Fransa ile eski sömürgeleri arasında yeni çatışma alanı: Kalkınma yardımları

Macron, Mali’ye yaptığı kalkınma yardımlarını, ülkede Rus savaşçılarını gördükten sonra askıya aldı.

Fransız Barkhane Operasyonu kuvvetleri Mali'den ayrıldı. (AP)
Fransız Barkhane Operasyonu kuvvetleri Mali'den ayrıldı. (AP)
TT

Fransa ile eski sömürgeleri arasında yeni çatışma alanı: Kalkınma yardımları

Fransız Barkhane Operasyonu kuvvetleri Mali'den ayrıldı. (AP)
Fransız Barkhane Operasyonu kuvvetleri Mali'den ayrıldı. (AP)

Fransa ve Mali ilişkilerinde gerilim, son iki yılda gitgide artıyor. Fransız askerlerinin geri çekilmesi ve Fransa Büyükelçisi’nin iktidardaki askeri konsey tarafından sınır dışı edilmesinin ardından iki ülke karşılıklı cezai yaptırımlar uygulama kararı aldı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron'un ülkesinin Mali'ye yaptığı kalkınma yardımlarını durdurma kararı almasının ardından başkent Bamako'nun yanıtı gecikmedi. Mali makamları, ‘Fransa ile bağlantılı insani yardım alanı da dahil olmak üzere, ülkede Fransız fonu, maddi veya teknik desteği ile faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü tüm faaliyetlere derhal yasak getirildiğini’ duyurdu.
Gözlemciler, Ağustos 2020'de ordunun Mali'de iktidarı ele geçirmesinden bu yana istikrarlı bir şekilde kötüleşen ilişkilerin son günlerde daha da gerilimli hale gelmesini ‘tehlikeli bir gelişme’ olarak değerlendirdi. Kalkınma yardımları, Fransız politikacılarının gözünde hâlâ ekonomik ve kültürel olarak bağlı oldukları eski sömürgelerindeki Afrika halklarıyla iletişim kurmak için bir köprüydü.
Mali'deki resmi ajans tarafından yayınlanan haberde, geçici Başbakan Albay Abdoulaye Maiga’nın bu kararı Paris'in Mali'deki kalkınma için kamu yardımını askıya alma konusundaki son açıklamasına bağladığını bildirdi.
Fransa Dışişleri Bakanlığı birkaç gün önce, Paris'in Bamako'nun Rus ‘Wagner’ grubundan savaşçı kullandığı iddialarına karşın Fransız askerlerinin ülkeden çekilmesini tamamladıktan üç ay sonra Mali'ye kalkınma yardımını askıya aldığını duyurdu.
Fransa, Sahel bölgesindeki beş ülkeyi cihatçılara karşı desteklemeyi amaçlayan Barkhane Operasyonu'ndan askerlerini geri çekti ve Batı Afrika'daki askeri varlığının stratejisini yeniden gözden geçireceğini duyurdu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron geçtiğimiz hafta sonu Rusya'yı, Fransa'nın etkisinin son birkaç yılda azaldığı Afrika ülkelerinde ‘vahşi’ hırsına hizmet etmek için Fransız karşıtı propagandayı beslemekle suçladı.
Tunus'ta Frankofoni Zirvesi’nin oturum aralarında konuşan Macron, "Afrika'da nüfuzunu yaymak isteyen bazı güçler bunu Fransa'ya ve diline zarar vermek ve şüphe tohumları ekmek için yapıyorlar. Ama hepsinden önemlisi, bu güçlerin kötü emeller peşinde koşmaları” dedi.
Fransa, son birkaç yıldır Afrika'nın bazı bölgelerinde nüfuz sahibi olmak için Rusya ile rekabet ediyor. Rus özel askeri grubu Wagner, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mali de dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesinde varlığını sürdürüyor.
Ağustos 2020'de iktidara gelen askeri cunta, Ruslara ait savaşçıların kullanılmaya devam edildiğini yalanladı. Ancak iki ülke arasında daha önceki iş birliğine bağlı kalınarak Mali ordusunda görevlendirilen Rus rütbeli eğitmenlerinin varlığına işaret etti.
Fransa geçen ay Afrika’da yalnızca siyasi ve askeri varlığını yeniden gözden geçirmek için değil, aynı zamanda bütçesini artırarak ve Sahra altı Afrika ülkelerine daha fazla odaklanarak kalkınma yardımı politikasını yenilemek için Afrika'da yeni bir strateji hazırlama sürecindeydi. Afrika ülkelerine yumuşak krediler vererek bölgede ekonomik varlığını güçlendiren ve genişleme alanı bulmaya çalışan Çin’e karşılık, ülkelere kredi yerine hibe vermek Fransa’nın yeni stratejisinin güçlü bir ayağıydı.
Fransa Parlamentosu geçen yılın mart ayında, Fransız Kalkınma Ajansı'na tahsis edilen miktarları artıran yasa tasarısını onayladı. Milletvekilleri bu yasa tasarısına, çoğu Afrika’da olan uluslararası kalkınma projeleri için Fransız milli gelirinden 2025'ten başlayarak yüzde 0,7'lik bir pay tahsis etmek için bir mali taahhüt dahil ettiler.

Mali topraklarını ter eden Fransız birlikleri. (AFP)
Batı Afrika ve Sahel bölgesi meselelerinde çalışmalar yürüten araştırmacı ve Uluslararası Kriz Grubu'nun eski danışmanlarından Hanna Armstrong, Fransa ile Mali arasındaki gerilimlerin motive ettiği kararın bir tür ‘diplomatik başarısızlığı’ temsil ettiğini belirterek Fransız yardımının askıya alınmasını eleştirdi.
Armstrong, Şarku’l Avsat’a, Mali'deki sivil toplum kuruluşlarının ‘neredeyse tüm fonlarını kaybedecekleri’ değerlendirmesinde bulundu. ‘Kararın, politikasını daha fazla kalkınma planına yönlendirmek ve Sahel bölgesinde çalışan kurumları güçlendirmek isteyen Fransa'nın bölgede ilan ettiği stratejik değişiklikle çeliştiğini de sözlerine ekledi.
Fransa ile Mali arasındaki gerilimin son derece karmaşık dönüşümlere ve aşırılık yanlısı hareketlerin genişlemesine tanık olan Batı Afrika bölgesindeki gerginlik durumunu ve genel olarak Avrupa varlığının ve özellikle de Fransızların düşüşünü güçlendirdiğine" dikkat çeken Armstrong sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu aynı zamanda Sahel ülkelerindeki nüfuzlarını genişletmek için o bölgede var olma arzusu olan diğer ülkelerin etki sahalarını genişletecek ve özellikle Rusya'nın bölgedeki varlığını güçlendirecektir. Çin, kırılgan siyasi, ekonomik ve kalkınma koşullarından muzdarip olan bölgede daha fazla varlığa sahip olmak için yeni kalkınma yardımları da kullanabilir.”
Mali'de faaliyetleri dondurulacak Fransız Kızılhaçı ve diğer dernekler de dahil olmak üzere bir dizi sivil toplum kuruluşu, sağlık, gıda, eğitim ve temel yaşam hizmetlerinin sağlanması alanlarında çalışıyor.
Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü'ne (OECD) göre Mali, 2020'de Fransa'dan 121 milyon dolarlık resmi kalkınma yardımı aldı ve Birleşmiş Milletler, 7,5 milyon Malili vatandaşının (nüfusun yüzde 35'inden fazlası) yardıma ihtiyacı olduğunu ve Mali'nin İnsani Gelişme Endeksi'nde 184’üncü sırada yer aldığını bildirdi.
Kalkınma yardımlarının askıya alınması, Sivil Toplum Kuruluşlarının Batı Afrika ülkesinde devam eden veya planlanan 70 projesini tehdit ediyor.
Ancak Mali hükümeti, kararın ‘ülke onuru ve ulusal bağımsızlığın geri kazanılmasına katkıda bulunacağına’ inanıyor ve ‘Mali halkına yardım etmeyi hükümete şantaj yapmak için bir araç olarak kullanan’ bu sistemi reddediyor.
El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Afrika Programı Direktörü Dr. Amani et-Tavil, Fransız kalkınma yardımının Mali hükümetinin kararına baskı yapmak için bir araç olarak kullanılmasının Fransa'nın bölgedeki imajına daha fazla zarar vereceği görüşünde. Tavil, “Askeri olarak geri çekilmiş olsa dahi o bölgedeki birçok ülkenin eski sömürgecisi olan Fransa'nın varlığının reddedilmesinde bir ivme var” açıklamasında bulundu. Bununla birlikte, Fransa’nın kalkınma çalışmaları ve Sahel bölgesi ve Sahra ülkelerindeki aktif sivil toplum örgütlerine destek dahil olmak üzere, bölge halkları üzerinde birçok ekonomik ve kültürel tahakküm yöntemini elinde tuttuğunu söyledi.
Tavil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Rusya'nın 23 Afrika ülkesindeki Wagner unsurları aracılığıyla halihazırda mevcut olması nedeniyle Fransızların geri çekilmesinin, özellikle Rusya, Çin ve Türkiye açısından bu stratejik bölge için uluslararası rekabeti daha da artıracağını kaydetti.



Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Husilerin son dönemde körüklediği ‘tırmandırma savaşında’ neredeyse tek bir gün bile geçmiyor ki milislerinin daha fazla skandalı gün yüzüne çıkmasın. Kandırılan binlerce fakir çocuk, reşit olmayan ve ergen genci bu savaşa sürmekten başlayıp, radikal eğilimleri kullanılarak veya zorla bu savaşa dahil edilme koşulları şüphe uyandıran Afrikalı savaşçıların istihdam edilmesine kadar pek çok unsur deşifre oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Yemen ordusu, ülkenin batı kıyısında süregelen askeri operasyonlar sırasında güçlerinin ‘Husilerin saflarında savaşan bir grup unsurun cesetlerine ulaştığını’ açıkladı. Yapılan incelemeler sonucunda bu kişilerin ‘Somalili eş-Şebab terör örgütüne’ mensup oldukları anlaşıldı. Yemenli askeri kaynaklar bu durumu ‘Husiler ile Afrika Boynuzu bölgesindeki terör grupları arasında bir tür koordinasyon ve karşılıklı hizmet alışverişi’ olarak değerlendirdi.

Yemen ve Somali'deki iki radikal grup arasındaki derin mezhepsel farka rağmen böyle bir ihtimal uzak görülmezken aksine oldukça muhtemel kabul ediliyor. Her ikisi de terör örgütü olarak sınıflandırılmış olsa da Yemen Silahlı Kuvvetleri, ölen bu Somalililerin eş-Şebab örgütü üyesi olduğu suçlamasına dayanak teşkil eden delillerin niteliğini tam olarak açıklamadı. Bilindiği üzere ‘potansiyel veya şüpheli teröristler’, bu tür savaşlara veya şiddet eylemlerine katılırken kimliklerini gösteren belge veya kartlar taşımazlar, ancak bu suçlamanın yalnızca ölenlerin yüz hatlarına ve ten rengine dayanmış olması da hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu Somalili gençler, milislerin saflarında savaşan tek Afrikalılar olmayabilir. Zira Etiyopyalılar da mevcut. Onların Husi saflarına katılma koşulları ile durumları farklı, bireysel veya ülkelerindeki bazı silahlı örgütlerle bağlantısız olabilir.

Gerçek şu ki, Afrikalıların Yemen'deki varlığı yadırganacak veya yeni bir durum değil. Bir zamanlar Yemen'deki Somalili mültecilerin sayısı yaklaşık bir milyona ulaşmıştı. Bunların bir kısmı ülkenin çeşitli şehirlerinde kalarak basit meslekler aracılığıyla geçimlerini sağlamayı tercih ederken, büyük bir çoğunluğu Yemen'i ya Birleşmiş Milletler aracılığıyla çeşitli Batılı ülkelerden sığınma hakkı elde edene kadar bir bekleme istasyonu ya da diğer Körfez ülkelerine geçiş için bir köprü olarak kullandı. Meşru hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde durum aynı kalmaya devam etse de Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde durum değişti. Zira buralarda pek çok haksızlığa ve şantaja maruz kalıyorlar.

Afrika Boynuzu'nda Husi Nüfuzu

Eş-Şebab grubundan Somalililerin öldürüldüğünün ortaya çıkması, Batı basınının çeşitli organları ile Yemenli araştırma merkezlerinin hazırladığı ve İran'ın gözetiminde Husi grubu ile yalnızca Somali'de değil, Afrika Boynuzu'ndaki birçok ülkede ‘Kızıldeniz'in batı yakasındaki Husi varlığı’ olarak adlandırılan oluşum arasında gerçekleşen temaslardan bahseden birçok raporu yeniden hatırlattı.

Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında, Husilerin Somalili Eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkarmıştı.

Yemen'deki el-Mocha Merkezi’nin bu konudaki bir çalışması, ülkenin 2004 yılından bu yana Husiler ve El-Kaide ile iç savaşa girmesiyle birlikte, özellikle Aden Körfezi ve Arap Denizi'ndeki uluslararası güçlerin varlığı göz önüne alındığında, İran'ın Yemen'e silah kaçırma ihtiyacının kaçakçılık yollarını çeşitlendirmeyi ve bunları güvence altına almayı zorunlu kıldığını belirtmişti. Çalışma ayrıca bunun, İran rejimine uygulanan yaptırımları ve ekonomik ablukayı kırma çabasıyla, İran petrolünü Afrika Boynuzu ülkelerine kaçırmak ve orada satmak için çeşitli rotalar oluşturmak amacıyla İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) Somalili korsanlarla iş birliği yapmaya yönelttiğini, bunun yanı sıra ‘bölgedeki silahlı milislere ve aralarında Yemen'deki Husilerin de bulunduğu asi gruplara silah kaçırıp sattığını’ ifade etti.

grtbgt
Bir kamyonla Yemen’in güneyindeki Lahc vilayetindeki Khraz mülteci kampına nakledilen Somalili mülteciler, 28 Eylül 2008 (Reuters)

El-Mocha Merkezi’ne göre Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında Husilerin Somalili eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, bu yılın şubat ayında düzenlenen Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasında, Husilerin bölgedeki şiddet yanlısı gruplarla olan ilişkisine, Afrika Boynuzu'na silah ihraç etmelerine, insan ticareti ağına dahil olmalarına ve içeride göçmenleri silah altına almalarına dikkati çekmişti. Alimi, Kızıldeniz bölgesinde güvenliğin yeniden tesis edilmesinin güney kıyılarından başladığını, bunun da ‘Babu'l-Mendeb’in her iki yakasında entegre düzenlemeler yapılmasını’ gerektirdiğini eklemişti.

Husilerin Afrikalı Mültecileri İstismar Etmesi

Sana'da 7 Mart 2021 tarihinde Etiyopyalılara ait bir gözaltı merkezinde büyük bir yangın çıktı. Etiyopya'nın Oromo halkından olan ve Kanada'daki Oromo diasporasına yönelik bir radyo ve televizyon kanalının yöneticiliğini yapan Jamda Suti adlı gazeteci beni arayarak; Husilerin, çatışma cephelerine katılmak ya da serbest bırakılmak için para ödemek arasında bırakıp pazarlık ettikleri mültecilerin üzerine bomba atması sonucunda Sana'da 450 Etiyopyalı mültecinin yanarak hayatını kaybettiğini bildirdi. BBC Arapça için kendisiyle yaptığım bir röportajda Suti, "Afrikalı tutuklular, Husilerin kendilerini cephelere katılmak ile para ödemek arasında bırakmasını protesto etmek amacıyla açlık grevindeydi; milis unsurları bu sırada grevi sonlandırmak için müdahale ederek üzerlerine bomba attı" diye ekledi.

Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların Yemen'deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu.

Aynı zamanda Etiyopya merkezli ‘Oromo'nun Geleceği’ adlı bir ağın başkanı olan Suti, olaydan sağ kurtulan bir kişinin kendisine gönderdiği video kaydını bana ulaştırmıştı ve ben de bunu derhal yayımlamıştım. Ancak Yemen’deki insan hakları örgütlerinin Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) katılımıyla şeffaf bir soruşturma yürütülmesi yönündeki çağrılarına ve mültecilere yönelik ihlallere, onları takip edip Yemen'in Suudi Arabistan sınırına yaklaşana kadar tutuklamalarına ve Sana ile kontrol ettikleri diğer bölgelerdeki gözaltı merkezlerine zorla getirilmelerine son verilmesi taleplerine rağmen bu durum Husileri utandırmadı ya da yaşananları umursamalarına neden olmadı. Husiler olayla ilgili soruşturma açma sözü vermiş, ancak eğer gerçekten yapıldıysa, soruşturmanın sonuçlarını açıklamamışlardı.

Ancak Husiler bir süre sonra tekrar açıklama yaparak, olayla ilgili yürüttükleri soruşturmanın Sana'daki göçmen merkezinde çıkan yangında yalnızca 45 kişinin ölümüne yol açtığını belirtti. Olaydan çok sayıda unsurunun ve güvenlik yetkilisinin sorumlu olduğunu kabul eden Husiler, ‘olayla ilgili olarak yargılanmaları amacıyla suçlanan 11 unsuru gözaltına aldıklarını’ ifade etti. Husiler bunu, Husi güvenlik güçlerinin ‘göçmenlerin tutulduğu tesiste çıkan bir protestoya, liderliklerinden izin almadan üç adet göz yaşartıcı gaz bombası atarak müdahale ettiği’ şeklinde savundu.

Afrikalılar Yemen'e nasıl ulaşıyor?

Binlerce kişi, Sudan'daki savaş, Etiyopya hükümeti ile Tigray bölgesi arasındaki çatışmanın yanı sıra Somali ve Eritre'deki istikrarsız koşullar gibi Afrika Boynuzu ülkelerindeki çalkantılı durum sebebiyle, devam eden savaşa rağmen bu ülkelerden Yemen'e gelmeye devam ediyor. Yemen kıyılarının Aden Körfezi veya Kızıldeniz üzerinden bu ülkelere yakın olmasının da etkisi söz konusu. İnsan tacirleri ve kaçakçılar, bu insanları söz konusu ülkelerin kıyılarından -özellikle güney kıyılarından- derme çatma ve köhne teknelerle, genellikle elverişsiz hava koşullarında kalabalık gruplar halinde taşıyor. Fırtınalar ve dalgalı denizler nedeniyle bu küçük gemi ve teknelerin birçoğu batarken, Yemen karasına yaklaşmayı başaran teknelerdeki yolcular ise açık denizde suya atılıyor. Aralarında yüzme bilmeyen kadın ve çocukların da bulunduğu bu kişilerin birçoğu yaşamını yitiriyor. Acil durum ve deniz kuvvetleri ekipleri ise bu alandaki kısıtlı imkânları ve deneyimleri nedeniyle onları çok nadiren kurtarabiliyor.

fvbg
Yemen'den dönüş yolunda, Obock yakınlarındaki çöl bir alanda Uluslararası Göç Örgütü'nden yardım aldıktan sonra su içip yemek yiyen Etiyopyalı göçmenler (AFP)

Yaptığım haber çalışmaları ve mülteci kamplarına gerçekleştirdiğim çok sayıda ziyaret sırasında, bu ölüm yolculuklarına dair dehşet verici hikayeler dinledim. Dinlediğim bu tanıklıklar arasında, insan kaçakçılığı çetelerinin silah tehdidi altında kadınların varsa eşyalarını nasıl gasp ettiğini anlatanlar da vardı.

O dönemde Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların -özellikle de ülkelerindeki çatışma bölgelerinden geldikleri ve belki de bir kısmı bu çatışmaların tarafı olduğu için- Yemen’deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu. Ancak Yemen hükümeti, IOM iş birliğiyle, durumlarının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından incelenmesini bekleyen ve misafir etmeyi kabul edecek bağışçı Batı ülkelerinin onayını bekleyen mülteciler için büyük bir mülteci kampı kurmaya karar verdi.

Yemen'deki savaşın uzamasıyla birlikte, ülkelerindeki savaşın alevlerinden kaçarak özellikle Somali'ye göç eden on binlerce Yemenlinin aynı trajediyi yeniden yaşaması da kaderin bir başka cilvesi olmaya devam ediyor.

Gerçekten de bu kişilerden birkaç binini barındıran bir kamp, Lahis vilayetinin el-Mudaraba ve el-Ara ilçesinde, Aden şehrine yaklaşık 136 kilometre uzaklıkta kuruldu. Burası Yemen'de mülteciler için tahsis edilmiş tek kamp olan Haraz Mülteci Kampı'ydı.

Kampın içinde veya dışında meydana gelen bazı münferit adli olaylar haricinde, Yemen'in bir devlet ve toplum olarak güvenliğini tehdit eden kayda değer hiçbir suç kaydedilmedi.

xc dv v
Yemen'in güneyindeki sahil kenti Aden'de, Somali'ye sınır dışı edilmeden önce bir teknede bulunan düzensiz Afrikalı göçmenler, 26 Eylül 2016 (AFP)

Çocuk yaşta olanların silah altına alınması ve milislerin bazı Afrikalı savaşçıları kullanması konusunda hayret uyandıransa, Husilerin, her cuma günü grubun liderine içeride ve dışarıda ‘ilahi fetihlerini’ gerçekleştirmesi için ‘halk yetkisi’ verildiği iddiasıyla ‘milyonluk kalabalıklar’ olarak adlandırdıklarıyla dünyanın kulaklarını ve gözlerini sağır ederken böyle bir yola başvuruyor. Oysa grubun bazı şahin kanat mensupları, saflarına 200 bin ‘mücahidin’ katıldığından övünerek bahsediyordu. Bu durum, “Asıl ‘mücahitlerin’ yerine ve onların adını kullanarak milislerin savaşlarına küçük yaştakileri ve bazı Afrikalıları sürmenin sebebi ne?” sorusunu akıllara getiriyor.


Nijerya’da boru hattından yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluyan 37 kişi hayatını kaybetti

Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
TT

Nijerya’da boru hattından yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluyan 37 kişi hayatını kaybetti

Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)

Nijerya’da bir boru hattından yakıt çalmaya çalışan 37 kişi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre yerel bir sivil toplum kuruluşu, 37 kişinin yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluması sonucu öldüğünü bildirdi.

“Gençlik ve Çevre Savunuculuk Merkezi” yaptığı açıklamada, Nijer Deltası bölgesindeki genç gönüllüler ve insan hakları savunucularından oluşan ağından gelen bir raporu aldığını ve olayı doğruladığını belirtti. Açıklamada, Rivers eyaletine bağlı Okrika’da en az 37 kişinin “Endorama” yakıtının buharını soluması sonucu hayatını kaybettiği ifade edildi.

Merkez, “çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu” bildirdi.

Rivers eyaleti polisi de olayı doğrularken, can kaybının sayısı hakkında herhangi bir bilgi vermedi.


Nijerya: Ordu ile teröristler arasındaki çatışmalarda 26 terörist öldürüldü

Nijerya'nın başkenti Abuja'da güvenlik personelleri (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın başkenti Abuja'da güvenlik personelleri (Arşiv-Reuters)
TT

Nijerya: Ordu ile teröristler arasındaki çatışmalarda 26 terörist öldürüldü

Nijerya'nın başkenti Abuja'da güvenlik personelleri (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın başkenti Abuja'da güvenlik personelleri (Arşiv-Reuters)

Nijerya ordusundan kaynaklar, yaptıkları açıklamada, ülkenin kuzeydoğusundaki Borno eyaletine bağlı Kadia kasabasında bulunan bir askeri üsse düzenlenen saldırıyı püskürten güvenlik güçlerinin 26 teröristi etkisiz hale getirdiğini bildirdi.

Kaynaklar, terörle mücadele amacıyla yürütülen “Hadin Kai” operasyonu kapsamında görev yapan 3. sektör birliklerinin, cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında düzenlenen saldırıya karşı koyduğunu belirtti. Birliklerin kaçan teröristleri takip ederek 26’sını etkisiz hale getirdiği, 10 motosikleti imha ettiği ve çatışmalarda dört askerin çeşitli derecelerde yaralandığı bildirildi.

Kaynaklar ayrıca Nijerya güçlerinin, “Kukawa güzergâhındaki Kadia köyü çevresinde terörist hareketliliğine ilişkin güvenilir insan istihbaratı” aldığını, bunun üzerine saldırının cuma gece yarısı civarında başlamasıyla birlikte alarm seviyesinin yükseltildiğini belirtti. Saldırının hava desteğiyle püskürtüldüğü ifade edildi.

Askeri kaynaklar, büyük olasılıkla “Batı Afrika’da DEAŞ” örgütüne mensup teröristlerin, koordineli kara ve hava müdahalesi karşısında düzensiz şekilde geri çekilmek zorunda kaldığını bildirdi. Kaynaklar, teröristlerin bölgeden kaçmaya çalıştığı sırada Nijerya Hava Kuvvetleri’nin kaçan militanlara yönelik iki hassas hava saldırısı düzenlediğini kaydetti.

Kaynaklara göre ilk hava saldırısında, ilk çatışmanın ardından ağaçların altına saklanan 10 terörist etkisiz hale getirildi. İkinci hava saldırısında ise Tombons/Kangarwa güzergâhında 15 terörist öldürüldü. Bölgedeki arama-tarama çalışmaları sırasında bir teröristin daha cesedine ulaşıldı.

Bölgede cumartesi öğle saatlerine kadar devam eden arama-tarama faaliyetlerinde, PKT makineli tüfeklerinde kullanılan 7,62 × 54 milimetre çapında 253 mermi, 7,62 milimetre çapında 12 özel mühimmat ve iki uçaksavar mermisi ele geçirildi.

Askeri kaynaklar, saldırıya uğrayan Kadia-Kangarwa bölgesinin Borno eyaletinde stratejik öneme sahip olduğunu belirtti. Bölgenin Çad Gölü Havzası’na ve terörist unsurların kullandığı bilinen hareket güzergâhlarına yakınlığına dikkat çekildi.

Nijeryalı askeri yetkililer, güçlerin “operasyon bölgesinin tamamında konuşlanmayı sürdürdüğünü, teröristlerin hareket özgürlüğünü kısıtlamak ve yeniden toparlanmalarını engellemek amacıyla devriye, istihbarat, arama-tarama ve takip faaliyetlerine devam ettiğini” bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Nijerya ordusunun zaman zaman açıkladığı başarılara rağmen, Boko Haram ve Batı Afrika’da DEAŞ örgütleri, Çad Gölü Havzası’ndaki özellikle terör örgütlerinin üslerinin bulunduğu Sambisa Ormanı’ndaki mevzilerinden saldırılar düzenleme kapasitesini koruyor.

Bu arada Nijerya ordusu, operasyonların terörist oluşumları ve lojistik ağlarını hedef almaya devam edeceğini, operasyon bölgesinin tamamında teröristlerin hareketliliği üzerindeki baskının sürdürüleceğini bildirdi.