Rusya, SDG ile müzakerelerini sürdürürken, Türkiye, ABD’nin ‘kara operasyonunu iptal et’ talebini reddetti

Milli Güvenlik Kurulu, Erdoğan'ın huzurunda Suriye'nin kuzeyindeki olası detayları ele aldı

Erdoğan, Milli Güvenlik Kurulu toplantısına başkanlık ederken (AA)
Erdoğan, Milli Güvenlik Kurulu toplantısına başkanlık ederken (AA)
TT

Rusya, SDG ile müzakerelerini sürdürürken, Türkiye, ABD’nin ‘kara operasyonunu iptal et’ talebini reddetti

Erdoğan, Milli Güvenlik Kurulu toplantısına başkanlık ederken (AA)
Erdoğan, Milli Güvenlik Kurulu toplantısına başkanlık ederken (AA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeler ve Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kuzey Suriye'deki mevzilerine yönelik muhtemel kara harekâtı ele alındı. Ankara, ABD'nin olası askeri operasyonu gerçekleştirmeme talebine cevaben, Washington’dan Suriye’nin kuzeyi ile ilgili ‘anlaşmalar kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesini’ istediğini vurguladı. Öte yandan, Rusya ile SDG arasında, Türkiye'yi askeri harekat seçeneğinden geri adım atmaya ikna etmek amacıyla, SDG’yi kontrolündeki bazı bölgelerden vazgeçmek ve bu bölgeleri Suriye rejim güçlerine vermek için müzakereler devam ediyor.
Dün yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında bölgesel ve uluslararası gelişmeler, terörle mücadele ve Suriye'nin kuzeyi ile Irak'taki askeri operasyonlar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Ankara tarafından desteklenen ‘Suriye Milli Ordusu’ fraksiyonlarıyla birlikte yürüteceği Suriye'nin kuzeyinde SDG’ye yönelik olası kara harekâtı ve buna yönelik hazırlıklar ele alındı. Bununla birlikte TSK’nın 13 Kasım'da İstiklal Caddesi’nde meydana gelen, 6 kişinin hayatını kaybettiği, 81 kişininse yaralandığı ve PKK/ YPG tarafın gerçekleştirildiği ifade edilen terör saldırısının ardından 19 Kasım gecesi Suriye'nin kuzeyi ve Irak'ta başlattığı ‘Pençe-Kılıç’ hava harekatının sonuçları tartışıldı.

ABD-Türkiye ihtilafı
Toplantı öncesi Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Washington'un ‘Suriye'nin kuzeyinde olası askeri operasyonun yeniden incelenmesini talep ettiğini ve bunun karşılığında Türkiye'nin ‘taahhütleri yerine getirmesini talep ettiğini’ açıkladı.
Akar, “Türk ordusu, meşru müdafaa hakkını düzenleyen Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi çerçevesinde halkının ve ülkesinin sınırlarının güvenliğini sağlamak amacıyla teröre karşı mücadelesini, komşularının toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı çerçevesinde kararlılıkla sürdürmektedir. SDG’nin en büyük bileşeni olan YPG, Suriye'nin kuzeyinde barış ve istikrarı bozmak amacıyla provokasyon ve saldırılarını artırdı” dedi.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Savunma Bakanı Lloyd Austin'in geçtiğimiz Çarşamba akşamı Türk mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde Akar’ı Washington'un Suriye'de yeni bir Türk askeri operasyonuna güçlü bir şekilde karşı çıktığı konusunda bilgilendirdiği açıklandı. Açıklamada ayrıca bölgede tansiyonun yükselmesinden duyulan endişe dile getirildi.
Pentagon’un açıklamasında, Austin’in ayrıca, bazıları DEAŞ’la mücadele için Suriye'de yerel ortaklarla birlikte çalışan ABD personelinin güvenliğini doğrudan tehdit eden son hava saldırıları da dahil olmak üzere, Suriye’nin kuzeyinde durumun tırmanmasından duyduğu endişeyi dile getirdiği bildirildi. Açıklamaya göre gerilimi azaltma çağrısında bulunan Austin, Pentagon'un Suriye'de yeni bir Türk askeri operasyonuna şiddetle karşı çıktığını ifade etti.
Öte yandan Milli Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada Akar'ın Austin ile ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik konularını görüştüğü ve Türkiye'nin sınırları içinde halkının ve sınırlarının güvenliğini sağlamak amacıyla terörle mücadele operasyonlarını Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. Maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakları çerçevesi yürüttüğünü ilettiği belirtildi. Açıklamaya göre Akar, terörle mücadelede iş birliği ve dayanışmanın bölgesel ve küresel barış ve güvenliğe katkı sağlayacağını, Türkiye'nin DEAŞ ve diğer tüm terör örgütleriyle mücadelede iş birliğine hazır olduğunu vurguladı. Akar, ABD’li mevkidaşına Türk askeri operasyonlarının tek hedefinin teröristler olduğunu, Koalisyon Güçleri’ne veya sivillere zarar verilmesinin söz konusu olmadığını bildirdi.
ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ile dün başkent Ankara'da bir araya gelen Akar, Suriye'deki gelişmeleri ele aldı.
Türkiye ve ABD, daha önce 19 Ekim 2019'da Ankara'da, Türkiye'nin SDG mevzilerine yönelik başlattığı Barış Pınarı Harekâtını durdurmak için bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Aynı ayın 22'sinde Rusya ile Soçi'de de benzer bir anlaşmaya imza atıldı. İki mutabakat, ABD ve Rusya'nın Kürt birliklerini Türkiye sınırlarından 30 kilometre uzak tutma taahhüdünü içeriyordu.
Ankara, ABD'yi söz konusu anlayış ve Kürt birliklerinin Münbiç'ten çıkarılmasına ilişkin önceki anlaşma çerçevesinde ‘yükümlülüklerini yerine getirmemekle’ suçladı. Ankara ayrıca Rusya'yı da bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve Soçi mutabakatı kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemekle itham ediyor.

Rusya ve SDG
Rakka'nın batı kırsalında Rus güçleri ile SDG arasında Tel Rıfat ile birlikte yaklaşmakta olan Türk askeri harekatı için potansiyel hedef olarak görülen bölgeler olan Münbiç ve Ayn el-Arab (Kobani) konusunda devam eden müzakerelerle birlikte dün Suriye’nin kuzey ve doğu bölgelerinde temkinli bir sükunet hakim oldu.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre Rusya, merkezlerde İç Güvenlik Güçlerinin (Asayiş) mevzilenmesinin artırılması ile SDG muharebe güçlerinin şehir merkezinden çekilmesini ve Rus güçleriyle birlikte iki bölgenin çevresinde rejim güçlerinin varlığını sürdürmesini talep etti.
TSK, geçtiğimiz Çarşamba gecesi Suriye'nin kuzey ve doğusunda Halep, Haseke ve Rakka bölgeleri ve kırsalındaki çok sayıda noktada SDG mevzilerini hedef aldı. Bombardıman, Haseke'nin kuzeybatısındaki Rabiat köyü ve Ebu Rasin kasabası civarı ile Rakka'nın kuzeyinde Tel Abyad'ın batı kırsalındaki Bir Kitak, Hirbet el-Bakar, Arida, Korhasan ve Pirznar köyleri ve Halep'in doğu kırsalındaki Ayn el-Arab'ın (Kobani) doğu kırsalındaki Koran ve Hirbisan Tahtani köyleri ile Kuzey Halep'in Afrin kırsalındaki Şerava ilçesine bağlı Binah köyünü hedef aldı.
Türk tarafı, dün Haseke'nin ed-Derbesiye bölgesinde Rus kuvvetleriyle ortak devriyeye çıkmadı. Soçi mutabakatı çerçevesinde 4 Rus askeri aracı Türk kuvvetleriyle ortak askeri devriye yapmak üzere Derbesiye'nin batısındaki Şerik geçidine geldi. Rus askerleri, yaklaşık 2 saat Türk askerlerin gelişini bekledi. Ardından Türk askerlerinin Rus kuvvetlerinin bekleme alanına inmesi ve devriye yapmayacaklarını bildirmesi üzerine Kamışlı Havalimanı'na geri döndüler. İki taraf arasındaki son ortak devriye, Türkiye'nin Pençe-Kılıç Harekatı'nı başlatmasından iki gün önce, 17 Kasım'da gerçekleştirilmişti.

Takviyeler devam ediyor
Aynı zamanda, çeşitli taraflardan askeri takviyeler SDG kontrolündeki bölgelere akmaya devam etti. Rus güçleri, Halep vilayetine takviye kuvvet gönderdi. Bu gelişme bölgede bir ilk sayıldı.
Tel Rıfat sakinleri, kent ve yakınlarına Rus askeri takviye kuvvetlerinin geldiğini ve Rus güçlerinin, SDG’nin kontrolündeki bölgeler, Türkiye'nin kontrolündeki bölgeler ve desteklediği Suriyeli fraksiyonları ayıran temas hattına yeni bir bariyer yerleştirdiğini bildirdi.
Öte yandan SOHR, Rus kuvvetlerinin hükümet güçleri tarafından kontrol edilen yakındaki Minig Askeri Havaalanı’ndaki varlığını güçlendirdiğini bildirdi. Bu takviyelerin amacının muhtemel Türk harekâtını durdurmak veya geciktirmek olabileceği iddia edildi.
Gözlemevi ayrıca, Rus takviye kuvvetlerinin Türkiye sınırındaki Ayn el-Arab (Kobani) kentinin yakınlarına da geldiğini bildirdi. Öte yandan kentte bir güvenlik yetkilisi AFP’ye, Rus kuvvetlerinin Türk kuvvetleriyle ortak devriyeyi durdurarak 3 gün önce yapılması planlanan devriyeyi iptal etmesi üzerine bölgede helikopter eşliğinde tek devriye gezdiğini söyledi.
2019'daki Soçi mutabakatına göre, Rus kuvvetleri Türkiye sınırına yakın Kürtlerin kontrolündeki bölgelere konuşlandırılmış durumda. Geçen hafta SDG, Rusya ve ABD'yi Türkiye'nin kontrol bölgelerine kara harekâtı gerçekleştirmesini engellemek için müdahale etmeye çağırdı. Aynı zamanda rejim güçleri bölgeye, kendilerine ait personel yüklü beş otobüsten oluşan askeri takviye getirdi. Bu güçler, Rakka'nın kuzey kırsalındaki Ayn el-İsa'daki askeri bölgelere yöneldi. 26 Kasım'da rejim güçleri, tanklar, personel taşıyıcılar, toplar, lojistik malzemeler ve ağır makineli tüfeklere bağlı arabalar dahil olmak üzere en az 20 araçtan oluşan devasa askeri takviyeler getirdi. Bu birlikler, Ayn el-Arab şehrine girerek şehrin batısındaki noktalara konuşlandırıldı.
Öte yandan SOHR, DEAŞ ile mücadele kapsamında ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyona ait art arda gelen silah, askeri ve lojistik teçhizatı içeren konvoyların, 48 saat boyunca IKBY ile el-Velid sınır kapısından gelerek Suriye'nin kuzey ve doğusuna girdiğini bildirdi. Gözlemevi, Haseke Valiliği'nde konuşlanmış Uluslararası Koalisyon'un üslerine giden toplar, ağır makineli tüfekler, askeri teçhizat, mühimmat ve kapalı kutular ile yakıt depoları taşıyan 240'tan fazla kamyon tespit edildiğini ifade etti.
29 Kasım'da, tanklar, koruma güçleri ve Bradley zırhlı araçlarının yanı sıra mühimmat ve lojistik malzeme taşıyan yaklaşık 40 kamyondan oluşan bir Uluslararası Koalisyon konvoyu Suriye’nin kuzey ve doğu bölgelerine ulaştı. Hepsi Haseke kırsalındaki Tel Baydar'daki Amerikan üssüne ulaşırken, bu konvoy, 10 günden kısa bir süre içinde yapılan üçüncü askeri sevkiyat oldu.

DEAŞ'a operasyon
Türk istihbaratı, ‘Suriye Milli Ordusu’ ile koordineli olarak, Barış Pınarı bölgesinden sorumlu yetkili olarak bilinen bir kişinin de aralarında bulunduğu DEAŞ örgütüne mensup 5 teröristi yakaladığını duyurdu.
Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre istihbarat servisleri dün Barış Pınarı bölgesinden sorumlu yetkili Ebu Seyf Tedmuri lakaplı Muhammed Halid Ali, Ebu Ömer Korani lakaplı Muhammed Salih'in yanı sıra Ebu İslam Salo lakaplı Halid Muhammad İsa el-Hulu, Ebu Hasan Şami lakaplı Ali Huseyin Ali ve Ebu Hamza lakaplı Şadi el-Ali‘nin de aralarında bulunduğu 5 teröristi gözaltına aldı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.