ABD Libya’da diplomatik trafiğini neden arttırdı? Bingazi’deki ABD-Libya görüşmelerinin zamanlamasına dair soru işaretleri

Bazılarına göre Bingazi’deki ABD-Libya görüşmeleri, Hafter’e, uluslararası bir gözetim ve ABD’nin doğrudan denetimiyle herhangi bir yeni siyasi haritada önemli roller oynama fırsatı veriyor.

Libya’ya yönelik Amerikan hamleleri son 72 saatte Bingazi yönünde yoğun bir hareketliliğe tanık oldu (Reuters)
Libya’ya yönelik Amerikan hamleleri son 72 saatte Bingazi yönünde yoğun bir hareketliliğe tanık oldu (Reuters)
TT

ABD Libya’da diplomatik trafiğini neden arttırdı? Bingazi’deki ABD-Libya görüşmelerinin zamanlamasına dair soru işaretleri

Libya’ya yönelik Amerikan hamleleri son 72 saatte Bingazi yönünde yoğun bir hareketliliğe tanık oldu (Reuters)
Libya’ya yönelik Amerikan hamleleri son 72 saatte Bingazi yönünde yoğun bir hareketliliğe tanık oldu (Reuters)

Zayid Hediye
ABD yönetimi son zamanlarda Libya’daki diplomatik faaliyetini dikkat çekici şekilde yoğunlaştırdı. Bu doğrultuda, Washington’dan iki önemli yetkili son iki gündür Bingazi’de ve özellikle Libya Ulusal Ordusu (LUO) merkezinde etkin görüşmeler gerçekleştirdi.  
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre gözlemciler, Washington Demokrat Başkan Joe Biden’ın görevi devralmasından bu yana Libya dosyasına tekrar ilgi göstermeye başladı. Biden’ın selefi Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump döneminin ardından bu dosya, dünyanın halihazırda sahne olduğu enerji krizinin büyümesiyle özellikle son aylarda yeniden gündeme geldi.

Bingazi’ye hava köprüsü
ABD’nin Libya’daki hamleleri, son 72 saatte Bingazi’de yoğun bir hareketliliğe tanık oldu. Sadece çarşamba günü kentin havalimanına beş Amerikan uçağı indi ve hava trafiği eksik olmadı.
18 Ocak Çarşamba sabahı biri ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait diğeriyse özel iki ABD uçağı Bingazi’ye ulaştı. CIA Başkanı William Burns’ün Bingazi ziyaretinden birkaç gün sonra gerçekleşen ziyaretteki uçaklara, biri ABD Hava Kuvvetleri diğeri de NATO’ya bağlı iki de gözetleme ve keşif uçağı eşlik etti. Bunlardan sonra gelen beşinci uçak ise ABD Özel Kuvvetlerine bağlı.
İtalyan havacılık sitesi ItaMilRadar da Libya sahillerinde gözetleme yapan bir ABD uçağını gözlemledi ve geçtiğimiz perşembe günü (19 Ocak’ta) Libya hava sahasına girer girmez uçağın alıcı-verici sistemi durduruldu.
Söz konusu uçaklar, LUO Başkomutanı Halife Hafter ile görüşmek üzere gelen ABD’li siyasi ve askeri yetkilileri taşıyordu. Bu yetkililerden en önemlileri ise Afrika’daki ABD Hava Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı Korgeneral John D. Lamontagne ile ABD’nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Leslie Ordman idi.
LUO, ABD’li yetkililerle yapılan müzakerelerin içeriğini kamuoyu ile paylaşmazken Ordman, ABD’nin Trablus Büyükelçiliği’nin Twitter hesabı üzerinden şu açıklamayı yaptı: “Toplantıda havacılık da dahil olmak üzere güvenlik koordinasyonu ile Libya ordusunun demokratik olarak seçilen bir sivil yönetim altında yeniden birleşmesinin önemi tartışıldı.”
Yeni sızıntılar
CIA Başkanı Burns, 12 Ocak’ta önce Hafter ile bir araya gelmiş, ardından Abdülhamid Dibeybe yönetimindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) yetkilileriyle görüşmek üzere Trablus’a gitmişti.
Londra merkezli Middle East Monitor dergisinin yayınladığı bir haberin de dahil olduğu Batı kaynaklı bazı haberlere göre Burns, Halife Hafter’den Abdülhamid Dibeybe Hükümeti ile iş birliği yapmasını ve yürütme kurumlarının birliği ilkesini koruma bağlamında ülkenin doğusunda faaliyetine imkân tanımasını talep etti.

ABD petrol güvencesi istiyor
Burns’ün görüşme boyunca petrol sektöründe istikrar ve ihracatın etkilenmemesi gerektiği konusunda güçlü uyarılarda bulunduğunu aktaran dergiye göre, “ABD’li yetkili Hafter’den, doğal kaynaklar, sular ve güneydeki sınırların korunması ve güvence altına alınması için ordu ve ülkenin batısındaki askeri taraflardan oluşan ortak bir güç oluşturulmasını istedi.”

Rakiplerin öfkesi
Hafter’e muhalif taraflar, ABD’li diplomatların Hafter ile gerçekleştirdiği yoğun görüşmelerden memnun olmadıklarını ifade ederken diğerleri bunun, Hafter’e uluslararası bir gözetim ve ABD’nin doğrudan denetimiyle herhangi bir yeni siyasi haritada önemli roller oynama fırsatı sunabileceğini düşünüyor.
Libya-ABD İttifakı Başkanı İsam Umeyş’in ifadesiyle “ABD yönetiminin, Libya’daki krizin çözümü bağlamında Halife Hafter’le ortaklık yürütmesi kabul edilemez ve de uygulanabilir bir seçenek değil. Hafter’in Libya’da geniş bir coğrafyada etkin olması, ABD’nin de dahil olduğu aktif uluslararası tarafların Libya dosyasında benimsediği politikanın bir sonucudur. Halife Hafter, Libya’nın bazı bölgelerinde iktidarı elinde tutuyor ve geniş bir coğrafyada etkin. Bu, Libya’da barış ve istikrar beklentilerinin yıkılmasına yol açan yatıştırma siyasetinin neticesidir ve özellikle ABD’nin Hafter’in, demokrasi davasını baltalamasını önlemek için daha sert bir yaklaşıma ihtiyacı vardır.”

Gerçekçi strateji
Öte yandan Libyalı basın mensubu Ömer el-Ceruşi, Washington’ın Libya sahasında etkili ve güçlü tüm taraflara açık bu tavrını “rasyonel siyaset” olarak niteledi.
Ceruşi durumu, “Washington, Libya dosyasını ve Ortadoğu’da buna benzer tüm mayınlı konuları, önce kendi çıkarlarını muhafaza eden bir siyasetle ele alıyor. Bingazi’ye siyasi, askeri ve istihbari tüm düzeylerde böyle yoğun bir şekilde heyetlerini gönderiyorsa ister kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit unsuru ister bu çıkarların korunmasını garanti edebilecek bir kişi olsun, her halükârda Halife Hafter’i bir taraf olarak görüyor demektir. ABD yönetimi bir gerçekliğe göre hareket ediyor. Askeri olarak güçlü tarafların, Libya’daki çözüm ve sözleşmenin anahtarlarına sahip olduklarının farkında. Mevcut uluslararası koşullarda aciliyet kazanan bir hedefi gerçekleştirmek için onlarla dengeli bir şekilde muhatap olmaya çalışıyor. Hedef ise Libya’nın, petrol ithalat akışının sürmesini sağlayacak şekilde, siyaset ve güvenlik açısından istikrarlı olması. Zira küresel pazar, içinde bulunduğumuz dönemde başat olan bir ürün konusunda herhangi bir sarsıntıyı kaldıramaz.” değerlendirmesinde bulundu.

Karmaşık hesaplar
Araştırmacı akademisyen Ferec eş-Şattat, ABD’nin son zamanlarda Libya’daki dikkat çeken hareketliliğini şöyle değerlendiriyor: “Washington’a göre Libya’da istikrarın sağlanmasıyla beraber yeni yönetimin Doğu Akdeniz ülkelerini, özellikle gaz arama ve çıkarmaya ilişkin daha önemli meselelere dahil etmesi kolaylaşacak. ABD’nin Libya dosyasına yönelik ilgisini canlandıran diğer önemli sebeplerden biri de farklı bölgesel ve uluslararası tarafları, kendi çıkarlarını tehdit eden kriz hattına dahil etmektir. Hele de bu kez sahadaki rakipler arasında Rusya var; ABD, Rusya’nın ön saflardaki varlığından tahrik olduğu ölçüde ne Türkiye’nin ne de diğer ülkelerin rolünden rahatsızlık duyuyor.”
ABD’nin Libya’ya yaptığı diplomatik çıkartma yeni başlamadı. Biden’ın iktidara gelişi ile birlikte ABD’nin Libya politikasının aktifleştiğine işaret eden eş-Şattat, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “Bu durum, ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland’ın Mayıs 2021’de ABD’nin Libya Özel Temsilcisi olarak atanmasında ve Libya dosyasının bu yönetimin ilgi alanlarının başına getirilmesinde açıkça görülüyordu. Nitekim Norland, Libya krizinin çözüm sürecine tüm ağırlığıyla müdahil oldu. ABD, Rusya’nın Libya’daki nüfuzunu sınırlandırmaya odaklanarak etkili ve doğrudan bir rol oynamaya odaklandı. ABD’nin, BM Libya’ya Destek Misyonu (UNSMIL) ve Afrika’daki askeri güçleri AFRICOM aracılığıyla yürüttüğü faaliyeti ile Büyükelçi Norland’ın Libya ve çevresindeki belirgin diplomatik faaliyeti de bunu açıkça ortaya koyuyor.”



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.