Tomografi taramaları ile 'Altın Çocuk' mumyasının gizemi çözülüyor

Mumya dijital olarak 4 aşamada çözümleniyor
Mumya dijital olarak 4 aşamada çözümleniyor
TT

Tomografi taramaları ile 'Altın Çocuk' mumyasının gizemi çözülüyor

Mumya dijital olarak 4 aşamada çözümleniyor
Mumya dijital olarak 4 aşamada çözümleniyor

Bilimsel bir çalışmanın sonucunda “Altın Çocuk mumyası”, mumyanın bulunmasından yaklaşık bir asır sonra Kahire'deki Tahrir Meydanı'nda bulunan Mısır Kahire Müzesi'nin bodrumundan müzenin sergi salonlarına taşındı.
Eski Mısır’a ait “Altın Çocuk” adı verilen mumyanın inanılmaz derecede ayrıntılı bilgisayarlı tomografisi, çoğu altından yapılmış 49 muskadan oluşan gizli eserleri ortaya çıkardı.
Genç mumya, mumyanın lahitinde bulunan yaldızlı bir baş maskesi de dahil olmak üzere göz kamaştırıcı zenginlik gösterisi nedeniyle “altın çocuk” takma adını aldı. Araştırmacılar, yirmi yaş dişleri henüz çıkmadığı için bu kişinin öldüğünde 14-15 yaşlarında olduğunu düşünüyorlar.
Şarku’l Avsat’ın Frontiers in Medicine dergisinden aktardığı habere göre dergide yayınlanan bilimsel çalışma, 1916'da Asvan Valiliği'nde yer alan (güney Mısır) Edfu bölgesindeki Ptolemaios döneminden (yaklaşık MÖ 300) kalma bir mezarlıkta bulunan mumyayla ilgili birçok sürprizi ortaya çıkardı. Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı tarafından bugün yayınlanan bir açıklamaya göre, çalışmanın yayınlanmasıyla birlikte Mısır Müzesi yönetimi bu eşsiz mumyayı bodrumdan müze sergi salonuna nakletme kararını uyguladı.
Altın Çocuk ilk olarak 1916’da güney Mısır’daki bir mezarlıkta ortaya çıkarıldı ve o zamandan beri Kahire’deki Mısır Müzesi’nin bodrum katında saklanıyor. Mumya, Yunanca yazıtlı bir dış tabut ve bir iç ahşap tabut olmak üzere iki tabutun içine konmuştu.
Araştırmacılar, taramaları analiz ederken, 21 farklı şekil ve boyuttan oluşan düzinelerce muskanın stratejik olarak vücudunun üzerine veya içine yerleştirildiğini buldu.

Araştırmanın baş araştırmacısı Seher Selim (solda) Mısır Müzesi Müdürü Sabah Abdurrazık ile (Araştırma ekibi)
Çalışma sırasında Mısırlı bilim adamları, 2 bin 300 yaşındaki bir gencin mumyasının dijital bilgisayarlı tomografi (CT) taramalarını kullandılar. 21 türden en az 49 muska ile öbür dünyaya gönderildiğini ve eğrelti otlarıyla (bitkilerden biri) süslenmiş sandaletler giydiğini ve çocuğun hayatında yirmi yaş dişini kaybettiğini, ayrıca sünnet olmadığını keşfettiler.
Kahire Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Radyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi ve çalışmanın ana araştırmacısı olan Prof. Dr. Seher Salim, çalışmanın yayınlanmasıyla birlikte Frontiers tarafından yayınlanan haberde şunları söyledi: “49 muska, mumyanın örtülerinin kıvrımları arasında ve vücut boşluğunun içinde 3 sütundan oluşan benzersiz bir tarzda düzenlenmiş. Muskalar arasında, Horus'un gözü, bok böceği, Akhet'in muskası, plasenta ve İsis'in düğümü ve başka muskalar da yer alıyor. Birçoğu altından, bazıları yarı değerli taşlardan, pişmiş kilden veya seramikten yapılmış. Muskaların amacı bedeni korumak ve ahirette ona canlılık kazandırmak.”

Mumya tabutu (Araştırma ekibi)
Selim, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Bulunan muskalar, çok çeşitli Mısır inançlarının kanıtı." Örneğin, çocuğun öbür dünyada konuşabilmesini sağlamak için ağzına altın bir yaprak dil yerleştirilmiş. İsis düğümü, vücudu korumada İsis'in gücünün yardım etmesi ve dik açılı muska denge sağlanması için koyulmuş. Çift şahin ve devekuşu tüyleri ise manevi ve maddi yaşamın ikiliğini temsil ediyor.”
Prof. Dr. Salim, açıklamalarına şöyle devam etti: "Göğüs boşluğunun içine yerleştirilmiş altın bir bok böceği de bulundu." Araştırmacılar bunun bir kopyasını 3D teknolojisiyle basmışlar ve bu “bok böceğinden Ölüler Kitabı'nın 30. Bölümünde bahsedildiğini görmüşler. Burada, bok böceğinin, öbür dünyada ölüleri yargılarken ve kalbin ağırlığını tanrıça Maat'ın tüyünün ağırlığına göre ölçerken önemli olduğu yer alıyor.
Bunlar arasında çocuğun sünnetsiz penisinin yanında bir muska, göğüs boşluğuna yerleştirilmiş altın bir bok böceği (Skarabe) ve ağzın içinde altın bir dil vardı.
Açıklamaya göre mumya aynı zamanda bir çift sandalet giyiyordu ve vücuduna eğrelti otlarından bir çelenk asılmıştı.

CT taramasında mumyanın yüzü (Araştırma ekibi)
Söz konusu mumya, Yunanca yazıtlı bir dış tabut ve içinde bir iç ahşap tabut olmak üzere iki tabutun içine yerleştirilmiş. Mumya, yıldızlı bir baş maskesi, gövdesinin önünü kaplayan karton bir kutu ve bir çift sandalet giymiş şekilde. Mumyanın bağırsakları bir kesi ile çıkarılırken, beyni burundan çıkarıldı ve reçine ile değiştirildi.
Salim, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Belki de sandaletler çocuğun tabuttan çıkmasını sağlamak içindi. Eski Mısırlıların Ölüler Kitabı'ndaki ritüellerine göre, merhumun dindar ve temiz olması için beyaz sandaletler giymesi gerekiyordu.”
CT çalışması, yoğun ilgi gören muska ve yaldızlı maskenin yanı sıra birçok detayı ortaya çıkardı. Araştırmacılar, "oğlanın 128 cm boyunda olduğunu, sünnet olmadığını ve ölüm nedeninin bilinmediğini" biliyorlar.
Salim, “Bu mumya, Mısır’ın Ptolemaios döneminde ölüm ve öbür dünya hakkındaki inançlarının bir vitrini niteliğinde.” diyor.
Araştırmacılar, yalnızca mezar eşyalarına dayanarak mumyanın gerçek kimliğinden emin olmasa da, onun yüksek sosyoekonomik statüye sahip olduğunu düşünüyorlar.
Muskalar öbür dünyada önemli roller üstleniyordu.
Salim, “Eski Mısırlılar muskaların gücüne inanıyorlardı… Bunlar, korunmak ve yaşayanlar ile ölüler için özel yararlar sağlamak için kullanılıyordu.” diyor.

Muskalar mumyanın üstüne veya içine üç sütun halinde yerleştirilmiş (Araştırma ekibi)
Araştırmacılar, kemiklerin kaynaşma derecesinden ve yirmilik dişlerin bulunmamasından, "oğlanın yaşının 14 ila 15 arasında olduğunu" tahmin ediyorlar. Mumyanın dişleri iyiydi ve çürüme, diş kaybı veya diş eti hastalığına dair hiçbir kanıt yoktu.
Salim, mumyanın dışında eğreltiotlarından oluşan bir çelengin bulunmasını, eski Mısırlıların bitki ve çiçeklere hayran olmalarına bağlıyor. Selim, “Eski Mısırlılar için böyle bir çelengin, kutsal sembolik bir anlamı vardı. Bu çelenkten, örneğin Yeni Krallık kralları Ahmose, Amenhotep I ve Büyük Ramses'in mumyalarında da vardı. Ayrıca bayramlarda ölüyü her ziyaret ettiklerinde onlara bitkiler hediye ederlerdi.”

Göğüs boşluğuna yerleştirilmiş bir altın bok böceğinin 3 boyutlu versiyonu (Araştırma ekibi)
Çalışmanın ortak yazarı Dr. Mahmud el-Haluci’nin de vurguladığı gibi, bu çalışma hakkında dikkat çekici olan şey, modern teknolojilerin arkeolojik araştırmalara verdiği değeri teyit etmesi. Haluci, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: “Bilgisayarlı tomografi, mumyanın bobinlerini eski eserlere zarar vermeyen sanal bir şekilde çözmemizi sağladı. Böylece mumyaya insan eli değmeden bir bilgi hazinesi keşfedebildik.”
Bulunan bilgilerin bilimsel değeri ile ilgili olarak Haluci “Bu çalışmadaki en önemli değer, mumya hakkında bilinmeyen ayrıntıları bilmek ve mumyaya ait bazı şeylerden, sahibinin yer aldığı sosyal sınıf hakkında bazı ayrıntılar çıkarmak” dedi.
Haluci, açıklamalarına şöyle devam etti: “Müzeyi ziyaret edenler artık (Altın Çocuk) adı altında ana sergi salonuna taşınan bu mumyayı keyifle seyredebilecekler. Ziyaretçiler mumyanın bilgisayarlı tomografi görüntülerinin yanında, bok böceği muskasının 3D baskılı bir kopyasına kadar birçok şeyi keyifle izleyebilirler.”

Mumyanın dişleri mükemmel (Araştırma ekibi)
Mısır Müzesi Müdürü ve araştırmaya katılan Sabah Abdurrazık ise konuyla ilgili açıklamasında şunları söyledi: “Mumyada bulunan bulgular, binlerce yıl önce eski Mısır'daki sosyal hayata ışık tutuyor. Ayrıca bu bulgular, eski Mısırlıların inançları, cenaze törenleri, mumyalamadaki teknik hünerleri ve muska yapımı, maskeler ve süslemeler yapmadaki ustalıkları hakkında derin bilgi sahibi olmamızı sağladı.”

Mumya üzerinde eğrelti otları bulunuyor ve mumya, yıldızlı bir yüz maskesi takıyor (Araştırma ekibi)
Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “keşifler, eski Mısırlıların çocuklara olan ihtimamını yansıtıyordu. Örneğin bu mumyaya, eski Mısırlıların inançlarına göre, diriltilmesini ve öbür dünyada yeni bir yaşama adım atmasını sağlayan seçkin bir cenaze töreni yapıldığı anlaşılıyor. Böyle bir cenaze töreni, Mumya sahibinin yüksek sosyal statüsünü göstermesinin yanı sıra, mumyalanan kişinin sağlığının iyi olduğunu ve üst düzey cenaze törenlerinden keyif alan bir çocuk olduğunu ortaya koyuyor. Mumyanın sağlıklı dişleri ve kemikleri vardı. Ayrıca hiçbir hastalık veya yetersiz beslenme belirtisi de yoktu” ifadeleri kullanıldı.



Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space


Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
TT

Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)

Paris Savcılığı dün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sosyal medya platformunu terk ettiğini duyurdu. Açıklamada, Fransa’daki X ofislerinde çeşitli ihlaller şüphesiyle gerçekleştirilen bir aramaya atıfta bulunuldu.

Savcılık, ilave ayrıntı vermeden, “Bizi LinkedIn ve Instagram’dan takip edin” ifadelerini kullandı. Mesajda ayrıca, Ocak 2025’te başlatılan bir soruşturma kapsamında, Fransa’daki X ofislerinde Ulusal Siber Suçlarla Mücadele Birimi’nin, Avrupa polis teşkilatı Europol ile  iş birliği içinde bir arama gerçekleştirdiği belirtildi.

Paris Savcılığı daha önce, X platformunun sahibi Elon Musk’ın 20 Nisan’da ifade vermek üzere çağrıldığını açıklamıştı. Fransa Başsavcısı Laure Beccuau, Musk ile X’in eski CEO’su Linda Yaccarino’nun, “iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği dönemde X platformunun fiili ve hukuki yöneticileri sıfatıyla” 20 Nisan’da ifade vermeye çağrıldıklarını bildirdi.

2025 yılının başlarında milletvekillerinin yaptığı şikâyetler üzerine başlatılan bir soruşturma kapsamında bu gelişmeler yaşandı. Şikâyetlerde, Musk’a ait X platformunun algoritmalarının taraflı olduğu ve bunun platformun işleyişini olumsuz etkilediği öne sürüldü.

Soruşturma daha sonra genişletilerek, çocuk pornografisi görüntülerinin bulundurulması ve yayılması ya da sistematik biçimde erişime sunulmasına iştirak, cinsel içerikli deepfake üretimi ve Holokost inkârı gibi başka iddialarla da genişleyerek kapsamlı hale geldi. X platformu ise dün yayımladığı bir açıklamada, Fransız makamlarını, siyasi adımlar atmakla nitelendirdi.

Platformun “uluslararası hükümet ilişkileri” ekibi, “Paris Savcılığı, bugünkü baskını geniş biçimde duyurarak, bunun siyasi amaçlar doğrultusunda tasarlanmış, istismarcı ve gösterişli bir kolluk kuvveti eylemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Bugünkü baskına dayanak oluşturan iddiaların hiçbir temeli yoktur ve X platformu herhangi bir ihlal gerçekleştirdiği iddiasını kesin bir dille reddetmektedir” ifadeleri yer aldı.

Beccuau’nun açıklamasına göre Musk ve Yaccarino’nun yanı sıra X’te çalışan bazı personel de 20-24 Nisan 2026 tarihleri arasında ifade vermeye çağrıldı. Başsavcı, “Yöneticilerle yapılacak bu gönüllü ifadeler, kendilerine olaylara ilişkin görüşlerini sunma ve gerekirse kurallara uyum için önerilen tedbirleri açıklama imkânı tanıyacaktır” dedi.

Öte yandan, Birleşik Krallık Veri Koruma Düzenleme Kurumu da dün, Elon Musk’ın platformu ve yapay zekâ şirketi xAI hakkında, sohbet botu Grok tarafından oluşturulan cinsel içerikli açık görüntüler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu. Söz konusu görüntüler dünya genelinde tepkilere yol açmıştı.


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.