Fransa-İran ilişkilerinin seyri

Charlie Hebdo’nun karikatürleri, Paris ve Tahran arasında şiddetli bir krize yol açtı.

Tahran’daki Fransız Byükelçiliği’nin duvarına yazılan sloganlara sosyal medyada hızla yayıldı.
Tahran’daki Fransız Byükelçiliği’nin duvarına yazılan sloganlara sosyal medyada hızla yayıldı.
TT

Fransa-İran ilişkilerinin seyri

Tahran’daki Fransız Byükelçiliği’nin duvarına yazılan sloganlara sosyal medyada hızla yayıldı.
Tahran’daki Fransız Byükelçiliği’nin duvarına yazılan sloganlara sosyal medyada hızla yayıldı.

Eski Fransız Büyükelçi Maurice Gourdault-Montagne, ‘Diğerleri Bizim Gibi Düşünmüyor’ adlı son kitabında eski Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in ‘dostu’ olan dönemin Fransa Başbakanı Jacques Chirac’ı arayarak, Paris’in İranlı bir siyasi mülteciyi topraklarında kabul etmeye hazır olup olmadığını sorduğunu aktardı. Bu kişi, Saddam’ın kurtulmaya çalıştığı Humeyni’ydi.
Chirac, yanıt vermeden önce Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing’e danıştı. Chirac bu fikre sıcak bakmazken Valery Giscard ise Şah Muhammed Rıza Pehlevi rejiminin çökmesi ve din adamlarının iktidara gelmesi durumunda, bu fikri memnuniyetle karşıladı. Zira Fransa, yeni rejimle birlikte ayrıcalıklı bir konuma sahip olacaktı. Valery Giscard, yaklaşımına sadık kaldı. Öyle ki Humeyni, 10 Ekim 1978 tarihinde Paris Havaalanı’na indi ve turist vizesi ile Fransa topraklarına girdi. Havaalanından Paris’e birkaç kilometre uzaklıktaki sakin Neauphle-le-Château köyündeki rahat bir eve taşındı. Humeyni, siyasi faaliyetlerde bulunmama sözüne rağmen konuşmalarının kayıtlarını kullanarak Şah’a karşı İranlıları bir araya toplamak için Fransa’da bulunmasından faydalandı.
Neauphle-le-Château’da başta filozof Michel Foucault olmak üzere entelektüel ve felsefi seçkinler, onun etrafında toplandı. Humeyni, Fransa’da sadece 117 gün kaldı. Ardından Fransız hükümetinin kiraladığı Air France uçağıyla Tahran’a hareket etti ve kanlı gösteriler sayesinden Şah’ın ülkesinden ayrılmasının ardından iktidara geldi. Fransa Cumhurbaşkanı, Tahran’ı ziyaret etmeyi planladı ancak bu ziyaret gerçekleşmedi. Diğer yandan iki ülke arasında yakın ilişkiler vardı. Ancak yeni rejim dişlerini gösterdikten ve Şah’ın uyguladığı baskının yerine başka ve daha şiddetli bir baskı ortaya koyduktan sonra bu ilişki hızla kötüleşmeye başladı.
Paris-Tahran ilişkisini zehirleyen konular mevcut. Bunların başında ‘Eurodif’ geliyor. Ülkesinde bir nükleer sanayi hayali kuran İran Şahı, 1974 yılında Fransa ile nükleer reaktör ve tesisler edinmeye dayalı büyük bir işbirliği sözleşmesi ve yüzde 25 hissedar olarak girdiği Eurodif’e bir milyar dolarlık kredi sağlayarak uranyum zenginleştirme sözleşmesi imzaladı. Bu bağlamda zenginleştirilmiş uranyumun yalnızca yüzde 10’unu almasına izin verilecekti. Ancak iktidardaki Humeyni, İran’ın uranyum payını almasını talep ederek birinci sözleşmeyi bozdu ve ikinci sözleşmeye bağlı kaldı. Ve Paris talebi reddettiği için 1 milyar doların iadesini talep etti. Fransa da yasal argümanlar ve gerekçelerle bunu reddetti.
Neticede iki ülke arasındaki iş birliği sayfası hızla kapandı, hukuki ve siyasi anlaşmazlıklara girildi. İki taraf arasındaki anlaşmazlıkları körükleyen şey, Paris’in Humeyni rejimi muhaliflerinin kendi topraklarına sığınmasını sağlamakta gecikmemesiydi. Şah döneminin son başbakanı Şapur Bahtiyar da Fransa’ya geldi. Ardından İslam Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Ebul Hasan Beni Sadr, daha sonra ‘Halkın Mücahitleri Örgütü’ lideri Mesud Recavi ve partideki birçok yoldaşı ve destekçisi de ona katıldı.

Birinci Körfez Savaşı
Paris yönetimi, İran-Irak Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte kendisine Mirage 1 ve Super Etendard uçakları da dahil olmak üzere gelişmiş silahların çoğunu sağlayan Bağdat’ın yanında yer aldı. Nitekim bir dizi Fransız savaş uçağının, mürettebatıyla birlikte Bağdat’a geldiğini söyleyenler var. İran’ın yanıtı, Fransız vatandaşlarını ve Fransız çıkarlarını hedef alarak geldi. 1985 - 1986 yılları arasında Lübnan’da 13 Fransız vatandaşı gözaltına alındı. Paris’e sunulan taleplerden biri de 1 milyar doların serbest bırakılmasıydı.
Fransa’da yurt dışında Fransa’ya yönelik terörist eylemleriyle paralel olarak 1986’da ve sonrasında, özellikle de Paris’te, terör eylemleri tekrarlandı. Operasyonların bir kısmı, Fransız hükümetine Irak’ı desteklediği Ortadoğu politikasını değiştirmesi için baskı yapmayı amaçlıyordu. Ayrıca İran vatandaşı Vahid Gorji’nin Fransa’dan ayrılmasına izin verilmesi gibi özel bir amaç da vardı. Gorji, resmi olarak Paris’teki İran Büyükelçiliği’nde tercüman olarak çalışıyordu. Ancak aslında İran istihbaratının bir ajanıydı ve bunu kanıtlayan belgeler Fransız yargısının elindeydi. Yargı tarafından sorgulanmaya çalışıldığında İran Büyükelçiliği’ne sığındı ve bu durum, Fransız güvenlik güçlerinin onu gözetim altına almasına yol açtı. Tahran’ın yanıtı Fransa Büyükelçiliği’ninkine benzerdi. İki taraf arasındaki gerilim 1987 yazında diplomatik ilişkileri koparma noktasına kadar ulaştı. İki taraf arasındaki gizli temaslar, paralel adımlar üzerinde anlaşmaya varmayı başardı. Bu adımlar, Gorji’nin Paris’ten ayrılmasına izin verilmesi ve ardından kasım ayında Beyrut’taki bir Fransız vatandaşının serbest bırakılması karşılığında Tahran’a ait miktarın üçte birinin serbest bırakılmasıydı. Ertesi ay İran, mevduatından ikinci bir ödeme aldı ve Lübnan’daki geri kalan rehineler ertesi yılın baharında serbest bırakılarak iki taraf arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına izin verildi.
Ancak bu konuların çözülmesi, Tahran’ın göz korkutucu uygulamalarından vazgeçeceği anlamına gelmiyordu. İran Direniş Cephesi Başkanı Şapur Bahtiyar 1991 yazında, Paris’in batısında bulunan Surin banliyösünde suikasta kurban gitti. Saldırıda ayrıca sekreteri de öldürüldü. Bahtiyar’a yönelik ilk suikast girişimi 1980 yılında düzenlenmişti. Saldırıda kendisini koruyan iki polis ve bir Fransız vatandaşı öldürülmüştü. Suikast üç kişi tarafından gerçekleştirildi. İkisi İran’a, üçüncüsü Ali Vakli Rad ise tutuklanıp daha sonra Fransa’ya iade edildiği İsviçre’ye kaçtı. Rad, kendisinin suikast düzenlemekle görevlendirildiğini ve suçun arkasında İran Devrim Muhafızları’nın olduğunu itiraf etti.
Paris ve Tahran arasındaki ilişkiler, Muhammed Hatemi’nin 1997’de cumhurbaşkanlığına gelmesine kadar iyileşmedi. Hatemi, göreve geldiğinde Paris’i ziyaret ederek, dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile bir araya geldi.

Dalgalı ilişkiler
Söz konusu ayrıntılar, Tahran ile büyük bir Avrupa başkenti arasında ‘normal’ ilişkiler kurmanın zorluğunu gösteriyor. Bu ilişkiler, ABD büyükelçiliğinin basılması ve diplomatlarının tutuklanması da dahil olmak üzere Washington ile Tahran arasında olup bitenlerden etkilendi. Ancak 2002’de ABD uydu görüntüleri ile İran’ın bir nükleer program üzerinde çalıştığını ve nükleer bomba elde etmeye çalıştığını öne sürüldüğünde, daha kapsamlı bir kriz baş gösterdi. Paris, Fransa, İngiltere ve Almanya dışişleri bakanlarının Tahran'a ‘ABD olmadan’ üçlü bir ziyaret yapmasını öneren ilk taraftı. Ziyaret gerçekleşti ve sonuçları olumlu oldu. İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam iş birliğini kabul etti ve uranyum zenginleştirmeyi durdurmayı kabul edecek kadar ileri gitti. Ancak Mahmud Ahmedinejad’ın 2005’te cumhurbaşkanlığına seçilmesi ve 2009’da yeniden seçilmesi ve genel olarak Batı, özel olarak da ABD ve İsrail hakkında ateşli açıklamaları, Paris-Tahran ilişkilerini sarstı. Batı-Tahran hattı, 2013 yılında Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesi dışında istikrara tanık olmadı. Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un 2015 yazında Tahran’a yaptığı ‘tarihi’ ziyaret, iki taraf arasında yeni bir sayfa açtı. İran’ın kendisine uygulanan uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında İran’ın nükleer programını sınırlayan 5+1 ülke grubuyla ünlü nükleer anlaşmaya varması, bu ziyarete katkı sağladı.

Nükleer diplomasi ve protestolara destek
Söz konusu anlaşmanın sır olan detayları belli oldu. Paris’in anlaşmayı korumak ve eski ABD Başkanı’nı anlaşmayı bozmamaya zorlamak için oynamaya çalıştığı ‘olumlu’ role, ardından da yeni yaptırımlardan dolayı Tahran'ın uğradığı zararı tazmin edecek bir mekanizma bulmaya çalışmasına rağmen Tahran ile ilişkileri düzelmedi. Bu konu, iki taraf arasındaki en önemli anlaşmazlık konulardan birini oluşturmakta. Öyle ki Paris, İran’ın Viyana’da 2015 anlaşmasını yeniden canlandırma çabalarını bazı değişikliklerle boşa çıkardığını ve Avrupa arabuluculuğundaki çıkmazdan sorumlu olduğunu düşünüyor. Ayrıca Tahran, Paris’in ‘devlet rehinesi’ olarak nitelendirdiği ve ‘derhal’ serbest bırakılmalarını talep ettiği kadın ve erkek 7 Fransız vatandaşını alıkoyuyor. Aynı şekilde Fransa Cumhurbaşkanı’nın dört İranlı kadın aktivisti Elysee Sarayı’nda kabul etmesi, yaptığı açıklamalarda birkaç kez İran’da yaşananları bir ‘devrim’ olarak nitelendirmesi, Fransa’nın yetkililerin uyguladığı körü körüne baskıyı kınaması ve birbirini takip eden idam cezaları, iki taraf arasındaki ilişkileri kızıştırdı. Tabloyu tamamlamak için Tahran’ın Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşında kullandığı silahlı insansız hava araçlarını sağlamadaki rolüne yönelik Fransız eleştirisine atıfta bulunmak gerekiyor. Paris, İran’ın resmi olarak ‘istikrar bozucu’ olarak nitelendirdiği bölgesel politikasını kınamaktan çekinmiyor. Bu durum, Cumhurbaşkanı Macron’un Ürdün’de düzenlenen ‘Bağdat 2’ konferansı vesilesiyle yaptığı konuşmada açıkça görülüyor. Öyle ki Macron, Tahran Dışişleri Bakanı’nın da varlığında İran’ın siyasetini eleştirdi ve Bağdat’ı İran’ın örtüsünden kurtarmaya çalıştı.

Karikatür krizi
Bu kızgın atmosferde mizah dergisi ‘Charlie Hebdo’, geçen çarşamba günü ilan ettiği bir yarışma çerçevesinde İran Dini Lideri Ali Hamaney’in birkaç karikatürünü özel sayısında yayımladı. Yarışma, İran’da 16 Eylül’den bu yana, genç kadın Mahsa Amini’nin ölümünün ardından ateşi körüklemek için düzenlenen protestolara destek olarak gerçekleştirildi ve durum, iki taraf arasında onlarca yıldır görülen en büyük krize neden oldu. Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Fransa’ya doğrudan tehditler savurmakta tereddüt etmedi. Öyle ki ‘bir Fransız dergisinin siyasi ve dini otoriteye karşı başlattığı aşağılayıcı ve yüz kızartıcı eyleminin, kesin ve etkili bir karşılık bulacağını’ vurguladı.

Fransız dergisi ‘Charlie Hebdo’ tarafından İran’daki son protestolara yönelik yayımlanan bir karikatür.
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından daha sonra yapılan bir açıklama, Tahran’ın ‘İslam karşıtlığı ve Fransız medyasında ırkçı nefreti teşvik etmesi karşısında ilgili Fransız makamlarının devam eden eylemsizliğini kınadığını’ belirtti. Bakanlık, “İran halkı, Fransız hükümetinin son saldırgan eylemlerde bulunanlardan ve bunları teşvik etmekten sorumlu olanlardan hesap sormasını ve bunların tekrarını önlemesini talep ediyor” ifadeleriyle Fransa’nın alacağı tedbirleri ‘ciddiyetle’ takip edeceğini bildirdi. Paris'e ‘İslamofobi ile ciddi şekilde mücadele edilmesi’ çağrısında bulundu. İran'ın tepkisi, öncelikle karikatürlerin yayınlanmasını protesto etmek için Tahran’daki Fransız Büyükelçisi’ni bakanlığa çağırmak ve ardından İran’da 1983’ten beri var olan Fransız Araştırma Enstitüsü’nü kapatmak oldu.
Ancak Paris’in yanıtı gecikmedi. Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, 5 Ocak’ta bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada İran’ın ‘vatandaşlarına şiddet uygulayarak ve Fransızları tutuklayarak kötü politikalar izlediğini’ söyledi. Ayrıca Fransa’yı eleştirmeden önce İran'ın içinde olup bitenlere dikkat etmesini istedi. Colonna, Fransa’da basın özgürlüğüne övgüde bulunarak şu ifadeleri kullandı:
“İran’da olanların aksine Fransa’da basın özgürlüğünün olduğunu ve bunun (özgürlüğün) bağımsız yargı çerçevesinde bir yargıç tarafından denetlendiğini unutmayalım ki bu İran’ın şüphesiz çok iyi bilmediği bir şeydir.”
Bakan, Fransa’nın küfrü suç sayan yasaları olmadığını da sözlerine ekledi. Ayrıca Fransa Dışişleri Bakanlığı, 5 Ocak’ta söz konusu enstitünün kapatıldığı konusunda ‘resmi olarak bilgilendirilmediğini’ belirtirken, ancak kapatılmasının onaylanması halinde bunun ‘üzücü bir eylem’ olacağını vurguladı.
Gerçek şu ki Tahran, Fransa’da yürürlükte olan temel bir ilkeden habersiz; ‘Medya kuruluşları hükümetin emirlerine uymaz ve anayasa ve yasalar onları yetkililerin müdahalesinden korur.’ Dolayısıyla yetkililer, Hz. Muhammed’e hakaret içeren karikatürlerin yayınlanmasını ve yeniden yayınlanmasını engellemek için de daha önce müdahale etmemişti ve son dönemde yaşanan ‘Charlie Hebdo’ olayına da müdahale etmeleri zor olacaktır. Cumhurbaşkanı Macron ve üst düzey bakanları, önceki kriz sırasında ve sonrasında, devletin gazetelerin ve medyanın görüşlerini ve karikatürlerini benimsemediğini ama onları koruması gerektiğini açıkça belirtmişti.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.