ABD Putin’i caydıramadı, silah yardımlarıyla savaşı bitiremedi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

ABD Putin’i caydıramadı, silah yardımlarıyla savaşı bitiremedi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

ABD, Rusya-Ukrayna savaşının birinci yılında Ukrayna’ya yaklaşık 30 milyar dolarlık silah verdi ve Rusya’ya onlarca yaptırım uyguladı. Bunlar, Rusya’ya ağır kayıplar verdirdiyse de savaşı durdurmaya yetmedi.Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açma hazırlığı yaptığı ortaya çıktığında, Rus ordusunun kısa sürede Ukrayna’yı ele geçirebileceği düşünülüyordu ancak savaşın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen yakın zamanda biteceğine dair bir emare görünmüyor.
Rusya-Ukrayna savaşı, başlangıcından bu yana Washington’da gündemin önemli konularından biri olmaya devam ediyor.
ABD, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı hazırlığında olduğuna dair istihbaratı, savaşın başlangıcından bir süre önce ifşa etti ama Rusya’yı durduramadı.
ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin yaptırım tehditleri de Moskova’yı savaştan caydıramadı.

Diplomatik angajmanlar sonuçsuz kaldı
Pentagon, Ekim 2021’den itibaren Rusya’nın Ukrayna sınırına tatbikat iddiasıyla yaptığı yığınağı yakından takip etti ve dünya kamuoyuna bunun bir tatbikat olmadığını, bir savaş hazırlığı olduğunu duyurdu.
ABD bakanları Rus mevkidaşları ile bu süreçte birkaç kez görüşmüştü ancak Washington’ın Moskova ile ilk kritik teması 8 Kasım 2021’de ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü Bill Burns'ün, Moskova ziyaretiyle oldu.
Burns, mevkidaşının yanı sıra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de telefonda görüştü ve Rus ordusunun Ukrayna sınırındaki yığınağı konusunda kaygılarını iletti.
Burns’ün ziyaretinin ardından ABD yönetimi tonunu daha da sertleştirdi ve Kremlin’i şeffaf davranmaya çağırdı.
ABD ile Rusya arasındaki ikinci üst düzey temas, 2 Aralık’ta ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasında İsveç'in Stockholm kentinde düzenlenen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında gerçekleşti.
Oldukça gergin geçtiği belirtilen toplantıda Blinken, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının sonuçları olacağını ve Moskova’nın ağır bedel ödeyeceğini mevkidaşına iletti.
Stockholm’daki görüşmenin ardından iki bakan bu kez 21 Ocak’ta İsviçre’nin Cenevre kentinde bir araya geldi ancak bu görüşmeden de bir sonuç çıkmadı.
Biden yönetiminin Rusya’ya “ağır bedel ödetme” uyarısının detayları hem Washington’da hem de diğer başkentlerde merak konusuydu ancak yönetim, Ukrayna’ya asker göndermeyeceğini ancak saldırıya uğraması durumunda bu ülkeye destek vereceğini ve Rusya’yı yaptırımlara tabi tutacağını açıkladı.

CIA Rusya’nın savaş hazırlıklarını ifşa etti
ABD yönetimi bir taraftan Rusya ile diplomatik angajmanlarını sürdürürken diğer taraftan Rus ordusunun savaş hazırlıklarına yönelik bilgileri sızdırmaya başladı.
ABD istihbaratınca 4 Aralık 2021’de sızdırılan bir belgede, Rusya’nın Ukrayna’ya 175 bin askerin katılacağı bir saldırı hazırlığı yaptığı iddia edildi.
İstihbarat, Rusya’nın Ukrayna’nın sınırına yakın farklı bölgelerde top ve dolaylı atış sistemleri yerleştirdiğini de ifşa etti.
Öte yandan Pentagon, Rusya'nın Ukrayna sınırına yakın bölgelerdeki askeri yığınağına ilişkin gazetecileri günlük bilgilendirdi.
ABD istihbaratının yaptığı diğer bir önemli sızıntı ise 14 Ocak 2022’de geldi.
İstihbarat, Rusya'nın Ukrayna'yı işgale zemin hazırlamak üzere bir grup ajanını Ukrayna'nın doğusunda "yanıltma operasyonu" düzenlemek üzere konuşlandırdığı iddiasını sızdırdı.
Bu iddia daha sonra Beyaz Saray ve Pentagon tarafından da teyit edildi.

Savaşın kaçınılmaz olduğu anlaşılınca ABD bölgeye yığınak yapmaya başladı
Yeni yıla girildiğinde savaşın kaçınılmaz olduğu büyük ölçüde anlaşılmıştı ve Washington bölgede hazırlık yapmaya başladı.
ABD yönetimi, 21 Ocak’ta Letonya, Litvanya ve Estonya'ya, ellerindeki ABD menşeli Javelin tanksavar ve Stinger uçaksavar füzelerini Ukrayna ordusuna destek amacıyla gönderme izni verdi.
Bölgede gerilim tırmanırken Blinken, Kiev'i ziyaret etti ve Ukrayna'ya desteklerini yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, beklenen Rusya müdahalesine karşı, 24 Ocak’ta Kiev Büyükelçiliğindeki personelinin ailelerine Ukrayna'dan ayrılmaları talimatı verdi ve Pentagon, Ukrayna krizinde beklenmedik durumlara karşı aktifleştirilmesi beklenen NATO Mukabele Gücü için 8 bin 500 askeri teyakkuza geçirdi.
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, 28 Ocak 2022’de düzenlediği basın toplantısında Putin’in saldırı kararı alıp almadığını bilmediğini ancak yapılan yığınağın Rus ordusunun artık saldırı başlatma kabiliyetine erişmiş olduğunu gösterdiğini söyledi.
Buna karşılık Pentagon, Doğu Avrupa’daki asker sayısını hızla arttırmaya başladı.
24 Şubat’ta savaş başladığında, başta Almanya, Polonya ve Romanya’da olmak üzere Doğu Avrupa’da 100 binden fazla ABD askeri konuşlanmıştı.
ABD istihbaratı, 21 Şubat 2022’de Putin’in Rus ordusuna saldırı emrini verdiğini ifşa etti.
Bunun üzerine Biden Ukrayna krizini görüşmek üzere Ulusal Güvenlik Konseyini topladı ve ABD, Kiev’deki diplomatlarını önce Lviv’e sonra da Polonya’ya çekti.

ABD Ukrayna’ya 1 yılda 30 milyar dolara yakın silah ve ekipman verdi
ABD ordusunun Rusya’nın operasyon senaryosuna ilişkin tahmini tuttu ve Rusya, kuzeyden Kiev, kuzeydoğuda Harkiv, güneyde ise Herson ve Mariupol’a saldırı başlattı.
Yıl boyunca savaşın gidişatına göre askeri yardımlarını şekillendiren ABD ilk etapta Kiev’e yönelik 64 kilometrelik konvoyla düzenlenen kara harekatını ve hava taarruzlarını durdurmaya yönelik yardımlar sağladı.
Kiev’e yönelik saldırılar püskürtüldükten sonra ABD, Ukrayna ordusuna, cephelere direkt taarruz etmeden Rus ordusunu dolaylı atışlarla püskürtmek üzere top sistemleri, insansız hava araçları temin etti.
Bu yardımlar daha sonra geri alınan bölgelerin tutulması ve tahkim edilmesi için zırhlı araçlara ve mühimmata yoğunlaştı.
Rusya’nın füze ve insansız hava araçları ile düzenlediği saldırıların artması üzerine ABD de hava savunma kabiliyetleri vermeye başladı.
AA muhabirinin, Pentagon raporlarından derlediği verilere göre, ABD savaşın başından bu yana Ukrayna ordusuna 29,8 milyar dolar silah ve ekipman verdi.
Bu yardımların büyük bir kısmı Pentagon envanterinden sağlandı ancak bir kısmı ise Ukrayna Güvenlik İnisiyatifi olarak bilinen bir fon kapsamında silah firmalarından tedarik edildi.

Top ve zırh delici mühimmata ağırlık verildi
Pentagon verilerine göre, ABD savaşın başlarında Ukrayna ordusuna 8 bin 500’den fazla Javelin anti-tank füzesi ve 54 binden fazla diğer zırh delici mühimmat verdi.
Kiev yakınlarındaki Rus cephesi dağılınca Rusya birliklerini Ukrayna’nın doğusuna kaydırdı; bunun üzerine ABD de yardımlarını dolaylı atış sistemlerine yoğunlaştırdı.
Yönetim, ilk etapta Ukrayna’ya 160 adet 155 mm obüs top sistemi sağladı daha sonra ise hemen her yardım paketinde obüs top mermileri yer aldı.
ABD, Ukrayna’ya bir yılda toplamda 6 bini hassas güdümlü, 10 bini zırh delici olmak üzere 1 milyondan fazla 155 mm top mermisi verdi.
Ukrayna ordusuna ayrıca 1 milyondan fazla 152 mm, 122 ve 105 mm top mermisi veren ABD, 50’den fazla havan topu ve 100 binden fazla havan topu mermisi sağladı.
ABD ayrıca, Ukrayna’ya TOW anti tank füzeleri ve 38 adet Yüksek Performanslı Topçu Roket Sistemi (HIMARS) gönderdi.
Pentagon, Ukrayna ordusuna sağladığı HIMARS mühimmatı, hassas güdümlü ve lazer güdümlü roketlerin sayısını gizli tutuyor.
Diğer taraftan, ABD son aylarda, Ukrayna ordusuna binlerce ekipman ve personel taşıyıcı ile taktik muharebe araçları verdi.
Bunların arasında, 109 Bradley zırhlı piyade muharebe aracı, 1700’den Humvee zırhlı araç, 90 Stryker zırhlı personel taşıyıcı, 500’den fazla M113 ve M117 zırhlı personel taşıyıcıları ve 500’den fazla MRAP zırhlı araç bulunuyor.

Patriot hava savunma sistemi de verildi
ABD savaşın başında Ukrayna’ya 1600’den fazla omuzdan atılan Stinger hava savunma sistemi verdi ancak eylül ayından başlamak üzere yardım paketlerinde Ulusal Gelişmiş Karadan Havaya Füze Sistemi (NASAMS), Hawk ve Avenger hava savunma sistemleri de yer almaya başladı.
Pentagon verilerine göre, Ukrayna’ya 8 NASAMS, 2 Hawk ve 12 Avenger hava savunma sistemi verildi.
Ukrayna ordusuna ayrıca hava savunma sistemleri mühimmatının yanı sıra hava savunma radarları ve insansız hava araçlarına karşı koyma sistemleri sağlandı.
Öte yandan, ABD yönetimi 21 Aralık 2022’de Ukrayna’ya 1 adet Patriot hava savunma sistemi vereceğini duyurdu.
Patriot sistemleri için Ukrayna ordusunun eğitimleri devam ediyor ve Pentagon bu sistemlerin gelecek aylarda sahada olmasını bekliyor.
ABD, Rus ordusuna karşı savunma yapmak üzere güçlü kara ekipmanları verirken önemli hava kabiliyetleri verme konusunda daha temkinli davrandı.
ABD kendi envanterinde aktif kullandığı kritik hava silahlarından hiçbirini vermedi.
ABD veya NATO üyelerinin Ukrayna’ya F-16 uçakları vermesi de konuşuluyor ama Pentagon ve yönetim bu konuya henüz sıcak bakmıyor.
Pentagon, Ukrayna ordusuna ABD yapımı helikopter de vermedi; buna karşılık müttefiklerden aldığı Sovyet yapımı Mi-17 helikopterlerini modernize ederek Ukrayna’ya tedarik etti.
Öte yandan, ABD, Ukrayna’ya 700’ün üzerinde taktik İHA, 1800’den fazla Phoenix Ghost ve Puma ile 15 Scan Eagle İHA’ları verdi.
Bu İHA’lar ABD ordusunun çok da kullanmadığı sistemler olarak biliniyor.

Kıyı savunma sistemleri de verildi
ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı diğer bir kabiliyet de kıyı savunma sistemleri oldu.
Pentagon verilerine göre, ABD Ukrayna’ya insansız kıyı savunma araçlarının yanı sıra, kıyı ve nehir devriye botları ve Harpoon kıyı savunma füzelerini verdi.
Bunların yanı sıra Ukrayna ordusuna çok sayıda uydu iletişim ekipmanı da sağlandı.

Almanya ile ABD arasında tank pazarlığı
ABD uzun süre Ukrayna’ya tank vermeme konusunda direndi ancak Almanya’nın Leopard tanklarını Ukrayna’ya tedarik edilmesine ilişkin tartışmada ABD’nin önce tank vermesini şart koşması Biden yönetimini zor durumda bıraktı.
Yönetim kısa bir süre içinde ağız değiştirdi ve Ukrayna ordusuna verilmek üzere 31 adet M1A Abrams tankı satın alınacağını duyurdu.
Bunun üzerine Almanya da Ukrayna’ya Leopard 2 tankı vereceğini duyurdu ve bu tanklara sahip ülkelere bu yönde adım atmasına izin verdi.
Diğer taraftan, ABD’nin Abrams tanklarını ne zaman teslim edeceği henüz bilinmiyor.
ABD ve Avrupa ülkelerinin verdiği silah savaşın seyrini kökten değiştirecek nitelikte değil ancak bir süreliğine Rusya’nın Ukrayna’nın tamamını ele geçirmesinin önüne geçti.

Biden yönetimi Rusya’ya çok sayıda yaptırım uyguladı
Biden yönetimi, Şubat 2022’den bu yana Rusya’ya onlarca yaptırım uyguladı.
ABD, Rusya Merkez Bankasının işlemlerine sınırlamalar getirdi, Rus savunma ve enerji sektörüne yaptırımlar uyguladı ve ABD şirketlerinin Rus petrolü ithal etmesine yasak getirdi.
Ayrıca, Biden yönetimi ABD şirketlerinin Rusya’ya yatırımlarını, Rusya’dan altın, elmas, deniz ürünleri ve alkollü içecek ithalatını ve bunların Rusya’ya ihracatını yasakladı.
Rus uçaklarının ABD hava sahasına girmesini ve Rusya bayraklı gemilerin ABD limanlarına girmesi de yasaklandı.
ABD yönetimi, öte yandan, çok sayıda Rus yetkilisi ve devlet kurumu ile Kremlin ile ilişkili kişi ve kuruluşu yaptırım listesine aldı.
Biden, Avrupa Birliği (AB), İngiltere, Kanada, Japonya ve Avustralya ile ortak bir kararla Rus petrol ihracatının varil fiyatını maksimum 60 dolarla sınırladı.
Çin ve Hindistan başta olmak üzere birçok ülke bu karara uymadı ancak ABD bunun küresel olarak uygulanması için çalışıyor.
ABD ayrıca, Rusya’nın Ukrayna’da savaş suçu işlediği iddiasıyla Moskova aleyhine Ukrayna’da kanıt toplama çalışmalarına destek veriyor.

Nükleer silah tartışması
Birkaç kez, başta Putin olmak üzere üst düzey Rus yetkililerinin Rusya topraklarının tehdit edilmesi durumunda nükleer silah kullanacaklarını açıklaması Washington’da oldukça temkinli karşılandı.
ABD bu tür yorumları “sorumsuzluk” olarak niteledi ancak Rusya’nın nükleer kabiliyetlerini de yakından izlediğini duyurdu ama Biden, bir seçim kampanyasında Rusya’nın Ukrayna’da nükleer silah kullanma ihtimalini kastederek, 1962’deki Küba Füze Krizi'nden bu yana ilk kez nükleer kıyamet ile karşı karşıya olduklarını ifade etti.
Biden bu sözlerini daha sonra toparlamaya çalıştı ancak bu yorum dünyada paniğe neden oldu.
ABD’nin destek konusundaki kararlılığında değişiklik yok
Rus ordusunun koordinasyon, ikmal ve idame sorunları, ABD ve Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya sağladığı silahlar Ukrayna’nın düşmesini engelledi ve Rus ordusuna ağır kayıplar verdirdi ancak ne Ukrayna’ya verilen yardımlar ne de Moskova’ya uygulanan yaptırımlar savaşı durduramadı.
ABD de bugüne kadar Ukrayna’nın arkasında durdu ve ABD’nin Ukrayna’yı destekleme konusundaki kararlılığında bir değişiklik öngörülmüyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ABD Kongresinin ortak oturumuna hitap etti, Beyaz Saray’da Biden tarafından ağırlandı.
Biden, Kiev’e ziyarette bulunarak savaşın birinci yıl dönümünde Ukrayna’nın yanında oldukları mesajını verdi.
Avrupa ve ABD ekonomisine büyük yük getiren Ukrayna savaşının uzaması ihtimali Batı'yı korkutuyor.
Biden yönetimi ne pahasına olursa olsun Ukrayna'yı sonuna kadar desteklemekte kararlı olduğu mesajını verse de ABD muhalefetinin veya Avrupalı müttefiklerin bu yıpratıcı savaşa ne kadar destek verebileceği henüz bilinmiyor.
Ekonomik ve askeri olarak her geçen gün daha fazla izole olan, cephede savaşacak asker bulmakta zorlanan Rusya'nın savaşı ne kadar sürdürebileceği de bir başka belirsizlik.
Öte yandan, nükleer silahların bir şekilde savaş meydanında kullanılmasına yönelik olası senaryolar da dünyanın korkulu rüyası olmaya devam ediyor.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.