Libya istihbaratındaki bir CIA ajanı, Lockerbie Faciası öncesi Ebu Acile’yi Megrahi ve Fahima ile ‘görmüş’

CIA ajanı, 2000 yılında Hollanda'daki eski Amerikan üssü Camp Zeist mahkemesinde ifade verdiyse de İskoç yargısının onun güvenilirliği konusunda şüpheleri vardı

1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)
1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)
TT

Libya istihbaratındaki bir CIA ajanı, Lockerbie Faciası öncesi Ebu Acile’yi Megrahi ve Fahima ile ‘görmüş’

1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)
1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)

ABD Başsavcısı William Barr, Libya’nın eski lideri Albay Muammer Kaddafi yönetimi sırasında istihbarat yetkilisi olan Ebu Acile Muhammed Mesud’u, 21 Aralık 1988'de Pan Am Havayolları'na ait 103 sefer sayılı uçuşu gerçekleştiren Boeing 747-121 tipi uçağın İskoçya'nın Lockerbie kasabası üzerinde akşam saat 19.00 sularında bombalı saldırı sonucu infilak ederek düştüğü faciaya karışmakla suçlaması ABD’lilerin Mesud’un saldırıdaki rolünü birdenbire keşfettikleri anlamına gelmiyordu. ABD’liler aslında, saldırıdaki iddia edilen rolünü, 2011 yılında Albay Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından Libyalı devrimciler tarafından tutuklanmasından yıllar önce biliyorlardı. Dönemin Libyalı yöneticileri, Ebu Acile hakkında Libya istihbaratındaki çalışmalarından ötürü soruşturma başlattılar.
Ebu Acile 2012 yılındaki soruşturma sırasında, Pan Am Havayolları'na ait uçağa düzenlenen saldırının ‘bombacısı’ olduğunu ve 1986 yılında Berlin'deki La Belle diskoteğine yönelik saldırıyı da kendisinin gerçekleştirdiğini itiraf etti. Hatta Kaddafi'nin kendisini uçağın düşürüldüğü saldırıdaki rolünden dolayı tebrik ettiğini de söyledi. ABD’liler, 2017 yılında Ebu Acile’nin Arapça olarak yaptığı itiraflarının yer aldığı beldeleri ele geçirdiler ve ardından ‘Lockerbie dosyasını’ yeniden açarak bu davadaki sanıkları dün yargı önüne çıkardılar.
Aslında CIA, ‘bombacının’ Lockerbie ile bağlantısını en azından 1990'lardan beri biliyordu. Zira Libya Dış Güvenlik Teşkilatı içinde kendisine Libya istihbaratının, özellikle Malta'da neler yaptığına dair bilgi sağlayan bir ‘çifte ajanı’ vardı. 2000 yılında Lockerbie Faciası’na karışan Libyalı iki eski istihbarat görevlisi Abdulbasit Megrahi ve El-Amin Halife Fahima’nın Hollanda'daki eski Amerikan üssü Camp Zeist’te kurulan İskoç mahkemesinde yargılanma zamanı geldiğinde çifte ajan, savcılığın şüphelilere yöneltilen suçlamayı kanıtlamak için sunduğu ‘baş tanık’ idi.

Ebu Acile Muhammed Mesud (ortada) 2014 yılında Trablus'ta mahkemeye çıkarıldı (Reuters)
İddia makamı, mahkemede kurşun geçirmez camın arkasından ifade vermeyi bekleyen çifte ajanı mahkeme heyetine tanıttı. Çifte ajan, salondaki bir televizyon ekranında göründü. Görüntüsü gibi sesi de değiştirilen çifte ajan, ‘Abdulmecid Ceayka’ takma adını kullandı. ABD’liler tanıklarını korumaya büyük özen gösterdiler. Megrahi (birinci sanık) ve Fahima'nın (ikinci sanık), bombayı ABD’ye doğru talihsiz yolculuğuna başlamadan ve İskoçya’nın bir kasabası olan Lockerbie üzerinde infilak etmeden önce Malta'daki Luqa Havalimanı'ndan Londra Heathrow Havalimanı'na giden Pan Am Havayolları'na ait uçağa yüklendiği Frankfurt Havaalanı’na ünlü marka ‘Samsonite’ bir valizle göndermeye karıştığına dair doğrudan kanıt sağlayabilen tek kişi oydu.
Abdulmecid Ceayka, duruşmalar sırasında netleştiği üzere, 1984 yılında Cemahiriye Güvenlik Teşkilatı'na (adı daha sonra Dış Güvenlik Teşkilatı olarak değiştirildi) katıldı. İstihbaratın araç bakım bölümünde 18 ay çalışan Ceayka, 1985 yılının Aralık ayında, genellikle bir istihbarat servisi üyesinin bulunduğu bir pozisyon olan Luqa Havaalanı’ndaki Libya Havayolları istasyon müdür yardımcılığına atandı. Ceayka, İskoç mahkeme belgelerine göre 1985 yılından itibaren ABD’lilere Libya istihbarat teşkilatının yapısı hakkında bilgi verdi. Özellikle Merkezi Güvenlik Şubesi müdürünün İzzeddin el-Hinşiri, Harekat Şube başkanının Said Raşid ve Harekat Şube Özel Harekat Daire başkanının da Nasır Aşur olduğunu söyledi. Tanık ayrıca ‘birinci sanığın’ (Abdulbasit Megrahi) Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne transfer olduğu 1987 yılının ocak ayına kadar Havacılık Güvenlik Şubesi başkanlığını üstlendiğini, ‘ikinci sanığın’ (El-Amin Halife Fahima) ise 1985 yılında 1988 yılının Ekim ayına kadar Luqa Havalimanı’ndaki Libya Havayolları istasyonunun müdürü olarak görev yaptığı belirtti.
Ceayka, 1988 yılının Ağustos ayında Malta’daki ABD Büyükelçiliği ile temasa geçerek, ‘Libya’nın terör saldırısına karışmasından memnun olmadığı’ için ABD’lileri bilgilendirmek istediğini ifade etti. Havaalanında Mısırlı bir kadınla ilişkisi olması nedeniyle Trablus'a çağrılmasının bardağı taşıran son damla olduğunu söyleyen Ceayka, İskoç mahkemesinin belgelerine göre ABD’ye gitmek istediğini, fakat ‘terör eylemleri’ hakkında bilgi vermek amacıyla görevinde kalmayı kabul ettiğini de sözlerine ekledi.
Ceayka, CIA yetkilileriyle ayda bir kez buluşuyordu.  Onlardan maaş olarak önceleri bin dolar alıyordu, ardından maaşı bin 500 dolara çıkarıldı. ABD’li istihbarat ajanları, onlara verdiği her bilgiyi üstlerine rapor ediyordu. CIA raporlarında başta Libya'dan Malta'ya gelip ülkelerine dönen kişilerin kimlikleri olmak üzere çeşitli bilgiler yer aldı. Ancak ABD ajanları Ceayka’nın maaşını kesti. O da 1990 yılında Trablus'a döndü. Daha sonra 1991 yılının Temmuz ayında ülkesini terk ederek Malta'ya dönen Ceayka, ABD’liler tarafından bir savaş gemisine götürüldü ve burada üç hafta boyunca sorgulandı.
İskoç mahkemesi belgelerine göre Ceayka, CIA’ye 1988 yılının Ekim ayında Malta'da depolanan Libya’ya ait silahlar hakkında bilgisi olduğunu söyledi. Malta’daki Libya Havayolları ofisinde 8 kilo patlayıcı saklandığından haberdar olduğunu da belirten Ceayka, bombayı 1985 yılında Malta'ya getiren kişinin Megrahi olduğunu ve bombanın ofiste bir çekmecede tutulduğunu açıkladı. Ardından kendisinden bombanın Libya Büyükelçiliği’ne taşınmasına yardım etmesinin istendiğini kaydetti. Ceayka, 1991 yılının Temmuz ayında ABD’lilere bu patlayıcıları Malta'ya getirenin Megrahi olduğunu kendisine söyleyenin ‘ikinci sanık’ (Fahima) olduğunu ve dolayısıyla Fahima’nın da patlayıcıdan haberdar olduğunu belirtti.

Ebu Acile Muhammed Mesud’un şu an tutulduğu Virginia, Alexandria'daki polis ofisi tarafından dağıtılan yeni fotoğrafı (AP)
Ceayka, 1991 yılının Temmuz ayında müfettişlere 1988 yılının Ekim ve Aralık ayları arasında birinci sanığın ve ikinci sanığın birlikte Luqa Havaalanı’na geldiklerine ilişkin yeni bilgiler verdi. Ceayka, onları havaalanında birlikte gördüğünü söyledi. Ceayka’nın aktardığı bu bilgi, yavaş yavaş onları yalnızca havaalanında değil, bagaj bandında da birlikte gördüğü, ikinci sanığın ‘kahverengi, Samsonite marka bir bavulu’ banttan aldığı ve onu gümrükten geçirdiğine dair kapsamlı bir hal aldı. Ceayka, (Megrahi ve Fahima’nın) yanlarında bulunan diğer iki kişiyle görüştüğünü ve birinci sanık Megrahi’nin bu kişilerden birini kendisine Ebu Acile Mesud adıyla tanıttığını ve onun teknisyen olduğunu söylediğini de sözlerine ekledi. Tanık ifadesinde, ikinci sanık Fahima'yı tanıyan ‘Vincent Vassallo’ adlı başka bir kişinin de orda olduğunu söyleyen Ceayka, bu kişinin Fahima’nın arabasıyla geldiğinde orada olduğunu ve herkesin bu arabayla havaalanından ayrıldığını belirtti.
Camp Zeist’teki İskoç mahkemesi hakimleri, Ceayka’nın ifadesini incelediklerinde, bunun Libyalı sanıklar aleyhine kesin delil teşkil etmediği sonucuna varsalar da sonunda ve diğer kanıtlara dayanarak, birinci sanığın (Megrahi) gerçekten Lockerbie saldırısına karıştığına, ikinci sanığın (Fahima) ise beraat etmesine karar verdiler.
İskoç yargısının CIA’nin baş tanığının güvenilirliği hakkındaki şüpheleri çerçevesinde ABD’lilerin Ceayka’nın iddia ettiği gibi Lockerbie saldırısı öncesinde Luqa Havaalanı’nda kendisini görmüş olsa bile, Ebu Acile Mesud'un davasında sadece Ceayka’nın ifadesine dayandırmaya çalışmayacakları düşünülüyor.
Ebu Acile hakkındaki yeni iddianame dosyasından da anlaşılacağı üzere ABD Başsavcılığı’nın, Ebu Acile’nin duruşması sırasında, Libya'da 2012 yılında yaptığı itirafları delil olarak sunması, ancak Ebu Acile’nin avukatlarının bu itirafların işkence altında alındığını iddia etmeleri bekleniyor. ABD’lilerin Ebu Acile’ye ceza indirimi karşılığında sahip olduğu bilgileri açıklaması şeklinde kendileriyle işbirliği yapmasını teklif edip etmeyecekleri henüz bilinmiyor.



Avn, Lübnan’ın güneyinde devletin varlığını güçlendirmeyi sürdürüyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Avn, Lübnan’ın güneyinde devletin varlığını güçlendirmeyi sürdürüyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyinde devletin varlığını güçlendirmeye yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Avn dün, İsrail tarafından havaya uçurulan Ali et-Tahir Tepesi’nin yakınındaki Nabatiye kentini ve ilk pilot bölgelerden biri olan Batı Zavtar beldesini ziyaret etti. Güney Lübnan halkının yanında olacaklarını belirten Avn, “Sizi asla yalnız bırakmayacağız” mesajı verdi.

Ziyareti sırasında kendisini karşılayan bölge sakinleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade eden Avn, “Güney halkının, özellikle de Nabatiye halkının gösterdiği direniş bizim için en büyük onur nişanıdır. Savaşa rağmen burada kalmaları, dünyaya bu toplumun ve halkın yeniden ayağa kalkabileceği ve her zaman ayakta kalabileceği yönünde verilen en güçlü mesajdır” dedi.

Avn, “Güney Lübnan’da yaşayan herkesin güven içinde yaşaması ve evini, bir daha yıkılmayacağından emin olarak inşa etmesi hakkıdır” ifadelerini kullandı.

İsrail’in çekilmesi, esirlerin ve yerinden edilen Lübnanlıların geri dönmesi ile yeniden imar sürecinin “ulusal sabiteler” olduğunu belirten Avn, devletin bunları hayata geçirmek için çalışacağını söyledi. Avn, bunların “herkesin üzerinde uzlaştığı ortak bir hedef” olduğunu vurguladı.

Avn ayrıca Nabatiye çarşısında yürüyerek yaptığı gezinti sırasında karşılaştığı bölge sakinlerine, ziyaretinin amacının ihtiyaçlarını yerinde tespit etmek ve bunları ilgili bakanlıklar ile kamu kurumlarıyla birlikte karşılamak olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hizbullah, ziyareti boykot etti. Örgütün siyasi temsilcilerinden hiçbiri Cumhurbaşkanı Avn’ı karşılamaya katılmadı.


Irak, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların faillerinin peşine düştü

Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)
Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)
TT

Irak, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların faillerinin peşine düştü

Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)
Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)

Irak, dün ülkenin güneyinden Suudi Arabistan’daki “Doğu-Batı” petrol boru hattına yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını düzenleyenlerin yakalanması için hızlı şekilde harekete geçti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, saldırıların Meysan vilayetindeki bir noktadan gerçekleştirildiğinin tespit edilmesinin ardından, güneydeki Meysan Operasyonlar Komutanı’nı görevden aldı. Zeydi ayrıca vilayetin emniyet müdürünü ve diğer bazı güvenlik yetkililerini de görevden aldı.

Zeydi, saldırıyla ilgili soruşturma başlatılması talimatının ardından üst düzey güvenlik yetkililerinden oluşan bir ekibi vilayete gönderdi. Irak makamları ayrıca İran’la olan üç sınır kapısını kapatma kararı aldı. Güvenlik kaynaklarının “Şarku’l Avsat”a verdiği bilgiye göre bunların en önemlisi, saldırganların fırlatma noktası olarak kullandığı bölgenin yakınında bulunan Şib Sınır Kapısı oldu.

Üst düzey bir güvenlik yetkilisi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, saldırıya karışan kişilerin sınır kapılarından geçerek kaçmış veya İHA’ların bu kapılar üzerinden taşınmış olabileceğinden şüphelenildiğini belirtti. Yetkili, “Irak güvenlik güçlerinin çalışmaları, faillerin kaçmasına yardımcı olabilecek herhangi bir tarafı engellemeye de odaklanıyor” dedi.

İran da soruşturmaya dahil oldu. Hükümetin askeri sözcüsüne göre Tahran, Irak’tan soruşturmaya katılmasını resmen talep etti ve Başbakan Zeydi bu talebi kabul etti.

Öte yandan Riyad, saldırıların ardından tedbir amacıyla “Riyad ve Medine” bölgelerindeki petrol boru hattının faaliyetlerini durdurdu. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı ise Riyad’ın “bu aşamada karşılık vermemeyi ve Irak hükümetinin çabalarını desteklemeyi tercih ettiğini” açıkladı. Bakanlık, bu kararın Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin, hükümetine Irak topraklarından düzenlenen saldırıları engelleyecek adımları atması için fırsat tanınması yönündeki talebi doğrultusunda alındığını belirtti.

Çok sayıda ülke ve uluslararası kuruluş, “Doğu-Batı” petrol boru hattının hedef alınmasını en sert ifadelerle kınarken, Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduklarını ve ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve tesislerini korumak amacıyla attığı tüm adımları desteklediklerini bildirdi.


Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
TT

Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)

Yemen’in Taiz vilayetinin batısı ile Hudeyde’nin güneyinde yaşayan binlerce sivil, düşünmeye dahi fırsat bulamadan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Husilerin ele geçirdikleri köy ve yerleşimlerde düzenlediği baskın ve gözaltı operasyonları, halk arasında misilleme ve yağma korkusunu artırırken, binlerce aile bölgeden kaçmaya başladı.

Bölge sakinleri, Batı Taiz ve Güney Hudeyde’deki köy ve yerleşimlerden binlerce ailenin kaçışına tanık olduklarını belirtti. Bazı aileler yaya olarak bölgeden ayrılırken, bazıları otomobil ve motosikletlerle yola çıktı. Kimileri ise kurtarabildikleri hayvanlarını ve kişisel eşyalarını yanlarına aldı.

Bölge sakinleri Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birçok aile için göçün planlanmış bir karar olmadığını, korku nedeniyle evlerin, toprakların ve geçim kaynaklarının geride bırakıldığı acil bir kaçış olduğunu söyledi.

 İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)
İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)

Bölgeden ayrılamayanlar ise baskın ve gözaltı operasyonlarının sürmesi nedeniyle korku ve endişe içinde mahsur kaldı. Ayrıca bölge sakinlerinin mallarının yağmalandığı ve çalındığı yönünde ifadeler de bulunuyor.

Aileler rehin tutuldu

Yerel halkın tanıklıklarına göre el-Vaziye, Hays, el-Huha, ez-Zehari, el-Hayme, Yıhtel ve Muha ile el-Hayme ve Muha arasındaki sahil boyunca uzanan bölgelerde, Husilerin bölgeye girmesinin ardından ciddi bir huzursuzluk ve göç hareketi yaşanıyor.

Tanıklara göre Husiler, çok sayıda bölge sakinine yönelik baskın ve gözaltı operasyonları düzenledi. Bunun yanı sıra bazı kişilerin mallarının yağmalandığı ve eşyalarının çalındığı bildirildi. Diğer bazı ifadelerde ise ailelerin rehin tutulduğu ve militan olan yakınlarını geri dönerek teslim olmaya ve silahlarını bırakmaya zorlamak amacıyla ailelere baskı yapıldığı aktarıldı.

Kaynaklara göre Husiler, Taiz vilayetinin Muha ilçesi ile Hudeyde vilayetindeki el-Huha kentinde yaşayan bazı kişilere misilleme eylemleri düzenliyor. Bu kişilerin uluslararası alanda tanınan hükümeti destekledikleri veya bazı Husilerin geçmişte yaşanan hesaplaşmalar nedeniyle hedef aldıkları kişilere yönelik ihbarlarda bulunduğu öne sürülüyor.

Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)
Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)

Kaynaklar, bölgedeki Husilerin güvenlik ve istihbarat sorumlularından Abdullah el-Fadli ile Ala el-Umeysi’nin bu operasyonların bir bölümünü yönettiğini belirtiyor.

Bilinmeze doğru kaçış

El-Vaziye ilçesinde yaşayanlar, Husilerin bölgeye girmesiyle birlikte binlerce kişinin örgütün baskı ve gözaltılarından kaçmak için evlerini terk ettiğini söyledi. Zor insani koşullar altında gerçekleşen göçün, ilçenin yanı sıra diğer bölgelerde de devam ettiği bildirildi.

Bölge sakinlerinden Abdülcebbar Ali Hadi, olayların ani bir şekilde geliştiğini ve halkın yaşananları anlamaya dahi zaman bulamadığını anlattı.

Hadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kimse ne olduğunu anlayamadı. Bir anda ilçede kıyamet koptu ve herkes göç etmek istiyordu” ifadelerini kullandı.

Abdülcebbar, korku ile kaosun iç içe geçtiği bir tabloyu anlattı. Bazı aileler çocuklarını kurtarmaya çalışırken, bazıları hayvanlarını yanlarına almaya çalıştı. Kadınlar ağlıyor, herkes bölgeden çıkabilmek için bir yol arıyordu. Araç bulamayanlar ise yalnızca üzerlerindeki kıyafetlerle yaya olarak yola çıkmak zorunda kaldı.

Ailesini geride bırakmak zorunda kaldı

Abdülcebbar da güvenli bir yer bulmak amacıyla bölgeden ayrılanlar arasındaydı. Ancak başlangıçta ailesini yanında götüremedi. Annesinin koyunlarını geride bırakmayı reddetmesi üzerine, kendisi yalnızca üzerindeki kıyafetlerle güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Annesi, koyunlarıyla birlikte yürümek zorunda kaldı ve akşam olduğunda Es-Sabriye bölgesine ulaştı. Geceyi burada geçirdi. Saat 22.00’de Abdülcebbar onu bulmak için motosikletle yola çıktı. Annesini bulduktan sonra geri döndü ve aile ertesi sabah yolculuğuna devam etti.

Abdülcebbar, yaşanan anların büyük bir üzüntü taşıdığını belirterek, geride “acıları, anıları, hayatı, toprağını sevdiğimiz vatanı, evleri, eşyaları, sevgiyi ve bağlılığı” bıraktıklarını söyledi.

Yol boyunca aralıksız ilerleyen göç araçları, motosikletler ve yaya olarak yürüyen yüzlerce kişi gördüğünü anlatan Abdülcebbar, koyun, inek, deve ve eşeklerin de insanlarla birlikte yollarda ilerlediğini belirtti. Ortaya çıkan manzara, kaçışın beraberinde getirdiği kaosun ve insani dramın boyutunu gözler önüne serdi.

Kayıp çocuklar ve barınaksız aileler

Abdülcebbar ailesiyle iletişim kurduğunda, el-Vaziye’de yakıt sıkıntısının baş gösterdiğini öğrendi. Bu durum, ailesinin yolculuğa devam edip edemeyeceği konusunda endişeye yol açtı. Bunun üzerine uzaktaki bir bölgeden motosiklet kiraladı ve ailesine bir bidon yakıt gönderdi.

Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)
Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)

Yakıtın ulaşmasının ardından aile, zorlu yollarda saatler süren yolculuğa devam ederek güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Göç sırasında yaşanan tehlikeler yalnızca malların kaybedilmesiyle sınırlı kalmadı. Abdülcebbar, beş yaşını geçmeyen bir kız çocuğunun yolculuk sırasında kaybolduğunu anlattı. Çocuğun kaybolduğu sosyal medya gruplarında duyurulduktan sonra ailesi saatler boyunca büyük bir endişeyle onu aradı. Çocuk ertesi gün ailesine kavuştu.

Küçük kızın yaşadıkları, ailelerin göç sırasında karşı karşıya kaldığı korkunun örneklerinden yalnızca biriydi. Bu süreçte aile bireylerini korumak ve onları güvenli bir yere ulaştırmak, diğer tüm önceliklerin önüne geçti.

Abdülcebbar, yaşadıkları göçü, birkaç saat içinde neleri kaybettiklerini gösteren sözlerle özetledi. Para, yiyecek, erzak veya yedek kıyafet olmadan yola çıktıklarını, yanlarında yalnızca “insanın azmi, dayanıklılığı, sabrı ve onuru” bulunduğunu söyledi.

Her şeye sabretmeye, hatta gerekirse ağaçların altında yaşamaya hazır olduklarını belirten Abdülcebbar, kendisini en fazla üzen şeyin yaşlı insanların gözyaşlarını ve “erkeklerin çaresizliğini” görmek olduğunu ifade etti.

Acil insani yardım ihtiyacı

Göçün sürmesiyle birlikte bölgelerini terk eden ailelerin güvenlik, barınma, gıda, su ve yakıtın yanı sıra korunmaya ve kaçış sırasında birbirinden ayrılan aile bireylerinin yeniden bir araya getirilmesine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlıların durumu endişe yaratıyor.

Bu insani dramın arka planında ise daha ağır bir gerçek bulunuyor: Çok sayıda sivil daha iyi bir yaşam arayışıyla değil, bulundukları yerde kalmanın artık kendileri açısından güvenli olmaması nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Aden, Ebyen ve Lahic’ten ortak açıklama

Öte yandan Yemen’in geçici başkenti Aden ile Ebyen ve Lahic vilayetlerindeki yerel yönetimler ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, silahlı kuvvetlerin yaşanan şaşkınlık ve karmaşa dönemini geride bıraktığı, yeniden denge sağladığı ve her türlü tehditle mücadele etmeye tamamen hazır hale geldiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca, Husilere karşı mücadelede halk desteğinin ve toplumsal hareketliliğin arttığı, bunun da “bölgedeki İran projesinin hedeflerini boşa çıkarmaya” katkı sağladığı ifade edildi.

Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)
Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)

Yerel yönetimler, güvenlik ve kamu hizmetlerine ilişkin gelişmeleri takip etmeyi, devlet kurumlarının görevlerini sürdürmesini, terör tehditleriyle mücadeleyi, vatandaşların ve mallarının korunmasını ve güvenlik ile istikrarın sağlanmasını ilgili hükümet, güvenlik ve askeri makamlarla koordinasyon içinde sürdüreceğini bildirdi.

Yetkililer halka sakin ve dikkatli olmaları, söylentilere itibar etmemeleri, bilgileri resmi kaynaklardan takip etmeleri ve şüpheli hareket veya faaliyetleri ilgili birimlere bildirmeleri çağrısında bulundu.

Yerel yönetimler, vatandaşların güvenliği ve istikrarının en büyük öncelik olduğunu vurgulayarak, Aden’in yanı sıra Ebyen ve Lahic vilayetlerinde güvenliğin korunması ve devlet kurumlarının görevlerini sürdürebilmesi için çalışmalarına devam edeceğini bildirdi.