Rus ‘Çar’ın Kurtları’ grubu Ukrayna’da silahları test ediyor

Yeni silahların testi, Ukrayna askerleriyle çatışmaya girilen cephe hatlarında yapılıyor.

Ukraynalı askerler 15 Aralık’ta, Bahmut yakınlarındaki Rus kuvvetlerinin mevzilerine SİHA gönderdi. (AP)
Ukraynalı askerler 15 Aralık’ta, Bahmut yakınlarındaki Rus kuvvetlerinin mevzilerine SİHA gönderdi. (AP)
TT

Rus ‘Çar’ın Kurtları’ grubu Ukrayna’da silahları test ediyor

Ukraynalı askerler 15 Aralık’ta, Bahmut yakınlarındaki Rus kuvvetlerinin mevzilerine SİHA gönderdi. (AP)
Ukraynalı askerler 15 Aralık’ta, Bahmut yakınlarındaki Rus kuvvetlerinin mevzilerine SİHA gönderdi. (AP)

Ukrayna savaşı, patlak vermesinden neredeyse bir yıl sonra sahne olduğu yeni gelişmelerle tün dünyayı şaşırtmaya devam ediyor.
Bu, ‘hibrit ve kapsamlı küresel savaş’ unvanını hak eden, tüm normları aşan ve tüm kırmızı çizgileri yıkan bir savaş.
Taraflar, Ukrayna savaşında tüm askeri ve diplomatik araçlarını kullandılar. Böylece savaşın etkileri, dünyayı bölen medya ve siyasi çatışmalardan enerji kaynaklarının zarar görmesine, gıda tedarik zincirlerini çökerterek tüm ülkeleri ve bölgeleri gıdaya erişemez hale getirmesine kadar neden oldukları ile çatışmanın iki tarafını çoktan aştı.
Bununla birlikte şu an savaş alanlarında en belirgin olan şey, devam eden savaşın, askeri uzmanların gelecekteki etkileri ve bunları ileriki savaşlarda geliştirme olasılıkları için inceledikleri yeni kurallar ve mekanizmalar oluşturmasıdır.
Düzenli kuvvetlerin yanında paralı askerlerin de aktif kullanımı ve temas hatlarındaki doğrudan çatışmalarda ana rolün insan hakları hukukunu tanımayan acımasız gruplara devredilmesi de bunlar arasında yer alıyor.
Bu adımlar, ülkeler arasındaki savaşların gidişatında, muhtemelen güçlü yansımaları olacak köklü bir değişikliğe neden oldu.
Ayrıca saldırı uçaklarının sivil altyapı tesislerine saldırılarda yaygın olarak kullanılması gibi yeni teknolojiler, modern savaş sanatlarında yeni bir ders haline geldi.
Uzmanlara göre taraflar düşmanın yeteneklerini felç etmek amacıyla ‘eşzamanlı yoğun saldırı yapan’ silahlı insansız hava aracı (SİHA) filolarıyla mücadele için mekanizmalar geliştirerek bunları kullanmak için zamana karşı yarışıyorlar.
Moskova, bir süre önce söz konusu savaş teknolojisini geliştirmeye başladığını duyurdu.
Halen pek çok sürprize gebe olan bu savaştaki son gelişme, Rusya’nın askeri-teknik danışmanlardan oluşan ‘Çar’ın Kurtları’ isimli grubun cephe hattına girdiğini açıklamasıyla yaşandı.
Çarlık Rusyası’nın savaşları, topraklarını ve geçmiş ihtişamını ‘geri getirme’ çabasını anımsatan bir isme sahip bu grup sıradan askerlerden oluşmuyor.
Çar’ın Kurtları grubu daha ziyade, henüz test edilmemiş silah türleri ve patlayıcı malzemelerin keşfinde çalışan askeri-teknik uzmanları içeriyor.
Savaş cepheleri de yeni yeni silah türlerinin test edildiği sahalar oldu.
Tsarskie Wolves Merkezi (Çar’ın Kurtları) Başkanı Dmitry Rogozin, merkezin özel şirketler ve geliştiricilerin cephe hattındaki silah ve teçhizat örneklerini test etmeleri için en kısa yolu sağladığını açıkladı.
Merkez şu an henüz uygulamaya konma fırsatı bulunamamış ve üzerlerinde test yapılması gereken yüzlerce silah, askeri teknoloji ve patlayıcı madde mucitlerini bir araya getiriyor.
‘Silahları test etmek için gerçek savaştan daha iyi koşul var mı?’ sorusunun yanıtını, ‘Suriye deneyimi’ verdi.
Moskova, Suriye cephelerinde 300’den fazla modern silah ve teçhizat modelinin test edildiğini kabul etti. Bazılarının gerçek savaş için uygun olmadığını gördü ve bu nedenle onları üretmeyi bıraktı.
Birçok silah ve füze modelinde ise bu testlerden sonra etkinliklerini artırmak için çok sayıda modifikasyon yaptı.
Ancak bunlar ordunun halihazırda sahip olduğu, daha önce gerçek bir savaşa girmeden önce deney alanlarında test edilen silah ve teçhizat türleriydi.
Şu an analiz edilen konu ise henüz inovasyon sürecinde olan ve doğrudan savaş cephelerinde test edilecek silahlar ve teknolojilerin geliştirilmesiyle ilgili.
Rusya Federal Uzay Ajansı’nın (Roscosmos) eski Başkanı olan Rogozin, devlet haber ajansı RIA Novosti’ye şu açıklamalarda bulundu:
“Tsarskie Wolves Merkezi, aslında, hevesli ve kendi icatlarını sunmaya hazır olan geliştiriciler veya teknoloji geliştirme ekipleri için özel bir fırsat sunuyor. Ön saflara ulaşmaları, icatları üzerinde geniş çaplı saha testleri yapmaları için onlara en kısa yolu veriyor.”
Adı yıllardır Batı ile yüzleşmenin ‘şahinlerinden’ biri olarak anılan siyasetçi sözleirni şöyle sürdürdü:
“Bu testlere dayalı olarak hemen yüzde 100 olumlu sonuç elde etmek imkansız. Ancak geliştiriciler teknolojileriyle ilgili özel geri bildirimler alıyor ve icatlarını geliştirmek için bu geri bildirimi hızla dikkate alabiliyor.”
Bizzat Rogozin’in inisiyatifiyle oluşturulan Çar’ın Kurtları, resmi tanıma göre Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetleri kuvvetlerine askeri teknik yardım sağlıyor ve danışmanlar, çeşitli askeri teçhizat ve sistemlerin geliştiricileriyle yakın iş birliği içinde çalışıyor.
Ana görevleri ise Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonu kapsmaında yeni askeri teçhizat ve sistem modellerinin derhal tanıtılması.
Şarku’L Avsat’ın edindiği bilgilere göre Rogozin geçtiğimiz yıl, projesini geliştirmek için bir grup danışmanla birlikte Donetsk’te yaklaşık üç ay geçirdi.
21 Aralık’ta vurularak yaralanan Rogozin şu an Moskova’da tedavi görüyor.
Rogozin’in tartışmalı açıklamasının hemen ardından RIA Novosti’ye konuşan Tsarskie Wolves Personel Bölümü Başkanı Vladimir Matveychuk, “Merkez, Çar’ın Kurtları ekibine katılma isteklerini ifade eden teknik askeri uzmanlar, geliştiriciler ve yenilikçileri içeren yüzlerce başvuru formu aldı” dedi.
Rus medyası, savaşlarla ilgili insan hakları hukukun bu merkezin faaliyetlerine uygulanmasına yönelik mekanizmalardan bahsetmiyor. Üzerinde durulmayan bu konu, Ukrayna savaşında şimdiye kadarki en önemli başlık gibi görünüyor.
Buna paralel olarak Moskova’nın savaşta yoğun olarak kullanılan savaş stoklarını yenilemek için zamanla yarıştığı da sır değil.
Rus yetkililer, Rusya’nın füze stoj-klarındaki eksikliğe dikkat çekilen Batı kaynaklı verileri reddediyor.
Rus devlet savunma sanayi şirketi Rostec Genel Müdürü Sergey Çemezov, Rus medyasına yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı;
“Kiev ve bazı yabancı medyanın Rus ordusunun füze sıkıntısı çektiği yönündeki iddiaları temelsizdir. Rostec, Savunma Bakanlığı’ndan çeşitli mühimmat türlerinin üretimini kat kat artırma talebinde bulundu ve bazı modellerin üretimlerini önemli ölçüde artırdı.”
Batı medyası, istihbarat kaynaklarına dayandırılan haberlerde, Rusya’nın Kuzey Kore’den milyonlarca top mermisi ve füze satın aldığını aktarmıştı.
Bunun, yaptırımların tedarik zincirlerini ciddi şekilde sınırladığı ve Moskova’yı askeri malzeme elde etmek için ‘haydut devletlere’ yönelmeye zorladığının bir göstergesi olduğu vurgulanmıştı.
Askeri uzman Alexei Leonkov, “Bu iddialar ve diğerleri, önyargılı bir medya kampanyasının yalnızca bir parçasıdır” diyerek iddiaları yalanladı.
Leonkov, Rusya’da uçaksavar güdümlü füzeler üreten Almaz-Antey Corporation ve çok çeşitli topçu ve füzeler üreten Tecmash Corporation gibi silah ve askeri teçhizat üreten birçok büyük şirketin faaliyet gösterdiğine dikkat çekti.
Rostec Genel Müdürü Çemezov açıklamasında, SİHA’ların kitlesel kullanımının en belirgin sonuçlarından birini ve bunların Rus silah üreticileri üzerindeki etkilerinin boyutunu ortaya koydu.
Çemezov, özel askeri operasyon için, aynı anda büyük bir filo şeklinde hedeflerine saldırabilecek SİHA’ların tasarlandığını dile getirdi.
Rostec Genel Müdürü konuya dair şunları söyledi:
“Şirket uzmanları, özel askeri operasyonlarda kullanılmak üzere bir SİHA filosu içinde düşman mevzilerine saldırabilen saldırı helikopterleri tasarladılar. Keşif ve topçu güdümü için küçük taktik helikopterler de geliştiriyoruz. SİHA filosu içindeki düşman bölgelerine saldırmaya katılabilir ve bomba atabilir. Bu teknolojinin askeri harekatın seyrini değiştireceğinin Savunma Bakanlığı kadar biz de farkındayız. Bu alanda Savunma Bakanlığı ile birlikte çalışıyor ve iş birliği yapıyoruz. Şirket, Savunma Bakanlığı’nın ihtiyaçlarına göre SİHA’lar sağlamaya hazır.”



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME