Rusya’ya göre Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon düzenlemesi için ‘uygun bir zaman’ değil

Temas hatlarında sessizlik hakim olurken rejimle yakınlaşma açıklamalarını kınayan protestolar düzenlendi

İdlib ilinin Binniş ilçesinde Türkiye’ye ait bir askeri mühimmat, 12 Şubat 2020 (AFP)
İdlib ilinin Binniş ilçesinde Türkiye’ye ait bir askeri mühimmat, 12 Şubat 2020 (AFP)
TT

Rusya’ya göre Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon düzenlemesi için ‘uygun bir zaman’ değil

İdlib ilinin Binniş ilçesinde Türkiye’ye ait bir askeri mühimmat, 12 Şubat 2020 (AFP)
İdlib ilinin Binniş ilçesinde Türkiye’ye ait bir askeri mühimmat, 12 Şubat 2020 (AFP)

Ankara’dan Suriye’nin kuzeyine yönelik olası askeri operasyon açıklamalarının artık yapılmadığı bir dönemde Rusya, Türkiye'nin Suriye’nin kuzeyinde Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG)  mevzilerini hedef alma tehdidinde bulunduğu kara harekâtına karşı olduğunu bir kez daha vurguladı. Rusya, böyle bir operasyonun erken atılmış bir adım olacağını ve gerginliğin daha fazla tırmanmasına yol açacağını belirterek iki ülkenin yetkilileri arasında konuyla ilgili temasların sürdüğünü bildirdi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Dördüncü Avrupa Dairesi Direktörü Yuriy Pilipson, Türkiye'nin Suriye'de gerçekleştirmeyi planladığı kara operasyonunu ‘erken atılacak ve gerilimi daha da tırmandıracak bir adım’ olarak nitelendirdi.
Pilipson, Türkiye basınında yer alan Rus Haber Ajansı TASS'a verdiği röportajda, “Türkiye'nin Suriye'de planladığı askeri operasyon konusuyla ilgili İki ülkenin kurmayları ve istihbarat yetkilileri yakın temas halinde. Hassas konular anlayışla ele alınıyor” dedi. Pilipson, röportajda ayrıca Suriye devletinin toprak bütünlüğü, bağımsızlığı ve egemenliği ilkelerine ‘sıkı bir şekilde bağlı kalınması gerektiğini’ vurguladı.
Rus yetkili, ‘böyle bir operasyon için şuan erken olduğunu, gerginliği daha da tırmandırıp, ayrılıkçı duyguları harekete geçirebileceğini ve silahlı çatışmayı şiddetlendirebileceğini’ açıkladı.
Rus diplomat, “Bilindiği üzere Suriye’deki krizi çözmenin tek etkili yolu Rusya, Türkiye ve İran arasındaki Astana formülüdür” ifadelerini kullandı.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin, geçtiğimiz Cuma günü Türkiye-Suriye sınırındaki halen güç bir durumun hakim olduğunu, ancak her iki tarafın (Türkiye ve SDG) endişelerinin dikkate alınması halinde bu sorunun çözülebileceğini söyledi.
İstanbul’da düzenlenen ve Suriye dosyası ile Türkiye’nin olası askeri harekâtının ele alındığı Türkiye-Rusya istişarelerinde Rus tarafını Verşinin başkanlığındaki heyet temsil etti. Türkiye tarafını ise Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal başkanlığındaki heyet temsil ederken Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, toplantıda Ankara’nın, Rusya'nın, Türkiye'nin terör örgütü olarak sınıflandırdığı PKK'nın Suriye'deki bir uzantısı olarak gördüğü Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Türkiye’nin güney sınırlarında, Suriye topraklarının 30 kilometre derinliklerine çekilmesi sözü verdiği 22 Ekim 2019'da imzalanan Soçi Mutabakat Zaptı'nın uygulanmasına bağlı olduğu vurgulandı.
Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Rusya’nın SDG’nin silahlarıyla birlikte Menbiç ve Ayn el-Arab'dan (Kobani) çekilmesini ve yerlerine Suriye rejimi güçlerinin geçmesini, SDG’nin iç güvenlik güçlerinin (Asayiş) bölgede kalmasını ve rejimin güvenlik birimlerine dahil edilmelerini teklif ettiğini, ancak Türkiye’nin Menbiç, Ayn el-Arab ve Tel Rıfat'ta 30 kilometre derinlikte bir güvenlik koridoru oluşturulmasındaki ısrarını sürdürdüğünü belirttiler.
Moskova’nın Ankara ve Şam’ı yakınlaştırma çabası
Öte yandan Moskova, Ankara ile Şam arasındaki ilişkileri normalleştirmeye çalışırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Rusya, Suriye ve Türkiye’nin liderleri arasında ilişkilerde yeni bir yol çizmek ve Suriye'de siyasi bir çözümü görüşmek üzere bir zirve düzenlenmesi yönündeki önerisi memnuniyetle karşılandı.
Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk yetkililerin son dönemde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile görüşmeye ve Ankara ile Şam arasındaki ilişkileri normale döndürmeye hazır olduklarına dair açıklamaları Suriye muhalefetinde ve muhaliflerin kontrolü altındaki bölgelerdeki Suriyeliler arasında endişe yarattı. Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib’de onlarca kişi, cumayı cumartesiye bağlayan gece Erdoğan'ın Esed ile görüşme isteğine ilişkin açıklamalarını kınayan bir protesto gösterisi düzenledi.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), onlarca kişinin bir meydanda Türk hükümetini kınayan ve Esed rejimi ile uzlaşı yaklaşımını reddeden ifadelerin bulunduğu pankartlarla protesto gösterisi düzenlediğini gösteren fotoğraflar yayınladı. Pankartlardan birinde ‘Devrimimizin üzerinde kimsenin vesayeti yoktur’ yazarken, bir diğerinde ise ‘Esed'e el uzatan Suriye halkının düşmanıdır, tarih bunu yazacaktır’ ifadeleri yer aldı.
Türk Silahlı kuvvetleri (TSK) ve Suriye Milli Ordusu’na (SMO) bağlı gruplar, Haseke kırsalında SDG’nin kontrolündeki bölgelerde SDG mevzilerini ağır toplarla bombaladılar. Haseke'nin kuzey ilçesi Tel Temr kırsalındaki el-Kuzliye, Tel el-Leben ve Tevile köyleri hedef alındı.
Bir yanda Türkiye ile Rusya, diğer yanda Türkiye ile ABD arasında görüşmelerin yapıldığı bir dönemde Halep, Rakka ve Haseke bölgelerine ve kırsalına yönelik bombardımanlarda ve Türkiye’nin karadan gerçekleştirdiği operasyonlarda önemli bir düşüş yaşanırken, üç haftadır Suriye'nin kuzeyinde ve doğusundaki tüm temas hatlarında ihtiyatlı bir sükunet hakim. Rejim güçleri söz konusu bölgelere takviyelerde bulunurken SDG'nin Haseke'de ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon güçleriyle ortak devriyelerinin yeniden başlaması ve Rakka'daki askeri varlığını yeniden tesis etmesi dikkati çekti.  Ankara, Suriye'nin kuzeyindeki SDG bölgelerine yönelik olası kara operasyonu tehdidini dile getirmeyi bırakırken gözlemciler bu durumu kara operasyonunun tersine dönmesi ya da dondurulması olarak değerlendirdiler.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.