Batı ve Rusya’dan Türkiye’nin askeri operasyonlarına yeşil ışık mı yaktı?

Paris'teki Avrupalı kaynaklar: Erdoğan, Rusya'nın olduğu gibi Batı'nın da ihtiyaç duyduğu biri haline geldi

 Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)
Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)
TT

Batı ve Rusya’dan Türkiye’nin askeri operasyonlarına yeşil ışık mı yaktı?

 Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)
Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)

Türkiye’nin, İstanbul Taksim İstiklal Caddesi'nde düzenlenen terör saldırısından bir hafta sonra başlattığı askeri operasyonlarla ilgili dünyanın dört bir yanından birçok başkenti endişelendiren ‘Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye'nin kuzeyindeki Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) mevzilerine yönelik geniş çaplı bir kara harekatı başlatma tehdidini hayata geçirecek mi?’ sorusu soruluyor. Ardından, Erdoğan'ın özellikle ABD, Rusya ve Avrupa’nın askeri planlarına ilişkin uluslararası tutumlarına ilişkin ‘Türkiye’nin, Batı ülkelerinin müttefiki olan, DEAŞ ile mücadelede ve DEAŞ’ın Kürt bölgelerinden çıkarılmasında büyük rol oynayan YPG'nin kontrolündeki Kürt bölgelerine askeri operasyonlar gerçekleştirmesine göz yumulacak m? sorusu geliyor.
Paris’teki Avrupalı ​​kaynaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘İstanbul’daki patlamayı, Suriye-Türkiye sınırı boyunca nüfusunun çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bölgede 30 kilometre derinlikte güvenli bir bölge oluşturmaya dayalı, daha önce açıklanan, ancak ABD, Batı ülkeleri ve Rusya tarafından karşı çıkıldığı için bugüne kadar gerçekleştirmesi engellenen planları hayata geçirmek için kullandığını’ düşünüyorlar.
Ancak aynı kaynaklara göre bugün durum iki açıdan değişmiş görünüyor. Bunlardan birincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a terörle mücadele, meşru müdafaa ve Türk halkını koruma gerekçesiyle caydırıcı olarak askeri operasyonlar düzenlemesi için aradığı bahaneyi sağlayan saldırı,  ikincisi, Batılıların bugün Türkiye'ye her zamankinden daha fazla ihtiyacı olması. Avrupalı kaynaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geniş çaplı bir kara operasyonu başlatmasını engellemek için ABD, Rusya ve Avrupa ülkelerinin nasıl bir tepki verebileceklerini anlamak için Rusya ve Batı'nın onlarca kişinin ölümüne yol açan hava saldırılarına verdiği tepkilerin dikkate alınması çağrısında bulundular.
Söz konusu kaynakların tanımıyla hava saldırılarına bugüne kadar ‘yumuşak’ bir tepki verildi. Kaynaklara göre Türkiye üzerinde en etkili iki taraf olan ABD ve Rusya, Ankara'ya karşı ‘müsamahalı’ davrandılar ve hiçbir zaman ‘kınayan’ açıklamalarda bulunmadılar.  Bu aynı zamanda hava saldırılarına bir grup olarak Avrupa Birliği'nden (AB) herhangi bir tepki gösterilmediğinden Avrupa ülkelerinin ‘bireysel’ tepkileri için de geçerli bir durum. AB, gerek Avrupa Komisyonu, gerek AB Başkanlığı gerekse AB'nin dış politikasını yürütmekten sorumlu AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği düzeyinde bu hava saldırılarına hiçbir tepki göstermedi.
Moskova, önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev’in dilinden sonra Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov’un dilinden, Suriye'nin kuzeyinde ‘istikrarın bozulmasına’ karşı uyararak ‘itidalli olma, gerginliği tırmandırmaktan ve aşırı güç kullanmaktan kaçınma’ çağrısında bulunurken aynı zamanda, ‘Türkiye'nin güvenlik endişelerini anladığını’ ifade etti.
Öte yandan Washington, Ankara'ya askeri operasyonlarının bölgenin ‘istikrarı’ ve DEAŞ’a karşı mücadele üzerindeki etkilerine ilişkin duyduğu ‘ciddi endişeyi’ bildirmekle yetinirken, Suriyeli ortaklarından ‘karşı saldırıda bulunmamalarını ve gerginliği tırmandırmamalarını’ istedi. Washington, ‘eşit şartlarda olmayan her türlü askeri harekata karşı olduğunu’ vurguladı.
Avrupa ülkelerinin tepkileri ise ‘endişe duyulduğu’ ve ‘itidalli olunması’ gibi çeşitli açıklamalar şeklindeydi. Fransa Dışişleri Bakanı, terör karşısında Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladıklarını ifade ederken Almanya, Ankara'yı ‘uluslararası hukuka saygı çerçevesinde eşit şekilde yanıt vermeye, sivillerin korunmasına ve gerginliği tırmandırmaktan kaçınmaya’ çağırdı. Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, ülkesinin terörle mücadelesinde Türkiye'nin yanında olduğunu söyledi. İsveç ise Dışişleri Bakanı’nın pazartesi günü Paris'te İsveç merkezli bir gazeteye yaptığı açıklamayla Türkiye’nin operasyonuna değindi. İsveçli Bakan açıklamasında, “Türkiye, terör saldırılarına maruz kalan bir ülke. Bu tür saldırılara maruz kalan ülkelerin kendilerini savunma hakları var” ifadelerini kullandı. Özetle, Avrupalılar, Türkiye'nin ‘kendine hakim olmasını’ ve kimsenin gerek ölü sayısı gerekse (hava, kara, füze vs. şeklinde) saldırı türleri bakımından tam olarak ne demek istendiğini anlamadığı ‘orantılı bir karşılık’ vermekle yetinmesini istiyorlar. Kontrollü bir şekilde olmak şartıyla Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladıklarını ifade ediyorlar.
Bugün Rusya’nın ve Batı ülkelerinin çıkarları, Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaşının gidişatına ve her iki taraf için de radikal sonuçları olacak geleceğine bağlı olduğu bir gerçek. Söz konusu kaynaklara göre ‘bu ülkelerin konumlarını zayıflatacak her şey ikincil’ kabul ediliyor. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı kaynaklar, bugün Erdoğan'ın ‘Rusya’nın olduğu kadar Batı ülkelerinin de ihtiyaç duyduğu biri’ haline geldiğini belirttiler. Bir başka deyişle Biden’ın ona ihtiyacı olduğunu bilen Putin’in de Erdoğan'a ihtiyacı var. Bunun nedeni, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşından nasıl yararlanacağını bilip ‘dengeli’ bir politika izlemesi ve herkese karşı açık bir çizgide durmasıdır. Ayrıca Ukrayna’dan tahıl ihracatı için yapılan anlaşmada rol oynayan Erdoğan, gemilerin Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçişlerini düzenleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni uygulamakta tereddüt etmezken, Batı ülkelerinin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını uygulamadı. Erdoğan, Fransa’nın ve Almanya’nın arabulucu rollerini bırakmalarının ardından Putin ile ‘muhatap’ olan tek isim olarak kaldı.
Bütün bunlardan sonra Batılıların, Erdoğan'ın Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri operasyonlarına ‘yumuşak’ tepki vermeleri ve belki de başlatmaya hazırlandığı bir kara operasyonuna karşı müsamahalı davranmaları, Erdoğan'la ilişkilerinde kendilerini ‘eli kolu bağlı’ hissetmelerindendir.
Öte yandan İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya üye olmalarının anahtarının Ankara'da olduğu dikkate alınmadan tablo tamamlanmış sayılmaz. İki ülkenin üyeliği kabul edilirken, bu kabul için yalnızca Türkiye’nin ve Macaristan’ın parlamentolarından onay alınmadı. Stockholm ve Helsinki'nin geçtiğimiz Haziran ayında Türkiye’nin ‘terörle mücadele’ konusundaki taleplerine ilişkin üçlü bir mutabakat zaptı imzalamaları dikkat çekici bir gelişmeydi. Stockholm ve Helsinki'den Ankara'ya üst düzey yetkililer tarafından sık sık yapılan ziyaretler, NATO’nun yeni üyelerine ve onlarla birlikte NATO’ya ve AB’ye şantaj yapma fırsatı bulan Erdoğan'ın tutumunu yumuşatmayı amaçlıyor. Tüm bunlar göz önüne alındığında eğer Türkiye bugün Suriye’nin kuzeyine kara harekatı başlatırsa başta Washington olmak üzere Batı ülkelerinin başkentlerinin Ankara’ya karşı çıkmaları pek olası görünmüyor.
Fransa merkezli Le Monde gazetesi, Suriye'nin kuzeyindeki hava sahasını kontrol eden Rusya ve ABD’den Türkiye’nin askeri operasyonlarına yeşil ışık yakılmadığını düşünmenin güç olduğunu yazdı.



Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.


Mekke Ortak Savunma Anlaşması TBMM'ye sunuldu

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke Anlaşması’nın imza töreninin ardından (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke Anlaşması’nın imza töreninin ardından (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mekke Ortak Savunma Anlaşması TBMM'ye sunuldu

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke Anlaşması’nın imza töreninin ardından (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke Anlaşması’nın imza töreninin ardından (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili kanun teklifi, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un imzasıyla TBMM'ye sunuldu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın onayına ilişkin kanun teklifinin parlamentoya sunulmasının, üç kardeş ülke arasındaki stratejik iş birliğinin pekiştirilmesi yolunda önemli bir adım olduğunu belirtti.

Duran, söz konusu stratejik ortaklığın kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi, ortak savunma kapasitesini artırmayı ve bölgede güvenlik ile istikrarı korumayı amaçladığını ifade etti.

Duran, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, bölge ülkelerinin bölgesel meselelerde sorumluluk üstlenmesi ilkesine dayanan Mekke Anlaşması’nın, güvenlik ve dayanışmaya öncelik veren ortak bir iradeyi yansıttığını kaydetti.

Duran, “Anlaşmanın parlamentoda onay sürecinin ülkemiz ve kardeş ülkeler Suudi Arabistan ile Pakistan için hayırlı olmasını temenni ediyor, bu sürece katkı sağlayacak tüm siyasi partilere ve milletvekillerine şimdiden teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

vfghy
Hakan Fidan ve Faysal bin Ferhan, pazartesi günü yaptıkları telefon görüşmesinde bölgesel meseleleri ve Husilerin saldırılarını ele aldı (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Parlamento kaynakları, şu anda çalışma ziyareti için Kırgızistan’da bulunan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Türkiye’ye dönüşünün ardından kanun teklifini, eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki Dışişleri Komisyonu’na sevk edeceğini bildirdi. Teklif, komisyonda ele alınmasının ardından onaylanmak üzere Genel Kurul’a sunulacak.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, imzacı ülkelerden herhangi birine yönelik saldırının üç ülkeye yapılmış bir saldırı sayılması gibi önemli hükümler içeriyor. Bu düzenleme, NATO Antlaşması’nın 5. maddesini andırıyor.

Anlaşmada ayrıca ortak silah üretimi, savunma sanayisi şirketleri arasında teknoloji paylaşımı, askerî eğitim ve ortak tatbikatlar, uzman askerî personelin yetiştirilmesi, istihbarat paylaşımı ve terörle mücadele alanlarında iş birliğine ilişkin hükümler bulunuyor.

Kanun teklifinin parlamentoya sunulmasından bir gün önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile bölgesel güvenlik meselelerini görüştü.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre pazartesi günü telefonla gerçekleştirilen görüşmede iki bakan, Husilerin Suudi Arabistan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan saldırılarına odaklandı.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Husilerin saldırılarını sert bir dille kınadı. Erdoğan, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği saldırının aralarında umrecilerin de bulunduğu çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine ve yüzlerce kişinin yaralanmasına yol açtığını söyledi.

csdfghy
Erdoğan, pazartesi akşamı Türkiye’de köy muhtarlarıyla yaptığı toplantıda konuşurken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, pazartesi gecesi ile salıyı bağlayan saatlerde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde köy muhtarlarıyla yaptığı toplantıda konuştu. Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırıların bölgedeki gerilimi ciddi ölçüde artırdığını belirten Erdoğan, Suudi Arabistan’ı “dost ve kardeş ülke” olarak nitelendirdi.


Türk yönetmen Çatak Şarku’l Avsat konuştu: Politik sinema dünyanın bilincini uyandırıyor

Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
TT

Türk yönetmen Çatak Şarku’l Avsat konuştu: Politik sinema dünyanın bilincini uyandırıyor

Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).

Türk yönetmen İlker Çatak, Sarı Zarflar filminin başrol oyuncusu Özgü Namal ile sanatsal iş birliğinin, henüz 15 yaşındayken annesiyle birlikte İstanbul’da izlediği bir tiyatro oyununa dayandığını söyledi. O dönem Namal’ın sahnedeki varlığından çok etkilendiğini anlatan Çatak, genç bir oyuncu olmasına rağmen sahnede herkesten daha güçlü bir etki bıraktığını belirtti. Gösterinin ardından annesiyle uzun süre Namal’ın yeteneği hakkında konuştuğunu aktaran yönetmen, oyuncunun sonraki yıllarda yıldızlaşma sürecini de yakından takip ettiğini ifade etti.

Çatak, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Sarı Zarflar filminin hazırlıkları sırasında oyuncu seçimi direktörünün Özgü Namal’ı önermesiyle eski anısının yeniden aklına geldiğini söyledi. Namal’ın oyunculuğu bırakmış olabileceğini düşündüğünü belirten yönetmen, oyuncunun İstanbul’dan uzakta, kırsal bir bölgede yaşadığını ancak projeyi görüşmek üzere kendisiyle buluşmaya geldiğini anlattı. Bu görüşmenin Namal’ın yeniden oyunculuğa dönme isteğiyle aynı döneme denk geldiğini kaydeden Çatak, yıllardır performansının izini taşıdığı bir oyuncuyla çalışma fırsatı bulduğunu dile getirdi.

Sarı Zarflar, El Gouna Film Festivali kapsamında gösteriliyor. Film, Türkiye’de sanatla uğraşan Derya ve Aziz adlı evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor. Tiyatro oyunlarının açılışında yaşanan bir olayın ardından hayatları altüst olan çift, devletin hedefi haline geliyor. İnançlarından ödün vermeden ayakta kalmaya çalışırken günlük hayatın gerekliliklerini de karşılamak zorunda kalan ikilinin evliliği giderek artan baskılarla karşı karşıya kalıyor. Ergenlik çağındaki kızları ise babasının geri adım atmayı reddeden tutumuyla annesinin ailenin geleceğini güvence altına alma çabası arasında sıkışıp kalıyor.

Türk yönetmen, Özgü Namal ve Türk oyuncu Tansu Biçer’i seçmesinde ikisinin de tiyatro geçmişine sahip olmasının önemli rol oynadığını belirtti. İstanbul’da küçük bir tiyatro işleten Biçer’in sahne konusunda geniş deneyime sahip olduğunu vurgulayan Çatak, ortak seçmeler sırasında iki oyuncunun birbirleriyle kurduğu uyumun kısa sürede ortaya çıktığını söyledi. İkilinin birlikte sergilediği performansta aradığı ilişkiyi gördüğünü kaydeden yönetmen, oyuncuların birbirlerine doğal biçimde karşılık verebildiklerini ve böylece evlilik sahnelerinin senaryodaki diyalogların ötesinde bir canlılık kazandığını ifade etti.

cd vdf
Yönetmen, politik temalı filmler yapmayı tercih ediyor (Yapım şirketi)

Çatak, başrol oyuncularına diyalogları şekillendirme konusunda geniş özgürlük tanıdığını, kelimeleri değiştirmelerine ve kendi ifadelerini kullanmalarına izin verdiğini anlattı. Oyuncuların deneyimlerinin, sahnenin anlamını koruyarak bunu başarabileceklerine dair kendisine güven verdiğini belirten yönetmen, onlarla çalışmayı Lionel Messi gibi bir futbolcuyla sözleşme yapmaya benzetti.

Çatak, bu düzeyde bir yeteneğe sahip olmanın yönetmene de sorumluluk yüklediğini belirterek oyuncuların kendilerini ortaya koyabilecekleri koşulları sağlamanın önemine dikkat çekti. Herkesin önceden belirlenmiş bir yaklaşımın dışına çıkmaktan çekinmeden konuşabildiği ve öneriler sunabildiği bir çalışma ortamı oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Bu güvenin kendi çalışma biçimini de etkilediğini söyleyen Çatak, oyuncuların çalışma sırasında ortaya koyduklarını dinlemeye ve farklı önerilere daha açık hale geldiğini dile getirdi. Oyuncunun duygusuna nasıl ulaştığını çözümlemesine ya da kullandığı yöntemleri açıklamasını istemesine gerek duymadığını belirten yönetmen, kamera karşısında ikna edici bir sonuç elde edilmesini yeterli bulduğunu ifade etti.

Başrol oyuncularının hayatlarını oyunculuğa adadıklarını ve mesleklerine ilişkin önemli bir birikim edindiklerini kaydeden Çatak, bu nedenle performanslarına ilişkin kararları kendilerinin verebilmesi için onlara gerçek bir alan açılması gerektiğini söyledi. Yönetmene göre oyuncunun özgürlüğü, öncelikle senaryonun sağlamlığına dayanıyor. Karakterin neyi savunduğunu ve neyin peşinde olduğunu açıkça bilen oyuncu, sahnenin bütünlüğünü bozmadan kendi kelimeleriyle kendini ifade edebiliyor.

Filmlerinde yıldız oyunculara yer verme konusuna da değinen Çatak, tanınmış isimlerle çalışmayı bir zorunluluk olarak görmediğini ancak bu isimlerin filmin daha geniş kitlelere ulaşma ihtimalini artırdığının farkında olduğunu söyledi. Batı toplumlarında izleyicilerin belirli oyuncuları tanıyabildiğini, buna karşılık başka ülkelerdeki önemli yeteneklerin yıllarca ortaya koydukları eserlere ve mesleklerine yaptıkları katkılara rağmen yeterince bilinmeyebildiğini belirtti.

Geçen yıl Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan filmin çekim sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çatak, önceki filmi Öğretmenler Odası ile Oscar yarışına ilişkin kampanya sona erdikten sonra çekimlere başladığını anlattı. Bu süreçte enerjisinin büyük bölümünü tükettiğini hissettiğini belirten yönetmen, aynı zamanda kariyerinin en büyük prodüksiyonuna hazırlanıyordu.

cd
Türk yönetmen İlker Çatak (Yapım şirketi)

Filmde diyaloglu rollerde yaklaşık 60 oyuncunun yer almasının geniş kapsamlı bir organizasyon gerektirdiğini vurgulayan Çatak, çok sayıda ayrıntıyı takip etmek zorunda kaldığını söyledi. Bunun yanı sıra kamera önünde olup bitenlere, sahnelere ve karakterlere odaklanması gerektiğini belirten yönetmen, yoğun iş yükünün çekim sürecini daha da zorlaştırdığını ifade etti.

Alman ekip ile Türk oyuncuların bir arada çalışmasının da süreci güçleştirdiğini anlatan Çatak, iki dili konuşabilen sınırlı sayıdaki kişiden biri olduğu için çeviri yapmak ve talimatları aktarmak gibi sorumlulukların önemli bölümünü üstlendiğini kaydetti.

Çatak, Öğretmenler Odası filmini tamamlamadan önceki dönemi de hatırlatarak kariyerinde hangi filmlere yer vermek istediğini ve yıllar sonra geriye dönüp baktığında nasıl bir filmografiye sahip olmayı arzuladığını düşünmeye başladığını söyledi.

Bazı sanatsal tercihlerin bir izleyici tarafından başarılı bulunurken bir başkasını rahatsız edebileceğini belirten Çatak, bir filmin nasıl karşılanacağını yapım aşamasında kesin olarak bilmenin mümkün olmadığını ifade etti. Bununla birlikte politik bir duruş taşıyan filmler yapmayı tercih ettiğini vurgulayan yönetmen, yaşadığımız dünyada toplumsal bilince ihtiyaç duyulduğunu düşündüğünü söyledi. Çatak, her sanatçının kendi eserlerinin niteliğini belirleme hakkına da saygı duyduğunu dile getirdi.

Çalışmaları sırasında bu özgürlük alanını aradığını ve filmleri hakkında farklı görüşlerin ortaya çıkmasını doğal karşıladığını belirten Çatak, yeni bir fikri denemenin onun reddedilmesi ihtimalini de göze almayı gerektirdiğini söyledi. Yönetmen, risk alma isteğinin Sarı Zarflar filmindeki sanatsal kararlarının ardındaki temel motivasyonlardan biri olduğunu sözlerine ekledi.