Alzheimer'ın erken teşhis ve tedavisinde kullanılabilecek robotik bir sistem keşfedildi

Dünyada bir ilke imza atan Prof. Dr. Ali Ertürk, DISCO MS adındaki robotik sistemi geliştirdi. Cell dergisine kapak olan araştırmada, Alzheimer’ın erken teşhis ve tedavisinde kullanılacak robotik bir sistem keşfedildi

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe
TT

Alzheimer'ın erken teşhis ve tedavisinde kullanılabilecek robotik bir sistem keşfedildi

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe

Almanya Helmholtz Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Ali Ertürk, dünyada bir ilke imza atarak DISCO MS adındaki robotik sistemi geliştirdi.
Cell dergisine kapak olan araştırmada, Alzheimer'ın erken teşhis ve tedavisinde kullanılacak robotik bir sistem keşfedildi.
Bu sayede Alzheimer'a ya da kalp krizine neden olan bütün plaklara bakmak mümkün olurken, erken evrede oluşan plaklar da tespit edilebiliyor. 
Independent Türkçe'den Esra Öz, Prof. Dr. Ali Ertürk ile Alzheimer'ın erken teşhis ve tedavisinde kullanılacak robotik bir sistem hakkında konuştu.

Alzheimer olan birinin beyninde milyonlarca plak bulunuyor.
Ancak bu kişi 80 yaşında milyonlarca plak olduğunda değil, belki 40 yaşındayken oluşan 1-2 tane plağın bulunmasını sağlayabiliyor.
Böylece, bu plakların nasıl geliştiğini anlamak da mümkün oluyor.     
Üzerinde çalıştıkları robotik sistemle ilgili Prof. Dr. Ali Ertürk, "Alzheimer hastalığının ilk evrelerinde oluşan plakları bularak, analiz edebiliyor. Böylece hem erken teşhis hem de erken dönemde tedaviyi sağlayabiliyor" dedi. 
 
Almanya Helmholtz Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Ali Ertürk

Kanser araştırmalarında da kullanılabilecek
Bu yöntem kanser metastazıyla ilgili araştırmalarda da kullanılabiliyor.
"Vücutta oluşan birkaç tane metastazı bulup, analiz ederek hem yerini görmüş oluyoruz hem de neden olduğunu anlamak mümkün hale geliyor. Böylece müdahale etme şansımız oluşuyor" diyen Prof. Dr. Ertürk, araştırma ile ilgili şu bilgileri verdi:
"Metastaz bütün vücudu sardıktan sonra nereden örnek alınırsa alınsın, aslında hastalığa anlamlı bir katkı sağlamıyor. Bütün dünyada metastaz olduktan sonraki sürecin üzerinde durulurken, biz birkaç küçük metastazı, şeffaflık yöntemiyle tespit ettikten sonra hemen moleküler analizini yaparak, bu metastazın neden olduğunu anlayabiliyoruz. Bu teknolojinin en güzel yanı, hastalıkların erken evrelerinde nasıl oluştuğunu, nereden başladığını ve hangi moleküllerin sebep olduğunu anlayıp, onlara karşı hem teşhis hem de tedavi açısından yeni bilgiler sunması."

Prof. Dr. Ali Ertürk'ün geliştirdiği "DISCO MS" adlı robotik sistem araştırması Cell dergisine kapak oldu​​​​

Sistem nasıl çalışıyor?
Alzheimer ve kalp krizine neden olan yeni proteinler keşfedildi. Bu keşfi sağlayan DISCO MS adındaki robotik sistemi de geliştiren Ertürk, bu sayede Alzheimer olan beyindeki plakları çıkartılabildiğini belirtti.  
3 boyutlu moleküler analiz yapmanın mümkün hale geldiği çalışmada hem fare beyni hem de insan kalbi kullanıldı. 
Fare beyninde Alzheimer modeli oluşturularak, şeffaflaştırma yöntemi bütün fare vücudunda uygulandı. Böylece, farklı yerlerdeki savunma hücrelerinin karşılaştırmalı analizleri yapıldı. 
Ayrıca, kalp krizinden ölen insanların kalpleri şeffaflaştırılarak, lazerli mikroskoplarla taranıp damarları tıkayan plakların görüntüleri yakalandı.
Robot sayesinde dokular çıkartılıp, moleküler analizi yapıldı. 
Prof. Dr. Ali Ertürk, bu çalışmadaki amacının o plakların oluşmasına neden olan moleküler yapıları anlamak olduğunu söyledi. 

Alzheimer'a neden olan yeni proteinler keşfedildi
Alzheimer'a neden olan Amiloid-beta peptid (Aβ) plakları, Tau Proteini gibi proteinler araştırmada da tespit edildi. Bunların tespit edilmesinin metodun çalıştığının bir göstergesi olduğunu söyleyen Ertürk, "Daha önce keşfedilmemiş, yeni proteinler bulduk. Bu nedenle aslında Alzheimer hastalığına neden olan mekanizmanın düşünüldüğünden daha karmaşık olduğu anlaşıldı" dedi. 
Kalp krizine neden olan proteinler de keşfedildi
Araştırmada kalp krizinden ölen insanların kalpleri incelendi. Kalp krizinden ölen kişilerin kalbinde plakların büyüdüğü ve damarı tıkadığı gözlemlendi.  
Prof. Dr. Ali Ertürk, "Tespit ettiğimiz bazı proteinler, bu plakların oluşmasına ve büyümesine neden oluyor" diyen Ertürk, "Plakları analiz ederken yeni proteinler keşfettik. Artık onların küçük boyuttan büyüğe dönüşümünü engelleyebilecek, elimizde moleküler bilgiler var. Bunların üzerinde çalışmalar yapıyoruz" şeklinde konuştu. 

Bu proteinlerin hem Alzheimer hem de kalp krizi ile bağlantıları nedir? 
Bu proteinlerin hastalıkların oluşmasıyla ilgili bağlantılarını araştırdıklarını söyleyen Ertürk, bu sayede hastalıkları da engelleyebilme ihtimali üzerine çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.     
"Önceden sadece hastalığın, kalbe etkisinin küçük bir kısmını görebiliyorduk" diyen Ertürk, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Belki kalbin farklı yerinde, farklı moleküller işin kötü gitmesine neden oluyor. Bizim metotta, kalbin küçük bir parçasına bakmak yerine, bütününe bakabiliyoruz. Bu sayede ne kadar farklı sorun varsa, onları yakalayıp moleküler açıklamalarını elde edebiliyoruz. Bu çok heyecan verici bir yöntem çünkü, bütün hastalıklara uygulanabilir."
"Biyolojik dokuları 3 boyutlu şekilde detaylı olarak incelemek mümkün hale geldi"
Geliştirilen teknolojiye DISCO MS, adını veren Ertürk, "Metot sayesinde, biyolojik dokuları 3 boyutlu olarak moleküler seviyede analiz edebiliyoruz. Patologlar, biyolojik dokuların küçük bir parçasını kesip, boyama yapıp mikroskop altında inceliyorlar. Bizim geliştirdiğimiz metotta kesmeden bütün parçaya bakıp, ondan sonra moleküllerini araştırmaya geçebiliyoruz. Şeffaflık teknolojisiyle, Proteomiks metodunu birleştirmek için yeni bir robot yaptık. Bu robot, şeffaf dokuları görüntüleyerek, bir biyopsi iğnesiyle bazı örnekler alıp, moleküler analiz yapmak üzere makineye götürüyor. Hızlı bir şekilde biyolojik dokuları 3 boyutlu çok detaylı olarak analiz edebiliyoruz" ifadelerini kullandı.
 
Vücuttaki hastalıklı hücreler tespit edilebiliyor
Şeffaflık metodu, kanser yayılımının hücre seviyesinde tespit etmesini de sağladı. Tüm vücut şeffaflaştırıldıktan sonra görüntülendi ve yapay zekayı kullanarak kanser hücrelerinin yerleri tespit edilebildi. 
Şeffaflık metodu ile vücut içine bakarak, patolojik olayları gösterdiklerini belirten Ertürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz sorunun türünü anlayıp, ona göre çözüm getirebilecek teknolojiyi geliştirdik. Mesela, kanser metastazını gösterebiliyoruz. Kanser hücrelerine parlayan moleküller ekliyoruz. Böylece onların nerede olduğunu görebiliyoruz. Ardından robotik ve moleküler analizler sonucunda sebeplerini anlayıp, yeni tedavi seçenekleriyle ilgili çalışmalar yapıyoruz."

"Alzheimer olan beyindeki plakları çıkartabilecek bir robotik sistem geliştirdik"
Kanseri sadece görüntülemenin, tedavi etmek adına yeterli olmadığını söyleyen Ertürk, "Kanser olan bölgeye inip, sebeplerini anlayıp, ona göre bir çözüm bulmamız gerekiyor. Bunu yapabilmemiz için de oradaki kanser hücrelerini veya Alzheimer olan beyindeki plakları çıkartabilecek bir robotik sistem geliştirdik. Bu robot direkt kanserin olduğu yere gidip, onu oradan çıkartıyor ve Kütle Spektrometresi dediğimiz proteomik analiz yapan 10 binlerce moleküle bakabilen makinenin içine yerleştiriyor. Hem kendi geliştirdiğimiz hem de başkalarının yaptığı bazı metotları birleştirdik. Biyolojik analizlerin çok hızlı ve tarafsız olmasını yani bütün moleküllere bakmamızı sağlayabilecek bir teknoloji geliştirdik" dedi.  

"Alzheimer için yeni tedavi yöntemleri geliştirebilecek kapılar açacak"
"Bu araştırma yeni tedavi yöntemleri geliştirebilecek kapılar açacak" diyen Ertürk, şu bilgileri paylaştı:
"Şu an biyolojik araştırmalardaki belki de en büyük sorunlardan biri; araştırmacılar genelde birkaç moleküle takılıp kalıyor. Mesela, Alzheimer'da Amiloid-beta peptid (Aβ) plakları veya Tau Proteini gibi birkaç molekül var. Gerçek hastalığın, sadece birkaç moleküle bağlı olacağını düşünüp, dünyadaki yüzlerce laboratuvar onlarca yıl onun üzerine çalışıyor. Bu durum aslında gelişimi engelliyor. Çünkü insan genomunda 25 -30 bin tane gen var ve belki de 100 binlerce protein oluşuyor. Bunlardan çıkan 100 binlerce molekülün hasarlı olup Alzheimer'a neden olabileceğini düşünmek gerekiyor. Bizim metodumuz bir anlamda bunun yolunu açıyor. Sadece birkaç moleküle bakmıyor, 100 binlercesine bakabiliyor ve böylece 'O birkaç bilinenin haricinde acaba farklı moleküller var mı?' sorusunun da yanıtını arıyor."
Bulunan bu tekniğin, birkaç farklı örnekle nasıl çalıştığı gösterildi. Böylece bu teknoloji hem bilimsel araştırma yapan laboratuvarlardaki bilim insanlarına hem de klinikte araştırma yapan doktorlara yardımcı olabilecek.
 
 
 



Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.


"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)

Harriette Boucher 

Bilim insanları, "sessiz katil" diye adlandırılan pankreas kanserinin bağışıklık sisteminden nasıl gizlendiğini ve bu süreci bozmanın tümörlerin küçülmesine nasıl yardımcı olabileceğini keşfetmiş olabilir.

Yakın zamanda yapılan çalışmada, Almanya'daki Würzburg Üniversitesi'nden araştırmacılar, kanser hücrelerinin büyümesine katkıda bulunan kanser geni MYC'nin, normalde bağışıklık sistemini harekete geçiren ve tümöre saldıran alarm sinyallerini bastırarak tümörleri kamufle ettiğini buldu.

Ancak araştırmacılar, hayvanlarda bu mekanizmayı bloke ederek tümörlerde çarpıcı bir küçülme tespit etti ve kanserin vücudun kendi savunmasına maruz kalabileceği yeni bir yol önerdi.

Çalışma, Cancer Grand Challenges KOODAC araştırma ekibinden Martin Eilers tarafından yönetildi. Eilers şunları söyledi:

Normal MYC'ye sahip pankreas tümörlerinin boyutu 28 günde 24 kat artarken, kusurlu MYC proteinine sahip tümörler aynı dönemde çöktü ve yüzde 94 oranında küçüldü. Ama bu durum yalnızca hayvanların bağışıklık sistemleri sağlam olduğunda görüldü.

Eilers, bulguların kanser tedavisi için umut verici yeni yollar açtığını çünkü gelecekteki ilaçların sağlıklı hücrelere zarar vermeden tümörleri vücudun bağışıklık sistemine karşı görünür ve savunmasız hale getirmek için kullanılabileceğini sözlerine ekledi.

Pankreas kanseri, Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin ölüme yol açarak en çok can alan 5. kanser türü. Tüm yaygın kanserler arasında en düşük sağkalım oranına sahip ve 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 7'nin altında.

Hastaların semptomları genellikle ancak hastalık tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu bir aşamaya ilerledikten sonra ortaya çıktığı için "sessiz katil" diye adlandırılıyor.

MYC kanserde önemli bir rol oynuyor ve önceki araştırmalara göre insanlarda  kanserlerin yüzde 70'ine kadarında aktive oluyor.

Cancer Grand Challenges KOODAC ekibi, çocukluk çağı solid tümörleriyle mücadele etmek üzere 2024'te finansman desteği aldı.

Ekip, tümör büyümesini sağlayan proteinleri hedef almak için yenilikçi yöntemler geliştiriyor ve çalışmanın bulguları, ekip tarafından çocuklarda MYC kaynaklı kanserler için potansiyel yeni tedaviler tasarlamak üzere kullanılacak.

Ekibin Direktörü Dr. David Scott şunları söyledi:

Cancer Grand Challenges, KOODAC gibi kanser hakkında bildiklerimizin sınırlarını zorlayan uluslararası ekipleri desteklemek için var.

Bunun gibi araştırmalar, tümörlerin bağışıklık sisteminden saklanmak için kullandıkları mekanizmaların ortaya çıkarılmasının, sadece yetişkin kanserleri için değil, KOODAC ekibinin odak noktası olan çocukluk çağı kanserleri için de nasıl yeni olanaklar yaratabileceğini gösteriyor.

Bu, uluslararası işbirliğinin ve farklı uzmanlıkların kanser araştırmalarındaki en zorlu zorluklardan bazılarının üstesinden gelmeye nasıl yardımcı olabileceğinin cesaret verici bir örneği.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news/health