.
Paris’teki Avrupalı ​​kaynaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘İstanbul’daki patlamayı, Suriye-Türkiye sınırı boyunca nüfusunun çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bölgede 30 kilometre derinlikte güvenli bir bölge oluşturmaya dayalı, daha önce açıklanan, ancak ABD, Batı ülkeleri ve Rusya tarafından karşı çıkıldığı için bugüne kadar gerçekleştirmesi engellenen planları hayata geçirmek için kullandığını’ düşünüyorlar.
Ancak aynı kaynaklara göre bugün durum iki açıdan değişmiş görünüyor. Bunlardan birincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a terörle mücadele, meşru müdafaa ve Türk halkını koruma gerekçesiyle caydırıcı olarak askeri operasyonlar düzenlemesi için aradığı bahaneyi sağlayan saldırı,  ikincisi, Batılıların bugün Türkiye'ye her zamankinden daha fazla ihtiyacı olması. Avrupalı kaynaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geniş çaplı bir kara operasyonu başlatmasını engellemek için ABD, Rusya ve Avrupa ülkelerinin nasıl bir tepki verebileceklerini anlamak için Rusya ve Batı'nın onlarca kişinin ölümüne yol açan hava saldırılarına verdiği tepkilerin dikkate alınması çağrısında bulundular.
Söz konusu kaynakların tanımıyla hava saldırılarına bugüne kadar ‘yumuşak’ bir tepki verildi. Kaynaklara göre Türkiye üzerinde en etkili iki taraf olan ABD ve Rusya, Ankara'ya karşı ‘müsamahalı’ davrandılar ve hiçbir zaman ‘kınayan’ açıklamalarda bulunmadılar.  Bu aynı zamanda hava saldırılarına bir grup olarak Avrupa Birliği'nden (AB) herhangi bir tepki gösterilmediğinden Avrupa ülkelerinin ‘bireysel’ tepkileri için de geçerli bir durum. AB, gerek Avrupa Komisyonu, gerek AB Başkanlığı gerekse AB'nin dış politikasını yürütmekten sorumlu AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği düzeyinde bu hava saldırılarına hiçbir tepki göstermedi.
Moskova, önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev’in dilinden sonra Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov’un dilinden, Suriye'nin kuzeyinde ‘istikrarın bozulmasına’ karşı uyararak ‘itidalli olma, gerginliği tırmandırmaktan ve aşırı güç kullanmaktan kaçınma’ çağrısında bulunurken aynı zamanda, ‘Türkiye'nin güvenlik endişelerini anladığını’ ifade etti.
Öte yandan Washington, Ankara'ya askeri operasyonlarının bölgenin ‘istikrarı’ ve DEAŞ’a karşı mücadele üzerindeki etkilerine ilişkin duyduğu ‘ciddi endişeyi’ bildirmekle yetinirken, Suriyeli ortaklarından ‘karşı saldırıda bulunmamalarını ve gerginliği tırmandırmamalarını’ istedi. Washington, ‘eşit şartlarda olmayan her türlü askeri harekata karşı olduğunu’ vurguladı.
Avrupa ülkelerinin tepkileri ise ‘endişe duyulduğu’ ve ‘itidalli olunması’ gibi çeşitli açıklamalar şeklindeydi. Fransa Dışişleri Bakanı, terör karşısında Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladıklarını ifade ederken Almanya, Ankara'yı ‘uluslararası hukuka saygı çerçevesinde eşit şekilde yanıt vermeye, sivillerin korunmasına ve gerginliği tırmandırmaktan kaçınmaya’ çağırdı. Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, ülkesinin terörle mücadelesinde Türkiye'nin yanında olduğunu söyledi. İsveç ise Dışişleri Bakanı’nın pazartesi günü Paris'te İsveç merkezli bir gazeteye yaptığı açıklamayla Türkiye’nin operasyonuna değindi. İsveçli Bakan açıklamasında, “Türkiye, terör saldırılarına maruz kalan bir ülke. Bu tür saldırılara maruz kalan ülkelerin kendilerini savunma hakları var” ifadelerini kullandı. Özetle, Avrupalılar, Türkiye'nin ‘kendine hakim olmasını’ ve kimsenin gerek ölü sayısı gerekse (hava, kara, füze vs. şeklinde) saldırı türleri bakımından tam olarak ne demek istendiğini anlamadığı ‘orantılı bir karşılık’ vermekle yetinmesini istiyorlar. Kontrollü bir şekilde olmak şartıyla Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladıklarını ifade ediyorlar.
Bugün Rusya’nın ve Batı ülkelerinin çıkarları, Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaşının gidişatına ve her iki taraf için de radikal sonuçları olacak geleceğine bağlı olduğu bir gerçek. Söz konusu kaynaklara göre ‘bu ülkelerin konumlarını zayıflatacak her şey ikincil’ kabul ediliyor. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı kaynaklar, bugün Erdoğan'ın ‘Rusya’nın olduğu kadar Batı ülkelerinin de ihtiyaç duyduğu biri’ haline geldiğini belirttiler. Bir başka deyişle Biden’ın ona ihtiyacı olduğunu bilen Putin’in de Erdoğan'a ihtiyacı var. Bunun nedeni, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşından nasıl yararlanacağını bilip ‘dengeli’ bir politika izlemesi ve herkese karşı açık bir çizgide durmasıdır. Ayrıca Ukrayna’dan tahıl ihracatı için yapılan anlaşmada rol oynayan Erdoğan, gemilerin Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçişlerini düzenleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni uygulamakta tereddüt etmezken, Batı ülkelerinin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını uygulamadı. Erdoğan, Fransa’nın ve Almanya’nın arabulucu rollerini bırakmalarının ardından Putin ile ‘muhatap’ olan tek isim olarak kaldı.
Bütün bunlardan sonra Batılıların, Erdoğan'ın Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri operasyonlarına ‘yumuşak’ tepki vermeleri ve belki de başlatmaya hazırlandığı bir kara operasyonuna karşı müsamahalı davranmaları, Erdoğan'la ilişkilerinde kendilerini ‘eli kolu bağlı’ hissetmelerindendir.
Öte yandan İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya üye olmalarının anahtarının Ankara'da olduğu dikkate alınmadan tablo tamamlanmış sayılmaz. İki ülkenin üyeliği kabul edilirken, bu kabul için yalnızca Türkiye’nin ve Macaristan’ın parlamentolarından onay alınmadı. Stockholm ve Helsinki'nin geçtiğimiz Haziran ayında Türkiye’nin ‘terörle mücadele’ konusundaki taleplerine ilişkin üçlü bir mutabakat zaptı imzalamaları dikkat çekici bir gelişmeydi. Stockholm ve Helsinki'den Ankara'ya üst düzey yetkililer tarafından sık sık yapılan ziyaretler, NATO’nun yeni üyelerine ve onlarla birlikte NATO’ya ve AB’ye şantaj yapma fırsatı bulan Erdoğan'ın tutumunu yumuşatmayı amaçlıyor. Tüm bunlar göz önüne alındığında eğer Türkiye bugün Suriye’nin kuzeyine kara harekatı başlatırsa başta Washington olmak üzere Batı ülkelerinin başkentlerinin Ankara’ya karşı çıkmaları pek olası görünmüyor.
Fransa merkezli Le Monde gazetesi, Suriye'nin kuzeyindeki hava sahasını kontrol eden Rusya ve ABD’den Türkiye’nin askeri operasyonlarına yeşil ışık yakılmadığını düşünmenin güç olduğunu yazdı.



Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters

İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, İsrail'in Suriye'deki Ebu el-Zuhur hava üssünü bombalamasından birkaç gün önce telefon görüşmesi gerçekleştirerek Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştü.

Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgilere göre Mossad başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos'ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü. Görüşme, İsrail ile Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti arasında bugüne kadar yapılan en üst düzey temaslardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in salı günü Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti.

Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye'nin Suriye'ye askeri destek sağlama konusunun gündemin ana başlığı olduğunu belirtirken, kaynaklardan biri görüşmenin "İsrail'in, (Türkiye'nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konulardaki soruları" üzerine odaklandığını söyledi.

Üst düzey bir yetkili olan ikinci kaynak ise Gofman'ın bu görüşmeyi, Türkiye'nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını ifade etti. Konuya yakın üçüncü kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Ne olmuştu?

Türkiye, Suriye'de 2024'te Beşar Esad yönetiminin sona ermesinden bu yana Şara yönetimini destekleyen ülkeler arasında öne çıkarken, Ankara'nın Suriye'deki etkisi İsrail'de de güvenlik endişelerine neden oldu.

ABD ile yakın ilişkiler geliştiren Şara, temmuz ayında Suriye'nin İsrail'le bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini ve İsrail'in Suriye'ye yönelik politikasının daha dengeli olması için farklı ülkelerin desteğini aradığını açıklamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise İsrail'in açıklamalarını "mesnetsiz iddialar" olarak nitelendirerek, saldırıların Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirtti.

Türkiye ise belirli bir asker konuşlandırma planına ilişkin açıklama yapmadan, Suriye hükümetiyle iş birliğini sürdüreceğini ve ülkenin istikrarsızlaştırılmasına karşı olduğunu bildirdi.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemeye yönelik bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını ve taraflar arasındaki bilgi paylaşımı ile diyaloğu kolaylaştırdığını açıkladı.

Independent Türkçe, Reuters


Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
TT

Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, dün (çarşamba) yaptığı açıklamada Ankara'nın “Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğini” bildirdi. Açıklamada, İsrail'in Suriye'nin Türk güçlerinin Ebu Zuhur Havaalanı'na konuşlanmasına izin verdiği yönündeki iddialarının temelsiz olduğu belirtildi.

Açıklamada, Türkiye'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğu gibi Ortadoğu'da kalıcı barışın tesis edilmesini desteklediği vurgulanarak, bunun sağlanmasının tek yolunun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun saldırgan politikalarından vazgeçmesinden geçtiği ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye, Suriye'de güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla meşru bir zeminde Suriye hükümetiyle iş birliğini kararlılıkla sürdürecek ve hiçbir şekilde Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyecektir.”

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, dün Suriye'nin güneyindeki bölgede incelemelerde bulunarak burada konuşlanan askerlerle bir araya geldi.

Zamir'in açıklamaları, İsrail basını tarafından Suriye ve Türkiye hükümetlerine yönelik mesajlar olarak değerlendirildi. Zamir, “Ne olduğunu görüyor ve Suriye cephesindeki gelişmeleri takip ediyoruz. Düşman güçlerin sınırlarımızda konuşlanmasına izin vermeyeceğiz. Gücümüzü gereken yerde ve gereken zamanda, hassas bir şekilde nasıl kullanacağımızı biliyoruz” dedi.


Türkiye Cumhurbaşkanı, yeni bir dönem için aday olacağına dair imada bulundu

Cumhurbaşkanı, Ankara'da iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kuruluşunun 25. yıl dönümü kutlamaları sırasında (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı, Ankara'da iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kuruluşunun 25. yıl dönümü kutlamaları sırasında (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye Cumhurbaşkanı, yeni bir dönem için aday olacağına dair imada bulundu

Cumhurbaşkanı, Ankara'da iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kuruluşunun 25. yıl dönümü kutlamaları sırasında (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı, Ankara'da iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kuruluşunun 25. yıl dönümü kutlamaları sırasında (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kuruluşunun 25. yıl dönümü dolayısıyla Ankara’da düzenlenen törende yaptığı konuşmada, 2028’de yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday olabileceğinin ve iktidarda daha uzun yıllar kalmayı hedeflediğinin sinyalini verdi. Erdoğan, AK Parti’nin gelecek planlarının 2071 yılına kadar uzandığını söyledi.

72 yaşındaki Erdoğan, siyasi hayatında 50 yılı geride bıraktığını belirterek, ömrü ve sağlığı elverdiği sürece Türkiye’ye hizmet etmeyi sürdüreceğini ifade etti.

AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü etkinliğinde konuşan Erdoğan, “Ben Tayyip Erdoğan. Siyasette 50 yılı tamamladım. Allah ömür ve sağlık verdiği müddetçe Türkiye’ye hizmet yolunda daha nice yıllar mücadele edeceğim. Aziz milletimin duası ve desteğiyle bu ülke için sevgiyle çalışmayı sürdüreceğim. Ruh bu bedende olduğu sürece bu sevda sönmeyecek” dedi.

Erdoğan, Türkiye’nin geleceğinde gençlerin rolüne de dikkat çekerek, “Dilleri bilen, dünyayı iyi okuyan, tarihinin farkında, inancına ve vatanına sahip çıkan bir genç nesil geliyor. En büyük eserim, bu neslin yetişeceği iklimi oluşturmak oldu” ifadelerini kullandı.

2028’de yeniden adaylık planı

Erdoğan, AK Parti’nin kuruluşundan bu yana görev yapanlara teşekkür ederek, “Bu hareketin henüz yolun başında olduğunu” söyledi. Cumhurbaşkanı, “Biz daha yolun başındayız. Bu hareket, bu kadrolar, bu gençler, onların çocukları ve torunları Türkiye’yi yönetecek. Önce 2053’e, ardından 2071’e taşıyacaklar. Parti, son 25 yılda olduğu gibi Türkiye’nin geleceğinde de iz bırakmaya devam edecek” diye konuştu.

fgthy
Erdoğan, partisinin kuruluşunun 25. yıldönümü kutlamaları sırasında parti destekçilerinden oluşan kalabalığa hitap ediyor (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan’ın, AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü etkinliğinde destekçilerine hitap ettiği konuşması dikkat çekti.

AK Parti’nin Cumhur İttifakı’ndaki ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) lideri Devlet Bahçeli ile AK Parti yöneticileri daha önce yaptıkları açıklamalarda, Erdoğan’ın bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde partinin ve ittifakın adayı olduğunu belirtmişti.

Ancak mevcut Türkiye Anayasası’na göre Erdoğan’ın bir sonraki seçimde yeniden aday olabilmesi hukuki engelle karşı karşıya. 1982’de kabul edilen ve daha sonra birçok kez değiştirilen Anayasa, cumhurbaşkanının görev süresi konusunda en fazla iki kez seçilebilmesine imkân tanıyor.

Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için ya Anayasa’nın değiştirilmesi ya da TBMM’nin seçimlerin yenilenmesine karar vermesi gerekiyor. Seçimlerin yenilenmesi kararının alınabilmesi için 600 sandalyeli Meclis’te 360 milletvekilinin desteği gerekiyor.

AK Parti’nin Erdoğan’ın talimatıyla yeni bir anayasa hazırlığı üzerinde çalışmasına rağmen, seçimlerin Meclis kararıyla yenilenmesi seçeneğinin daha olası olduğu değerlendiriliyor.

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum da daha önce yaptığı açıklamada, normal takvimde Mayıs 2028’de yapılması öngörülen seçimlerin Nisan 2028’e çekilebileceğini belirtmiş ve bunun “erken seçim” sayılmayacağını savunmuştu. AK Parti’nin seçim işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz ise seçimlerin 2027 sonbaharında yapılabileceğini dile getirmişti.

Barış süreci

Erdoğan, konuşmasında hükümetin “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı, Kürt tarafının ise “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak nitelediği sürece de değindi.

cdfvgthyj
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) üyelerinin Türk toplumuna entegre edilmesini sağlayan bir yasayı onayladı (Reuters)

Cumhurbaşkanı, Türkiye’de kardeşlik ve toplumsal birlik duygusunun güçlendirilmesinin önemine vurgu yaparak hükümetin terör sorununu tamamen çözmek için çalıştığını söyledi.

TBMM’nin 10 Ağustos’ta “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirme Kanunu”nu kabul ettiğini hatırlatan Erdoğan, hedeflerinin Türkiye’yi ve bölgeyi gelecek nesiller için terörden arındırmak olduğunu ifade etti.

Erdoğan, “Biz sadece terör sorununu sona erdirmiyoruz; aynı zamanda Türkiye’yi içeriden istikrarsızlaştırmaya yönelik emperyalist planları da tersine çeviriyoruz” dedi.

Ekonomiden savunma sanayisine övgü

Erdoğan, AK Parti hükümetlerinin 24 yıllık iktidarı boyunca elde edilen kazanımları da sıraladı. Türkiye’nin tarihindeki en büyük yatırım ve projelerin gerçekleştirildiğini belirten Erdoğan, ekonomi, sağlık, eğitim ve ulaştırma alanlarında önemli ilerlemeler kaydedildiğini söyledi.

Türkiye’nin 2025 yılında dünyanın en büyük ekonomileri sıralamasında 21. sıradan 16. sıraya, Avrupa’da ise altıncı sıraya yükseldiğini ifade etti.

Erdoğan ayrıca Türkiye’nin savaş gemileri, insansız hava araçları, helikopterler, tanklar, füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere çok sayıda savunma sanayisi ürününü kendi imkânlarıyla üretebilir hale geldiğini söyledi.

Muhalefetten AK Parti’ye milletvekili ve belediye başkanı transferleri

Erdoğan, konuşmasında üç milletvekilinin AK Parti’ye katıldığını açıkladı. Bunlardan ikisinin milliyetçi İYİ Parti’den, birinin ise Gelecek Partisi’nden olduğu belirtildi. Bu transferlerle AK Parti’nin TBMM’deki sandalye sayısı 280’e yükseldi.

xscdfgth
Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne katılan muhalefet milletvekilleri ve belediye başkanlarıyla bir araya geldi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Ayrıca muhalefet partilerinden yedi belediye başkanının da AK Parti’ye katıldığı açıklandı.

Muhalefet partileri ise AK Parti’nin milletvekilleri ve belediye başkanlarını transfer etmek amacıyla “baskı, tehdit ve çeşitli teşvik yöntemlerine” başvurduğunu öne sürüyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, iki milletvekilinin AK Parti’ye geçmesinin ardından X hesabından yaptığı açıklamada, partisinin farklı yönlerden saldırıya uğradığını savundu.

Dervişoğlu, “Bize her taraftan saldırdıklarına göre doğru yoldayız” ifadelerini kullandı.