Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu kimdir?

AA
AA
TT

Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu kimdir?

AA
AA

Millet İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanan Kemal Kılıçdaroğlu, 3 Kasım 2002'de yapılan 22. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde CHP İstanbul Milletvekili olarak Meclise girerken, 22 Mayıs 2010'daki 33. CHP Olağan Kurultayı'nda Genel Başkan seçildi.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre Kemal Kılıçdaroğlu, 1948'de Tunceli'nin Nazımiye ilçesinde doğdu.
İlk ve ortaöğrenimini Erciş, Tunceli, Genç ve Elazığ'da tamamlayan Kılıçdaroğlu, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden (Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) 1971'de mezun oldu.
Aynı yıl kazandığı Hesap Uzman Yardımcılığı Sınavının ardından Maliye Bakanlığında göreve başlayan Kılıçdaroğlu 1 yıl Fransa'da kaldı, hesap uzmanlığını 1983'e kadar sürdürdü ve aynı yıl Gelirler Genel Müdürlüğüne atandı. Burada önce Daire Başkanı, ardından Genel Müdür Yardımcılığı yaptı.
Kemal Kılıçdaroğlu 1991'de Bağ-Kur'a atandı. Burada genel müdürlük görevinde bulunan Kılıçdaroğlu, 1992'de Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü görevini üstlendi. Kısa süre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında müsteşar yardımcısı olarak çalışan Kemal Kılıçdaroğlu, 1999'un ocak ayında kendi isteğiyle Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünden emekli oldu.
8.Beş Yıllık Kalkınma Planı çalışmalarında Kayıtdışı Ekonomi Özel İhtisas Komisyonuna başkanlık eden Kılıçdaroğlu, Hacettepe Üniversitesinde de bir süre ders verdi, Türkiye İş Bankasında Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı.
Kemal Kılıçdaroğlu, 3 Kasım 2002'deki 22. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili olarak Meclise girdi.
CHP Merkez Yönetim Kurulunda görev alan Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Temmuz 2007 Milletvekili Genel Seçimlerinde de İstanbul'dan 23. Dönem Milletvekili seçildi ve genel başkanlığa adaylığını açıklayıncaya kadar CHP Grup Başkanvekilliği görevinde bulundu.
Deniz Baykal'ın, FETÖ'nün kaset kumpası sonucu genel başkanlıktan istifasının ardından 22 Mayıs 2010'daki 33. CHP Olağan Kurultayı'nda genel başkanlığa seçilen Kemal Kılıçdaroğlu, 13 yıldır bu görevi sürdürüyor.
Selvi Kılıçdaroğlu ile 1974'ten bu yana evli olan Kemal Kılıçdaroğlu'nun 3 çocuğu ve 3 torunu bulunuyor.

10 kurultay gördü
CHP'de Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde 5 olağan ve 5 olağanüstü kurultay gerçekleştirildi.
CHP'de, Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde 22 Mayıs 2010'daki olağanüstü kurultay dışında, 18-19 Aralık 2010, 26-27 Şubat 2012, 5-6 Eylül 2014 ve 9-10 Mart 2018'te olağanüstü, 17-18 Temmuz 2012, 16-17 Ocak 2016, 3-4 Şubat 2018 ve 25-26 Temmuz'da olağan kurultaylar yapıldı.
Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce ile yarıştığı 5-6 Eylül 2014'teki 18. Olağanüstü, 3-4 Şubat 2018'deki 36.Olağan Kurultay ile tek aday olarak girdiği 37. Olağan Kurultay'dan genel başkan olarak çıktı.
CHP'nin Temmuz 2022'de yapılması gereken 38. Olağan Kurultayı ise Parti Meclisinin aldığı kararla 1 yıl ertelendi.

İki referandum
CHP Genel Başkanlığına 2010'da seçilen Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin başındaki ilk seçimine de aynı yıl girdi. CHP, 12 Eylül 2010 tarihindeki Anayasa referandumunda "Hayır" kampanyası yürüttü. Seçimlerde yüzde 57,88 "Evet" oyuna karşı yüzde 42,12 "Hayır" oyu çıktı.
Bu seçimlerin en ilginç yanı ise Anayasa referandumunda "Hayır" kampanyası yürüten Kemal Kılıçdaroğlu'nun oyunu kullanamaması oldu.
Kılıçdaroğlu'nun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğu 2009'daki yerel seçimler nedeniyle kaydını İstanbul'a aldırdığı, buradan sildirdikten sonra da tekrar Ankara'ya kaydettirmediği için oyunu kullanamadığı ortaya çıktı.
Türkiye'yi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine götürecek ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun yine "Hayır" kampanyası yürüttüğü 16 Nisan 2017'deki anayasa değişikliği referandumundan yüzde 51,41 oranında "Evet" çıkarken "Hayır" oyları yüzde 48,59'da kaldı.

Yerel ve genel seçimler
Kemal Kılıçdaroğlu siyasi kariyerindeki ilk seçimine 2009'da CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak katıldı. Kılıçdaroğlu'nun rakibi AK Parti adayı Kadir Topbaş'tı. 29 Mart 2009'daki seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kılıçdaroğlu yüzde 36,98 oy alarak rakibi Topbaş karşısında seçimi kaybetti.
Kılıçdaroğlu, 12 Haziran 2011'deki genel seçimlerinde ise yüzde 25,98 oy aldı. Bu seçimlerde AK Parti yüzde 49,83 oy alarak iktidar oldu.
30 Mart 2014'teki yerel seçimlerde Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP yüzde 26,34, Erdoğan liderliğindeki AK Parti yüzde 42,87 oy aldı.
Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığını yaptığı CHP, 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden yüzde 24,95, Recep Tayyip Erdoğan'ın genel başkanlığını yaptığı AK Parti ise yüzde 40,87 oy oranıyla çıktı.
Bu seçimlerin ardından hükümet kurulamadı ve 1 Kasım 2015'te genel seçimlerin yenilenmesine karar verildi. AK Parti'nin oylarını yüzde 49,50'ye yükselttiği seçimlerde CHP'nin oy oranı da yüzde 25,32 oldu.
CHP, Millet İttifakı'yla girdiği 31 Mart 2019'daki yerel seçimler sonucunda 11 büyükşehirde belediye başkanlığını kazandı.
Seçimde CHP oyların yüzde 30,12'sini, AK Parti ise yüzde 44,33'ünü aldı.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri
Türkiye tarihinde ilk kez 10 Ağustos 2014'te cumhurbaşkanı halk tarafından seçildi.
12'nci cumhurbaşkanının belirleneceği seçimde MHP ile Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığındaki CHP, Ekmeleddin İhsanoğlu'nu ortak aday gösterdi.
Seçimin sonunda İhsanoğlu yüzde 38,44, Tayyip Erdoğan ise yüzde 52 oranında oy aldı ve Erdoğan ilk turda Cumhurbaşkanı seçildi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hem cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimlerinin yapılacağı 31 Mart 2018'de, partisinin cumhurbaşkanı adayının Muharrem İnce olduğunu açıkladı.
24 Haziran 2018'deki Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunda Recep Tayyip Erdoğan oyların yüzde 52,6'sını alarak seçimi ilk turda kazandı. Aynı tarihteki 27. Dönem Milletvekilli Seçimi'nden CHP yüzde 22,6 oyla çıktı.

Artvin ve Çubuk'taki saldırılar
Kılıçdaroğlu'nun, 25 Ağustos 2016'da Şavşat'tan Artvin'e giden konvoyuna Ardanuç mevkisinde PKK terör örgütü tarafından roketli saldırı düzenlendi. Saldırıda Jandarma Er Fatih Çaybaşı şehit oldu, iki asker yaralandı.
Olayın ardından Kılıçdaroğlu bir süre Karayolları binasında bekletilirken, daha sonra zırhlı araçla Şavşat Kaymakamlığı'na götürüldü. Kılıçdaroğlu, burada telefonla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile dönemin Başbakanı Binali Yıldırım ve HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile görüştü.
Saldırıyı PKK terör örgütü üstlenirken, hedefin Kemal Kılıçdaroğlu olmadığı savunuldu. İçişleri Bakanlığı, 22 Mayıs 2018'de yapılan operasyonda konvoya saldıran "Velat" kod adlı terörist Behçet Avras'ın öldürüldüğünü açıkladı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 21 Nisan 2019'da Ankara'nın Çubuk ilçesinde PKK tarafından şehit edilen sözleşmeli er Yener Kırıkçı'nın cenazesinde ise yumruklu saldırıya uğradı. Yüzüne darbe alan Kılıçdaroğlu, daha sonra zırhlı araçla evden çıkarılarak CHP Genel Merkezine götürüldü.
Kılıçdaroğlu'na yumruk atan sanık Osman Sarıgün, hakaret yaralama ve suç işlemeye tahrik suçlarından 3 yıl 23 ay 30 gün hapis cezası aldı.

15 Temmuz darbe girişimi
15 Temmuz 2016'daki FETÖ'nün darbe girişiminin ilk saatlerinde İstanbul'a gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Atatürk Havalimanı'ndan Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu'nun evine geçmişti. Geceyi Kerimoğlu'nun evinde geçiren Kılıçdaroğlu'nun fotoğrafları basına servis edildi.
Fotoğrafta Kılıçdaroğlu'nun, İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat ile bir haber kanalını izlediği, o sırada ekranda köprüdeki darbecilerin teslim olma görüntüsünün yer aldığı görüldü. Kılıçdaroğlu'nun Atatürk Havalimanı'ndan çıkışı, "darbecilerin izni" ile denilerek eleştiri konusu yapıldı.
Kemal Kılıçdaroğlu, darbe girişimi sonrasında 25 Temmuz 2016 Pazartesi günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Liderler Zirvesi'ne, 7 Ağustos 2016'da ise Yenikapı Meydanı'nda düzenlen Şehitler ve Demokrasi Mitingi'ne katıldı.

"Adalet yürüyüşü"
Kılıçdaroğlu, 15 Haziran 2017'de çeşitli isimlerin ve grupların katılımıyla Ankara'dan İstanbul'a kadar "adalet" talebiyle yürüyüş gerçekleştirdi.
Yürüyüş, 15 Haziran 2017'de Ankara'da Güvenpark'ta başladı, 9 Temmuz 2017'de İstanbul Maltepe'de sonlandı. 420 kilometrelik yolu 25 günde yürüyen Kılıçdaroğlu, yürüyüşün sonunda Maltepe'de bir miting düzenledi.

Millet İttifakı ve altılı masa süreci
24 Haziran 2018'deki Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimleri öncesinde, Kılıçdaroğlu genel başkanlığındaki CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ile işbirliği yaptı ve Millet İttifakı kuruldu.
Cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP Muharrem İnce'yi, Saadet Partisi Temel Karamollaoğlu'nu, İYİ Parti Meral Akşener'i aday gösterdi. Aynı partiler, milletvekili seçimi için de işbirliği yaptı.
Millet İttifakı'nda yer alan CHP ve İYİ Parti, 31 Mart 2019'daki yerel seçime ise bazı büyükşehirlerde ittifak yaparak girdi.
Yerel seçimlerin ardından Millet İttifakı, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi'nin katılımıyla 6 partiyi kapsayacak şekilde genişledi. Daha sonra kamuoyunda "altılı masa" olarak anılacak oluşumun ilk toplantısı 12 Şubat 2022'de yapıldı.
2 Mart 2023'teki 12'nci toplantıda Kılıçdaroğlu, 5 partinin cumhurbaşkanı adayı olarak önerildi.
Bu teklife itiraz eden İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'le üç gün boyunca sürdürülen müzakereler sonunda Kılıçdaroğlu, 6 Mart 2023 Pazartesi günü Millet İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayı olarak Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından kamuoyuna ilan edildi.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.