Kürtlerin ABD’lilerin neden olduğu 7 hayal kırıklığı

Kürtler son 100 yıl içinde başta ABD olmak üzere birçok kez Batı’nın ihanetine neden oldu.

Aralık 2021'de Fırat'ın doğusundaki Haseki kırsalında SDG ile Suriyeli muhalif gruplar arasındaki temas hattını izleyen hava destekli bir ABD devriyesi. (AFP)
Aralık 2021'de Fırat'ın doğusundaki Haseki kırsalında SDG ile Suriyeli muhalif gruplar arasındaki temas hattını izleyen hava destekli bir ABD devriyesi. (AFP)
TT

Kürtlerin ABD’lilerin neden olduğu 7 hayal kırıklığı

Aralık 2021'de Fırat'ın doğusundaki Haseki kırsalında SDG ile Suriyeli muhalif gruplar arasındaki temas hattını izleyen hava destekli bir ABD devriyesi. (AFP)
Aralık 2021'de Fırat'ın doğusundaki Haseki kırsalında SDG ile Suriyeli muhalif gruplar arasındaki temas hattını izleyen hava destekli bir ABD devriyesi. (AFP)

Başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin Kürtlere ettiği ihanet ilk veya son değil. Nitekim Kuzey Suriye'deki Kürt hedeflerine yönelik devam eden operasyonlara verilen yanıt Kürtlerin beklenti ve taleplerini karşılamıyor.
Küresel ve bölgesel güç dengeleri geçtiğimiz yüzyıl içerisinde değişmişti. Osmanlı İmparatorluğu çökmüş, Fransa ve İngiltere Arap bölgesinde geri adım atmış, ABD’nin etkisi artmıştı. Ancak şu dört konu sabit kaldı:
- Öncelikle, 40 milyona yakın Kürdün Türkiye, Suriye, Irak ve İran'da deniz çıkışı olmaksızın bağımsız bir varlık ya da yönetimler kurma hayali.
- Aralarındaki pek çok anlaşmazlığa rağmen bu dört ülkenin Kürtlere karşı koordinasyon konusundaki fikir birliği.
- Büyük veya bölgesel güçlerin birbirlerine karşı mücadelelerinde ve belirli hedeflere ulaşmak amacıyla Kürtleri bir araç olarak kullanması. Örneğin ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon, DEAŞ’a karşı savaşta temel bir bileşen olarak Kürtlere güveniyor.
-ABD ve Kürt yönetimlerinin değiştiği ancak ihanetlerin aynı kaldığı.

Hayal kırıklıkları
İşte son yüzyıl içerisinde Kürtlerin yaşadığı hayal kırıklıkları ve başta ABD olmak üzere Batı’nın Kürtler tarafından ihanet olarak nitelenen uygulamaları:
1- Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'ndan zararlı çıkması ve çöküşü ardından 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması, Türkiye'deki Kürtlere Suriye, Irak ve İran dışında bir bölgede özerklik kurmaları için alan sağladı.
Kürtler, Ankara’nın karşı çıkışı ve Washington’ın desteği sonrasında 1923'te Lozan Antlaşması'nda ilk kez hüsrana uğradı. Zirâ Lozan Antlaşması, Suriye ve Irak'taki Bereketli Hilal’in Paris ve Londra tarafından paylaşılmasına kapı açtı. Büyük güçlerin kendilerine vaat ettiği bu bölge en nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin oldu.
ABD gibi İngiltere de Ağrı Kürt Cumhuriyeti’ni bir kenara bırakarak Ankara ile ilişki kurmayı tercih ettiklerini gösterdi. Dolayısıyla Türkiye’den güneydeki komşu ülkelere, bilhassa kuzeydoğu Suriye'ye büyük bir Kürt göçü gerçekleşti. Hatta Baasçı Şam, Kürtlere karşı söyleminde bu göç hususuna odaklanarak onların Suriyeli olmadıklarını ifade eder.
2- ABD, 1958'de iktidara gelmesi ardından Abdülkerim Kasım rejimine karşı Iraklı Kürtleri, sonrasında ise 1963’te devrilmesini sağlayan darbeyi destekledi.
Irak'taki yeni Baas rejimi, Kürtlere karşı sert bir tavır aldı. Sovyetler Birliği’ne doğru bir akım olduğunda Washington, Irak'taki durumu istikrarsızlaştırmak amacıyla Kürtleri silahlandırma ve destekleme hususunda o sırada Şah tarafından yönetilen Tahran ile iş birliğinde bulundu. ABD’nin Kürtlere yönelik bu desteği, Camp David Sözleşmesi’nin imzalanması ve Mısır'ın Arap denkleminden çıkması sonrasında Irak içinde huzursuzluk yaratmak amacıyla yenilendi. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in ifade ettiğine göre, Kürtlere verilen askeri destek ile Kürtlerin zaferi değil, Bağdat egemenliğinin zayıflatılması amaçlandı. Bayık Komisyonu’nun ABD Kongresi'ne sunduğu raporda bu husustaki ayrıntılar ve bu politikanın, savaşmaya devam etmeleri için teşvik ettikleri Kürt işbirlikçilerine intikal etmediği iddiası yer alıyordu.
ABD daha sonra Aralık 1975'te Irak eski Cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir’i temsil eden Saddam Hüseyin ile İran Şahı arasında kaydedilen bir anlaşmaya sponsor oldu. Böylece Tahran, yeni ABD Başkanı Gerald Ford yönetiminin onayıyla Irak Kürtlerine verdiği desteği bıraktı.
3- Iraklı Kürtler, 80’ler ve 90’larda pek çok kez ABD’nin ihaneti ile karşılaştı. Başkan Roland Reagan yönetimi, Bağdat'ın Irak Kürdistanı'nda kimyasal silah kullanmasına sessiz kaldı.
1991'deki Körfez Savaşı'ndan sonra Iraklıları Bağdat'a karşı harekete geçmeye teşvik eden George H. W. Bush yönetimi ise daha sonra onları terk etti. Bush, Irak ordusunu ve Irak halkını meseleyi kendi ellerine almaya, diktatör Saddam Hüseyin'i istifaya zorlamaya bizzat çağırdı. Ancak Irak'ın güneyindeki Şiiler ve Suriye sınırı yakınlarındaki Kürtler ayaklanınca pek bir şey yapmadı. ABD, 90’ların ikinci yarısında Kürt varlığının artmasına imkan sağlayan bir hava ambargosu uyguladı. Kürtlerin bu yükselişinin Suriye, Türkiye ve İran arasındaki koordinasyon ile karşılanması, sınırlarda ‘mini Kürt devletlerinin’ ortaya çıkmasına sebep oldu.
4- 11 Eylül 2001 olayları ardından Başkan George W. Bush Irak'ın işgali emrini verdi. Kendileri ve siyasi liderleriyle koordinasyon kurulması ardından Kürtler Irak rejim değişikliğinin başlıca kazananları arasında yer aldı. ABD’nin DEAŞ’a karşı savaşta onlara itimat etmesi üzerine kazanımları pekişmiş oldu.
2017 yılında Eski Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, Kürt varlığının kurulması yolunda adım atarak Uluslararası Koalisyon’un desteğinden yararlanmak, dolayısıyla bölgenin kendi kaderini tayin ve bağımsızlığı için bir referandum düzenlemek istedi. Ancak ABD, bu adımla ilgili çekincelerini açıkça beyan etti.
5- 2003'te Irak'taki değişimin ve Kürt varlığının ardından Mart 2004'te emelleri yeniden yeşeren Suriye Kürtler ayaklandılar. Ancak hareketleri Batı tarafından herhangi bir destek görmedi. Türkiye 1998'de Suriye sınırlarında ordusunu seferber ettiğinde ve Şam’dan PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın sınır dışı edilmesini talep ettiğinde ABD ve müttefikleri Ankara’nın bu tutumunu destekledi. Zira PKK, Batı ülkelerin terör listelerinde yer alıyor. PKK, Öcalan’ın Suriye’den çıkmasının ardından 2011'de Suriye'de protestolar patlak verene dek Şam ile Ankara arasındaki güvenlik koordinasyonu arasında sıkıştı. Ancak Şam 2011’da diğer muhalefete karşı Kürtlerin önünü açmaya karar verdi.
6- Böylece Kürtler güç kazanırken Şam ise zayıf düştü. ABD, 2014 sonrasında daha kapsamlı hale gelen DEAŞ’a karşı mücadelede Kürtlerle ittifak kurarak onlara askeri destek ve hava koruması sağladı. Bu destek temel olarak, Ankara'nın PKK'nın uzantısı olarak gördüğü YPG’ye dayanıyordu. Uluslararası Koaliyon ile Kürtler arasındaki iş birliği sayesinde DEAŞ’ın aldığı hezimetin ardından Suriye bölgesinin dörtte biri üzerinde özerk yönetim, askeri güç ve kontrol kurulmasına, ülkenin kuzeydoğusundaki stratejik zenginliğin çoğunun ele alınmasına izin veren bir alan oluşturuldu.
Rojava’nın (Batı Kürdistan) ortaya çıkışı üzerine Ankara, Şam ve Tahran tepki gösterdi. Böylece Suriye'deki önceliklerini ‘rejimi devirmekten’ Suriye topraklarında operasyonlara çeviren Türkiye, 2016, 2018 ve 2019 yıllarında Rusya ile anlaşmalar yaptı. Bu anlaşmalar, Kuzey Suriye'deki Kürt gurupların parçalanmasını ve Akdeniz sularına erişiminin engellenmesini sağladı.  
7- Eski ABD Başkanı Donald Trump, 2019’un sonlarında ABD güçlerini Suriye ve Türkiye sınırlarından çekme kararı aldı. Kürtler ise bu kararı bir ‘ABD ihaneti’ şeklinde değerlendirdi. Böylece kaydedilen Türk nüfuzu, Özerk Yönetim’in temel direklerini sarsmış oldu. Yoğun müzakerelerin ardından, ABD ile Türkiye ve Türkiye ile Rusya arasında anlaşmalar imzalandı. Böylece Ankara, iki büyük güçten YPG’yi sınırlardan 30 km derinliğe çekme taahhüdü aldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şu an Washington ve Moskova'nın 2019 anlaşmalarına bağlı kalmadığını söylüyor.
Şimdi ise ufukta yeni bir ABD ihanetinin belirtileri görülüyor. Türkiye’nin operasyonlarını engellemeyen ABD’liler, hava bombardımanını da durdurmadı. Batı’nın DEAŞ’ın yeniden dirilişini engelleme arzusuna güvenen Kürtler ise kendilerine karşı savaş açıldığı taktirde DEAŞ ile mücadeleyi bırakacakları tehdidinde bulundu. Hatta ABD’yi kendi lehlerine adım atmaya zorlamak amacıyla ‘mini DEAŞ devleti’ olarak bilinen el-Hol Kampı’ndakileri serbest bırakmakla tehdit eden Kürtler mevcut. Ruslar ise YPG’nin kuzey Suriye'deki ana şehirlerden ve sınır bölgelerinden çekilmesi ve Suriye devleti kurumlarının ve sınır muhafızlarının konuşlandırılmasının memnuniyetle karşılanması hususları üzerine duruyor.
Diğer yandan Şam ise ABD’nin ve Rusya’nın ihanetlerinden, aynı zamanda Türkiye’nin operasyonlarından uzakta kalıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgilere göre, Şam, Kürtlerin bu süreçte müzakere masasına oturacağını düşünüyor. Ancak Kürtlerin Şam’a giden yolları da hayal kırıklıkları ve başarısızlıklarla dolu.



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.