Orta Doğu ülkeleri kuraklığı deniz suyunu arıtarak aşmaya yöneldi

Orta Doğu ülkeleri kuraklık sebebiyle tarım, sanayi ve günlük kullanımda artan tatlı su ihtiyacına çareyi deniz suyunu arıtarak bulmaya çalışıyor.

AA
AA
TT

Orta Doğu ülkeleri kuraklığı deniz suyunu arıtarak aşmaya yöneldi

AA
AA

İklim değişikliğinin şiddetlendirdiği kuraklık dünyanın birçok bölgesinde su kıtlığına yol açıyor. Bu durum son yıllarda deniz suyu arıtımına (desalinasyon) yönelik çalışmaları ve yatırımları hızlandırdı.
Uzmanlar, desalinasyonun dünyada gittikçe ihtiyaç duyulan ve gelişen bir teknoloji olmakla birlikte özellikle Orta Doğu gibi su kaynaklarının az bulunduğu bölgelerde bir mecburiyet haline geldiğini belirtiyor.

Desalinasyon "kaçınılmaz" bir teknoloji
Desalinasyonla ilgili bilimsel çalışmalar yürüten İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Yüksel İmer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Katar ile sürdürdüğümüz çalışmalar neticesinde geldiğimiz nokta artık desalinasyon tesislerinin denize kıyısı olan birçok ülkede kaçınılmaz bir teknoloji olduğu yönünde." dedi.
Katar'ın kentsel su ihtiyacının yüzde 97'sini desalinasyondan elde ettiğini belirten İmer, "Bu çok yüksek bir oran. Özellikle Dünya Kupası'nda bu su ihtiyacının daha da artmasıyla desalinasyon teknolojilerine yönelimin çok olduğunu da duydum." ifadelerini kullandı.
İmer, son yıllarda bu kapsamdaki çalışmaların arıtılmış suyun veriminin artırıldığı, çevreye zararın en aza indirildiği alanlara yöneldiğini söyledi.

"Su kaynağının hiç olmadığı yerlerde kullanılabilecek bir teknoloji"
Yüksek Çevre Mühendisi Prof. Dr. Güçlü İnsel ise maliyetli bir teknoloji olan desalinasyonun ilk olarak denizaltılarda kullanılmaya başlandığını belirtti.
Deniz suyu arıtımının çeşitleri olduğunu söyleyen İnsel, "Yüksek basınçlı membrandan geçirilerek suyun tuzu alınıyor ve tuzu alınmış suya bir ek arıtma uygulanması onu kullanılabilir hale getiriyor. Su kaynağının hiç olmadığı yerlerde kullanılabilecek bir teknoloji. Ama bu maliyetli bir teknoloji; metreküp başına 0,8-1 dolar arası bir maliyeti olabiliyor." dedi.
Deniz suyu arıtımının yanı sıra atık suların geri kazanımıyla su kaynakları oluşturulmasının önemine dikkati çeken İnsel, bu tür yatırımlarda yerleşim yerine göre yapılacak çalışmalarla su yönetim planı oluşturulması gerektiğini vurguladı.
İnsel, "Elinizde hiçbir su kaynağı yoksa, mecburen onu yapmak zorundasınız. Mesela bazı tesislerde var, hatta kanalizasyon sularından elde ettiği suyu da kullanan, teknolojiyi o seviyeye getiren ülkeler var." diye konuştu.

Orta Doğu ülkelerinde desalinasyon
AA muhabiri, yetersiz tatlı su kaynağına sahip Orta Doğu ülkelerinde kuraklığın artmasıyla giderek daha fazla önem verilen deniz suyu arıtma çalışmalarını derledi.
Aslında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Bahreyn gibi ülkeler bu yöntemi uzun süredir kullanıyor, son yıllarda ise desalinasyon yatırımlarındaki artış dikkati çekiyor.
Dünyada en çok su sıkıntısı çeken ülkeler arasında bulunan Ürdün, geçen yıl geniş kapsamlı bir desalinasyon tesisi kurulması için 1 milyar dolarlık yeni projesini açıkladı.
Bu yılın sonlarına doğru inşasına başlanması planlanan tesisle Kızıldeniz'den yıllık yaklaşık 300 milyon metreküp deniz suyunun halkın kullanımına kazandırılması hedefleniyor.

Suudi Arabistan
Suudi Arabistan, bölgede desalinasyon yöntemini uygulayan ilk ülkeler arasında yer alıyor.
Kızıldeniz'de batık bir savaş gemisinde bulunan aletlerle deniz suyu arıtımını öğrenen Suudi Arabistan, tatlı su kaynaklarını desteklemek amacıyla ilk kez 1928'de deniz suyunu tuzdan arıttı.
Halihazırda Suudi Arabistan'da günlük 6 milyon metreküpten fazla deniz suyu arıtma kapasitesine sahip 33 desalinasyon tesisi bulunuyor.
Deniz suyu arıtma yöntemine yatırımlarını günden güne artıran Suudi Arabistan, yılda 2,3 milyar metreküpten fazla tatlı su üretiyor ve bu rakam dünyadaki deniz suyu arıtımının yüzde 20'sine denk geliyor.
Riyad yönetimi, 2027'ye kadar günlük deniz suyu arıtma kapasitesini 7,5 milyon metreküpe çıkarmayı planlıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri
BAE, su ihtiyacının yüzde 42'sini karşıladığı deniz suyu arıtma yöntemini 1977'de kullanmaya başladı.
Deniz suyu arıtımına geçen yıl 2 milyar dolar yatırım yapan ülkede başlıca 70 tesis yer alıyor.
BAE, dünyada arıtılan deniz suyunun yüzde 15'ine tekabül eden yıllık 1,7 milyar metreküp su arıtımı gerçekleştiriyor.

Katar
Katar, toplam su ihtiyacının yaklaşık yarısını, evsel su ihtiyacının da neredeyse tamamını karşılayan deniz suyu arıtma işlemine 1953'te başladı.
Ülkede şu an günlük üretim kapasitesi 2 milyon metreküpten fazla başlıca 3 arıtma tesisi bulunuyor.

Bahreyn
Deniz suyu arıtımı için ilk tesisini 1975'te kuran Bahreyn, su ihtiyacının yüzde 80'ini bu yöntemle karşılıyor.
Bahreyn'deki yıllık 300 milyon metreküpten fazla kapasitesiyle 5 arıtım tesisi faaliyet gösteriyor.

Kuveyt
Kuveyt, içme suyu ihtiyacına çare olarak deniz suyu arıtma işlemine 1951'de başladı. Ülkede şu an günlük üretim kapasitesi 3 milyon metreküpü aşan 8 arıtma tesisi bulunuyor.
Deniz suyu arıtma yöntemiyle elde edilen kaynaklar Kuveyt'in su kaynaklarının yüzde 60'ını oluşturuyor.
Ülkede deniz suyu arıtımından yıllık 750 milyon metreküpten fazla tatlı su elde ediliyor.

İran
Son dönemde barajlarındaki doluluk oranı yüzde 38'e gerileyen İran, ağustos ayında özellikle su kıtlığının alarm verdiği güney eyaletlerinde desalinasyon tesislerine yatırımını artırdığını duyurdu.
Ülkede şu an 75 arıtma tesisinden günlük yaklaşık 450 bin metreküp tatlı su elde ediliyor.
Tahran yönetimi, 2025'e kadar tesis sayısını 95'e, su arıtma kapasitesini de günlük 650 bin metreküpe çıkarmayı hedefliyor.

Deniz suyu arıtma tesisi Gazze'ye can oluyor
İsrail ablukası altındaki Gazze Şeridi'nde yer alan 3 desalinasyon tesisi, bölgede yaklaşık 2 milyon Filistinli için can suyu niteliğinde.
Suların yüzde 97'sinin içmeye uygun olmadığı Gazze Şeridi'ndeki nüfusun yüzde 35'i deniz suyunun arıtılmasıyla içme suyuna erişiyor.
Bölgedeki tesislerden günlük yaklaşık 37 bin metreküp su elde ediliyor.

İsrail
Deniz suyu arıtma yöntemine 2005'te başlayan İsrail, mevcut 5 tesis sayesinde yıllık 585 milyon metreküp içme suyu elde ediyor.
Deniz suyu arıtımı için yatırımlarını artıran İsrail'de inşaatı süren 2 yeni tesisin faaliyete geçmesiyle 2026'nın sonuna kadar evsel su tüketimi ihtiyacının yüzde 95'inin deniz suyu arıtma yöntemiyle karşılanması planlanıyor.

Cezayir
Cezayir'de aktif 15 deniz suyu arıtma tesisinde yıllık yaklaşık 750 milyon metreküp tatlı su elde ediliyor ve deniz suyu arıtma yöntemiyle ülkenin içme suyunun ortalama yüzde 17'si karşılanıyor.
Kuraklık sebebiyle son 3 yıldır tatlı su kaynaklarında ciddi düşüş yaşayan Cezayir, yeni yatırımlarla bu oranı 2030'a kadar yüzde 60'a çıkarmayı hedefliyor.
Cezayir yönetimi son olarak 1200 kilometrelik sahil şeridi boyunca desalinasyon tesisleri kuracağını duyurdu.

Fas
Son yıllarda şiddetli kuraklıkla mücadele eden Fas'ın 2020-2027 döneminde içme suyu için yapmayı planladığı 12 milyar dolarlık yatırımda deniz suyu arıtma tesisleri önemli yer tutuyor.
Mevcut 9 arıtma tesisinden yıllık 147 milyon metreküp tatlı su üreten Fas, 2030'a kadar 20 yeni arıtım tesisi kurmayı planlıyor.
Son 40 yılın en şiddetli kuraklığının kaydedildiği Fas'ta su sıkıntısından en çok etkilenen Agadir şehri, içme suyuna deniz suyu arıtımı sayesinde ulaşıyor.



Şara, Suudi Arabistan'ın onur konuğu olacağı 62. Şam Uluslararası Fuarı'nın açılışını duyurdu

Şara, Suudi Arabistan'ın onur konuğu olacağı 62. Şam Uluslararası Fuarı'nın açılışını duyurdu
TT

Şara, Suudi Arabistan'ın onur konuğu olacağı 62. Şam Uluslararası Fuarı'nın açılışını duyurdu

Şara, Suudi Arabistan'ın onur konuğu olacağı 62. Şam Uluslararası Fuarı'nın açılışını duyurdu

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, dün akşam, birkaç yıllık aradan sonra, yaklaşık 800 yerel ve uluslararası şirketin katılımıyla Şam banliyölerindeki Şam Sergi Merkezi'nde 62. Şam Uluslararası Fuarı'nın açılışını duyurdu.

Suudi Arabistan, fuara onur konuğu olarak katılıyor. Suudi Basın Ajansı'na (SPA) göre bu katılım, “iki kardeş ülke arasındaki kardeşçe ve tarihi bağların gücünü yansıtıyor ve Krallığın ekonomik iş birliğini güçlendirme ve ikili ticareti geliştirme konusundaki istekliliğini ortaya koyuyor, Suriye pazarında ulusal mal ve hizmetler için yeni ufuklar açıyor.”

Açılış töreni

Suriye Cumhurbaşkanı Şara açılış konuşmasında şunları söyledi: “Ticari tarihi boyunca Şam, önemli konumu, sunduğu hizmetlerin mükemmelliği ve sağladığı özen sayesinde dünya ülkeleri arasında her zaman öne çıkan bir konuma sahip olmuştur. Bu özellikleri, Şam'ı ticaret kervanları için güvenli bir ortam haline getirmiştir.”

“Bugün, bölgedeki türünün ilk örneği olan, tarihin en eski yerleşim yeri başkentte, eski Levanten tarihimizin bir yönünü ve zengin ekonomik mirasını kutlamak ve birlikte ‘Şam Fuarı’ başlıklı yeni ve parlak bir sayfa açmak için bir araya geldik.”

dfghy
62. Şam Uluslararası Fuarı'nın açılışının ardından havai fişek gösterisi yapıldı (Şarku’l Avsat)

Suriye Uluslararası Fuarlar ve Uluslararası Pazarlar Genel Müdürü Muhammed Hamza, 62. Şam Fuarı'nın açılışını duyurarak, "Şam'dan, Suriye'nin dünyaya açıldığı bir nokta olan 62. Şam Uluslararası Fuarı'nın açılışını gururla ve onurla duyuruyoruz" dedi.

62. fuarın “eski rejimin düşüşü ve on yıllar süren zulümden sonra Şam'ın kurtuluşundan sonraki ilk fuar olduğunu ve dünyayla ilişkilerimizde yeni bir sayfa açtığını” belirtti. “Bu büyük an, Suriye devriminin asil şehitlerinin kanı, yaralıların sabrı ve kayıp olan ancak kalplerimizde hala yaşayanların fedakarlıkları olmadan mümkün olamazdı” ifadelerini kullandı.

Ardından Suudi Arabistan Yatırım Bakan Yardımcısı Abdullah el- Dubeyhi , İki Kutsal Caminin Koruyucusu ve Veliaht Prens'in selamlarını ileten bir konuşma yaptı. “Şam'da sizlerin arasında olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Burada kendimizi misafir gibi değil, ikinci evimizdeymiş gibi hissediyoruz” dedi.

Şam Uluslararası Fuarı'nın “sadece ekonomik bir etkinlik değil, Şam'ın dünyaya kapılarını açtığı 1954 yılına dayanan bir tarih sembolü olduğunu ve birçok Suudi şirketin Suriye ile iş birliğini genişletmek için bu fuara katıldığını” açıkladı.

“Suriye sadece dünyayı yeniden kucaklamakla kalmayacak, aynı zamanda dünyaya yeniden ilham verecek” dedi.

Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Suriye'nin yeniden inşasının Türkiye için bir öncelik olduğunu ve tüm alanlarda ilişkileri geliştirmek için Suriye ile yakın iş birliği içinde olduklarını söyledi.

Suudi iş adamı Essam Al-Muhaidib ise şunları söyledi: “İnsanlığa bilginin yolunu aydınlatan medeniyetlerin beşiği sevgili Suriye'ye, iki kardeş ülke, liderleri ve halkları arasındaki kardeşlik bağlarının derinliğini teyit etmek için geldik.” Şöyle devam etti: “Burada yaptığımız toplantı, umut dolu bir mesaj ve Suriye'nin istikrar ve refahın hakim olduğu bir gelecek inşa etme konusundaki samimi arzumuzun bir tezahürüdür.”  Muhaidib, Şam Uluslararası Fuarı'nın ortaklıkları güçlendirmek ve deneyimleri paylaşmak için umut vaat eden bir platform olduğunu ifade etti.


İsrail ve Suriye: Güneydeki ikilemi kim çözecek?

Golan Tepeleri'nde saldırı koordinasyon eğitimi sırasında İsrail ordusu 6. Piyade Tugayı askerleri, 7 Aralık 2023 (AFP)
Golan Tepeleri'nde saldırı koordinasyon eğitimi sırasında İsrail ordusu 6. Piyade Tugayı askerleri, 7 Aralık 2023 (AFP)
TT

İsrail ve Suriye: Güneydeki ikilemi kim çözecek?

Golan Tepeleri'nde saldırı koordinasyon eğitimi sırasında İsrail ordusu 6. Piyade Tugayı askerleri, 7 Aralık 2023 (AFP)
Golan Tepeleri'nde saldırı koordinasyon eğitimi sırasında İsrail ordusu 6. Piyade Tugayı askerleri, 7 Aralık 2023 (AFP)

Emel Şehade

İsrail ve Suriye arasında önümüzdeki ay bir güvenlik anlaşması imzalanabileceğine dair iyimser haberlerin basında yer almasına rağmen taraflar henüz nihai bir anlaşmaya varmazken anlaşmanın merkezinde yer alan bazı konularda temel anlaşmazlıklar halen devam ediyor. Sınırın her iki tarafında, özellikle Suriye'deki Şeyh (Hermon) Dağı ve güneydeki ordu mevzileri konusunda güvenlikle ilgili anlaşmazlıklar da söz konusu. İsrail, Golan Tepeleri'ni sadece terk etmeyi değil, bu konuyu tartışmayı bile reddettiği sürece, Golan Tepeleri iki ülke arasında gelecekte yapılacak herhangi bir siyasi anlaşmanın önünde bir engel teşkil etmeyi sürdürecek.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail'de ‘Netanyahu'nun basın sözcüsü’ olarak bilinen İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Tel Aviv'den ayrılmasını bekledikten sonra İsrail'in Suriye konusundaki tutumunu açıkladı. Katz’ın açıklamasına göre İsrail ordusu, Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonra işgal ettiği topraklardan, özellikle güneyden ya da bir başka deyişle ‘güvenli bölge’ olarak bilinen bölgeden çekilmeyecek.

İran'ın Suriye’den çıkarılmasıyla ilgili tartışma

Öte yandan İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın Washington'da Gazze ile ilgili diğer konuların yanı sıra halen birçok engelle karşı karşıya olan Suriye dosyasını da görüşmesi bekleniyor. Katz'ın açıklamaları İsrail'de de tartışmalara yol açtı. Siyasi kaynaklar, “Ufukta Suriye ile bir anlaşma falan görünmüyor. Masadaki tek konu Golan Tepeleri ve Suriye sahnesindeki güvenlik düzenlemeleri” ifadelerini kullandı. Aynı kaynaklara göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın taraflar arasındaki herhangi bir anlaşmanın 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması’ndaki ateşkes ilkelerine dayandırılması yönündeki talebine İsrail’in karşı çıkması, anlaşmanın önündeki başlıca engel olmaya devam ediyor.

Kimliğinin gizli kalmasını isteyen bir güvenlik yetkilisinin yaptığı açıklamaya göre ABD’liler İsrailli karar vericilere eylül ayı sonuna kadar bir anlaşma sağlanmasını istediklerini açıkça belirttiler, ancak gerçekte Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplanmadan önce Tel Aviv'de bir güvenlik anlaşmasına varılma şansının çok düşük olduğunu biliyorlar.

Aynı yetkili sözlerini şöyle sürdürdü:

“Amerikan rüyasında, Başkan Donald Trump'ın ekibi, BM Genel Kurulu sırasında Şara, Trump ve Netanyahu arasında üçlü bir toplantı yapılmasını istiyor. Ancak bu sonucu elde etmek için taraflar arasındaki büyük anlaşmazlıkları aşmak zorundalar. Bu olasılık zayıf olsa da imkânsız değil.”

Netanyahu’nun programına göre, önümüzdeki ayın 25'inde New York'a gitmesi bekleniyor. O gün, Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile güvenlik anlaşmasını imzalamak için çaba gösterilecek. Ertesi gün BM Genel Kurul’da bir konuşma yapacak ve ondan sonraki pazartesi günü New York'tan ayrılacak. Şara’nın ise Netanyahu'dan iki gün önce Genel Kurul’da konuşma yapması bekleniyor.

Birkaç İsrail kaynağına göre son halini alan anlaşma İsrail'in güvenliğini sağlamak ve Suriye’yi İran’ın liderliğindeki Şii ekseninden çıkarmak amacıyla hazırlanıyor. Tartışılan ve anlaşmaya dahil edilmesi beklenen en önemli maddeler arasında; İsrail'in güvenliğinin sağlanması, İsrail’in gelecekteki stratejik tehditleri engellemek amacıyla ısrarla direttiği Türkiye’nin Suriye ordusunu yeniden kurmasını önlemek için Şam'dan Suveyda’ya kadar Golan Tepeleri'nin askerden arındırılması, İsrail Hava Kuvvetleri’nin bölgedeki hareket özgürlüğünü ve hava üstünlüğünü korumak için Suriye topraklarında füzeler ve hava savunma sistemleri dahil stratejik silahların konuşlandırılmasının yasaklanması ve Suveyda’daki Dürzi Dağı'na insani yardım koridoru kurulması yer alıyor.

Buna karşın İsrail, Bakan Katz'ın kamuoyuna açıkladığı gibi, Suriye'nin Hermon Dağı'nın geleceğini görüşmeyi ve Beşşar Esed rejiminin çöküşünden sonra işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmeyi reddediyor. İsrailli yetkililere göre tüm bunların karşılığında Suriye, yeniden imar için ABD ve Körfez ülkeleri tarafından desteklenecek.

Ortadoğu araştırmacısı Yaron Friedman, Şam ve Tel Aviv arasında ve Barrack ile ‘Türkiye'nin yeni Suriye ordusunu kurmasının engellenmesi’ için yapılan son görüşmelerden sızan bilgileri açıkladı. Friedman’a göre bu yüzeysel olarak önemli bir madde, ancak çok kolay bir şekilde aşılabilir ve uygulanıp uygulanamayacağı şüpheli. Öte yandan Suriye Cumhurbaşkanı Şara tarafından kurulacak yeni Suriye ordusu, ağır silahları doğrudan Türkiye'den değil, üçüncü bir taraftan veya başka bir ülkeden, iç amaçlar ve ülkedeki otoritesini pekiştirmek için ihtiyaç duyduğu gerekçesiyle satın alabilecek.

Ayrıca güvenlik anlaşmasının ‘İran’ın Suriye’den çıkarılmasını’ da içereceğini açıkladı. Bu onun görüşüne göre tamamen gereksiz bir madde. Yerel durum herhangi bir anlaşma gerektirmiyor ve Şam'daki mevcut rejim, on yıl önceki Suriye iç savaşından dolayı İran ekseninin baş düşmanı haline geldi. Şara’nın Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) olarak bilinen silahlı grubu, Beşşar Esed rejimi, Hizbullah ve diğer İran yanlısı milisler ile savaşa öncülük etti. Dolayısıyla bu konuda bir anlaşma imzalamaya gerek yok. Çünkü bu, Şam'daki yeni rejimin çıkarlarına en uygun olanı ve İsrail ile uzlaşı konusuyla hiçbir ilgisi yok. Şara örneğinde, ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ düsturu geçerli değil. Aksine, anlaşma imzalandıktan sonra gelecekte Suriye'nin merkezinde İranlı bir terörist unsur keşfedilirse, İsrail'i kısıtlayabilir.

Yeni bir sistem mi, yoksa bir aldatmaca mı?

Katz'ın açıklamalarının ardından, askeri yetkililer ve güvenlik yetkilileri bölgesel uzlaşı için görüşmelere katılanların samimiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Yedek Albay Amit Yagur, Barrack'ın ziyareti ve Tel Aviv'den sonra salı günü Beyrut'ta yaptığı görüşmenin, ABD'nin Suriye ve Lübnan ile yeni bir bölgesel düzen oluşturma çabalarını yansıttığını söyledi. Karar vericilere bu fırsatı kaçırmamaları çağrısında bulunan Yagur, Amerikalılarla ve doğrudan müzakere ettikleri Suriyelilerle yapılan görüşmelerde ‘İbrahim (Abraham) Anlaşmaları çerçevesinde toprak kontrolü ve tam normalleşmeyi içeren geri dönüşü olmayan düzenlemeler üzerinde ısrar etmeleri’ gerektiğini vurguladı.

Yagur’a göre son günlerde yaşanan ve önümüzdeki ay üçlü bir zirve yapılabileceğine dair kamuoyunda konuşulmaya başlanan olaylar, İsrail'in kuzey sınırında kendisine yönelik düşmanlıkların durdurulması için eşsiz bir fırsat ve aynı zamanda, ortaya çıkacak yeni bölgesel düzen için coğrafi konumu hayati önem taşıyan Lübnan ve Suriye ile yeni bir bölgesel düzenin kurulması için bir fırsat teşkil ediyor.

Suriye ve Lübnan hükümetlerinin İsrail ile sadece geçici anlaşmalar imzalamaya hazır olduklarını belirten Yagur, bu anlaşmaların bu hedefe ulaşmak için yeterli olduğunu düşündüklerini, ancak İsrail'in var olduğu alanlarda tavizler elde ederek, İsrail ile tam bir normalleşme anlaşması imzalamaktan mümkün olan her şekilde kaçınmak ve konuyu belirsiz bir tarihe ertelemek istediklerini söyledi. Yagur’a göre amaç, yeniden inşa ve İsrail'in geri çekilmesi gibi somut kazanımlar elde etmek, ABD odaklı uluslararası meşruiyet kazanmak, zaman kazanmak ve Başkan Donald Trump'ın görev süresini güvenli bir şekilde atlatmak. Suriye ve Lübnan, İsrail'den istenen tavizler elde ettikten sonra eski düzeni eski haline getirmeye çalışacak.

Bu beklentiler çerçevesinde bölgede yeni bir bölgesel düzen oluşturmak için her fırsatın değerlendirilmesi ve İsrail'in algıya değil gerçeklere dayalı çok temkinli bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini düşünen Yagur, Katz’ın açıkladığı gibi, İsrail'in sadece Suriye'de değil, Lübnan'da da stratejik derinlik sağlayan ve onun ‘güvenlik önlemleri’ olarak adlandırdığı pozisyonları, İsrail ordusunun doğrudan kontrolü veya Dürziler gibi İsrail’in çıkarlarına çalışan vekil güçler aracılığıyla sürdürmesi gerektiğini vurguladı.

Yagur, güvenlik güçlerinin aradığı ve karar vericilerin istediğine en yakın değerlendirmeyi yaptı. Zira birçok siyasi yetkili aracılığıyla, 1974 yılından bu yana yürürlükte olan ateşkes anlaşmalarının artık geçerli olmadığını ve Suriye'deki mevcut duruma uymadığını vurguladılar. Dolayısıyla onlar için 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması, mevcut durumda gelecekteki herhangi bir çözüm için referans teşkil etmiyor.

Öte yandan Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Merkezi eski Başkanı Eyal Ziser, iki taraf arasındaki temasların ve görüşmelerin taktik ve teknik nitelikte olduğunu ve iki ülke arasındaki sınırdaki durumu çözmeye odaklandığını düşünüyor. Ziser’e göre bu temaslar ve görüşmeler, Suriye'nin güneyindeki Dürzilere insani yardım sağlanmasını da içerebilir. Diğer politikacılar ve güvenlik yetkilileri gibi Ziser de Abraham Anlaşmaları gibi genel bir Arap desteği olmadan böyle bir adımı atmanın hukuki zorlukları nedeniyle, şu anda iki ülke arasında bir barış anlaşmasının gündemde olmadığını vurguladı.

Karar vericilere durumu yakından takip etmeleri çağrısında bulunan Ziser, Suriye'nin cihatçı geçmişine rağmen İsrail’i tehdit edebilecek bir ordusu olmayan harap bir ülke olduğu gerçeği göz önüne alındığında, İsrail’in çıkarlarına hizmet eden ve güvenliğini tehlikeye atmayan anlaşmalar yapmanın mümkün ve gerekli olduğunun altını çizdi.

Anlamsız bir anlaşma

Ortadoğu araştırmacısı Yaron Friedman'a göre İsrail'de, bir yandan anlaşmanın meşruiyeti konusunda şüpheler, diğer yandan ordunun pozisyonunu korumakta ısrarcı olması nedeniyle, tartışma, hazırlanan güvenlik anlaşmasının boşuna olduğu noktasına geldi. Friedman, Suriye'nin ulaşmaya çalıştığının ve Şara’nın aradığının anlamsız bir anlaşmadan ibaret olduğunu söyledi.

Friedman, değerlendirmesinde şunları söyledi:

 “Ateşkes zaten sahada uygulanıyor ve doğaçlama bir milis gücüne benzeyen zayıf Suriye ordusu, İsrail'e saldırma niyetinde de değil, kapasitesinde de değil. İsrail ordusunun altı ay önce bu bölgeleri kontrol altına almasına neden olan sebepler halen geçerli. Beşşar Esed'in diktatörlüğünün yerini, anlaşma imzalandıktan ve İsrail ordusu çekildikten sonra bile Golan Tepeleri'ne ulaşabilecek tehlikeli terörist güçler ve cihatçı örgütler aldı. İsrail, şu anda son halini alan anlaşmadan sızan bilgilere göre Şam'ın güneyinde silahsızlanma konusunda konuşurken, yine mevcut bir emri imzalamaktan bahsediyor. Çünkü Şara’nın ordusu tankları veya füzeleri yok, sadece kamyonetleri, hafif silahları ve belki bazı helikopterleri var. Bununla birlikte, birleşik Suriye'yi kontrol etmek istediğini defalarca kez beyan eden Cumhurbaşkanı Şara, Suriye’nin güneydeki Suveyda’da Dürzilerin özerkliğine şiddetle karşı çıkıyor.”

Ancak tüm bunlar, Friedman'ın söylediği gibi, Şam'ın güneyine asker konuşlandırması gerekeceği anlamına geliyor. Anlaşmaya göre Şam, ağır silahları (Suriye bunlara zaten sahip değil) takviye etmesini engelleyecek, ancak hafif silahlar ve çok sayıda savaşçı ile kontrolü elinde tutabilecek. Ancak bu kez, Şam yönetiminin destekçileri ve Bedevi aşiretlerinden müttefiklerinin Dürzilere karşı gerçekleştirdiği katliamlar anlaşmanın ardından tekrarlanırsa -ki bu gerçekten de bekleniyor- İsrail'in elleri ABD destekli anlaşma nedeniyle bağlanacak.

Friedman, şu an son halini alan anlaşma hakkında kendisini en çok endişelendirenin, İsrail ile Arap dünyası arasındaki barış sürecini fiilen gömecek çok sorunlu bir bölgesel emsal teşkil edebileceği gerçeği olduğunu söyledi. Şimdiye kadar 1979 yılında Mısır’la, 1993 yılında Ürdün’le ve Abraham Anlaşmaları’na taraf olan bazı Arap ülkeleriyle barış anlaşmaları imzalandı. Ancak İsrail Suriye ile çok yakında Şam yönetiminin, yaptırımların kaldırılması, devletin yeniden inşası ve Batı ile ilişkilerin yenilenmesi gibi ihtiyaç duydukları karşılığında ne barış ne de normalleşme niteliğinde bir anlaşma imzalayacak. Böyle bir durumda Suriye neden tam barışa doğru ilerlemek istesin ki? Bölgedeki diğer ülkeler de bundan bir sonuç çıkarabilir ve İsrail ile sadece güvenlik anlaşmaları imzalamakla yetinebilir. Lübnan ve belki daha sonra Irak ve kim bilir onlardan sonra başka kimler. ABD, barış anlaşmaları yapılmayan İsrail ile güvenlik düzenlemelerine meşruiyet tanırsa, bu gerçekten mümkün olabilir.

Burada, ‘İsrail neden kendisi için dezavantajlı görünen bir anlaşmayı imzalamaya razı oluyor?’ sorusu akıllara geliyor. İsrail hükümeti, Suriye konusunda İsrail'in çıkarlarından çok Amerika'nın çıkarlarını gözeterek hareket ediyor gibi görünüyor. ABD Başkanı Trump, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünya da bir uzlaşı kampanyası yürütüyor. Suriye'nin en zayıf olduğu anda, Golan Tepeleri'nden çekilme karşılığında İsrail ile ciddi bir barış anlaşması imzalaması için baskı yapmak yerine, yarı yolda uzlaşıya razı oluyor. Öyle görünüyor ki İsrail, yıllardır üzerinde çalışılan geçici anlaşmayı kabul etmek ve sonuçlarına katlanmak zorunda kalacak. Anlaşmada sürpriz bir madde olmasa bile, bu sadece gereksiz olmakla kalmayıp, aynı zamanda siyasi bir başarısızlık ve Suriye ile gelecekteki görüşmelerde pazarlık kozunun kaybedilmesi anlamına geliyor.

Bunun ‘anlamsız bir anlaşma’ olduğunu söyleyen Friedman’ın bu görüşüne  Tel Aviv ile Şam arasında bu bağlamdaki gelişmelere daha aşina olanlar da ona katılıyor.


Gazeteciler, Gazze'deki meslektaşlarıyla dayanışma amacıyla Londra'da gösteri düzenledi

Londra'da dün Gazze'de öldürülen gazetecileri anmak için düzenlenen gösteride protestocular pankartlar ve bayraklar taşıdı (Reuters)
Londra'da dün Gazze'de öldürülen gazetecileri anmak için düzenlenen gösteride protestocular pankartlar ve bayraklar taşıdı (Reuters)
TT

Gazeteciler, Gazze'deki meslektaşlarıyla dayanışma amacıyla Londra'da gösteri düzenledi

Londra'da dün Gazze'de öldürülen gazetecileri anmak için düzenlenen gösteride protestocular pankartlar ve bayraklar taşıdı (Reuters)
Londra'da dün Gazze'de öldürülen gazetecileri anmak için düzenlenen gösteride protestocular pankartlar ve bayraklar taşıdı (Reuters)

Gazeteciler, bu hafta başında İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Nasır Hastanesi'ne düzenlediği saldırıda 5 gazetecinin hayatını kaybetmesinin ardından, dün Londra'nın merkezinde Gazze'deki meslektaşlarıyla dayanışma gösterisi düzenledi.

İngiliz Ulusal Gazeteciler Sendikası üyeleri, Başbakan Keir Starmer'in Downing Street'teki ofisi ve konutunun önünde toplanarak, hesap sorulmasını ve medya çalışanlarını korumak için İngilizlerin önlemlerini yoğunlaştırmasını talep eden bir mektup teslim ettiler.

Gazeteciler, Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırıları ve İsrail ordusunun müdahalesinden bu yana Gazze'de öldürüldüğü basın gözlemcileri tarafından belirlenen 200'den fazla gazetecinin isimlerini yüksek sesle okuyarak protesto düzenlediler.

frvgfr
Londra'da dün düzenlenen protestoda gazeteciler, öldürülen Filistinli gazetecilerin isimlerinin yazılı olduğu pankartlar taşıyor (Reuters)

Pazartesi günü Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'a düzenlenen saldırılarda, Al Jazeera, Associated Press, Reuters ve diğer medya kuruluşlarında çalışan 5 gazeteci de dahil olmak üzere en az 20 kişi hayatını kaybetti.

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, harekete ait bir kamerayı hedef aldığını duyurdu ve bu saldırı uluslararası alanda kınama dalgasına yol açtı.

Bu, gazetecilerin ölümüne yol açan ve kasıtlı hedef gösterme suçlamalarına yol açan bir dizi İsrail saldırısının sonuncusu.

Ulusal Gazeteciler Sendikası, bu haftanın başlarında üyelerinin, "Gazze'de çalışan gazetecilerle 48 saatlik dayanışma grevi" olarak adlandırdığı eyleme dünya genelindeki kardeş sendikalarla birlikte katılacağını duyurdu.

lo
Londra'da dün Gazze'de öldürülen gazetecileri anmak için düzenlenen gösteride protestocular (Reuters)

Protestoyu ve Starmer'a yazılan mektubu organize etmeye yardımcı olan serbest gazeteci ve Ulusal Gazeteciler Birliği üyesi Deborah Hobson şunları söyledi: “Burada dayanışma ve meslektaşlarımız olarak olanlara ne kadar şoke olduğumuzu göstermek için bulunuyoruz.”

Hobson, Starmer'ın merkez sol hükümetinin son zamanlarda yaşanan gazeteci cinayetlerine ve önceki olaylara verdiği tepkiyi “yetersiz” olarak nitelendirdi.

Hobson, “İngiltere'nin özellikle rahatsız olduğuna dair herhangi bir işaret yok” dedi.

“Başbakanımız insan hakları avukatıdır” diye belirtti ve Starmer'ın siyasete girmeden önceki kariyerine atıfta bulundu.

fgbhjukı
Londra'da dün Gazze'de öldürülen gazetecileri anmak için düzenlenen gösteride protestocular (Reuters)

Şöyle devam etti: “Adalet ve eşitlik konusunda tarihi itibarı göz önüne alındığında, her halükarda İşçi Partisi hükümetinden en iyisini bekliyoruz.” Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre son aylarda İngiliz hükümeti, İsrail'in Gazze'de kullanmak üzere yaptığı silah ihracatı lisanslarını ve serbest ticaret görüşmelerini askıya aldı ve İsrail'in savaştaki tutumunu protesto etmek amacıyla iki aşırı sağcı İsrailli bakana yaptırım uyguladı.

İngiltere geçen hafta 26 ülkeyle birlikte İsrail'e, Gazze'ye “bağımsız yabancı medyanın derhal erişimine izin verilmesi” çağrısında bulundu.

Yazar ve editör Mike Holdrens, “meslektaşlarımızı onurlandırmak, onların anısını yaşatmak ve Gazze'de ve başka yerlerde hala çalışan gazeteciler için en güçlü koruma önlemlerinin alınmasını talep etmek” için geldiğini söyledi. Holdrens, “Bu protesto, gerçeği haber vermek için hayatlarını feda edenlere adanmış bir anma töreni” ifadelerini kullandı.