Birleşik Krallık’taki terörizmle mücadelenin başarıları başarısızlıkları

Selman el-Ubeydi’nin gerçekleştirdiği katliam öncesi alınan görüntüsü. (AFP)
Selman el-Ubeydi’nin gerçekleştirdiği katliam öncesi alınan görüntüsü. (AFP)
TT

Birleşik Krallık’taki terörizmle mücadelenin başarıları başarısızlıkları

Selman el-Ubeydi’nin gerçekleştirdiği katliam öncesi alınan görüntüsü. (AFP)
Selman el-Ubeydi’nin gerçekleştirdiği katliam öncesi alınan görüntüsü. (AFP)

İngiltere iç istihbarat teşkilatı MI5 perşembe günü, İngiltere'de Manchester Arena’da gerçekleşen patlamanın kurbanlarının ailelerinden özür diledi. Nitekim soruşturma kapsamında MI5’in eline geçen fırsatı değerlendirmediği, Mayıs 2017'de Libya asıllı genç Selman el-Ubeydi tarafından gerçekleştirilen, 22 kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden olan intihar saldırısını aslında önleyebileceği sonucuna varıldı.
MI5 Başkanı Ken McCallum, arenada konsere katılan çocukların hedef alındığı katliam gerçekleştirilmeden önce, Ubeydi’yi durdurmak için ellerine geçen ‘küçük fırsatı’ yakalayamamalarından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi. Zira Ubeydi intihar saldırısı gerçekleştirmeden dört gün önce, Libya'dan döndüğü sırada Manchester Havalimanı’nda durdurulmuş olsaydı yahut patlayıcı depoladığı arabasına kadar takip edilseydi güvenlik aygıtının bombalamayı önleyebileceği ortaya çıktı. Nitekim güvenlik servisleri, Ubeydi’nin aşırılık yanlısı bir aileden olduğunu, aşırılık yanlılarıyla temas halinde bulunduğunu, hatta 2011'de Muammer Kaddafi iktidarını deviren devrimde mücadele ettiği bilgisine ulaşmıştı. Arena saldırısını gerçekleştirirken de DEAŞ’tan etkilendiğine inanılıyor.
Manchester intihar bombacısını durdurmadaki başarısızlığın İngiliz güvenlik aygıtının El Kaide ve DEAŞ karşısında kaydettiği tek başarısızlık olmadığı biliniyor. Terörist olduğu bilinen Osman Han (28) hapishanede güvenlik görevlilerini pişman olduğuna inandırıp serbest bırakıldıktan sonra Kasım 2019'da Londra Köprüsü'nde bıçaklı saldırı düzenlemişti. Mahkumların rehabilitasyonu alanında çalışan görevliler Jack Merritt (25) ve Saskia Jones'u (23) bıçaklayarak öldürmüştü. Daha sonra yapılan soruşturmada ortaya çıktığı üzere Han, kendisine yaklaşılmasını önlemek için patlayıcı kemerlere benzer bir kemer takıyordu. Kendisine yaklaşmaya korkan polis, Han’a 20 el ateş etmiş, kurşunlardan sekizi isabet etmemişti.

2017 tarihli Manchester Arena saldırısında yaşamını yitirenler için konan çiçek buketleri. (AFP)
İki yıl önce Londra'da aslında önlenebilecek başka bir terör saldırısı gerçekleşti. 3 Haziran 2017'de Londra Köprüsü'nde ve yakınlarındaki Borough Market'te bir minibüsteki dört teröristin yayalara çarpma ve bıçaklama saldırısında sekiz kişi yaşamını yitirmiş, 48 kişi yaralanmıştı. Ardından ise terör saldırısının ana beyni Huram Şazad’ın (27) 2015'ten beri MI5 ve polis tarafından tanındığı ortaya çıkmıştı. Şazad, saldırıyı gerçekleştirdiği dönemde güvenlik yetkilileri tarafından soruşturmaya tabi tutulmuş ancak acil tehlike teşkil etmediği gerekçesiyle öncelik sırası seviye düşürülmüştü. Saldırıya Şazad’ın yanı sıra aşırılık yanlıları Raşid Rıdvan (30) ve Yusuf Zagba (22) da dahil olmuştu.
Geçtiğimiz yıllarda, failleri cezaevinde kaldıkları yahut aşırılık yanlıları ile bağlantılı oldukları için güvenlik servislerinin ‘radarına’ girenlerin işlediği birçok saldırı kaydedildi. Ancak güvenlik aygıtı, 2005’te İngiltere'de kaydedilen en büyük terör saldırısını engelleyemedi. 7 Temmuz 2005 sabahı dört intihar bombacısı; Muhammed Sıddık Han, Şehzad Tanvir, Cemal Germaine Lindsay ve Hasib Mir Hüseyin, Londra'da üç metro ve bir toplu taşıma otobüsünü hedef aldıkları ölümcül bombalı saldırılar düzenleyerek yüzlerce insanın ölümüne neden oldu. Soruşturmalarda, güvenlik servislerinin ve polisin Muhammed Sıddık Han’ı yıllardır tanıdığı ortaya çıktı. 1993'te West Yorkshire Polisi, Muhammed Sıddık Han’ı bir saldırı düzenlemek suçundan tutuklamış, fotoğrafını çekerek hakkında bir dosya açmıştı. Ancak şahıs herhangi bir suçlama olmaksızın serbest bırakılmış, dosyası MI5 ile paylaşılmamıştı. 2001'de West Yorkshire Polisi, bilinen iki militan tarafından yönetilen bir kampta eğitim gören 40 kişilik bir grubu gözlemlemiş, ilgili video görüntülerinden kampa katılanların tek tek fotoğrafları alınmıştı. Ancak bu kişilerden yalnızca dokuzu teşhis edilebilmişti. Müfettişler, 7 Temmuz saldırılarının ardından bu dosyaya geri dönmüş, Sıddık Han’ın söz konusu kamptaki kursiyerlerden biri olduğu ortaya çıkmıştı. Sıddık Han, 14 Nisan 2003'te güvenlik servislerinin iyi değerlendirmediği bir fırsatı yeniden yakalamıştı. İstihbarat ajanları, aşırılık yanlısı olarak tanımlanan bir kişinin Sıddık Han’ın adına kayıtlı bir arabaya bindiğini gözlemledi. İki adam arasındaki iletişim sadece birkaç dakika sürdü. Güvenlik servisleri ise Han’ın bir komploya karışmış olabileceğini tahmin etmedi.
Güvenlik servisleri, Şehzad Tanvir’in 1995 yılında hırsızlık suçundan tutuklandığı bilgisine vâkıftı. 2004 yılında kendisini yeniden tutuklayan polis, yalnızca uyarıda bulunmakla yetinmişti. Cemal Germaine Lindsay ise kendi adına kayıtlı bir araba ile bir soygun mahallinden kaçtıktan sonra polis tarafından şüpheli olarak sınıflandırılmıştı. 7 Temmuz saldırıları ardından müfettişler, MI5'in geçmiş kayıtlarındaki bir cep telefonu numarasının aslında Lindsey'e ait olduğunu keşfetti. Dolayısıyla numara aslında istihbaratın izleme kapsamına giriyordu. Hasib Mir Hüseyin de Ekim 2004’te yankesicilik suçundan tutuklanmış, polis tarafından yalnızca uyarı almıştı.
Güvenlik servisleri, 7 Temmuz 2005 saldırısının yalnızca iki hafta ardından kaydedilen başka bir saldırıyı da önleyemedi. 21 Temmuz sabahı dört kişi, Londra'daki üç tren istasyonunda ve bir otobüste içinde patlayıcı bulunan torbaları patlattı. Ancak patlayıcı maddelerin bileşimindeki bir hata dolayısıyla patlama gerçekleşmedi. Eş zamanlı olarak beşinci bir bombalamanın da gerçekleşmesi planlanıyordu. Ancak bombacının çantasından kurtulduğu, onu patlatmaya çalışmadığı kaydedildi. Bir metroda patlayıcı kemerini patlatmak üzere olduğu düşünülerek Brezilyalı bir gencin güvenlik güçleri tarafından yanlışlıkla öldürüldüğü bir kovalamaca sonrasında söz konusu olaylarla ilişkili beş kişi tutuklandı.
Güvenlik Servisi tarafından 1998-1999 yılı için yayınlanan yıllık rapora göre MI5, ABD'nin Tiran'daki (Arnavutluk) büyükelçiliğini bombalama planını bozdu. Aksi takdirde Nairobi ve Darüsselam’daki büyükelçiliklerde düzenlenen bombalamalara benzer olaylar kaydedilecekti. Temmuz 2000'de güvenlik servisinin büyük operasyonu kapsamında İngiltere'de İslamcı militanların ilk bomba atölyesi ortaya çıkarıldı. 11 Eylül 2001'de ABD’deki saldırılardan üç ay önce MI5, El Kaide'nin biyolojik silah yapımında kullanmak üzere İngiltere'den patojenler elde etme girişimini engelledi. Ancak güvenlik aygıtı, yaptıklarının önemini bir sonraki aşamaya kadar kavrayamadı.
11 Eylül Saldırıları’nın ardından, güvenlik servisinin 2003 baharında başlattığı Crevice Operasyonu, İslamcı militanlar tarafından İngiliz topraklarında düzenlenen ilk bomba planını ortaya çıkardı. Operasyonda Londra'da ve Luton şehrinde faaliyet gösteren bir grup aşırılık yanlısına odaklanıldı. Bu kapsamda gece kulüpleri, barlar ve marketlere ağır kayıplar vermek amacıyla düzenlenmesi planlanan geniş çaplı bir saldırı planı engellendi. Komploya karışanların tümü, olası bir saldırı öncesinde, Mart 2004'te tutuklandı.
2004’te başlatılan Ryhme Operasyonu’nda ise daha büyük bir saldırı olacağı öngörüldü. Operasyon kapsamında, 11 Eylül Saldırıları’nın mimarı olarak adlandırılan Halid Şeyh Muhammed tarafından İngiltere'deki saldırılara liderlik etmesi için kişisel olarak seçilen, İslam'a geçen bir Hindu olan Dhiren Barot liderliğindeki bir komplo başarıyla engellendi. Güvenlik servisinin aktardığına göre, otoparklara ve tren istasyonlarına saldırmayı planlayan Barot, planladığı gibi bombayı patlatamadı.
2006’da o güne kadar düzenlenmiş en kapsamlı operasyon sayılan Overt Operasyonu kapsamında güvenlik aygıtı ve polis, failler başarılı olsaydı felaketin meydana geleceği gerçek bir felaketi önledi. El Kaide'nin arkasında olduğu plan kapsamında, Londra'daki Heathrow Havalimanı'ndan Kuzey Amerika'ya giden yedi uçuşa intihar bombacılarının yerleştirilmesi öngörülmüştü.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.