Motosikletler, Darfur’da cinayet ve yağma aracı

Bölgeye Batı Afrika ülkelerinden gelen motosikletler, yerel köylere yönelik son saldırıya katılırken hükümetin motosikletleri yasaklama girişimleri başarısız oldu

Motosikletler Darfur’da terör ve yağma aracına dönüştü (Independent Arabia – Hasan Hamid)
Motosikletler Darfur’da terör ve yağma aracına dönüştü (Independent Arabia – Hasan Hamid)
TT

Motosikletler, Darfur’da cinayet ve yağma aracı

Motosikletler Darfur’da terör ve yağma aracına dönüştü (Independent Arabia – Hasan Hamid)
Motosikletler Darfur’da terör ve yağma aracına dönüştü (Independent Arabia – Hasan Hamid)

Cemal Abdülkadir el-Bedevi
Yaklaşık dokuz yıldır Sudan’da motosikletler, Darfur bölgesindeki savaş ve çatışmalara güvenlik ve istikrarı daha fazla sarsan ve hem halkı hem de iktidarı korkutmaya devam eden bir unsur olarak eklendi. Nitekim çevikliği, sürüş kolaylığı ve düşük yakıt tüketiminden ötürü motosikletler hızlı yağma ve cinayette daha etkin bir araç.

Yasaklama ve yakma
İnsanlar, Darfur’da hükümetin, bölgenin çoğu eyaletinde motosikletlerin yasaklanıp yakılması için karar almasına rağmen bu motosikletlerin faaliyete ve suç işlemeye devam etmesiyle tekrarlanan sahneleri unutmadı. Ta ki sesi ve yankıları, başkent Hartum’a ulaştı ve “uzun dokuzlu” denen çetelerin bizzat başkentin tüm mahalleleri ve yollarında vatandaşların güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde yağma ve adam kaçırma vasıtası olarak ortaya çıkmasından sonra bu motosikletlerin “çiftli” kullanımı, yani birden fazla kişi binmiş halde kullanımın yasaklanmasına karar verildi.
Darfur’daki Daco kabilesinin hükümdarı Sultan Cafer İbrahim Adem, motosikletlerin bölgede şiddet ve cinayet aracı olarak yoğun bir şekilde belirmesi olgusunun 2014’ün sonu ve 2015’in başında ortaya çıktığını söylüyor. Ona göre “motor ve kalaşnikof tüfeğine sahip olmak, en önemli mal varlığı haline geldikten sonra geçim için önemli bir yağma aracına dönüştü. O kadar ki ‘Motor ve keleş, para olur beleş’ sözü yaygınlaştı, özellikle de askerlik görevinden kaçan ve yurtdışından döndükten sonra sahip oldukları hızlı ve ölümcül bir aletle yağma ve insanların parasını yemek dışında bir şeyi olmayanlar için.”
Adem’e göre, çoğu yasal olmayan ve yerel dilde “boko” olarak bilinen, Darfur’a Batı Afrika ülkeleri ile denetimsiz geçitlerden ulaşan motorların tehlikesi, bireysel suçların artıp çok geçmeden bir lidere sahip örgütlü çetelere dönüşmesinde kendisini gösteriyor. Bu iki suç tipi arasındaki ortak payda, cehalet ve başkalarına karşı aşırı kin ve onların istikrarına göz dikmedir. Motorların ortaya çıkışı, şiddet eylemlerini büyük ölçüde canlandırdı ve yağma, askerden kaçanlar ve kırsal yaşam tarzını küçümseyenler için en önemli geçim kaynaklarından biri haline geldi. Sürekli hareket halinde olmaları ve uzak bölgelerde bulunmaları sebebiyle yetkililerin onları kontrol etmesi zorlaştı ve bu çeteler, yağmacı ve hırsızken ister nazırlar ister belediye başkanları olsun, toplumsal liderlerinin talimatından uzakta, kabileleri arasında sözü dinlenir ve belirleyici atlılara dönüştüler.
Daco Kabilesi Nazırı ise bu motorların yerel köylere yönelik son saldırıda güçlü bir şekilde yer aldığını açıkladı. Eyalet yetkilileri, bu milislerin toplanması konusunda uyarılmalarına rağmen konuyu dikkate almamış, ancak ertesi gün ortak güçler bünyesinde 17 askeri aracı harekete geçirmiş. Bununla birlikte bu güç, saldıran güçlerin kendisinden daha güçlü olduğu gerekçesiyle saldırganları püskürtmekte başarısız olmuş ve böylece suçlular, planlarını gerçekleştirdikten sonra sağ salim sığınıklarına dönmüş.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Nazır, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: “Eski rejim hükümetinin, bazı kabilelere savaş için araçlar vermesinden sonra şimdi bu motorlar, kaya kıvrımlarını ve ağaçları aşma, tepelere tırmanma ve yakıp kaçmak için yıldırım hızında saldırma yetenekleri sayesinde silahlı saldırıların tamamlayıcısı haline geldi. Bu da tüm kabilelerin, hızları ve iki üç kişiyi aynı anda taşımaları nedeniyle öne çıkan atlar yerine motor sahibi olmaya çalışmasına sebep oldu.”

Mücadelenin başarısızlığı
Darfur hükümetleri, neredeyse tüm eyaletlerine uzanan bir güvenlik çöküşü dalgasının ardından motosiklet kullanımını yasaklamak için çeşitli girişimlerde bulundu ve hepsi de farklı zamanlarda kendi toprakları üzerinde motosiklet kullanımını yasaklayan kararlar çıkardı. Ancak tüm bu kararlar motor terörünü bitirmede başarısız oldu.
Güney Darfur Eyaleti Yasama Meclisi 2014’te toplum güvenliği kapsamında, dört çeker araçlar ve motosikletlerin kullanımını yasaklayan bir kanunu onayladı ve kanun, bu araçların sahiplerine durumlarını uygun hale koyup araçlarından kurtulmaları için bir süre tanıdı.
Silahlı grupların yağma ve cinayet operasyonlarındaki dikkat çekici artışın ardından Eyalet Hükümeti, Nyala şehrindeki silahlı kuvvetler ve polis idaresinden, vatandaşların sahip olduğu dört çeker araçlarla motosikletleri toplamasını ve bunların tazmin edilmesine ilişkin bir çare düşünmesini talep etti.  
2016 yılının başında Vali Muhammed Hasan Arabi başkanlığındaki Kuzey Darfur Hükümeti, Afrika Birliği ve BM Misyonu UNAMID’in bölgeden ayrılmasından sonra motosikletlerin kullanımını yasakladı. Aynı yıl Batı Darfur Hükümeti, güvenliği sağlamak için acil durum emirleri yayınlayarak eyalet içinde motosiklet kullanımını, ateşli silah bulundurmayı ve puşi (kedmol) takmayı yasakladı.
Eyaletin başkenti el-Cineyne’nin eteklerindeki bir kasabaya yönelik intikam saldırısında ölümlere yol açan şiddet olaylarının ve sonrasında da cinayet, yağma, hırsızlık ve uyuşturucu kaçakçılığı dahil 121 suçta silah kullanımının yanı sıra olaylarda motosiklet kullanıldığına dair ihbar sayısının 131’e ulaşmasının ardından Bölge Hükümeti, bu emirlere aykırı vakalara bakması için özel bir mahkeme kurdu. Mart 2021’de, şiddet olaylarında motosiklet kullanan grupların güvenlik ihlalleri üzerine aynı emirler yinelendi.

Aleni saldırılar
Darfur Barosu’ndan bir ekibin hazırladığı bir rapor, Orta Darfur eyaletinin Nertati bölgesindeki vatandaşları oturma eylemine iten sebepleri ortaya çıkardı. Rapora göre söz konusu sebepler şöyle özetlenebilir: Deve sahiplerinden oluşan saldırgan grupların, üniforma giymiş maskeli bazı silahlı milis unsurlarının, motosiklet ve alenen silah kullananların yanı sıra onlarca motosiklet kullanan diğer silahlı milislerin varlığı. Rapor, bu grupları Batı Darfur’un eski valisi ve hükmü kalkan rejimin lideri Cafer Abdülhakem’e bağlı olmakla suçluyor.
Rapor oturma eyleminde bulunanların; bölgedeki vatandaşlar için güvenlik ve korumanın sağlanması, milislerin silahsızlandırılması, resmi düzenli güçlerin dışında silah taşımanın yasaklanması, böyle suçların ortaya çıkmasını ve tekrarlanmasını önlemek için gerekli tedbirlerin alınması, suçluların kovuşturulması, yasanın uygulanarak failler hakkında suç duyurusunda bulunulması, tutuklanıp yargılanmak üzere adli makamlara teslim edilmesi ve caydırılması, motosikletler başta olmak üzere suç işleme vasıtalarına engel olunması yönündeki taleplerini özetliyor.
Zalingei Yolu, Al-Jeneina, başkentlerim ve eyaletlerim arasındaki bağlantı, Orta ve Güney Darfur (Hassan Hamed).
Orta ve Güney Darfur eyaletlerinin başkentlerini birbirine bağlayan Zalinci-Cüneyne yolu (Independent Arabia – Hasan Hamid)
Eski Kuzey Darfur Valisi Muhammed Hasan Arabi’ye göre ise motorları yasaklamaya ilişkin kararlar, olağan güvenlik önlemlerinin bir parçası olmakla birlikte Darfur’daki güvenlik düğümü için köklü değil, sadece geçici bir çözüm. Zira çöl, engebeli ve dağlık bir yapıya sahip bölge ve yolları, motosiklet kullanımına uygun ve sınırların açık olmasından ötürü Hükümet bunu kontrol edemez. Üstelik motosiklet kullanıcılarının büyük bir kısmının kolluk kuvvetleriyle sosyal bağları da mevcut.  
Arabi açıklamasında şu ifadelere de yer verdi: “Darfur bölgesindeki güvenlik durumu, Güney Sudan, Orta Afrika, Çad ve Libya’ya komşu olmasından ötürü oldukça karmaşık. Tüm bu ülkeler, güvenlik kaosu ve siyasi bir akışkanlıktan mustarip; vatandaşları iltica, göç ve yasaklı bazı uluslararası faaliyetlerin zorluğuyla boğuşuyor. Bu da bu bölge ile o ülkeler arasında uzanan sınırları, kontrol edilemez bir hale getiriyor. Özellikle de komşu ülkelerde siyaset ve güvenlik düzeyindeki akışkanlık hali, Afrikalı ve Arap şeklinde etnik olarak bölünmüş bölgeye kadar uzanıyorken.”

Milis motorlar
Darfur’daki Mülteciler ve Yerinden Edilmişler Temsilciliği Sözcüsü Adem Rical ise atların yerini alan yeni araçlar olarak motorların, devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hükümetinin bazı kabileleri seferber etmeye yönelik operasyonları başlatmasıyla ortaya çıktığını, son zamanlarda bir cinayet ve silahlı saldırı aleti olarak yaygın ve hızlı bir araç haline geldiğini ve düzensiz yağma operasyonları veya büyük örgütlü saldırıların yanı sıra son Belil olayları ve bölgenin başka noktalarında önemli bir rol oynadığını ifade etti.
Hükümetin motorlara el koyup yakmasına ilişkin kararlardan en çok şehir içindeki sıradan vatandaşlar zarar görürken motorlar aracılığıyla suç işleyip temel bir tehlike kaynağı oluşturan motorlu milisler, bu önlemlerin dışında kalıyor. Rical’e göre hala varlığını sürdürmesi ve bu yolla yakılmış toprak siyasetini sürdürmesi de bunun kanıtı.  
BM’ye göre, Sudan’ın batısındaki Darfur’da 2003’ten bu yana silahlı hareketler ile devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hükümeti arasındaki mücadele ve savaş yıllarının ardından, yaklaşık on beş yıldır süren silahlı çatışma 300 bin kişinin ölümüne ve yaklaşık 3 milyon 200 bin kişinin yerinden edilmesine neden oldu. Yerinden edilmişlerin çoğu, çatışma kurbanı olan kadın, çocuk ve yaşlı masum sivillerden oluşuyor ve bu kişiler, 155’i yerinden edilmişler ve 20’si mülteciler için olmak üzere 175 kampta yaşıyor.  



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.