Batı, Tahran'ı yüzde 84'lük uranyumun kaynağını açıklamazsa hesap verdirmekle tehdit etti

Almanya, Fransa ve İngiltere, İran'ın uranyum stokları konusunda uyardı: Nükleer bomba üretme olasılığı göz ardı edilemez.

UAEA tarafından geçtiğimiz pazartesi günü Viyana'da düzenlenen üç ayda bir yapılan toplantının başlangıcından bir kare (UAEA)
UAEA tarafından geçtiğimiz pazartesi günü Viyana'da düzenlenen üç ayda bir yapılan toplantının başlangıcından bir kare (UAEA)
TT

Batı, Tahran'ı yüzde 84'lük uranyumun kaynağını açıklamazsa hesap verdirmekle tehdit etti

UAEA tarafından geçtiğimiz pazartesi günü Viyana'da düzenlenen üç ayda bir yapılan toplantının başlangıcından bir kare (UAEA)
UAEA tarafından geçtiğimiz pazartesi günü Viyana'da düzenlenen üç ayda bir yapılan toplantının başlangıcından bir kare (UAEA)

Avrupa ülkeleri İran'ı, yüzde 84 oranında zenginleştirilmiş uranyum izine rastlanması meselesini ‘acilen ve derhal’ açıklığa kavuşturmaması halinde ‘hesap verebilirlikle’ karşı karşıya kalacağına dair uyardı.
Almanya, Fransa ve İngiltere ortak bir bildiri ile İran'ın bu izlerin bulunma nedeniyle ilgili açıklaması ve bunun bir ‘kaza’ olduğu şeklinde yorumlaması karşısında ikna olmadıklarını ifade ettiler.
Ülkeler, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Sekreteri Rafael Grossi’yi İran'ın iş birliğinin sonuçları hakkında ‘mümkün olan en kısa sürede’ ve Haziran ayındaki UAEA Guvernörler Kurulu toplantısından önce bilgilendirmeye çağırdılar. Batılı ülkeler, 3 ay sonra yapılması planlanan olağan toplantı öncesinde UAEA Guvernörler Kurulu’nun İran'ı görüşmek üzere acil toplantı çağrısında bulunabileceklerinin de sinyalini verdiler.
Bu kadar yüksek oranda uranyum izine rastlanması, UAEA Guvernörler Kurulu'nun başlıca gündem maddesi olurken Almanya, Fransa ve İngiltere, yüzde 84 oranında uranyum izi bulunmasını ‘bölge ve küresel güvenlik için açık bir tehdit oluşturan İran'ın nükleer programının niyetleri hakkında soru işaretlerini gündeme getiren yeni bir tırmanma adımı’ olarak nitelendirdiler. Ülkeler, ‘bu kadar yüksek seviyelerde uranyum zenginleştirilmesi için kabul edilebilir bir sivil gerekçe olmadığını’ eklediler.
Üç ülkenin İran'la ilgili yaptığı en sert açıklamalardan biri olan açıklamada, İran'ın nükleer programında şeffaf olmadığına, Fordo Nükleer Tesisi’ndeki altıncı nesil santrifüjleri güçlendirmesi ile ilgili attığı diğer adımlara, daha önce açıklanmayan üç gizli nükleer tesiste bulunan uranyum izleri hakkında yanıt vermeyi reddetmeye devam etmesine ve UAEA müfettişlerinin nükleer programını takip etmelerini kısıtlama ve UAEA kameralarının kurulmasını engelleme gibi eylemlerine işaret ettiler. Avrupa ülkeleri, bu tür tutumların ‘İran'ı nükleer silahlarla ilgili gerçek adımlara tehlikeli bir şekilde yaklaştırdığının bir işareti olduğu ve İran’ın programının barışçıl olduğu iddialarını baltaladığı’ sonucuna vardılar. Açıklamada, İran’ın yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyum stoğunun, nükleer bomba üretme olasılığının göz ardı edilemeyeceği nükleer madde miktarının iki katı olduğu vurgulandı.
ABD'nin UAEA Temsilcisi Büyükelçi Laura Susan Holgate, UAEA Guvernörler Kurulu'nda üç Avrupa ülkesinin ortak bildirisinde geçenlerin yinelendiği bir konuşma yaptı. Holgate, İran'ı yüzde 84 oranında uranyum izine rastlanması meselesine ‘acilen’ bir açıklık getirmeye çağırdı. ABD’li yetkili, ‘gerilimin kasıtlı ya da kasıtsız olarak, eşi benzeri görülmemiş seviyelere çıkarmaya’ devam edildiğini söyledi.
İran’ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum üretimine devam etmesinin ‘güvenilir barışçıl amaçları olmadığını’ söyleyen Holgate, İran'ın Fordo Nükleer Tesisi’ndeki faaliyetlerine atıfla “Bugün dünyada İran’ın iddia ettiği amaç için yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum kullanan başka bir ülke yok. İran, nükleer provokasyonlarına ve nükleer silahların yayılması konusunda ciddi risk oluşturan adımlara devam etmesine son vermeli” ifadelerini kullandı.
UAEA Guvernörler Kurulu üyesi Batılı ülkelerin temsilciler, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum izleri bulunmasından duydukları derin endişelere rağmen UAEA Başkanı Grossi ile Tahran arasında iş birliği için anlaşmaya varılmasını memnuniyetle karşıladılar. Ancak İran'ın halen kanıtlamak zorunda olduğu iş birliği konusunda ihtiyatlı davranmaya devam ettiler.
UAEA Guvernörler Kurulu toplantısına katılan Batılı üst düzey bir diplomat, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Batılı ülkeler, yüzde 84 oranında zenginleştirilmiş uranyum bulma konusunu ‘büyük bir ciddiyet ve endişeyle’ ele alıyor. Grossi'nin bir anlaşmaya varıldığını söylemesinin ardından İran'ın bir açıklama yapmasını bekliyorlar” ifadelerini kullandı. Ancak ikna edici bir yanıt almakla ilgili şüpheleri olduğunu söyleyen diplomat, “Grossi ile tam olarak ne üzerinde anlaşmaya varıldığını bilmesek de İran'a bir şans vermeliyiz” dedi. İran'ın ‘bu oyuna uzun süre devam edemeyeceğini’ vurgulayan diplomat, yeni bir gerilimin önlenmesi için iş birliği yapmalarını umduğunu ifade etti.
Tahran'dan Viyana'ya döndüğü gece duyurduklarının bir kısmıyla ilgili söylediklerini geri alan Grossi'nin kendisi de İran'la yapılan anlaşmadan emin görünmüyor. Grossi, İran'ın daha önce kaldırdığı UAEA kameralarını yeniden kuracağını ve UAEA soruşturması kapsamında konuşmak istediği gizli nükleer sitelerle ilgili kişilere erişimine izin verdiğini söylemişti. Ancak İran’ın Grossi’nin belirttiği bu noktalardan hiçbiri üzerinde anlaşmaya varılmadığını açıklaması üzerine Grossi, geri adım attı. UAEA Guvernörler Kurulu toplantısının başında düzenlediği basın toplantısında Grossi, İran ile bazı konularda hâlâ mutabakata varılması gerektiğini ve bunun için UAEA’dan bir ekibin yakında Tahran'a gideceğini söyledi.
Batılı ülkeler, Grossi'nin İranlı yetkililerle çözüm bekleyen konuları açıklamak için somut anlaşmalara vardığını kendilerine bildirmesinin ardından bu kez İran'ı kınayan yeni bir karar taslağını UAEA Guvernörler Kurulu'na sunmamaya karar verdiler. UAEA Guvernörler Kurulu toplantılarına katılan Batılı diplomatlar, Guvernörler Kurulu’nun ek adımlar atmadan önce İranlıların önümüzdeki haftalarda Grossi'ye sunacaklarını bekleyeceğini ve bunları değerlendireceğini söylediler. Batılı diplomatlardan biri, bu kez İran'ı kınayan bir karar taslağı sunulmamasını fırtına öncesi sessizlik olarak nitelendirdi.
Çin’in UAEA Temsilcisi Li Song tarafından Guvernörler Kurulu'na yapılan bir konuşmada, İran'a UAEA ile iş birliği yapma ve çözülmemiş sorunları ‘mümkün olan en kısa sürede’ çözme çağrısında bulundu. Li, ayrıca ilgili tarafları ‘diplomatik çabaların yeniden başlaması için gerekli koşulları sağlamak amacıyla sakin ve itidalli olmaya’ çağırdı. Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ulyanov ise Batılı ülkeleri İran'la nükleer anlaşmanın imzalanmasını engellemekle suçlayarak, bir ‘B planı’ olmadığını ve nükleer anlaşmadan geri dönülmesi gerektiğini söyledi.
Batılı diplomatlar anlaşmanın imzalanamamasından İran'ı sorumlu tuttular. ABD Temsilcisi ve Avrupalı ​​diplomatlar, İran'ın geçtiğimiz yıl ağustos ayında anlaşmayı imzalamaktan kaçındığını belirtmişlerdi. Durumun o tarihten bu yana daha karmaşık hale geldiğine dikkati çeken ABD Temsilcisi Holgate, “İran, UAEA'nın gizli nükleer tesislerle ilgili soruşturmasının durdurulması çağrısı gibi, anlaşmayla ilgili olmayan kabul edilemez şartlar öne sürdü. UAEA’nın herhangi bir ülke ile benzer bir adım atması düşünülemez” ifadelerini kullandı.
Grossi’nin geçtiğimiz hafta Tahran'a yaptığı ziyarette kendisine birtakım sözler verilmesine rağmen İran'ın Grossi ile iş birliği yapma niyetine şüpheyle yaklaşan diplomatlardan biri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu, İran ile Grossi arasında geçtiğimiz yıl Mart ayında Guvernörler Kurulu toplantısından önce varılan anlaşmayı hatırlattı. O zamanki anlaşma daha spesifikti ve bazı tarihlerden bahsediliyordu. Ancak İran bunların hiçbirini karşılamadı” dedi. Grossi'nin bu kez Tahran'dan dönüşte açıkladığı anlaşma geçtiğimiz yılki anlaşma metnine kıyasla geneldi ve birçok yorum içeriyordu. Herhangi bir tarihten ise bahsedilmiyordu. Açıklamada, İran'ın gizli nükleer tesisleriyle ilgili soruşturmada UAEA ile iş birliği yapacağı ve izleme faaliyetlerini artırmayı kabul ettiği belirtildi.
5 Mart 2022'de yayınlanan anlaşma, İran Atom Enrejisi Kurumu’nun, üç gizli nükleer tesis hakkında yaptığı açıklamayı destekleyen belgeleri içeren yazılı bir yanıtı 20 gün içinde UAEA'ya teslim etmesini öngörüyordu.
Ayrıca UAEA’nın yanıtı değerlendirmesini ve ek soruları iki hafta içinde İran'a göndermesini ve Grossi'nin bu sorunları açıklamak için bir hafta sonra İranlı yetkililerle Tahran'da buluşmasını öngören anlaşma Grossi'nin geçtiğimiz yıl Haziran ayında yapılan toplantısından önce yönetim kuruluna sonuçlar hakkında bilgi vereceğini de ekledi. Ancak Grossi'nin anlaşmada yer alanlarla ilgili aldığı yanıt ‘teknik olarak ikna edici’ değildi ve bunu UAEA Guvernörler Kurulu'na bildirdi. Guvernörler Kurulu da İran'ı kınayan ve iş birliği çağrısında bulunan bir karar taslağı yayınladı. Guvernörler Kurulu, geçtiğimiz Kasım ayında İran'ı UAEA’nın soruşturmasında onunla iş birliği yapmaktan kaçınması nedeniyle kınayan yeni bir karar almıştı.



Mazlum Abdi Yeni Suriye'de savaşta ustalaştığı gibi siyaset dilinde de ustalaşabilecek mi?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Mazlum Abdi Yeni Suriye'de savaşta ustalaştığı gibi siyaset dilinde de ustalaşabilecek mi?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Subhi Franjieh

26 Ağustos 2026 Salı günü, Suriye’nin başkenti Şam'dan onlarca yıllık askeri kariyerinin sonunu ilan ederek, hep arzu ettiği gibi siyasetin kapılarından içeri adım atan Mazlum Abdi’nin hayatındaki en büyük dönüm noktasıydı. Artık çatışmaya, askeri üniformaya, kod adlarına ve saklanmaya gerek yoktu. Beşşar Esed'in Suriye'sinden ölümden kaçarak ayrılmıştı. Şimdi ise Yeni Suriye'de, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Cumhurbaşkanlığı Danışmanı unvanını taşıyarak güven içinde duruyordu. 10 Ekim 2015'teki kuruluşundan bu yana Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) komuta eden general, ‘Mustafa Halil Abdi’ veya ‘Ferhad Abdi Şahin’ adlarının yanı sıra diğer pek çok adıyla ve en bilineniyle ‘Mazlum Abdi’ idi.

Abdi, 1967 yılında küçük yaşta ayrılıp yetişkin biri olarak döneceği Ayn el-Arap (Kobani) kentinin Gassaniye köyünde doğdu. İlköğrenimini burada tamamladı. ABD tarafından 2014 yılında ilk kez burada test edildi. Ayn el-Arap'tan (Kobani), üniversiteye kadar olan eğitimini tamamlayacağı Halep’e gitti. Ancak mühendislik bölümündeki üniversite yılları yarıda kaldı. Kürt meselesindeki siyasi faaliyetleri ve PKK kurucusu Abdullah Öcalan ile kurduğu güçlü ilişki nedeniyle kendisini defalarca kez tutuklayan Baba Esed rejiminden kaçarak Halep'i terk etti.

Abdi, üniversite çağında Suriye'den kaçarak PKK saflarında aktif ve etkin bir isim haline geldi. Avrupa'da parti saflarında çeşitli aşamalardan geçtikten sonra, yeni 2000 başlarında partinin askeri kalesi olan Kandil Dağları'na ulaştı.

Suriye'ye dönüş ve Kürt gücünün inşası

Kandil Dağları, Abdi için yalnızca bir eğitim ve askeri kademelerde yükselme alanı değil, aynı zamanda ölümün kalbinde ölümden kaçılacak güvenli bir sığınaktı. Zira PKK, siyaset koridorlarında terör listelerinde yer alan, devletlerin peşine düştüğü ve orduların savaştığı bir yapılanmaydı.

Abdi, uzun yıllar boyunca PKK ile birlikte savaştı. Dağlar ve cepheler arasında mekik dokuyarak askeri deneyim kazandı. 2011 yılında Suriye Devrimi'nin başlamasının ardından, ‘Suriye Kürdistanı’nın çekirdeğini oluşturması umuduyla kendisini Suriye'ye gönderen parti liderlerinin takdirini kazandı.

Suriye'ye dönerek memleketi Kobani'ye yerleşen Abdi için burada yeni bir askeri süreç başladı. İleride DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) şemsiyesi altında 89 ülke tarafından desteklenecek olan bir Kürt-Arap askeri gücünün çekirdeğini oluşturacak Halk Koruma Birlikleri (YPG) adıyla bilinen Kürt askeri grubunun yapılanması da burada doğdu.

cfgrthyj
Mazlum Abdi, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke yakınlarında bir basın toplantısı düzenlerken, 24 Ekim 2019 (AFP)

Abdi, 2012-2014 yılları arasında Kobani'deki YPG’yi güçlendirmeyi başardı. Kürt bir heyetle birlikte Beşşar Esed ile bir görüşme gerçekleştirdi ve geçen yılların ile Suriye Devrimi'nin, Esed yönetiminin otoriter zihniyetini değiştirmediğini idrak etmiş bir şekilde bu görüşmeden ayrıldı.

Abdi, Suriye'deki Kürt gençlerini saflarına katmaya odaklandı ve 2014 yılında ‘İslam Devleti’ bahanesiyle Suriyelilerin kanını döken DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkmasıyla bu çabaları daha da büyük bir başarıya ulaştı. Suriye'de yarattığı dehşet ortamıyla DEAŞ terör örgütü, birçok gücün hedeflerini ve ittifaklarını yeniden şekillendirdi. Öyle ki, Esed rejimiyle savaşmak (muhalif gruplar) ve ‘Suriye Kürdistanı’ hayalini gerçekleştirmek (YPG) için silahlananların birçoğu, yayılmasını engellemek amacıyla namlularını DEAŞ’a da çevirdi. Sanki herkes, özünde Esed tiranlığına benzeyen ve Suriye topraklarını bir harabeye dönmüş olsa bile yönetmek uğruna herkesi öldürmeye hazır olan ikinci bir tiranla savaşıyordu.

DEAŞ denklemi değiştirdi ve Washington'ın kapılarını araladı

Hedeflerdeki değişimler, DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkmasıyla birlikte sadece Suriyeli güçlerle sınırlı kalmadı. Tüm dünyadaki siyaset koridorlarını ve askeri kışlaları da kapsadı. Suriye ve Irak'ta hızla yayılmaya başlayan DEAŞ, dünyayı tehdit etti, dünyanın dört bir yanından aşırılık yanlılarını saflarına kattı ve pek çok ülkede askeri operasyonlar gerçekleştirdi. Böylece Ortadoğu, uluslararası müdahalelerin kıblesi haline geldi. Bunun sonucunda, tehdidi Ortadoğu sınırlarını aşan DEAŞ terör örgütüyle mücadele etmek amacıyla 2014 yılının eylül ayında DMUK kuruldu.

DMUK’a öncülük eden ABD, Suriye topraklarında ortaklar aramaya başladı. Gözler ve görüşmeler, birçok cephede Suriye rejim güçleriyle savaşan Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) çevrilmişti. DMUK’un kurulduğu ilk aylarda ÖSO komutanları ile ABD arasında birçok görüşme gerçekleşti. Washington uluslararası koalisyonun silahlarını DEAŞ terör örgütüne yöneltmek isterken ÖSO, bu silahları iki düşmana, yani hem DEAŞ’a hem de Esed'e çevirmek istiyordu.

“Abdi ve arkadaşlarının beklentileri, Washington'ın hedefleriyle kesişti. Washington, Kürt gücünü desteklemeyi DEAŞ’a karşı askeri bir kazanım, Suriye sınırında bir Kürt gücünün yükselişini ulusal güvenliklerine doğrudan bir tehdit olarak gören Türklere baskı kurmak için ise siyasi bir kazanım olarak görüyordu.

Kobani'de, ABD’nin Suriyeli muhaliflerle yürüttüğü görüşmelerle eş zamanlı olarak, Abdi ve arkadaşları ABD’nin bir sınavından geçiyordu. YPG, DEAŞ’a karşı küçük çaplı çatışmalara girmesi için desteklendi ve testi başarıyla geçti. Zira Washington'ın taleplerine bağlı kaldı ve silahını DEAŞ dışında başka bir cepheye çevirmeyerek DMUK’un bir ortağı olmayı kabul etti. Abdi ve arkadaşlarının beklentileri, Kürt gücünü desteklemeyi DEAŞ’a karşı askeri bir kazanım, Suriye sınırında bir Kürt gücünün yükselişini ulusal güvenliklerine doğrudan bir tehdit olarak gören Türklere baskı kurmak için ise siyasi bir kazanım olarak gören Washington'ın hedefleriyle kesişti. Çünkü Türkiye, onlarca yıldır PKK’ya karşı açık bir savaş yürütüyordu.

Türklerin endişesini hafifletmek amacıyla Washington, Suriye'de DEAŞ’la mücadele için yeni bir güç dizayn etmeye başladı. Ana gövdesini Suriyeli Araplar, Kürtler ve Süryanilerin oluşturduğu, çekirdeğinde YPG’nin yer aldığı bu güce, PKK’nın Suriye topraklarındaki hedefini gerçekleştirmek üzere Kandil Dağları'ndan gelen Mazlum Abdi komuta ediyordu. Mazlum Abdi, uluslararası koalisyona yönelmesinin, hedeflerinin gidişatında büyük bir dönüm noktası olacağını bilmiyordu.

vfghyju
SDG’nin, Rakka ilinin DEAŞ’tan kurtarılmasının birinci yıldönümü kutlamalarından bir kare, Suriye, Rakka, 27 Ekim 2018 (Reuters)

10 Ekim 2015 tarihinde SDG’nin kurulduğu ilan edildi ve Mazlum Abdi, ABD tarafından 45 bin üyesi olduğunu tahmin ettiği bir güce komuta etmeye başladı. Bu güç, karar alma yetkisi YPG ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) elinde olan ve daha önce ‘Fırat Kalkanı Operasyon Odası’ olarak bilinen yapıya bağlı grupların yanı sıra Süryani Askeri Konseyi, Şammar aşiretinden savaşçıları barındıran Sanadid Güçleri, Rakka Devrimcileri Tugayı ve benzeri Arap ve Süryani grupları da bünyesinde barındırıyordu.

“Washington, SDG’nin politikasından kaynaklanan Arap öfkesini hafifletmek ve Fırat'ın doğusundaki dengelerin çökmesini önlemek amacıyla defalarca müdahalede bulundu. Washington, General Abdi ve arkadaşlarına, verdikleri desteğin Suriye'de bir Kürt gücünü desteklemeye değil, DEAŞ ile mücadele etme şartına bağlı olduğunu da birçok kez hatırlattı.

Abdi ve arkadaşları, DMUK’un desteğiyle DEAŞ’a karşı yürüttükleri savaşla eş zamanlı olarak DEAŞ ile savaşın sona ermesinin ardından yeniden asıl hedeflerine yönelmek umuduyla SDG içindeki karar alma mekanizmasında Arap ağırlığını etkisiz hale getirmeye çalıştılar. Bu doğrultuda, kontrol altına aldıkları bölgelerde siyasi yapılar kurdular ve Fırat'ın doğusunda merkezi olmayan bir yönetimin çekirdeğini, yani Suriye Demokratik Konseyi’ni (SDK) oluşturdular. Büyük güçleri kontrol edilmesi daha kolay gruplara ayırma prensibini benimseyerek Deyrizor, Rakka, Münbiç ve Tabka konseyleri gibi çeşitli askeri meclisler kurdular ve Arap güçlerini bu konseylere dağıttılar. Daha sonra SDG, 2018 yılında Rakka Devrimcileri Tugayı’nı dağıttı ve bu politikayı yine 2018 yılında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSDÖY) kuruluşunu ilan ederek taçlandırdılar.

Ancak tüm bu çabalar fiiliyatta pek başarılı olamadı. Çünkü Abdi, DEAŞ’ın gücünün zayıflamasıyla Fırat'ın doğusunda genişlemeye başlayan SDG’nin, sayı ve halk desteği bakımından kendilerinden üstün olan Arapların rızasına ihtiyaç duyduğunu biliyordu. Bunun yanı sıra Washington, SDG’nin politikalarından kaynaklanan Arapların öfkesini hafifletmek ve Fırat'ın doğusundaki dengelerin çökmesini önlemek amacıyla defalarca müdahalede bulundu. Washington, General Abdi ve arkadaşlarına, verdikleri desteğin Suriye'de bir Kürt gücünü desteklemeye değil, DEAŞ ile mücadele etme şartına bağlı olduğunu da birçok kez hatırlattı.

fvhg
SDG Komutanı Mazlum Abdi, 19 Aralık'ta bir gazeteciyle yaptığı röportaj sırasında (Reuters)

2019 yılıyla birlikte DEAŞ, son demlerine gelmiş ve SDG, karmaşık bir yol ayrımıyla karşı karşıya kalmıştı. Çünkü DEAŞ’ın son bulması, bu güce yönelik uluslararası ilginin azalması anlamına geliyordu. Ayrıca Suriye'de SDG’ye karşı birden fazla askeri operasyon düzenleyen Türkiye, Kürtlerin bir özerk yönetim kurmaya yönelik hareketlilikleri karşısında sessiz kalmayacaktı. Bu yüzden Abdi, yıllarca elde ettiklerini yok etmeye yaklaşan tufana karşı kendisi ve arkadaşları için bir koruma bağı bırakmak amacıyla ilk celladı olan Esed rejimiyle el sıkışmaya karar verdi ve giderek artan Türk endişesini hafifletmek umuduyla Rusya’nın Fırat'ın doğusundaki bölgelere girmesini sağladı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın 22 Mart 2019'da DEAŞ’ın ‘yüzde 100 oranında’ yenilgiye uğratıldığını duyurmasının ardından askerlerini Suriye'den çekme eğilimine girmesiyle Abdi'nin korkuları sınırsız bir hal aldı. Abdi, aynı yıl Başkan Trump'tan aldığı bir telefonda, Washington'ın Suriye'den çekileceğini ve Fırat'ın doğusunda meseleyi Rusya'ya bırakacağını söyleyen şok edici bir mesaj işitmişti. Abdi, Rusya ve Esed rejimi subaylarıyla görüşmelerini yoğunlaştırdı, ancak hiçbir sonuç alamadı. Çünkü Esed rejimi Suriye'deki Kürtlere ne dil ne statü ne özgürlük ne de vatandaşlık gibi hiçbir imtiyaz vermeyi kabul etmeyecekti.

Esed rejiminin düşmesi Şam ile yeni bir kanal açtı

2024 yılının kasım ayı, Suriye topraklarında büyük bir deprem etkisi yarattı. Aynı ayın sonlarında İdlib'den Suriye rejim güçlerine karşı Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) öncülüğünde Saldırganlığı Caydırma Operasyonu başlatıldı. Rejim güçlerinin hızla çöküşü sürerken güçler, rekor bir sürede Halep'in kontrolünü sağlamayı başardı. Bu çöküş, Suriye'nin kuzeyinde, güneyinde ve doğusunda bulunan Suriyeli muhalif güçlere ilham verdi. Saldırganlığı Caydırma Operasyon Odası’na katılmaya başlayan güçler, Esed'in onlarca yıl süren yönetimini sayılı günler içinde sona erdirdi. Büyük operasyonlar, Beşşar Esed'in 8 Aralık 2024'te Rusya'ya kaçmasıyla son buldu.

Mazlum Abdi komutasındaki SDG çatışmalara katılmadı, ancak ilk günlerinden itibaren Saldırganlığı Caydırma Operasyon Odası Komutanlığı ile iletişim hatlarını açtı. Mazlum Abdi ile o dönem ‘Zeyd el-Attar’ adıyla bilinen ve daha sonra yeni Suriye'nin dışişleri bakanı olan Esad eş-Şeybani arasında doğrudan bir temas gerçekleşti. İki taraf çatışmamak ve SDG’nin rejimi korumak üzere müdahale etmemesi konusunda anlaştı.

“Esed rejiminin düşmesiyle birlikte Abdi, Suriye'deki değişim treninin tarihi bir dönemece girdiğini hissetti. Bir Amerikan uçağıyla Şam kırsalına giderek orada daha sonra Yeni Suriye'nin cumhurbaşkanı olacak olan Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçlerinin komutanı Ahmed eş-Şara ile görüştü. İki lider gayri resmi bir anlaşma taslağı hazırladı ve eşi benzeri görülmemiş bir müzakere sürecini başlattılar.

Esed rejiminin düşmesiyle birlikte Abdi, Suriye'deki değişim treninin tarihi bir dönemece girdiğini hissetti. Bir Amerikan uçağıyla Şam kırsalına giderek orada daha sonra Yeni Suriye'nin cumhurbaşkanı olacak olan Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçlerinin komutanı Ahmed eş-Şara ile görüştü. İki lider gayri resmi bir anlaşma taslağı hazırlayarak gündemi ve doğası itibarıyla eşi benzeri görülmemiş bir müzakere sürecini başlattılar. Abdi, yeni Şam'dan daha önce hiç işitmediği mesajlar işitti. Kürtlerin hakları korunacak, dilleri güvence altında olacaktı ve Suriye vatandaşlığı onların en tabii hakkıydı. Zira yeni Suriye, Esed'in Suriye'si değildi.

cvfghyj
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Şam’daki Halk Sarayı’nda SDG Komutanı Mazlum Abdi ile bir araya geldi, 25 Ağustos 2026 (AFP)

Abdi, tarihi bir dönemeçte durduğunu ve kariyerinin tehlikede olduğunu anladı. Önünde iki seçenek vardı. Bunlardan biri Kürtlerin tam ve güvence altına alınmış haklara sahip vatandaşlar olacağı yeni Suriye'yi kabul etmek ya da diğer ‘Suriye Kürdistanı’ kurmayı arzulayan PKK anlatılarının enkazı üzerinde kalmaya devam etmek. İkinci seçenek ise Abdi için siyasi ve askeri bir intihar niteliğindeydi. Zira uluslararası atmosfer böyle bir yönelimi desteklemeyecekti. Yeni Şam, Türkiye ve Washington'ın müttefikiydi. Rusya zayıftı ve kendi güçlerinin içinde bulunduğu gerçeklik artık sarsıntılı ve endişe verici bir hal almıştı. Abdi'nin belki de en belirgin korkusu ise içeride yaşanabilecek bir patlamaydı. Çünkü kendi kontrolündeki bölgelerde bulunan Arap unsurlar ile siyasi ve sivil Kürt güçleri, Esed rejimine dair büyük korkularının dağılmasının ardından gözlerini yeni Şam'a çevirmişlerdi.

Abdi, aynı anda hem Şam'la hem de kendi güçleriyle müzakere ediyordu. Belki de Abdi, PKK’nın silah bırakma ve Ankara ile müzakerelere başlama kararı alarak kendi sürecinde yaşadığı bu tarihi yönelimden faydalanmıştı.

Generalden danışmanlığa

Abdi ile Yeni Şam arasındaki müzakereler, ilki geçtiğimiz yılın mart ayında, ikincisi geçtiğimiz ocak ayında olmak üzere iki temel anlaşmayı barındırarak aylarca sürdü. Bu aylar, Şam'ın öncülük ettiği ve SDG’ye askeri ile coğrafi gücünü kaybettiren askeri operasyonlara tanık oldu. Abdi'nin Şam'a ziyaretleri arttı ve yeni Suriye ile birlikte korkunun ve savaşın olmadığı bir hayata dönme şansı daha da büyüdü. Abdi'nin Yeni Suriye'ye olan eğilimi netleşmişti, ama aynı zamanda kendi güçleri içinde özerk yönetimden başkasını kabul etmeyen katı görüşlü bir Kürt akımıyla da karşı karşıyaydı. Bu yüzden Abdi, aynı anda hem Şam'la hem de kendi güçleriyle müzakere ediyordu. Belki de Abdi, PKK’nın silah bırakma ve Ankara ile müzakerelere başlama kararı alarak kendi sürecinde yaşadığı bu tarihi yönelimden faydalanmıştı. Abdi, barışa yönelik bu yönelimde kendi eşsiz fırsatını gördü ve 26 Ağustos 2026 Salı günü askeri kariyerine son vererek yeni Suriye'ye katılmaya karar verdi. SDG’nin ve onun idari ile siyasi yapılanmalarının sona erdiğini; yeni Şam'ın Kürtlerin dostu, haklarının, dillerinin ve Suriye vatandaşlıklarının garantörü olduğunu ilan etti. Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın içinden, açıklamasının bir bölümünü Esad rejimi gölgesinde asla mümkün olmayan bir ilke imza atarak anadili olan Kürtçe okudu.

fgthyju
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Mazlum Abdi, Şam’da, Özerk Yönetim kurumlarının Suriye Devleti’ne entegrasyonuna ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ardından tokalaşırken, 10 Mart 2025 (SANA/AFP)

General Abdi, 26 Ağustos 2026 Salı günü endişe dolu ve çalkantılı askeri kariyerine son vererek, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak siyasi bir yolculuğa başladı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mazlum Abdi bugün artık Mustafa Halil Abdi ve sivil, siyasetçi Suriyeli bir Kürt. Belki de Cumhurbaşkanı Danışmanı Abdi, saklanmaya veya korkmaya gerek kalmadan yakında Türkiye'yi ziyaret edecek. Çünkü Türkiye, artık Cumhurbaşkanı Danışmanı’nın ve politikalarının bir parçası haline geldiği yeni Suriye'nin müttefiki bir ülke. Görünüşe göre büyüsü herkesi onunla barışmaya iten, halkının üzerinden korkuyu ve savaşı çekip alan Yeni Suriye, onurlu bir yaşamın herkes için mümkün olduğunu, barış ve hakların korunması treninin yolcuları arasında ayrım yapmadığını ve bu trenin kapılarının tüm Suriyelilere açık olduğunu herkese hatırlattı.


Libya'da Başkanlık Konseyi ve Devlet Yüksek Konseyi, Temsilciler Meclisi sessizliğini korurken "4+4 küçük masa" anlaşmasının imza törenini boykot etti

Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)
Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Libya'da Başkanlık Konseyi ve Devlet Yüksek Konseyi, Temsilciler Meclisi sessizliğini korurken "4+4 küçük masa" anlaşmasının imza törenini boykot etti

Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)
Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)

Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL), seçim komisyonunun oluşturulması ve seçim yasalarına ilişkin ‘4+4 küçük masa’ mutabakatlarının imza törenine katılma konusunda, beklenen tarihten saatler önce Başkanlık Konseyi ile Devlet Yüksek Konseyi'nin (DYK) çifte itirazıyla karşılaştı.

UNSMIL, Başkanlık Konseyi ve DYK’nın tutumuna ilişkin henüz bir açıklama yapmazken doğudaki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ile batıdaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) temsilcilerinin mutabakatları imzalamasının beklendiği törene katılım konusunda Temsilciler Meclisi'nden de henüz resmi bir açıklama gelmedi.

Muhammed el-Menfi başkanlığındaki Başkanlık Konseyi cumartesi günü UNSMIL’den, imza törenine katılıp katılmama konusunda karar vermeden önce 4+4 küçük masa mutabakatlarının tam metnini kendilerine sunmasını talep etti. Öte yandan DYK, geçtiğimiz iki gün içinde BM Genel Sekreteri Özel Temsilcisi Hanna Tetteh'e gönderdiği iki ayrı mektupla törene katılamayacağını resmi olarak bildirdi.

Başkanlık Konseyi, törene ‘misafir veya tanık’ olarak katılmak üzere 28 Ağustos'ta aldığı davetin geç geldiğini belirterek, anlaşmanın hala ‘belirsiz’ olduğunu ve ilgili Libya kurumlarından önce yabancı büyükelçilerin ve ülkelerin içeriği hakkında bilgilendirildiğine dikkati çekti. Başkanlık Konseyi, ‘şeffaflık eksikliği’ olarak nitelendirdiği bu durum karşısında şaşkınlığını dile getirirken, aynı zamanda ulusal seçimlerin yapılmasına ve geçiş süreçlerinin sona ermesine yol açacak her türlü ciddi süreci desteklediğini vurguladı.

Başkanlık Konseyi, davetle ilgili kararını vermeden önce anlaşmanın ve eklerinin nihai tam metninin, dayandığı hukuki zeminin, ortaya çıkacak sonuçların onaylanma ve uygulanma mekanizmasının ve ayrıca beraberinde getireceği kurumsal etkilerin kendisine sunulmasını şart koştu.

Başkanlık Konseyi’nin mektubunda, ‘Devlet başkanlığının, içeriği hakkında önceden bilgilendirilmeden, temel ulusal süreçleri etkileyen düzenlemelerin imza törenine katılmaya davet edilmesinin kurumsal açıdan doğru olmadığı’ ifade edildi.

DYK Başkanı Muhammed Tekale ise anlaşmanın imza törenine katılma davetini incelediğini belirtti. DYK’nın seçimlerin yapılmasına verdiği desteği teyit eden Tekale, siyasi süreçteki temel meselelerin, ‘DYK’nın, sonuçlarının yazımında ortak olmadığı ve sınırlı bir temsiliyete sahip bir süreç aracılığıyla karara bağlanamayacağı veya ulusal bir uzlaşı olarak sunulamayacağı’ görüşünü savundu.

DYK, Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu'nun yeniden oluşturulması hususunda başta 6+6 küçük masa ve Temsilciler Meclisi ile kurulan ortak komiteler aracılığıyla varılanlar olmak üzere, Libya kurumları arasındaki önceki mutabakatların göz ardı edilmesi olarak nitelendirdiği bu durum karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi.

Tekale, DYK’nın imza törenine katılmamasının, yol haritasını veya seçimleri reddetmek anlamına gelmediğini aksine siyasi sürecin ulusal uzlaşı ve kurumsal meşruiyete dayanmasını ve tarafların, hazırlanmasında pay sahibi olmadıkları sonuçlara sonradan meşruiyet kazandırmak üzere davet edilmemelerini güvence altına almayı amaçladığını vurguladı.

UNSMIL’in kolaylaştırıcı bir rol üstlendiği dar kapsamlı 4+4 küçük masa, geçtiğimiz günlerde Tunus'ta mutabakat taslağını paraflamıştı. Düzenlemelerin tamamlanarak anlaşmanın bu ay sonundan önce Libya'da resmen ilan edilmesi öngörülüyordu.

4+4 küçük masanın görevi, Temsilciler Meclisi ile DYK’nın mevcut siyasi süreç kapsamında bu iki adımı tamamlamada yetersiz kalmasının ardından, Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu yönetim kurulunun yeniden oluşturulmasına ve seçim sürecini düzenleyen yasal çerçevenin değiştirilmesine dayanıyor.


Berri, UNIFIL'e alternatif için BM şemsiyesini şart koştu

Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)
TT

Berri, UNIFIL'e alternatif için BM şemsiyesini şart koştu

Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)

Lübnan, Lübnan'ın güneyinde görev yapan Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) güçlerinin yerini alacak herhangi bir yabancı askeri güç için Birleşmiş Milletler (BM) şemsiyesini şart koşuyor. Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ABD'nin UNIFIL’in görev süresinin uzatılmasını reddetme konusundaki ısrarının, güney Lübnan'da BM bayrağı altında bulunacak ve Avrupa-Amerika uzlaşısına sahip olacak alternatif bir BM gücü arama zorunluluğuna kapı araladığını söyledi.

Berri bunun, Lübnan ordusunun, devletin egemenliğini -İsrail'in uluslararası sınırlara kadar çekilmesi şartıyla- tüm topraklarına yaymasını destekleyecek yegane düzenleyici güç olan uluslararası mercinin rolüne bağlı kalmak ve onu muhafaza etmek için yasal dayanağımızı kaybetmemek adına olduğunu belirtti.

Berri, Tel Aviv yönetiminin ABD himayesinde varılan Çerçeve Anlaşma uyarınca iki ülkenin vardığı mutabakatı uygulamayı reddettiği sürece, Lübnan ile İsrail arasındaki ikili anlaşmaların güneydeki uluslararası varlığın alternatifi olmadığını vurguladı.

Öte yandan İran, Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarında Hamas Hareketi’nin silahsızlandırılması dosyasını Hizbullah’ın silahlarıyla ilişkilendirdi. Resmi bir kaynak, İran ve Hizbullah’ın, ‘Hamas'ın silahının gelecekteki olası müzakerelerde oynanabilecek bir koz olduğuna inandıklarını’ ifade etti.