Avrupa'nın İran tehdidini ‘geç fark etmesinin’ 8 nedeni

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Bahreyn'de düzenlenen Manama Diyalog Forumu’nda konuşurken (AFP)
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Bahreyn'de düzenlenen Manama Diyalog Forumu’nda konuşurken (AFP)
TT

Avrupa'nın İran tehdidini ‘geç fark etmesinin’ 8 nedeni

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Bahreyn'de düzenlenen Manama Diyalog Forumu’nda konuşurken (AFP)
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Bahreyn'de düzenlenen Manama Diyalog Forumu’nda konuşurken (AFP)

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Bahreyn'de düzenlenen Manama Diyalog Forumu’nda konuşurken ‘geç kalınmış bir itirafta’ bulundu. Ursula von der Leyen, Avrupalıların ‘İran'ın bölgeyi yalnızca nükleer silahlarla değil, balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) ile de tehdit ettiğini fark etmelerinin uzun zaman aldığını’ itiraf etti.
Körfez ülkelerinden birinde düzenlenen bir forumda AB’nin en yüksek ​​yetkilisinden gelen bu ‘itiraf’, başta Körfez bölgesinden ve tüm dünyadan onlarca üst düzey yetkili ve askeri personel olmak üzere Manama Diyalog Forumu’nun açılış oturumu katılımcılarını şaşırttı.
Esasen bu açıklama, yahut diğer bir deyişle tutum, Batılı ülkelerin son dönemde geldiği noktanın bir kanıtıydı. Forum katılımcıları, İranlı kişilere ve kuruluşlara karşı Batı ülkelerinin art arda uyguladığı yaptırım paketleriyle birlikte başkent Manama’da düzenlenen diyalog forumunda ABD’li ve Avrupalı ​​yetkililerin Tahran'a ve onun bölgedeki ve dünyadaki politikalarına karşı tonlarını yükseltmelerini öne çıkan bir gelişme olarak gördüler.
Peki, Avrupa’daki ‘bu dönüşümün’ nedenleri neler?
Batılı yetkililerin Manama Diyalog Forumu’ndaki kapalı oturumlarda yaptığı analizlere göre birkaç nedenin bir araya geldiği söylenebilir.
Bu nedenlerden ilki, nükleer müzakereler. Batılı ülkelerin geçtiğimiz Mart ayında Viyana’da İran’ın müzakere heyetine ‘adil ve iyi bir teklif’ sunduğu düşünülse de Tahran henüz yanıt vermedi. Attığı nükleer adımlardan da geri adım atmadı. Üstüne üstlük hem uranyum zenginleştirmeye devam ederek hem de bölgedeki ve dünyadaki birçok noktada vekil güçlerini sahaya sürerek gerilimi tırmandırdı. Aynı zamanda İran’ın nükleer silah elde etmeye olan yakınlığı ‘aylar’ iken ‘haftalara’ kadar gerilediği tahmin ediliyor.
İkinci neden, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA). Birleşmiş Milletler (BM) raporları, üç tesiste uranyum zenginleştirme çalışmalarının devam ettiğini gösteriyor. Tahran, UAEA ile iş birliği yapmayı ve onun taleplerini yerine getirmeyi reddetti. Bunun üzerine UAEA Yönetim Kurulu, 35 üye ülkenin desteğiyle İran’ı kınama kararı aldı. Tahran ise buna Fordo Nükleer Tesisi’nde IR-6 model gelişmiş santrifüjler kullanarak yüzde 60 oranında uranyum zenginleştirmeye başlayarak yanıt verdi.
Üçüncü neden İran’daki protesto gösterileri ve bölünmeler. Kürt genç kadın Mahsa Amini'nin Ahlak Polisi (İrşad Devriyeleri) tarafından gözaltına alındıktan sonra ölmesinin ardından İran'da başlayan protestolar gösterileri daha önce eşi görülmemiş bir kararlılıkla ülkenin dört bir yanına yayılmış bir halde devem ederken İranlı emniyet güçlerinin kullandığı aşırı güç, ‘rejimin kırılganlığını’ gösterdi.
İstihbarat uzmanları ve diplomatlar, Manama Diyalog Forumu oturum aralarında rejimin düşmesine ihtimal vermediklerini, ancak protestoların gerek İran rejiminin lideri “Rehber” Ali Hamaney'in halefi gerek İran’ın nükleer programı gerekse rejimin yapısı hakkında soru işaretleri oluşturduğuna inandıklarını söylediler.
Dördüncü neden, İran’ın vekiller ve İran yanlısı milisler. Batılı yetkililer, İran’ın Irak, Suriye, Yemen ve başka yerlerdeki vekillerinin ve milislerinin hareketliliğini takip ederken Batı'nın Körfez'de Husilere ve Suriye'de Hizbullah'a gönderilmek üzere yola çıkan silah konvoylarını durdurmasından, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarının bombalamasından ve İran’ın Arnavutluk gibi ülkelerdeki uzantılarından bahsedildi.
Beşinci neden, İran’ın tehditleri. İngiltere ve Kanada başta olmak üzere Batılı ülkeler, İran’daki protestoların ardından İran vekillerinin muhaliflere ve gazetecilere yönelik ciddi tehditlerde bulunulduğunu raporlarken Londra ve Ottawa'dan bu konuda diplomatik çağrılarda bulunuldu. İngiltere’de ve Kanada'da gazeteciler ve siyasetçiler için caydırıcı ve koruyucu güvenlik önlemleri alındı.
Altıncı neden Ukrayna’ya karşı kullanılan İran yapımı SİHA’lar. Belki de yukarıdaki tüm nedenlerin en önemlisi, Rusya ordusunun Ukrayna'daki bölgeleri bombalamak için İran yapımı SİHA’lar kullandığının tespit edilmesiyle İran’ın Ukrayna savaşına dahil olmasıydı. Batılı yetkililer, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda, İranlı askeri uzmanların Kırım'da bulunduğuna dair kanıtların ve Rusya ordusunun yakında İran yapımı balistik füzelerle Ukrayna'yı hedef alacağına dair bir takım işaretlerin olduğundan bahsettiler. İçlerinden biri, “Batı, İran yapımı bir füzenin, Avrupa’daki bir başkente, Kiev'e düştüğü haberini aldığında nasıl hissedecek?” diye sorarken bir diğeri, “Rusya'nın Suriye’de ve diğer yerlerde İran'ın rolünü azaltmak için desteği ne gibi sonuçlar doğuracak?” diye sordu.
Bu noktada İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly'nin Moskova ve Tahran’ın politikalarının ‘bölge ve dünya için bir tehdit’ olduğunu söylemesi dikkat çekiciydi.
Yedinci neden, enerji alanındaki etki. Körfez'deki doğalgaz ve petrol kaynaklarını ve seyrüsefer güvenliğinin öneminin tekrar tekrar vurgulanması, Batı ülkelerinin Körfez'e yönelik ‘flörtünün’ bir göstergesi. Batılı yetkililerin Tahran’ın tutumu ve Körfez’in rolünün artan önemi karşısındaki açıklamaları ve bölgeye yaptıkları ziyaretleri yeni denklemin kabulü olarak görüldü.
Sekizinci neden, tarafsızlık. Manama Diyalog Forumu’nun katılımcıları, Batı’nın Arap ülkelerini Ukrayna savaşında tarafsız kalmaya devam etmelerini önlemek istediği için Körfez’e yakın bir tutum sergilediğini düşünüyorlar. Ursula von der Leyen’in açıklamasının ardından Arap bir yetkili, “Birçok meseleyle ilgili tutumlarını desteklememizi istiyorlar... Peki ya bizim meselelerimiz ne olacak” diye sorarken bir diğeri, Batı'nın kendilerini tarafsız kalmaktan vazgeçirmeye ve Ukrayna ile ilgili tutumlarına destek verdirmeye çalıştığını söyledi.
Burada başka bir Körfez-Arap pozisyonu olduğu açık. Her şeyden önce Manama Diyalog Forumu sırasında İran'a yönelik açıklamalarda ve tutumlarda, bölgeden bazı katılımcıların Avrupa'nın geç kalınmış açıklamalarından duydukları mutluluğa karşın ihtiyatlı bir hava hakimdi.
Batı’nın ortak tutum konusundaki aceleci tavrı Körfez ülkelerinden karşılık bulmadı. Daha önceki tutumlarının devamı niteliğinde yine ihtiyatlı davrandıkları görüldü. Hatta Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Dr. Nayef el-Hacraf’a ‘diplomatik bir eleştiride’ bulunuldu.
Ursula von der Leyen, İran karşıtı bir kapmaya yürütülen açılış konuşmasında, KİK'in AB ile ortak bir mutabakat imzalamada ‘yavaş’ davranmasını eleştirdi. Ursula von der Leyen ayrıca, sözleşmeler için yapılan uzun müzakerelerin KİK ve AB arasında bir anlaşmayla sonuçlanmazsa, Körfez ülkeleriyle ayrı ayrı ikili anlaşmalar yapılabileceği uyarısında bulundu.
Bu eleştiriye yanıt olarak söz hakkı isteyen KİK Genel Sekreteri Dr. Hacraf’a, müzakerelerin tamamlandığı, sorunun çözüldüğü ve meselenin kapandığı söyledi. Ancak Hacraf, ertesi gün meseleyi yeniden açtı ve başka bir konuda konuşmadan önce Ursula von der Leyen'in eleştirilerine “Siz hazırsanız biz de hazırız” diyerek yanıt vermeyi ihmal etmedi.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Manama Diyalog Forumu'nun kamuya açık oturumlarında, özel ikili toplantılarında ve oturum aralarındaki sohbetlerde, birçok değişiklik ve genişletilmiş seçenekler sayesinde gelişmiş denklem formülleri denendi.
Forum katılımcılardan biri bunu şu sözlerle ifade etti:
“Körfez'in merkezi konumundan ve Batı ve Çin'in bölgeye artan ilgisinden bahsedilebilir. Riyad, önümüzdeki ay KİK Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Zirveye ABD Başkanı Joe Biden’ın benzer bir zirveye katılımının ardından, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in zirvede ağırlanacak olması Körfezin merkezi konumunun bir kanıtı niteliğinde.”



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.