Libya istihbaratındaki bir CIA ajanı, Lockerbie Faciası öncesi Ebu Acile’yi Megrahi ve Fahima ile ‘görmüş’

CIA ajanı, 2000 yılında Hollanda'daki eski Amerikan üssü Camp Zeist mahkemesinde ifade verdiyse de İskoç yargısının onun güvenilirliği konusunda şüpheleri vardı

1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)
1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)
TT

Libya istihbaratındaki bir CIA ajanı, Lockerbie Faciası öncesi Ebu Acile’yi Megrahi ve Fahima ile ‘görmüş’

1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)
1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)

ABD Başsavcısı William Barr, Libya’nın eski lideri Albay Muammer Kaddafi yönetimi sırasında istihbarat yetkilisi olan Ebu Acile Muhammed Mesud’u, 21 Aralık 1988'de Pan Am Havayolları'na ait 103 sefer sayılı uçuşu gerçekleştiren Boeing 747-121 tipi uçağın İskoçya'nın Lockerbie kasabası üzerinde akşam saat 19.00 sularında bombalı saldırı sonucu infilak ederek düştüğü faciaya karışmakla suçlaması ABD’lilerin Mesud’un saldırıdaki rolünü birdenbire keşfettikleri anlamına gelmiyordu. ABD’liler aslında, saldırıdaki iddia edilen rolünü, 2011 yılında Albay Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından Libyalı devrimciler tarafından tutuklanmasından yıllar önce biliyorlardı. Dönemin Libyalı yöneticileri, Ebu Acile hakkında Libya istihbaratındaki çalışmalarından ötürü soruşturma başlattılar.
Ebu Acile 2012 yılındaki soruşturma sırasında, Pan Am Havayolları'na ait uçağa düzenlenen saldırının ‘bombacısı’ olduğunu ve 1986 yılında Berlin'deki La Belle diskoteğine yönelik saldırıyı da kendisinin gerçekleştirdiğini itiraf etti. Hatta Kaddafi'nin kendisini uçağın düşürüldüğü saldırıdaki rolünden dolayı tebrik ettiğini de söyledi. ABD’liler, 2017 yılında Ebu Acile’nin Arapça olarak yaptığı itiraflarının yer aldığı beldeleri ele geçirdiler ve ardından ‘Lockerbie dosyasını’ yeniden açarak bu davadaki sanıkları dün yargı önüne çıkardılar.
Aslında CIA, ‘bombacının’ Lockerbie ile bağlantısını en azından 1990'lardan beri biliyordu. Zira Libya Dış Güvenlik Teşkilatı içinde kendisine Libya istihbaratının, özellikle Malta'da neler yaptığına dair bilgi sağlayan bir ‘çifte ajanı’ vardı. 2000 yılında Lockerbie Faciası’na karışan Libyalı iki eski istihbarat görevlisi Abdulbasit Megrahi ve El-Amin Halife Fahima’nın Hollanda'daki eski Amerikan üssü Camp Zeist’te kurulan İskoç mahkemesinde yargılanma zamanı geldiğinde çifte ajan, savcılığın şüphelilere yöneltilen suçlamayı kanıtlamak için sunduğu ‘baş tanık’ idi.

Ebu Acile Muhammed Mesud (ortada) 2014 yılında Trablus'ta mahkemeye çıkarıldı (Reuters)
İddia makamı, mahkemede kurşun geçirmez camın arkasından ifade vermeyi bekleyen çifte ajanı mahkeme heyetine tanıttı. Çifte ajan, salondaki bir televizyon ekranında göründü. Görüntüsü gibi sesi de değiştirilen çifte ajan, ‘Abdulmecid Ceayka’ takma adını kullandı. ABD’liler tanıklarını korumaya büyük özen gösterdiler. Megrahi (birinci sanık) ve Fahima'nın (ikinci sanık), bombayı ABD’ye doğru talihsiz yolculuğuna başlamadan ve İskoçya’nın bir kasabası olan Lockerbie üzerinde infilak etmeden önce Malta'daki Luqa Havalimanı'ndan Londra Heathrow Havalimanı'na giden Pan Am Havayolları'na ait uçağa yüklendiği Frankfurt Havaalanı’na ünlü marka ‘Samsonite’ bir valizle göndermeye karıştığına dair doğrudan kanıt sağlayabilen tek kişi oydu.
Abdulmecid Ceayka, duruşmalar sırasında netleştiği üzere, 1984 yılında Cemahiriye Güvenlik Teşkilatı'na (adı daha sonra Dış Güvenlik Teşkilatı olarak değiştirildi) katıldı. İstihbaratın araç bakım bölümünde 18 ay çalışan Ceayka, 1985 yılının Aralık ayında, genellikle bir istihbarat servisi üyesinin bulunduğu bir pozisyon olan Luqa Havaalanı’ndaki Libya Havayolları istasyon müdür yardımcılığına atandı. Ceayka, İskoç mahkeme belgelerine göre 1985 yılından itibaren ABD’lilere Libya istihbarat teşkilatının yapısı hakkında bilgi verdi. Özellikle Merkezi Güvenlik Şubesi müdürünün İzzeddin el-Hinşiri, Harekat Şube başkanının Said Raşid ve Harekat Şube Özel Harekat Daire başkanının da Nasır Aşur olduğunu söyledi. Tanık ayrıca ‘birinci sanığın’ (Abdulbasit Megrahi) Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne transfer olduğu 1987 yılının ocak ayına kadar Havacılık Güvenlik Şubesi başkanlığını üstlendiğini, ‘ikinci sanığın’ (El-Amin Halife Fahima) ise 1985 yılında 1988 yılının Ekim ayına kadar Luqa Havalimanı’ndaki Libya Havayolları istasyonunun müdürü olarak görev yaptığı belirtti.
Ceayka, 1988 yılının Ağustos ayında Malta’daki ABD Büyükelçiliği ile temasa geçerek, ‘Libya’nın terör saldırısına karışmasından memnun olmadığı’ için ABD’lileri bilgilendirmek istediğini ifade etti. Havaalanında Mısırlı bir kadınla ilişkisi olması nedeniyle Trablus'a çağrılmasının bardağı taşıran son damla olduğunu söyleyen Ceayka, İskoç mahkemesinin belgelerine göre ABD’ye gitmek istediğini, fakat ‘terör eylemleri’ hakkında bilgi vermek amacıyla görevinde kalmayı kabul ettiğini de sözlerine ekledi.
Ceayka, CIA yetkilileriyle ayda bir kez buluşuyordu.  Onlardan maaş olarak önceleri bin dolar alıyordu, ardından maaşı bin 500 dolara çıkarıldı. ABD’li istihbarat ajanları, onlara verdiği her bilgiyi üstlerine rapor ediyordu. CIA raporlarında başta Libya'dan Malta'ya gelip ülkelerine dönen kişilerin kimlikleri olmak üzere çeşitli bilgiler yer aldı. Ancak ABD ajanları Ceayka’nın maaşını kesti. O da 1990 yılında Trablus'a döndü. Daha sonra 1991 yılının Temmuz ayında ülkesini terk ederek Malta'ya dönen Ceayka, ABD’liler tarafından bir savaş gemisine götürüldü ve burada üç hafta boyunca sorgulandı.
İskoç mahkemesi belgelerine göre Ceayka, CIA’ye 1988 yılının Ekim ayında Malta'da depolanan Libya’ya ait silahlar hakkında bilgisi olduğunu söyledi. Malta’daki Libya Havayolları ofisinde 8 kilo patlayıcı saklandığından haberdar olduğunu da belirten Ceayka, bombayı 1985 yılında Malta'ya getiren kişinin Megrahi olduğunu ve bombanın ofiste bir çekmecede tutulduğunu açıkladı. Ardından kendisinden bombanın Libya Büyükelçiliği’ne taşınmasına yardım etmesinin istendiğini kaydetti. Ceayka, 1991 yılının Temmuz ayında ABD’lilere bu patlayıcıları Malta'ya getirenin Megrahi olduğunu kendisine söyleyenin ‘ikinci sanık’ (Fahima) olduğunu ve dolayısıyla Fahima’nın da patlayıcıdan haberdar olduğunu belirtti.

Ebu Acile Muhammed Mesud’un şu an tutulduğu Virginia, Alexandria'daki polis ofisi tarafından dağıtılan yeni fotoğrafı (AP)
Ceayka, 1991 yılının Temmuz ayında müfettişlere 1988 yılının Ekim ve Aralık ayları arasında birinci sanığın ve ikinci sanığın birlikte Luqa Havaalanı’na geldiklerine ilişkin yeni bilgiler verdi. Ceayka, onları havaalanında birlikte gördüğünü söyledi. Ceayka’nın aktardığı bu bilgi, yavaş yavaş onları yalnızca havaalanında değil, bagaj bandında da birlikte gördüğü, ikinci sanığın ‘kahverengi, Samsonite marka bir bavulu’ banttan aldığı ve onu gümrükten geçirdiğine dair kapsamlı bir hal aldı. Ceayka, (Megrahi ve Fahima’nın) yanlarında bulunan diğer iki kişiyle görüştüğünü ve birinci sanık Megrahi’nin bu kişilerden birini kendisine Ebu Acile Mesud adıyla tanıttığını ve onun teknisyen olduğunu söylediğini de sözlerine ekledi. Tanık ifadesinde, ikinci sanık Fahima'yı tanıyan ‘Vincent Vassallo’ adlı başka bir kişinin de orda olduğunu söyleyen Ceayka, bu kişinin Fahima’nın arabasıyla geldiğinde orada olduğunu ve herkesin bu arabayla havaalanından ayrıldığını belirtti.
Camp Zeist’teki İskoç mahkemesi hakimleri, Ceayka’nın ifadesini incelediklerinde, bunun Libyalı sanıklar aleyhine kesin delil teşkil etmediği sonucuna varsalar da sonunda ve diğer kanıtlara dayanarak, birinci sanığın (Megrahi) gerçekten Lockerbie saldırısına karıştığına, ikinci sanığın (Fahima) ise beraat etmesine karar verdiler.
İskoç yargısının CIA’nin baş tanığının güvenilirliği hakkındaki şüpheleri çerçevesinde ABD’lilerin Ceayka’nın iddia ettiği gibi Lockerbie saldırısı öncesinde Luqa Havaalanı’nda kendisini görmüş olsa bile, Ebu Acile Mesud'un davasında sadece Ceayka’nın ifadesine dayandırmaya çalışmayacakları düşünülüyor.
Ebu Acile hakkındaki yeni iddianame dosyasından da anlaşılacağı üzere ABD Başsavcılığı’nın, Ebu Acile’nin duruşması sırasında, Libya'da 2012 yılında yaptığı itirafları delil olarak sunması, ancak Ebu Acile’nin avukatlarının bu itirafların işkence altında alındığını iddia etmeleri bekleniyor. ABD’lilerin Ebu Acile’ye ceza indirimi karşılığında sahip olduğu bilgileri açıklaması şeklinde kendileriyle işbirliği yapmasını teklif edip etmeyecekleri henüz bilinmiyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.