Dera’da hükümet boşluğu sosyal dayanışma ile telafi ediliyor

Suriye lirasının dolar karşısındaki kaybı çalışanların maaşlarını olumsuz etkiliyor.

Deralılar maaşlarını almak bankaların önünde uzun kuruklar oluşturuyor. (Şarku’l Avsat)
Deralılar maaşlarını almak bankaların önünde uzun kuruklar oluşturuyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Dera’da hükümet boşluğu sosyal dayanışma ile telafi ediliyor

Deralılar maaşlarını almak bankaların önünde uzun kuruklar oluşturuyor. (Şarku’l Avsat)
Deralılar maaşlarını almak bankaların önünde uzun kuruklar oluşturuyor. (Şarku’l Avsat)

Dera’daki beldeler ve kasabalar, vatandaşına karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen Suriye hükümetinin neredeyse hiçbir çalışmada bulunmaması nedeniyle hizmetlerin iyileştirilmesi amacıyla bölgelerin ileri gelenlerinden ve varlıklı kişilerden oluşan yerel komiteler kurdu.
Dera’daki bir insani yardım kuruluşu çalışanı Şarku’l Avsat’a şu açıklamada bulundu:
“Bu hükümet, kamu tesislerinin ve hizmetlerinin iyileştirilmesi için hemen hemen hiçbir çalışma yapmadı. Dera neredeyse beş yıldır devletin kontrolü altına olmasına rağmen şehirdeki sivil toplumun ihtiyaç ve hizmetleri karşısında etkinliği sınırlı kaldı. Hükümet, şehirde faaliyet gösteren, zaman zaman çalışmaları aksayan veya sonlandırılan insani yardım kuruluşlarının faaliyetlerini izlemekle yetindi. Yardım kuruluşlarının bu durumu, çalışma izni ve belirli bir hizmet sunmak için güvenlik onayları almaya çalışmaları ve ofis rüşvetleri ödemeleri döngüsüne girmesine dayalı bürokrasinin sonucudur. Bu içler acısı bir durum. Devletin hizmet konusunda bazen yetersiz kalması, bazen de isteksiz davranması, yerel halkı şehirlerini ve kasabalarını canlandırmalarına yardımcı olacak alternatiflere yöneltti.”
Dera’nın doğu kırsalında çalışmalar yürüten bir hayır kurumunun yetkilisi duruma dair şunları söyledi:
“Dera’daki beldeler ve kasabalar, halkın bölgedeki hizmet durumunu iyileştirmeye yönelik taleplerine istinaden, gerekli meblağları belirleme ve başta gurbetçiler olmak üzere insanlardan bağış toplanması için önemli ve varlıklı kişilerden oluşan yerel komiteler kurdu. Bu girişimlerin sonuncusu Da’el’de başlatıldı. Yerel halk dört gün içinde 750 milyondan fazla Suriye lirası toplamayı başardı. Bu bağışlarla sokakları güneş enerjisi ile aydınlatmak, kuyular için güneş panelleri kurmak, insanlara su sağlamak ve sabit telefon santralini alternatif enerji ile işletilmesini sağlamak amaçlanıyor.”
Yetkili, Da’el’deki sivil girişimin, Dera halkının devletin bazen isteksiz, çoğu zaman ise vatandaşlara herhangi bir hizmet sağlamaktaki yetersizliği nedeniyle  ortaya konulan onlarca hareketten biri olduğuna dikkat çekti.
Dera’daki durum, rejimin kontrolü altındaki diğer şehirlerden pek farklı değil. Söz konusu bölgeler, Sadece devlet hizmetlerinin yokluğundan değil, aynı zamanda Suriye lirasının ABD doları karşısında değer kaybetmesi ve çalışanların maaşlarının erimesi sonucu vatandaşların yaşam koşullarının kötüleşmesi sebebiyle de sıkıntı çekiyor.
Karaborsayı takip etme ve yabancı havaleler için doları kendine çekme girişiminde bulunan Suriye Merkez Bankası, pazartesi günü yaptığı açıklamada “Döviz kuru, resmi kur olarak bir dolar başına 4 bin 522 Suriye lirasına yükseldi. Daha önce 3 bin 15 Suriye lirasıydı” açıklamasında bulundu.
Merkez Bankası’nın açıklamasına göre dolar kurundaki artış, yurt dışından yapılan havaleler ve bedelli askerlik ödeneği için yapıldı. Zira bedelli askerlik işlemlerinde, 1 doların karşılığı 2 bin 800 Suriye lirasından 4 bin 500 Suriye lirasına yükseltildi.
Suriye Merkez Bankası genellikle yurt dışından yapılan havaleler, bedelli askerlik ödemeleri ile ithalatçılar ve tüccarlar için olmak üzere döviz kuruna ilişkin bültenler yayınlıyor.
Suriye lirası geçtiğimiz yıllarda ülkenin ulaştığı vahim ekonomik gerçeğin etkisiyle şiddetli sarsıntılara maruz kaldı. Bu durum, Merkez Bankası’nı karaborsadaki duruma yaklaşmak ve karaborsayı etkilemek amacıyla dolar kurunu Suriye lirasına karşı yükseltmeye sevk etti.
Şam’daki Suriyeli bir ekonomist, Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:
“Karaborsa dolarındaki değişim, Merkez Bankası’nda olandan daha güçlüdür. Zira karaborsa rejim kontrolündeki bölgelerde bile tüm ekonomik faaliyetlerde benimsenmiş ve kullanılıyor. Karaborsa ve Merkez Bankası tarafından yayınlanan resmi fiyatlar arasındaki fark büyük zira bu fark geçtiğimiz haftalarda yükselerek 7 bin Suriye lirası sınırına ulaştıktan sonra düşüşe geçti ve 6 bin 500 liraya geriledi.  Bu büyük fark, yurt dışından gelen havale sahiplerini, kendilerine aktarılan tutarların gerçek değerini almak için karaborsaya yönelik döviz bürolarına yönlendiriyor.”
Kaynağa göre son karar, Merkez Bankası’na gelen sabit para ve yurt dışında bayrağa hizmet etmekle görevlendirilenlerden çeşitli kesimlerinin bedelli askerlik ödeneklerinin ödenmesinden kaynaklanan ödemeleri absorbe etmeyi amaçlıyor. Zira halk, dolar veya euro satın alarak bunları Suriye bankalarına yatırıyor. Bu da hazineye sabit para girişi sağlıyor. Bu karardan sonra bile karaborsa döviz kuru ile resmi kur arasındaki fark oldukça büyük. Bu durum, yurt dışından havale sahiplerini, resmi transfer kanalları aracılığıyla yapılması durumunda mali değerindeki büyük bir kayıp yaşamaktan kaçınmak için karaborsadaki transfer kanallarına başvurmalarına yol açıyor.
Suriyeli ekonomist, söz konusu kararın Suriyelilerin yaşamları ve geçim kaynakları üzerindeki etkisi olumsuz olacağını belirterek şunları aktardı:
“Suriye lirasının değerindeki düşüşü şüphesiz paralel piyasadaki değerinin düşüşü takip edecektir. Bu bağlamda, mal ve emtia fiyatlarının resmi değil karaborsadaki doların değerine göre belirlendiği de biliniyor. Kararın sunduğu tek şey, yerel ekonomideki yüzde 500’e ulaşan enflasyon oranının yeni bir tablonun yanı sıra hükümetin, çalışanların döviz kuru üzerinden ayda 20 ila 40 dolar arasındaki maaşlarında giderek daha belirgin bir şekilde görülen bir şekilde, piyasa fiyatlarını ve Suriyelilerin geçim masraflarını kontrol edememesi gölgesinde yaşadığı kafa karışıklığının daha net bir hali oldu.”
Dera’daki bir tüccar da  mevcut durumu şöyle özetledi:
“Merkez bankasındaki doların fiyatı ile ilgilenmiyorum. İşimde beni ilgilendiren doların karaborsadaki gerçek fiyatı. Ben malımı resmi kura göre değil doların karaborsadaki fiyatına göre alıp satıyorum. Tüccarların hiçbiri Merkez Bankası’ndaki fiyatı ile ilgilenmiyor. Zira o önemli değil. Ticari işlere olumlu bir etkisi yoktur. Daha çok yurtdışından havaleler ve bedelli askerlik ödemeleri için döviz havaleleri kendine çekmek için Merkez Bankası’na döviz çekme girişimidir.”



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.