Suriye’deki deprem Arap ve Avrupa ülkeleri ile normalleşme kartlarını yeniden kardı

Türkiye’nin sınır kapılarının açık kalmaya devam etmesi ve ABD’nin uyguladığı yaptırımların dondurulması için görüşmeler yapılırken Esed’in yakında Umman’a gitmesi planlanıyor

Esad, 15 şubatta Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi'yi kabul etti (AP)
Esad, 15 şubatta Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi'yi kabul etti (AP)
TT

Suriye’deki deprem Arap ve Avrupa ülkeleri ile normalleşme kartlarını yeniden kardı

Esad, 15 şubatta Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi'yi kabul etti (AP)
Esad, 15 şubatta Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi'yi kabul etti (AP)

Bundan yaklaşık iki hafta önce Türkiye ve Suriye’yi vuran, on binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan ve her iki ülkede de çok sayıda evin ve altyapının yıkılmasına yol açan deprem, Arap ve Batı ülkelerinin başkentlerinde felakete nasıl yanıt verileceği ve ‘Suriye’ ile ‘rejim’ arasında ayrım yapılıp yapılamayacağı konusunda soru işaretlerini ve temel sorunları gündeme getirirken Şam ile Arap ve Batı başkentleri arasında ‘normalleşme kartlarını’ yeniden kardı.
Çoğu ülkeden gelen ilk tepki, bu insani felaket karşısında Suriye ve Türkiye halklarının yanında olmak oldu. Herhangi bir ülkenin başkentinin, Ankara'nın yanında duyup Şam’a karşı farklı bir tutum sergilemesi son derece güçtü, çünkü felaket siyasi değil, insaniydi. Bu bir iç savaş değil, depremdi. Ancak sorun, Türk hükümetinin uluslararası siyasi tanınırlığına karşın Suriye hükümetinin aynı ölçüde tanınırlığa sahip olmamasıydı. Şam hükümetinin halen uluslararası kurumlarda ülkeyi temsil ettiği ve dış politika söyleminde artık ‘rejim’ yerine ‘hükümet’ kelimesinin kullanıldığı doğru olsa da halen Arap Birliği’nin (AL) dışında ve büyük Arap ve Batı ülkelerinin başkentleri ile ilişkileri kopuk durumda.
Suriyeli kişilere ve kurumlara karşı ekonomik yaptırımlar, hesap verebilirlikler, raporlar ve suçlamalarla ilgili uzun bir liste ve Şam'ın 2011'de protestoların başlamasını takip eden yıllarda krizle nasıl başa çıktığına dair büyük Arap ve bölge ülkelerinin başkent Şam’daki büyükelçiliklerinin kısa bir listesi söz konusu. Felaket Halep, Hama ve Lazkiye gibi Şam’ın kontrolündeki bölgeleri etkilese de depremden en çok etkilenen Suriye'nin kuzeyindeki Halep ve İdlib kırsalı Suriye hükümetinin kontrolünde değil.
Acı çeken ve unutulan Suriye
Suriye bundan bir yıl önce Ukrayna’da savaşın başlamasıyla unutuldu, terk edildi, yok oldu ve bölgesel ve uluslararası öncelikler listesinden çıktı. Ancak deprem felaketi, buna bir son verdi. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi gibi liderlerden son on yıl içinde hiç almadığı telefonlar aldı. Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, yıllar sonra ilk kez Şam’ı ziyaret etti.
Önce diplomatik bir bölünme yaşandı. Batı ülkeleri, Birleşmiş Milletlerin (BM) Türkiye’ye Suriye’nin kuzeyindeki muhalif bölgelere açılan sınır kapılarını açması çağrısında bulunan yeni bir karar çıkarması çağrıda bulundular. Rusya, başta, uluslararası yardım kararına çerçevesinde ‘erken kurtarma’ projelerinde Batı ülkelerinin finansman payının artırılması karşılığında bu öneriyi kabul etmeyi düşündü.
Fakat Şam ile Arap ve diğer ülkelerin başkentleri arasındaki görüşmelerde başka bir dolaylı takas için bir anlaşmaya varıldı. Esed, ‘Suriye devletinin ülkenin tüm toprakları üzerindeki egemenliği’ konusunda ısrar etti. Türkiye'den Suriye'nin kuzeyine iki sınır kapısının daha üç ay boyunca açık kalması ve Şam’ın kontrolündeki bölgelerden İdlib'e yardım taşınmasını kabul etti. Ardından Washington, Başkan Joe Biden yönetiminin önceliklerine göre banka havalelerine yönelik bazı yaptırımları insani yardımları engellememek amacıyla altı aylığına askıya aldı.
Suriyeli yetkililerin depremden zarar gören bölgelere hızla müdahale etmemesinin ardından Arap ülkelerinin ile Esed ile resmi temasları ve Şam’a yapılan ziyaretler ek esneklik sağladı. Bu esneklik, usule ilişkin adımlar, yardımların ve yardım uçaklarının kabul edilmesi, birçok ülkenin herhangi bir soruşturma ya da şüphecilik olmaksızın Şam ile temaslar kurması, deprem bölgelerine saha ziyaretleri ve resmi açıklamalarda şekil ve içerik olarak yeni bir söylemin gelişmesiyle belirgin hale geldi. Suriyeli yetkililer tarafından kameralar karşısında yapılan açıklamalarda Suriyeliler teselli edilirken diyalog kurmaktan bahsedildi, ‘kardeş ve dost Arap ülkelerine’ teşekkür edildi. Açıklamalarda İdlib, depremin vurduğu Hama, Halep ve Lazkiye ile birlikte depremden etkilenen iller listesinde yer almazken ‘müttefiklere’, yani İran’a ve Rusya'ya ya da ‘işgalci’ ABD’ye yahut Türkiye’ye herhangi bir atıfta da bulunulmadı.
Normalleşme
Deprem, durgun olan durumu hareketlendirdi. Suriye ile normalleşen ya da normalleşmek isteyen Arap ülkeleri, telefon görüşmeleri ve ziyaretlerle kendilerine deprem afeti için artacakları adımları hızlandırabilecekleri bir alan açtılar. Esed'in ilerleyen günlerde Umman ve başkenti Maskat'ı, ardından da Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyaret etmesi planlanıyor. Öte yandan Arap ülkeleri, insani yardımları, mültecilerin gönüllü olarak geri dönüşü için uygun koşulları sağlamaya ve Suriye krizine çözüm bulmaya yönelik çabalarla birleştiren tutumlarını sürdürüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin depremden sonra Suriyeli yetkililerden de önce Halep'i ziyaret etmesi, Şam ile ‘ittifakın’ devam ettiğine dair İran tarafından yapılan bir hatırlatma niteliğindeydi. Diğer taraftan Avrupa ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ortak bir tutum sergilemekte zorlanıyorlar. Çünkü İtalya, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Avusturya gibi geçmiş yıllarda ‘oldubittilerin kabul edilmesi’ çağrısında bulunan ülkeler artık ‘siyasi süreçte ilerleme kaydedilmeden normalleşmeye, yeniden inşaya ve yaptırımların kaldırılmasına hayır’ şeklindeki ‘Avrupa’nın üç hayırının’ gözden geçirilmesi yönündeki talepleri için daha güçlü bir konumda olduklarına inanırken diğer Avrupa ülkeleri ve ABD, son günlerde bir karşı saldırı başlatmak için koordinasyon toplantıları gerçekleştirdiler. Her ne kadar yaşanan olay, Türkiye ve Suriye'ye insani yardım sağlayarak ve tıbbi tesislerin yeniden inşasına katkıda bulunarak yanıt verilmesi gereken bir insani felaket olsa da bu, ‘üç hayırdan’ ya da siyasi süreçten vazgeçileceği anlamına gelmiyor.
Avrupa ülkeleri arasındaki bu bölünme, AB’nin önümüzdeki ayın sonunda Suriye ve Türkiye için çağrıda bulunduğu yeniden yapılanma konferansına ilişkin tutumlarla ortaya çıktı. ‘Normalleşme’ taraftarı olan ülkeler, Suriye hükümetini konferansa davet etme, bunun için siyasi gündemi bırakma ve Suriye'de Avrupa ülkelerinin ortak tutumundan uzaklaşarak doğrudan Şam ile tek taraflı adımlar atmakla tehdit eden ‘gerçekçi adımlar’ atmak için önümüzdeki haziran ayında Brüksel'de yapılması planlanan bağışçılar konferansının iptal edilmesi çağrısında bulunuyorlar. İç dengeler ve ittifaklarla ilgili olarak bir Arap ülkesini diğerine, aynı şekilde bir Batı ülkesini diğerine tercih ettirecek birçok faktör söz konusu. Ancak bu faktörlerden biri, Şam ve diğer ülkelerin başkentlerinin ilerleyen süreçte özellikle önümüzdeki haftalarda ve aylarda depremin neden olduğu felaketin gerçek boyutu ortaya çıkacağı için insani yardımların ve yardım fonlarının ele alınması, yeniden inşaya ihtiyaç duyan diğer bölgelere nasıl ulaştırılacağı ve kapalı kapılar ardında verilen sözlerin ne kadarının tutulacağı konusundaki davranışları olacak.
Felaketin Türkiye'den sınır kapılarının açık kalmasının, temas hatlarından geçişlerin sağlanmasının, insani yardımların ABD yaptırımlardan muaf tutulmasının 180 günlük süre dolduktan sonra aylarca daha uzatılacağına, hatta Avrupa ülkelerini bazı yaptırımları kaldırmaya, Arap ülkelerini normalleşmeyi daha da ileri taşımaya iteceğine ve Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecini güçlendireceğine şüphe yok. Ancak Batılı ülkeler halen Türkiye'den sınır kapılarının açılmasının, Suriye’nin egemen kararıyla değil, uluslararası bir kararla ‘meşrulaştırılması’ imasında bulunuyorlar. Şam, diğer tarafların tutumlarını izlerken diğerleri de Şam'ın ve açıktaki, molozların arasındaki ve karanlıktaki Suriyelilerin davranışlarını takip ediyorlar.



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.