Deprem bölgelerindeki kolera tehdidi karşısında neden aşı yapılmıyor: 'Cevap basit'

Bunun da arkasında ilaç şirketlerinin kazancı yeterli bulmamasından dolayı aşı üretmemesi yatıyor

Kolera aşısı Euvichol'ü, Güney Kore merkezli EuBiologics firması üretiyor (AA)
Kolera aşısı Euvichol'ü, Güney Kore merkezli EuBiologics firması üretiyor (AA)
TT

Deprem bölgelerindeki kolera tehdidi karşısında neden aşı yapılmıyor: 'Cevap basit'

Kolera aşısı Euvichol'ü, Güney Kore merkezli EuBiologics firması üretiyor (AA)
Kolera aşısı Euvichol'ü, Güney Kore merkezli EuBiologics firması üretiyor (AA)

Kahramanmaraş'ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 6 Şubat Pazartesi meydana gelen iki şiddetli deprem, Türkiye ve Suriye'de en az 40 bin kişinin ölümüne neden oldu.
Yıkımdan kaynaklı ölü sayısının ilerleyen günlerde daha da artması bekleniyor.
Öte yandan halk sağlığı uzmanları, yıkımın getirdiği doğrudan kayıpların ötesinde, depremden etkilenen bölgeyi yakında bir salgının vurabileceğine dair uyarıyor: Kolera.
Uzmanlar bölgede salgın hastalıklara karşı ilk önlemlerden biri olarak koleraya karşı aşılama kampanyası yapılması gerektiği görüşünde. Ancak kolera aşısı stoğu, yaygın olarak kullanılamayacak kadar sınırlı.
Bunun da arkasında ilaç şirketlerinin kazancı yeterli bulmamasından dolayı aşı üretmemesi yatıyor.

Koleranın temel nedeni: Kirli su
Latince adı Vibrio cholerae olan bir bakteriden kaynaklanan, bağırsak enfeksiyonuna bağlı, şiddetli ishalle seyreden koleranın temel nedeni kirli su.
Bakteri, kalabalık ortamlarda yaşayan, savaş, yoksulluk ve doğal afetlerden etkilenen topluluklarda kolayca yayılıp kısa süre içinde ölümlere yol açabiliyor.
Su ve kişisel hijyenin yetersiz olduğu, yerleşik düzeni olmayan nüfus gruplarında ve kamp hayatının olduğu bölgelerde görülme riski yüksek.
Ayrıca kanalizasyon sisteminin içme ve kullanma sularına karıştığı sel ve deprem gibi doğal afetler salgın riskini ciddi biçimde artırıyor.
Enfeksiyon genellikle dışkı karışmış sular aracılığıyla, bu suyun doğrudan içilmesiyle ya da bulaştığı yiyeceklerin yenmesiyle bulaşıyor. Doğrudan temasla (örn: tokalaşma, dokunma ya da hasta bir kişiye tedavi ederken) insandan insan geçtiği de biliniyor.
Karın ağrısıyla bol ve sık dışkılamaya neden olan hastalığın şiddetli seyretmesi durumunda da şu belirtiler görülüyor:
Ağır sulu ishal
Kusma
Sıvı ve mineral kaybı nedeniyle susama hissi
İdrar çıkışının durması
Hızlı kilo kaybı
Mide, kol ve bacaklarda kramplar 
Bu kişilerde vücut sıvılarının hızla kaybedilmesine bağlı dehidratasyon ve şok tablosu ortaya çıkabilir. Tedavi edilmezse saatler içinde ölümle sonuçlanabilir.

Suriye'de zaten kolera salgını var
Maraş merkezli depremler Suriye'nin kuzeyini de çok kötü vururken, halihazırda kolera salgını ve çatışmalarla karşı karşıya olan bölgede yeni bir kriz yarattı.
Çatışmalar ve altyapının çökmesi nedeniyle ağustos ayında akut ishal vakalarında artış yaşanmış ve 10 Eylül'de hükümet kolera salgınını ilan etmişti.
16 Ocak itibarıyla Suriye'nin tamamında toplam 77 bin 561 şüpheli kolera vakası kayda geçmiş, bunların yüzde 50'sinin de kuzeydoğuda olduğu aktarılmıştı.
Uzmanlar kanalizasyon sistemlerindeki hasar nedeniyle kolera salgının Türkiye'deki deprem bölgelerinde de ortaya çıkabileceğinden endişeli.

Aşı stoğu 2013'te oluşturuldu
Verilere göre her yı, dünya çapında 1,3 ila 4 milyon kolera vakası görülüyor ve 143 bin kadar kişi bu nedenle hayatını kaybediyor.
Öte yandan kolera aşıları epey yetersiz. Aşı stoğu, 2013'te, Haiti'deki kolera salgınından hemen sonra oluşturuldu. O zamandan beri 20'den fazla ülkeye milyonlarca doz aşı sevk edildi.
Haiti'de salgın, 2010'da Birleşmiş Milletler (BM) barış güçlerinin bakteri barındıran lağım suyunu bir nehre boşaltması nedeniyle başlamıştı.
O dönemde Dukoral adında yalnızca bir kolera aşısı vardı ve dünya genelinde yalnızca 250 bin doz bulunuyordu.
Bir dozu yaklaşık 6 dolara mal olan bu aşı, esasen koleradan etkilenen ülkelere giden varlıklı kişiler tarafından kullanılıyordu.
Günümüzde halen kullanılan Dukoral, ağızdan alınan bir aşı ve 150 mililitre temiz suyla seyreltilmesi gerekiyor ve iki doz halinde 6 ayda bir alınması gerekiyor. Bu da afet bölgelerinde kullanımını zorlaştırıyor.

Arz sıkıntısı halen çözülemedi
2011'de Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yine iki doz halinde alınan ama seyreltilmesi gerekmeyen Shanchol adlı ikinci bir aşıyı onayladı. Ayrıca 2013 itibarıyla bu aşının dozu sadece 1,85 dolardan daha ucuzdu.
Böylece 2012'de Haiti Sağlık Bakanlığı, Partners in Health ve Gheskio adlı bir STK'yla ortaklaşa Haiti'nin birkaç kasabasında aşılama kampanyası başlattı ve bu kampanya epey başarılı oldu.
Kolera aşılarına yönelik taleplerin artması ve tedariklerin azalmasıyla birlikte WHO nihayet 2013'te bu aşılar için bir stok oluşturdu.
2013'te WHO'nun 2 milyon dozluk stok için 2 milyon dolar yatırım yaptığı söyleniyor. Ancak arz sıkıntısı halen çözülebilmiş değil.

Son dönemde birçok ülkede salgın var
Suriye ve Haiti'nin yanı sıra Pakistan, Afganistan, Malavi ve Nijerya, gibi ülkelerde de salgınlar devam ediyor. 20 Aralık 2022 ve 15 Ocak 2023 arasında dünya çapında yaklaşık 75 bin kolera vakası kayda geçti.
Bu, salgınlarda çarpıcı bir küresel artış olduğu anlamına geliyor. WHO'ya göre yalnızca 2022'de 29 ülke kolera vakası bildirdi. Önceki 5 yılda bu sayı 20'ydi.
Kolera salgınları iklim değişikliği nedeniyle şiddetlendiğinden, bu artış eğilimi devam edebilir.

Aşılar yokluktan tek doza düşürüldü
Birleşmiş Milletler'in aşı stoğu o kadar yetersiz ki WHO'nun olağan protokolün aksine aşılama iki doz yerine bir dozla sınırlandırılmıştı. BM bunun için acil durum kılavuzu yayımlamıştı.
WHO, Kasım-Aralık 2022'de Suriye'ye 2 milyon doz kolera aşısı yollamıştı. Aşının 4 Aralık'tan itibaren salgının etkili olduğu Halep, Rakka, Haseke ve Deyrizor kentlerinde uygulanmaya başlanacağı belirtilmişti.
Ancak 2022'nin sonunda, aşı arzı da neredeyse tamamen tükendi. Kolera aşılarının yaklaşık yüzde 15'ini üreten Fransız ilaç şirketi Sanofi'nin Hintli yan kuruluşu Shantha Biotechnics, tedarik sözleşmesini feshetti ve WHO stoklarına doz sağlamayı durduracak.

Neden kolera aşısı yok?
Bu noktada akla şu soru geliyor: Nasıl olur da dünya, doz başına 1,50 dolar gibi düşük bir maliyetle hayat kurtaran bir aşıdan mahrum kalır? 
ABD'deki Columbia Üniversitesi Mailman Halk Sağlığı Okulu'ndan profesör Nina Schwalbe'ye göre "cevap basit".
Bilim insanı, "Çünkü bu bir yoksul hastalığı" diyor.
Buna göre, kolera zengin ülkeleri etkilemediğinden dolayı ilaç şirketleri bunlar için yüksek fiyatlar talep edip büyük karlar elde edemiyor.
Kolera aşılarında mevcut küresel pazarın yaklaşık 95 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Ancak bu, büyük ilaç şirketlerinin ilgisini çekecek kadar büyük bir kazanç beklentisi değil.
Örneğin Sanofi, pazarın tamamını ele geçirmiş olsa bile, elde ettiği gelir, şirketin 2022'deki 47,8 milyar dolarlık toplam gelirinin sadece yüzde 0,2'sine denk gelebilir.
Kolera aşısı Euvichol'ün üreticisi Güney Koreli EuBiologics gibi daha küçük üreticiler, bu pazarda kalmaya ilgi duyuyor. Ancak bu da küresel talebi karşılamaya yetmiyor.
Küresel sağlık camiasının da şirketleri daha fazla aşı üretmeye zorlayacak yetkisi yok. Diğer ilaçlarda olduğu gibi, aşıların çoğunda ilk araştırmalar kamusal kaynaklarla finanse ediliyor.
Ancak ilaç şirketlerinin, kârlı olmadığına inandıkları sürece kamu yararı için gerekli olan bir ilacı üretme zorunluluğu bulunmuyor.
 
Independent Türkçe, Yahoo News, Quartz, WHO, The Verge, Plos Blogs, Anadolu Ajansı



Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.


"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)

Harriette Boucher 

Bilim insanları, "sessiz katil" diye adlandırılan pankreas kanserinin bağışıklık sisteminden nasıl gizlendiğini ve bu süreci bozmanın tümörlerin küçülmesine nasıl yardımcı olabileceğini keşfetmiş olabilir.

Yakın zamanda yapılan çalışmada, Almanya'daki Würzburg Üniversitesi'nden araştırmacılar, kanser hücrelerinin büyümesine katkıda bulunan kanser geni MYC'nin, normalde bağışıklık sistemini harekete geçiren ve tümöre saldıran alarm sinyallerini bastırarak tümörleri kamufle ettiğini buldu.

Ancak araştırmacılar, hayvanlarda bu mekanizmayı bloke ederek tümörlerde çarpıcı bir küçülme tespit etti ve kanserin vücudun kendi savunmasına maruz kalabileceği yeni bir yol önerdi.

Çalışma, Cancer Grand Challenges KOODAC araştırma ekibinden Martin Eilers tarafından yönetildi. Eilers şunları söyledi:

Normal MYC'ye sahip pankreas tümörlerinin boyutu 28 günde 24 kat artarken, kusurlu MYC proteinine sahip tümörler aynı dönemde çöktü ve yüzde 94 oranında küçüldü. Ama bu durum yalnızca hayvanların bağışıklık sistemleri sağlam olduğunda görüldü.

Eilers, bulguların kanser tedavisi için umut verici yeni yollar açtığını çünkü gelecekteki ilaçların sağlıklı hücrelere zarar vermeden tümörleri vücudun bağışıklık sistemine karşı görünür ve savunmasız hale getirmek için kullanılabileceğini sözlerine ekledi.

Pankreas kanseri, Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin ölüme yol açarak en çok can alan 5. kanser türü. Tüm yaygın kanserler arasında en düşük sağkalım oranına sahip ve 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 7'nin altında.

Hastaların semptomları genellikle ancak hastalık tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu bir aşamaya ilerledikten sonra ortaya çıktığı için "sessiz katil" diye adlandırılıyor.

MYC kanserde önemli bir rol oynuyor ve önceki araştırmalara göre insanlarda  kanserlerin yüzde 70'ine kadarında aktive oluyor.

Cancer Grand Challenges KOODAC ekibi, çocukluk çağı solid tümörleriyle mücadele etmek üzere 2024'te finansman desteği aldı.

Ekip, tümör büyümesini sağlayan proteinleri hedef almak için yenilikçi yöntemler geliştiriyor ve çalışmanın bulguları, ekip tarafından çocuklarda MYC kaynaklı kanserler için potansiyel yeni tedaviler tasarlamak üzere kullanılacak.

Ekibin Direktörü Dr. David Scott şunları söyledi:

Cancer Grand Challenges, KOODAC gibi kanser hakkında bildiklerimizin sınırlarını zorlayan uluslararası ekipleri desteklemek için var.

Bunun gibi araştırmalar, tümörlerin bağışıklık sisteminden saklanmak için kullandıkları mekanizmaların ortaya çıkarılmasının, sadece yetişkin kanserleri için değil, KOODAC ekibinin odak noktası olan çocukluk çağı kanserleri için de nasıl yeni olanaklar yaratabileceğini gösteriyor.

Bu, uluslararası işbirliğinin ve farklı uzmanlıkların kanser araştırmalarındaki en zorlu zorluklardan bazılarının üstesinden gelmeye nasıl yardımcı olabileceğinin cesaret verici bir örneği.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news/health