Yaşlanma hızını yavaşlatmak mümkün olabilir mi?

Harvard Üniversitesi'nden David Sinclair ve ekibinin farelerde olumlu sonuçlar veren deneylerinin insanlarda da yaşlanmayı tersine çevirip çeviremeyeceği merak konusu

Fotoğraf: Pixabay
Fotoğraf: Pixabay
TT

Yaşlanma hızını yavaşlatmak mümkün olabilir mi?

Fotoğraf: Pixabay
Fotoğraf: Pixabay

Sağlıklı ve uzun yaşam sürmek, yaşlanmayı yavaşlatmak ve hatta tersine çevirebilmek milyonlarca kişinin hayali.
Bilim dünyasının odağında da bu konu bulunuyor. Harvardlı genetik bilimci David Sinclair ve 60 kişilik ekibinin farelerin genetik yapıları üzerindeki çalışması ise "dönüm noktası" kabul edildi.
Farelerin yaşlanma sürecini kontrol etmek, yavaşlatmak ve hatta tersine çevirmek konusunda başarı kaydeden bilim insanlarının çalışmasında kör bir farenin görmesi de sağlandı.
10 yılı aşkın sürelik bir çalışmanın ürünü olan araştırmada farelerin yaşlanmasının temel nedeninin DNA'daki mutasyonlar değil, epigenetik bilgideki bozulma olduğu ileri sürüldü ve epigenomun bütünlüğünün yeniden sağlanmasıyla yaşlanma belirtilerinin tersine çevrildiği savunuldu.

"Yaşlanmanın nedeni mutasyonların birikmesi olsaydı, gençliği geri getirmek imkansız olurdu"
Çoğu hastalığın yaşlanma nedeniyle ortaya çıktığını belirterek yaşlanma tersine çevrildiğinde, onunla (yaşlanma) bağlantılı hastalıkların da ortadan kalkacağını örneğin hafızanın geri geleceğini ve demans yaşanmayacağını dile getiren Sinclair, şu yorumu yaptı:
Yaşlanmanın nedeni mutasyonların birikmesi olsaydı, gençliği geri getirmek imkansız olurdu. Ancak süreci tersine döndürebilmemiz sistemin hasar görmediğini, bir yerlerde yedek bir kopya olduğunu ve ‘yazılımın' yeniden yüklenebileceğini gösteriyor."

"Yaşlılara bakarken ihtiyar değil, sistemi yeniden başlatılmaya ihtiyaç duyan insanlar görüyorum”
Yaşlanmayı geciktirmenin ve geri çevirmenin, günümüzde pek çok kişinin mustarip olduğu hastalıkların tedavisindeki en iyi yöntem olacağını dile getiren Sinclair, 'artık yaşlılara bakarken ihtiyar değil, sistemi yeniden başlatılmaya ihtiyaç duyan insanlar gördüğünü' söyledi. 
Aslında Harvardlı bilim insanlarının yürüttüğü çalışma yeni değil ancak test aşamaları uzun sürdüğünden sonuçları yeni açıklanıyor.
Şimdi ise akıllarda, farelerde olumlu sonuç veren deneylerin başka canlılarda, özellikle insanlarda yaşlanmayı tersine çevirip çeviremeyeceği sorusu var. 
Sadece hücrelerin yeniden programlanmasının tüm vücudun gençleşmesi için yeterli olup olmadığı ise henüz bilinmiyor.

"Epigenomdaki hasarları hücreye komut vererek düzeltebilirsek, yaşlanmış dokuları gençleştirip yaşlanma sürecini geciktirebiliriz"
Independet Türkçe'den Lale Elmacıoğlu'na konuşan, Connecticut Üniversitesi ve Jackson Laboratuvarı'ndan Prof. Dr. Derya Unutmaz, Harvardlı bilim insanlarının çalışmasının umut verici olduğunu belirtse de yaşlanmanın birçok faktörle ilişkili, karmaşık bir süreç olduğunu söyledi.
Yaşlanmanın bir zorunluluk olmadığına işaret eten Unutmaz, "Yaşlanma, biyolojik sistemlerin bir süre sonra DNA'mızda olan programı takip etmemesinden kaynaklı dolayı olan biyolojik fenomen. Muhakkak olması gereken bir durum değil" dedi. 
Herhangi bir biyolojik sistemde kendini yenileme durumu olduğunu belirten Unutmaz, "DNA'da oluşan hasarı tamir edecek mekanizmamız bir süre sonra çalışmadığından hücrelerin yenileri gelmiyor ve yaşlanıyorlar. Bilim insanları, 'bunu nasıl düzeltebiliriz'in üzerinde çalışıyor" şeklinde konuştu.

"Tüm organlar kendini yenileyebilir ve yaşlanma geciktirebilir"
Biyolojik sistemin yani insanların ya da hayvanların hücrelerinin kendini yenilemesinin sağlanıp sağlanamayacağı hakkında ise Unutmaz, tüm organların kendini yenileyebileceği ve yaşlanmanın geciktirebileceği yorumunu yaptı.
Derya Unutmaz, Harvard çalışmasına göre 3 milyar adetlik kodun bulunduğunu ve bu kodun bütün hücrelerde olduğunu aktardı. 
Beyin hücresini oluşturan proteinlerin diğerlerinden farklı olduğunu belirten Unutmaz, "Epigenom, DNA'nın hangi kısımlarının ne kadar ve ne zaman aktif olacağını belirleyen bir program, insandan insana geçmiyor. Epigenom hasar olduğunu düzeltebilecek protein ekspresyonlarını tayin edecek bir sistem" ifadelerini kullandı
Bu değişikliklerin genetiğin tam tersine dış faktörlerle de etkilenebileceğine değinen Prof. Dr. Unutmaz, ikizlerde farklı hastalıkların görülebilmesi örneğini vererek, epigenom vurgusu yaptı:
"Deri hücresini deri haline getirebilmek için bin proteine, sinir hücresi için bin proteine ihtiyaç var ama farklı proteinler. Epigenom diyor ki, 'İkisinde de aynı DNA var, deri hücresindeki komutlar sadece onun ihtiyacı olan genleri aktif hale getiriyor'. Harvard'ın fareler üzerindeki çalışmasında epigenomu etkileyecek 3 faktörü koydular ve epigenomda olan hasarlara baktılar. Hızlanarak yaşlanmış olan fareler daha genç hale geldi."

"Kör bir farenin göz hücrelerine müdahalede bulunularak yeniden görmesi sağlandı"
Başka bir çalışmada ise fare ömrünün yüzde 7 artırılıp, prensipte yaşam süresini uzatmanın mümkün olabileceğinin savunulduğunu aktaran Unutmaz, kör bir farenin göz hücrelerine müdahalede bulunulup yeniden görmesinin sağlandığını da aktardı.

"Epigenomun çevresel faktörlerden etkilenmesini kontrol edebilirsek yaşlanma sürecini yavaşlatabiliriz"
Tüm bunların hücre gençleştirilerek yapıldığını, epigenomu yeniden yükleme yoluyla laboratuvar farelerinin gençleştirildiğini belirten Unutmaz, şunları kaydetti:
"Eğer epigenomda olan hasarları, hücreye komut vererek düzeltebilirsek, hücreler yenileniyor. Böylece yaşlanmış dokuları gençleştirerek yaşlanma sürecini geciktirebiliriz. Belki ileride geriye döndürme mümkün olabilir. Şu an için yaşlanmış bir kişide genleri hücrelerine iletmek ve geriye dönüştürmek teknik bir sorun ama ileriki süreçte çözülebilir. Tam olarak mekanizmayı anlaşmış değiliz, 3 faktörü... Hücreyi gençleştiriyor ta ki deri hücresi embriyonik kök hücresine dönebilene kadar. Epigenom çevresel faktörlerden çok etkilendiği için bunu kontrol edebilirsek, yaşlanma sürecini yavaşlatabiliriz."

"Farelerin ömrü 3-4 sene olduğundan hızlandırılmış testte kullanılıyorlar"
Neden söz konusu deneylerde farelerin kullanıldığına ilişkin ise Unutmaz, farelere genleri koymanın kolay olduğunu ve bu canlıların ömürleri 3-4 sene olduğundan, onlar üzerinde hızlandırılmış testlerin yapılabilmesinin de nispeten kolay olduğunu aktardı.

"Test sırası maymunlarda"
Farelerin ardından yaşlanmayı geri çevirebilmeye yönelik çalışmalarda hangi canlıların kobay olarak kullanılacağını sorduğumuz Derya Unutmaz, test sırasının maymunlara geldiğini söyledi. Ancak unutmaz, yaşlılıkla ilgili testler çok uzun sürdüğünden bu canlılardaki sürecin hızlı işlemeyeceğini de sözlerine ekledi. 
Yaşlanma hızımızı yavaşlatmak için nelere dikkat etmeliyiz?

Peki yaşlanmayı en çok hızlandıran faktörler neler? 
Prof. Dr. Unutmaz bu soruyu, "Aşırı stres, sigara kullanımı, yanlış beslenme, hareketsizlik, hava kirliliği ve toksinler ilk sıralarda geliyor" şeklinde yanıtladı. 
Gıdalara çok önem vermek gerektiğini vurgulayan Unutmaz, yaşlanmayı en çok hızlandıran faktörlerden birinin şeker olduğunu belirterek uzak durulması tavsiyesinde bulundu. 
Aralıklı açlığın iyi bir sistem olduğunu da savunan Unutmaz, 16 saat aç kalmanın yaşlanmış hücrelerin gençleşmesini sağlayan mekanizmayı tetiklediğini ifade etti ve "Sağlığınızı devam ettirip, uzun yaşamaya çalışın" dedi.
Demans, alzaymır ve kanser gibi kronik hastalıkların çoğunun yaşlanma kaynaklı olduğunu da belirten Derya Unutmaz, hücreler gençleştirilebilirse bağışıklık ya da beyindeki etkilerle bu hastalıkların önlenebilir hale gelebileceğini dile getirdi.
Dr. Unutmaz, bağışıklık sisteminin güçlü olması gerektiğini ancak "çok iyi" olmasının da yaşlanmayı hızlandırmak, kronik enflasyon ve otoimmün hastalıkların görülmesi gibi farklı riskler barındırabileceğini de belirtti. 
"Çalışmada hücrelerin yenileme sırasında kanser hücresine dönüşme riski görülmedi"
Bu noktadaki asıl sorunun, hücrelerin yenileme sırasında kanser hücresine dönüşme riski olduğunu belirten Unutmaz, çalışmalarda böyle bir yan etkinin görülmediğini de aktararak ileride gen tedavisiyle gençleşmenin ve birçok kronik hastalığın önlenmesinin de mümkün olabileceğini kaydetti.

Ne olmuştu?
Yaşlanma karşıtı araştırmaların temelini oluşturan teknolojilerinin başında Japon bilim insanı Shinya Yamanaka gelmişti.
Bu çalışma, bir insan hücresinden tüm DNA bilgilerini silip kök hücreye çeviren teknoloji sayesinde, boşalan kök hücreden herhangi başka bir hücre türü oluşturulmasına imkan tanımıştı.
Sonuçları 2006'da yayımlanan çalışmaya göre "hücresel yeniden programlama" adlı yöntem sayesinde erişkin deri hücrelerinin, vücuttaki diğer hücrelere dönüşebilen pluripotent hücreler gibi davranması sağlandı.
Yamanaka 2012'de Nobel Fizyololoji veya Tıp Ödülü'nü Britanyalı biyolog John B. Gurdon ile birlikte aldı. 
Harvard'da David Sinclair ve ekibinin fareler üzerindeki çalışmalarında alınan sonuçlarla, "Yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü" sorusu daha sık sorulmaya başlandı.
Sinclair yaz aylarında yaptığı açıklamada, "Yaşlanmayı tersine çevirirsek hastalıklar olmaz. Bugün elimizde, 70'lerinizde kansere yakalanmaktan, 80'lerinizde kalp rahatsızlığı yaşamaktan ve 90'larınızda alzaymır olmaktan endişelenmeden 100'lü yaşlarınıza kadar yaşamanızı sağlayacak bir teknoloji var" demişti.



Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.


"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)

Harriette Boucher 

Bilim insanları, "sessiz katil" diye adlandırılan pankreas kanserinin bağışıklık sisteminden nasıl gizlendiğini ve bu süreci bozmanın tümörlerin küçülmesine nasıl yardımcı olabileceğini keşfetmiş olabilir.

Yakın zamanda yapılan çalışmada, Almanya'daki Würzburg Üniversitesi'nden araştırmacılar, kanser hücrelerinin büyümesine katkıda bulunan kanser geni MYC'nin, normalde bağışıklık sistemini harekete geçiren ve tümöre saldıran alarm sinyallerini bastırarak tümörleri kamufle ettiğini buldu.

Ancak araştırmacılar, hayvanlarda bu mekanizmayı bloke ederek tümörlerde çarpıcı bir küçülme tespit etti ve kanserin vücudun kendi savunmasına maruz kalabileceği yeni bir yol önerdi.

Çalışma, Cancer Grand Challenges KOODAC araştırma ekibinden Martin Eilers tarafından yönetildi. Eilers şunları söyledi:

Normal MYC'ye sahip pankreas tümörlerinin boyutu 28 günde 24 kat artarken, kusurlu MYC proteinine sahip tümörler aynı dönemde çöktü ve yüzde 94 oranında küçüldü. Ama bu durum yalnızca hayvanların bağışıklık sistemleri sağlam olduğunda görüldü.

Eilers, bulguların kanser tedavisi için umut verici yeni yollar açtığını çünkü gelecekteki ilaçların sağlıklı hücrelere zarar vermeden tümörleri vücudun bağışıklık sistemine karşı görünür ve savunmasız hale getirmek için kullanılabileceğini sözlerine ekledi.

Pankreas kanseri, Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin ölüme yol açarak en çok can alan 5. kanser türü. Tüm yaygın kanserler arasında en düşük sağkalım oranına sahip ve 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 7'nin altında.

Hastaların semptomları genellikle ancak hastalık tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu bir aşamaya ilerledikten sonra ortaya çıktığı için "sessiz katil" diye adlandırılıyor.

MYC kanserde önemli bir rol oynuyor ve önceki araştırmalara göre insanlarda  kanserlerin yüzde 70'ine kadarında aktive oluyor.

Cancer Grand Challenges KOODAC ekibi, çocukluk çağı solid tümörleriyle mücadele etmek üzere 2024'te finansman desteği aldı.

Ekip, tümör büyümesini sağlayan proteinleri hedef almak için yenilikçi yöntemler geliştiriyor ve çalışmanın bulguları, ekip tarafından çocuklarda MYC kaynaklı kanserler için potansiyel yeni tedaviler tasarlamak üzere kullanılacak.

Ekibin Direktörü Dr. David Scott şunları söyledi:

Cancer Grand Challenges, KOODAC gibi kanser hakkında bildiklerimizin sınırlarını zorlayan uluslararası ekipleri desteklemek için var.

Bunun gibi araştırmalar, tümörlerin bağışıklık sisteminden saklanmak için kullandıkları mekanizmaların ortaya çıkarılmasının, sadece yetişkin kanserleri için değil, KOODAC ekibinin odak noktası olan çocukluk çağı kanserleri için de nasıl yeni olanaklar yaratabileceğini gösteriyor.

Bu, uluslararası işbirliğinin ve farklı uzmanlıkların kanser araştırmalarındaki en zorlu zorluklardan bazılarının üstesinden gelmeye nasıl yardımcı olabileceğinin cesaret verici bir örneği.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news/health