Netanyahu hükümetinin programı ve koalisyon anlaşmalarında 'aşırı sağ politikalar' öne çıktı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Netanyahu hükümetinin programı ve koalisyon anlaşmalarında 'aşırı sağ politikalar' öne çıktı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail'de Binyamin Netanyahu liderliğindeki "ülke tarihinin en sağcı" hükümetinin programı ve koalisyon ortaklarıyla imzalanan anlaşmalarda "işgal altındaki Batı Şeria'da yasa dışı Yahudi yerleşimlerin artırılması, Filistinlilere yaptırımlar, Ultra Ortodoks cemaatine geniş bütçe ayrılması, yasama üzerindeki yargı denetiminin azaltılması" gibi tartışmalı politikalar öne çıkıyor.
Likud Partisi lideri Netanyahu'nun 6. kez başbakanlık koltuğuna oturacağı ülkenin 37'nci hükümeti dün İsrail Meclisinden güvenoyu aldı. Netanyahu'nun 5'i kadın 30 bakandan oluşan kabinesi, aşırı sağcı ve Ultra Ortodoks partilerin ortaklığıyla ülke tarihinin "en sağcı" hükümeti olarak gösteriliyor.
Netanyahu'nun partisi Likud, koalisyon ortakları aşırı sağcı Dini Siyonizm, Yahudi Gücü ve Moaz'ın yanı sıra Ultra Ortodoks Partiler Şas ve Birleşik Tevrat Yahudilik ile koalisyon anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmaların yasal olarak bağlayıcılığı yok ancak koalisyon ortaklarının programı ve hükümetten talepleri olarak görülüyor.
Filistinlilere karşı "ayrımcı ve şahin" tavrıyla bilinen aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir, polis ve orduya bağlı kolluk gücü üzerindeki yetkileri genişletilerek Ulusal Güvenlik Bakanlığına getirildi.
İsrail siyasetinde ırkçı ve ayrımcı söylemleri, yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerine yönelik desteğiyle tanınan Dini Siyonizm Partisi lideri Bezalel Smotrich, Netanyahu ile yaptığı koalisyon görüşmelerinde Maliye Bakanlığı koltuğu için anlaştı.
Smotrich'in İsrail ordusuna bağlı "Sivil İşleri İdaresi" ile "Filistin Topraklarındaki Hükümet Aktivitelerini Koordinasyon Birimi"nde (COGAT) söz sahibi olma talebi de karşılandı. Kamuoyunda "Smotrich yasası" olarak da bilinen COGAT ve Sivil İşler İdaresinde Smotrich'e önemli yetkiler tanıyacak tasarı 28 Aralık Çarşamba günü İsrail Meclisinden geçerek yasalaştı.
Netanyahu'nun sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı hükümet programının başında "Yahudilerin İsrail'in tüm topraklarında ayrıcalıklı ve sorgulanamaz yaşama hakkı olduğu" ifadesi yer aldı. Ardından hükümetin işgal altındaki Batı Şeria ve Golan Tepeleri dahil Necef Çölü ve Celile bölgesinde Yahudi yerleşim yerleri kuracağı ve genişleteceği aktarıldı.
Askerlerin maaşlarının yüzde 20 artırılması, zorunlu askerliğini tamamlamış kişilere üniversitede avantaj sağlanması, belediye vergileri, elektrik, su bedellerinin 2023 boyunca sabit kalması hükümet programında yer aldı.

Yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerine ek bütçe
İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria'da 2011'den önce inşa edilen İsrail nezdinde de ruhsatsız ve yasa dışı kabul edilen "gecekondu" yerleşim yerleri hakkında "düzenli altyapı, su, elektrik ve kamu tesisleri" göz önüne alınarak 60 gün içinde bir adım atılması kararlaştırıldı.
Bunun yanı sıra hükümetin 6 ay içinde yasa dışı Yahudi yerleşim yerleri içindeki kaçak yapılarla ilgili karar alması planlanıyor.
Yasa dışı Yahudi yerleşim yerlerinin inşaatına ilişkin Savunma Bakanlığının yürüttüğü sürecin değiştirilmesi de hükümet programına girdi.
Askeri ve idari kontrolün İsrail ordusunun elinde bulunduğu Batı Şeria'daki bölgelerde Filistinlilere ait yapılaşmanın engellenmesi adına "yasa dışı toprak gaspının önlenmesi için çalışılması" ifadesi de koalisyon anlaşmalarında geçti.
Ulaştırma Bakanlığına işgal altındaki Batı Şeria'da yolların plan ve inşaatı için yaklaşık 450 milyon dolar bütçe ayrılması öngörüldü.
Koalisyon sözleşmelerinde, Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşim yerlerinde yaşayan İsraillilerin aldığı hizmetlerin bakanlıklara bağlanması, inşa ve mülk edinmede bürokratik engellerin kaldırılması, buradaki kuruluşlara ek bütçeler ayrılması gibi maddeler dikkati çekti.

Filistinlilere ek yaptırımlar
Likud ve Dini Siyonizm partileri arasındaki koalisyon anlaşması, "Filistinli bir kişinin vatandaşlığının veya ikamet izninin geri alınmasına, İsrail'den sınır dışı edilmesine izin veren yasa taslağının onaylanmasını" içeriyor.
Söz konusu yasa taslağı, "İsrail vatandaşı olan veya Doğu Kudüs'te ikamet eden bir Filistinlinin, düşmanca bir faaliyette bulunması veya hapis cezasına çarptırıldığında Filistin yönetiminden mali kazanç elde etmesi halinde Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki Filistin yönetimi bölgelerine sınır dışı edilmesini" öngörüyor.
Aynı anlaşmada "yabancı hükümetlerden İsrail sivil toplum kuruluşlarına aktarılan bağışların vergilendirilmesi için 180 gün içinde bir kanun çıkarılması" şeklinde bir madde de yer aldı. Smotrich, İsrail'deki sivil toplum kuruluşlarını "İsrail için varoluşsal bir tehdit" diye tanımlamıştı.
Aşırı sağcı Yahudi Gücü ile imzalanan koalisyon anlaşmalarında ise "tarımla ilgili suçlara en az 3 yıl hapis cezası" getirilmesi maddesi yer aldı.
Yahudi Gücü Partisi, koalisyon görüşmelerinde İsrail askerleri ve güvenlik güçleri için dokunulmazlık talep ederken Filistin bayrağının eğitim kurumları ve yerel idarelerde yasaklanmasının kanunlaşması için de anlaştı.
Terör suçları için "idam cezasının getirilmesini" talep eden Yahudi Gücü, "ırkçı, tahrik edici söylemde bulunanların milletvekili adaylığının engellenmesine" ilişkin maddenin değiştirilmesini koalisyon anlaşmalarına aldı.

Ultra Ortodoks partilerin talepleri karşılandı
İsrail'de Maliye Bakanlığı ve Merkez İstatistik Enstitüsünün raporları, seküler İsraillilerin Ultra Ortodoks Yahudilere göre 6 kat fazla vergi ödediğini ortaya koydu.
İsrailli ekonomi haber sitesi Catalyst'in, Maliye Bakanlığı ve Merkez İstatistik Enstitüsünün raporlarından derlediği habere göre, ülkedeki toplam vergilerin yüzde 90'ı seküler Yahudiler tarafından ödeniyor.
İsrail'deki vergi mükelleflerinin yüzde 7'sini oluşturan Ultra Ortodoks Yahudiler, İbranice ismiyle Harediler ise toplam gelir vergisinin sadece yüzde 2'sini üstlendi. Buna göre, seküler Yahudiler, Haredilere oranla 9 kat fazla gelir vergisi ödedi.
Tüm vergiler dikkate alındığında ise Ultra Ortodokslara kıyasla seküler Yahudilerin cebinden 6 kat fazla para çıktı.
Dolayısıyla, Netanyahu'nun koalisyon anlaşmalarında ortaklık yaptığı Ultra Ortodoks partilerin taleplerinin geniş bütçelerle karşılanacağına ilişkin maddeler basında yoğun biçimde eleştirildi.
Koalisyonun 11 milletvekiliyle büyük Ultra Ortodoks ortağı Şas Partisi lideri Arya Deri, Sağlık Bakanlığını almasının yanı sıra sağlık sisteminin geliştirilmesi için yaklaşık 1,65 milyar dolarlık bir bütçeyi koalisyon anlaşmasında imza altına aldı.
Hakkında vergi usulsüzlüğü nedeniyle verilmiş hüküm bulunan ve bu nedenle bakan olabilmesi için Mecliste yasa değişikliği yapılan Ultra Ortodoks siyasetçi Deri'nin başına geçtiği İçişleri Bakanlığının da ihtiyaç sahibi ailelere gıda yardımı için yaklaşık 280 milyon dolarlık bir bütçe alması konusunda anlaşma sağlandı.
Haaretz gazetesinden Or Kashti, konuyu ele aldığı makalesinde, "Eşi benzeri olmayan koalisyon anlaşmaları milyarlarca İsrail şekelinin dindar ve Ultra Ortodoks cemaatinin tecridine, İsrail toplumunun kalanına hakimiyetini güçlendirmeye harcanıyor" ifadelerini kullandı.
Makalede, Ultra Ortodoksların taleplerinden birinin "dini eğitimin Yahudi halkı mirası için temel değer" olarak görülmesi ve "Tevrat öğreniminin temel hak olarak yasalaşması" olduğuna işaret edildi. Kashti, bu sayede hem Tevrat okulları Yeşivalara fon aktarımı hem de Haredi erkeklerinin İsrail'de 3 yıl olan zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulması konusunun yasayla temellendirileceğini belirtti.
Kashti, koalisyon anlaşmalarına göre Yeşiva öğrencilerinin harçlıklarının iki katına çıkacağını, dini kültürel faaliyetlere devlet bütçesinin katkı sağlayacağını belirterek İsrail'deki dini mahkemelerin artık sadece "medeni değil ticari davalara da bakacağını" ifade etti.

Yargıya müdahale tartışmaları
Anayasanın bulunmadığı ülkede, İsrail Yüksek Mahkemesi, bir tür "Anayasa Mahkemesi" görevi yapıyor. Yüksek Mahkeme, Meclisten geçen yasaları "temel haklara aykırı olduğu" gerekçesiyle iptal yetkisine sahip.
Netanyahu hükümetinin programında, "İsrail Yüksek Mahkemesinin, Meclisin çıkardığı yasaları iptal yetkisine son verilmesi" ve "yasamaya öncelik verilmesi" planı dikkati çekti.
İsrail Başsavcısı Gali Baharav-Miara da yeni hükümetin Meclisten geçirdiği yasaların "iktidar üzerindeki tüm denetimi kaldırmayı amaçladığını" söyleyerek, bunun çoğunluğun azınlık üzerinde hüküm sağlayacağı "totaliter bir rejim doğuracağı" uyarısında bulundu.
Baharav-Miara, "Yasal denetim, bağımsız yasal istişare olmaksızın İsrail sadece çoğunluğun hükmettiği bir düzenle baş başa kalacak. Esasta değil sadece sözde bir demokrasi" ifadesini kullandı.
 



ABD'de bahisler değişti: 2028 başkanlık seçimi için yeni favori

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)
TT

ABD'de bahisler değişti: 2028 başkanlık seçimi için yeni favori

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)

Popüler tahmin piyasası sitesi Kalshi'nin kullanıcıları, 2028 ABD başkanlık seçiminin yeni favorisini belirledi.

Kalshi, çarşamba sabahı X'te, Dışişleri Bakanı  Marco Rubio'nun artık "2028 başkanlık yarışını kazanma ihtimali en yüksek isim" olduğunu duyurdu. Gönderide Rubio'nun yüzde 19'la başı çektiği, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Kaliforniya Valisi Gavin Newsom'un ise yüzde 18'lik oranlara sahip olduğu belirtildi.

Bir diğer tahmin piyasası platformu Polymarket da salı sabahı Rubio'nun sitedeki oranlarının "tüm zamanların en yüksek seviyesine" ulaştığını ancak hâlâ Vance'in birkaç puan gerisinde kaldığını açıkladı.

Tahmin piyasası platformları, kullanıcıların olayların sonucuna bahis oynamasına imkan tanıyor ve giderek daha popüler hale geliyor. Washington Post'un ocak ayındaki haberine göre Kalshi ve Polymarket aracılığıyla siyasi veya hükümetle ilgili olaylara 200 milyon dolardan fazla bahis oynandı.

Seçime iki yıldan fazla süre olsa da Başkan Donald Trump'ın yerine kimin geçebileceğine ilişkin sorular artıyor.

Rubio'nun siyasi emelleri hakkında spekülasyonlar giderek artsa da Dışişleri Bakanı, yarışması halinde Cumhuriyetçilerin adaylığı için en güçlü isim olarak görülen Vance'e desteğini defalarca dile getirdi.

Rubio, geçen yılın sonlarında Vanity Fair'da yayımlanan röportajında, "J.D. Vance başkanlık için yarışırsa bizim adayımız olacak ve onu destekleyen ilk kişilerden biri ben olacağım" demişti.

Geçen yaz 2028 seçimi sorulduğunda Rubio, Vance'in "harika bir aday" olacağını söylemişti.

Fox News'dan Lara Trump'a, "Bence başkan yardımcılığında harika iş çıkarıyor. akın bir arkadaşım ve umarım aday olmayı düşünüyordur. Biliyorum, biraz erken" diye konuşmuştu.

Ama Dışişleri Bakanı olarak bulunduğum konum gereği siyasetin içinde yer almıyorum. Aslında iç politikaya karışmamı engelleyen kurallar var ve başkan izin verdiği sürece bu işi yapıp bu görevde kalmak istiyorum, bu da beni Ocak 2028'e kadar burada tutacak.

Dışişleri Bakanı'nın geçmişteki yorumlarına rağmen, Wall Street Journal'ın haberine göre Trump, seçim yaklaştıkça Vance ve Rubio'yu giderek daha fazla karşı karşıya getirmeye başladı. Yakın zamanda düzenlenen bir etkinlikte Trump, bağışçılardan oluşan bir salonda bu iki isim hakkında yoklama yaptı ve katılımcılar, gazeteye Rubio'ya gelen alkışların daha yüksek olduğunu söyledi.

Yine de Trump'ın Vance ve Rubio'yu karşılaştırmayı oyun olarak gördüğü ve henüz bir halef seçimi olarak değerlendirmediği bildiriliyor. Journal'ın kaynakları, Trump'ın Vance ve Rubio'nun aynı listede aday olmasını istediğini dile getirdiğini de belirtti.

Trump'ın kendisi de anayasaya aykırı olacak üçüncü bir dönem için tekrar aday olma ihtimalini defalarca dile getirdi.

Independent Türkçe


Michigan eyaletinde sinagoga silahlı saldırı

ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)
ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)
TT

Michigan eyaletinde sinagoga silahlı saldırı

ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)
ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)

Michigan Eyaleti polisi, bugün (Perşembe) West Bloomfield bölgesinde bir sinagogda silahlı saldırı yaşandığını duyurdu.

FBI Direktörü Kash Patel, “Michigan’daki ortaklarımızla birlikte FBI ekipleri olay yerinde bulunuyor. West Bloomfield’daki sinagogda hem araçla çarpma hem de silahlı saldırı olayıyla ilgileniyoruz” dedi.

Oklend County Şerifi, Detroit yakınlarındaki sinagogda en az bir kişiyle güvenlik görevlilerinin çatıştığını bildirdi. Associated Press’in aktardığına göre, WDIV-TV kanalı, bir kamyonetin “Temple Israel” (İsrail Tapınağı) sinagoguna girdiğini bildirdi.

Oklend County Şerifi Mike Bouchard, henüz kimsenin gözaltına alınmadığını açıkladı. Olay yerinden yükselen dumanlar gözlendi. Görgü tanıklarının aktardığına göre, saldırgan hayatını kaybetti.

FBI Direktörü Kash Patel, polis ekiplerinin olay yerinde olduğunu ve olayın hem araçla çarpma hem de silahlı saldırı içerdiğini doğruladı.

Oklend County polis departmanı, binanın tahliye edildiğini bildirdi. Polis izniyle yaklaşık 12 veli, içerideki küçük çocuk eğitim merkezinden çocuklarını çıkardı. West Bloomfield bölgesindeki okullar kapatıldı.

fbfr
Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesinde “Temple Israel” sinagogu yakınında insanlar toplandı. (Associated Press)

Michigan Valisi Gretchen Whitmer, gelişmeleri yakından takip ettiğini belirterek yaptığı açıklamada, “Bu üzücü bir olay. Michigan’daki Yahudi topluluğu, dini ibadetlerini güvenle gerçekleştirebilmelidir” dedi.

Temple Israel, ülkenin en büyük reformist sinagogu olarak tanımlanıyor ve 12 bin  üyeye sahip. Sinagog, erken çocukluk eğitim merkezi ve aileler ile yetişkinler için eğitim programları sunuyor.

Sinagog web sitesine göre kuruluş amacı Yahudi topluluklarını dünya çapında desteklemek ve misyonu “Reformist Yahudilik perspektifiyle güçlü bir topluluk inşa etmek.

Detroit Yahudi Federasyonu, bölgedeki tüm Yahudi kuruluşlarını “tam kapanma protokolü uygulamaya – binalara giriş ve çıkışları durdurmaya” çağırdı.


İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: Bize yeniden savaş dayatılmayacağının garantisini istiyoruz

Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)
Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)
TT

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: Bize yeniden savaş dayatılmayacağının garantisini istiyoruz

Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)
Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Taht Revançi, ülkesinin gelecekte yeniden bir savaşla karşı karşıya bırakılmamasını sağlayacak garantiler istediğini belirterek, Tahran’ın dışarıdan dayatılan bir çatışmanın tekrarını önlemeyi amaçladığını söyledi.

Taht Revançi, AFP’ye Tahran’da verdiği röportajda, “İran’a yeniden savaş dayatılmayacağından emin olmak istiyoruz” dedi.

Geçen yıl haziran ayında savaşın başladığını belirten Taht Revançi, “12 gün sonra ‘düşmanlıkların durdurulması’ olarak adlandırılan bir süreç oldu. Ancak sekiz ya da dokuz ay sonra karşı taraf yeniden toparlanarak saldırıyı tekrarladı” ifadelerini kullandı. İranlı yetkili bu sözleriyle ABD ve İsrail’i işaret etti.

Taht Revançi, “Gelecekte bize bu şekilde davranılmasını istemiyoruz” dedi.

İran’ın çatışma başlamadan önce komşu ülkelere mesaj ilettiğini de belirten Taht Revançi, ABD’nin İran’a yönelik herhangi bir saldırıya katılması halinde Amerikan varlıkları ve üslerinin meşru hedef sayılacağını bildirdiklerini söyledi.

Taht Revançi  “Savaş başlamadan önce farklı vesilelerle komşularımıza, ABD’nin İran’a yönelik bir saldırıya katılması halinde tüm Amerikan varlıklarının ve üslerinin İran için meşru hedef olacağını bildirdik” diye konuştu.

İranlı yetkili, ülkesinin askeri adımlarını savunma amaçlı olarak gördüğünü belirterek, “Kendimizi savunmak için hareket ediyoruz ve gerekli olduğu sürece savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Taht Revançi ayrıca ABD ve İsrail’in saldırılarının, Washington ile Tahran arasında planlanan yeni bir müzakere turundan birkaç gün önce gerçekleştiğini söyledi. Taraflar arasında daha önce üç tur görüşme yapılmıştı.

Daha önce arabuluculuk yapan Umman ise bu görüşmelerde “önemli ilerleme” kaydedildiğini açıklamıştı.

İranlı yetkili, bazı “dost ülkelerin” çatışmayı sona erdirmek için Tahran ile temasa geçtiğini, ancak bu ülkelerin hangileri olduğunu belirtmedi.

“Bazı dost ülkeler savaşın sona erdirilmesi için bizimle iletişime geçti” diyen Taht Revançi, İran’ın bu ülkelere tutumunu açık şekilde ilettiğini belirtti.

Taht Revançi, ateşkesin kapsamlı bir çözümün parçası olması gerektiğini vurgulayarak, “Onlara aynı şeyi söylüyoruz: Ateşkes, savaşı tamamen sona erdirecek kapsamlı bir formülün parçası olmalı” ifadelerini kullandı.

İranlı yetkili ayrıca dünyanın en önemli petrol taşımacılığı hatlarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki duruma da değindi.

ABD Başkanı Donald Trump, ABD ordusunun bölgede mayın döşemeye çalışan İran gemilerini hedef aldığını açıklamıştı. Ancak Taht Revançi bu suçlamaları reddetti.

Taht Revançi, “Bölgede, güneyde Körfez’e yakın kara sularımızda, sularımızı ve ülkemizi korumaya hazır olmak için ihtiyati tedbirler alıyoruz” dedi. Bu önlemlerin savunma amaçlı olduğunu belirten yetkili, ayrıntı vermedi.

İran’ın son dönemde birçok ülkenin gemisinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verdiğini de ifade eden Taht Revançi, “Bazı ülkeler boğazdan geçiş konusunda bizimle temas kurdu ve biz de iş birliği yaptık” dedi.

Ancak Tahran’ın saldırılara katılan ülkeler ile katılmayanlar arasında ayrım yaptığını belirterek, “Saldırganlığa katılan ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişten faydalanmaması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Taht Revançi ayrıca İran’daki siyasi sistemin bu çatışma nedeniyle tehdit altında olduğuna yönelik değerlendirmelere de değindi.

İran liderliğinin mevcut durumun rejim için varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu düşünmediğini belirten Taht Revançi, “Bu aşamayı geride bıraktık” dedi.

Taht Revançi  “Amerikalılar ve İsrailliler 24 ya da 48 saat içinde tüm sistemin çökeceğini düşündü, ancak bu gerçekleşmedi” ifadelerini kullandı.

İran yönetiminin baskılara karşı ayakta kalabileceğine inandığını belirten Taht Revançi,, “Düşman bu sistemin ayakta kalacak kadar güçlü olduğunu biliyor” dedi.

İranlı yetkili, krizin yalnızca askeri yollarla çözülemeyeceğini, çatışmayı tamamen sona erdirecek daha geniş düzenlemelere ihtiyaç olduğunu da vurguladı.

Taht Revançi, Tahran’ın çatışmayı sona erdirecek ve savaşın yeniden başlamasına yol açan koşulların tekrarlanmasını önleyecek bir anlaşma istediğini belirterek, “İstediğimiz şey savaşı tamamen sona erdirecek kapsamlı bir çerçevedir” dedi.

İran’ın bu hedef doğrultusunda diplomatik kanalları kullanmayı sürdüreceğini ifade eden Taht Revançi, “Gerekli olduğu sürece kendimizi savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.