İsrail: Knesset, tüm uyarılara rağmen yargı reformunu kabul etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazartesi günü Knesset’teki oturuma katıldı (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazartesi günü Knesset’teki oturuma katıldı (AP)
TT

İsrail: Knesset, tüm uyarılara rağmen yargı reformunu kabul etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazartesi günü Knesset’teki oturuma katıldı (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazartesi günü Knesset’teki oturuma katıldı (AP)

İsrail parlamentosu Knesset, 14 Mart’ta yapılan ilk oturumunda, Yüksek Mahkeme’nin yetkilerini sınırlayan, bazı yasaların yargı denetiminden geçmesini ve başbakanı görevden uzaklaştırmasını engelleyen tartışmalı yargı reformu düzenlenmesini kabul etti.
‘Geçersiz kılma maddesi’ adlı yasa değişikliği, salı günü saat 03:00'te başlayıp Knesset boşaltılana kadar devam eden, muhalefetin engellemeleri ve sert uyarıları arasında tartışmaların yaşandığı bir oturumun ardından 61’e karşı 52 oyla onaylandı.
Değişikliğin etkinleştirilebilmesi için iki kez daha okunması gerekiyor. Geçersiz kılma maddesi, İsrail'in yarı anayasal temel yasalarından biriyle çelişmesine rağmen açıkça geçerli olduğu belirtilen bazı yasalara dokunulmazlık sağlıyor. Değişiklik, söz konusu yasaların yargının denetiminden geçmesini engellediği için ‘geçersiz kılma’ adıyla anılıyor.
Yargı reformu düzenlenmesini aynı zamanda Yüksek Mahkeme’nin yeni dokunulmazlık hükmünün kapsamadığı yasaları inceleme yetkisini de kısıtlıyor. Bunun için bir yasanın iptali için Yüksek Mahkeme’nin 15 yargıcından 12'sinin onayını şart koşuyor.
Geçersiz kılma maddesi, ay sonuna kadar hızla onaylanması planlanan çok sayıda yasa tasarısından sadece biri. Söz konusu yasa tasarıları arasında polisin iç soruşturma biriminin Adalet Bakanı’nın doğrudan kontrolüne girmesi, hükümetin ve bakanlıkların hukuk danışmanlarının yetkisinin alınması, Yüksek Mahkeme’nin bakanlık atamalarını inceleme yetkisinin kaldırılması, başbakanın zorla görevden alınmaya karşı korunması ve koalisyonun atamalar üzerinde mutlak kontrole sahip olması için adli atamaların yeniden yapılandırılması yer alıyor. Hükümet koalisyonu şu anda, yolsuzluğa kapı açabileceği yönündeki uyarılara rağmen, politikacılara bazı özel bağışlara izin verecek bir yasa tasarısı üzerinde çalışıyor.
Knesset, geçersiz kılma maddesini oylamadan önce, iktidar koalisyonu tarafından çıkarılan ve Yüksek Mahkeme’nin çıkar çatışması gibi durumlarda dahi başbakanın görevden alınması talimatı vermesini engelleyen yasa tasarısını da oyladı.
Tasarı, Likud Partisi üyesi Milletvekili Ofir Katz tarafından sunuldu. Yolsuzluktan yargılanırken tasarının yasalaşması sonrası Likud içinde çıkabilecek olası çıkar çatışması nedeniyle Likud Partisi lideri ve Başbakan Binyamin Netanyahu’yu istifaya zorlayabilir.
Tasarıya göre Knesset ya da hükümet, dörtte üç çoğunlukla başbakanı görevden alabilecek veya hapse atabilecek tek organ olacak ve yalnızca başbakanın fiziksel yahut zihinsel olarak yetersiz kaldığı durumları kapsayacak. İsrail muhalefeti, tasarının şu an yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanan Netanyahu'yu kurtaracak şekilde hazırlandığını söylüyor.
İktidar koalisyonu, İsrail’deki kitlesel protestolara ve hükümete karşı artan gösterilerin yanı sıra muhalefetteki siyasetçilerden, güvenlik yetkililerinden, ekonomi ve hukuk uzmanlarından, diplomatlardan, sivil toplum kuruluşlarından ve devlet çevrelerinden gelen sosyal uyum, güvenlik, küresel konum ve İsrail ekonomisi için potansiyel olarak vahim sonuçlar doğurabileceği uyarıları görmezden gelerek değişikliği Knesset’te taşıdı.
Knesset'in maddelerin ilk okumasında kabul etmesinden saatler sonra, göstericiler salı sabahı Kudüs’teki maliye, içişleri ve ekonomi bakanlıklarına giden caddeyi kapattılar. Ancak polis müdahale etti. Göstericiler zor kullanılarak dağıtılırken bazıları göz altına alındı. Muhalefetin bu hafta İsrail'de daha geniş kapsamlı gösteriler düzenlemesi bekleniyor.
Başbakan Binyamin Netanyahu, pazartesi günü, İsrail muhalefetinin liderlerini Likud Partisi’nin yargı reformu planını müzakere etmeye başlama çağrısına yanıt vermeye çağırdı. Ancak parti liderleri, Netanyahu hakkındaki yasal süreç devam ettiği sürece yargı reformu planıyla ilgili hiçbir diyaloga girmeyeceklerini ve oylama oturumlarını da boykot edeceklerini söylediler.
Muhalefet kanadındaki Yisrael Beiteinu (Evimiz İsrail) lideri Avigdor Lieberman, yasa tasarısının Knesset'teki ilk okumadan geçmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Bu, İsrail Devleti'nde bizi ikiye bölecek derin bir çatlağa yol açan bu çılgın hükümetin bir başka adımıdır” dedi.
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un yargı reformu planını durdurma çağrılarına rağmen uzlaşı sağlanması şimdilik pek olası görünmüyor. Pazartesi günü de tüm zamanını yargı reformu krizine çözüm bulmaya adadığını açıklayan Cumhurbaşkanı Herzog, durumun ‘oldukça tehlikeli’ bir anayasal ve sosyal kriz olduğunu söyledi.
Hükümetin yargı reformu planının ‘İsrail demokrasisini baltalayan ve ülkeyi bir felakete sürükleyen baskıcı bir plan’ olduğuna inanan Herzog, yeni teklifler sunmayı planlıyor.  Muhalefet kanadı ise Herzog’un önerilerini görmeyi bekleyeceklerini söyledi.
Öte yandan Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre Knesset, tasarının görüşüldüğü ilk oturumda, Gazze Şeridi ve işgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyindeki 4 yerleşim biriminden tek taraflı olarak çekilme yasasındaki hükümlerin onaylanmasından 18 yıl sonra kaldırılmasını kabul etti.
Likud Partisi üyesi, İsrail Meclisi Dış İlişkiler ve Savunma Komitesi Başkanı Milletvekili Yuli Edelstein tarafından sunulan değişiklikle, 2005 yılında işgal altındaki Batı Şeria'da boşaltılan Homesh, Ganim, Kadim ve Sanur adlı yerleşim birimlerine yerleşimcilerin giriş yasağının kaldırılması amaçlanıyor.
Yasanın hükümlerinin yürürlükten kaldırılması, aşırı sağcı partilerin Binyamin Netanyahu'nun koalisyonuna katılmaları karşılığında öne sürdükleri şartlardan biriydi. Yasanın iptalinin kesinleşmesi için ikinci ve üçüncü okumalarda oylanması gerekiyor.



Bağdat ve Washington, Irak’ta DEAŞ ile mücadele eden uluslararası koalisyonun görevinin sona erdiğini duyurdu

Bağdat’ta Egemenlik Günü vesilesiyle Irak bayrakları ve güvenlik güçlerinin resimlerinin yer aldığı bir afiş (Reuters)
Bağdat’ta Egemenlik Günü vesilesiyle Irak bayrakları ve güvenlik güçlerinin resimlerinin yer aldığı bir afiş (Reuters)
TT

Bağdat ve Washington, Irak’ta DEAŞ ile mücadele eden uluslararası koalisyonun görevinin sona erdiğini duyurdu

Bağdat’ta Egemenlik Günü vesilesiyle Irak bayrakları ve güvenlik güçlerinin resimlerinin yer aldığı bir afiş (Reuters)
Bağdat’ta Egemenlik Günü vesilesiyle Irak bayrakları ve güvenlik güçlerinin resimlerinin yer aldığı bir afiş (Reuters)

Bağdat ve Washington bugün, ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyonun Irak’taki misyonunun sona erdiğini açıkladı. Açıklama, ABD güçlerinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Erbil’de bulunan bir hava üssünden çekilmesinin ardından geldi.

Pentagon tarafından yapılan açıklamada, “Bugün ABD ve koalisyon ortakları, Eylül 2024 tarihli ABD-Irak ortak bildirisinde ve ABD’nin ulusal çıkarları doğrultusunda, Irak’taki ‘Doğal Kararlılık Operasyonu’nu resmen tamamladı” ifadesine yer verildi.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi de koalisyon güçlerinin çekilmesinin ardından ‘Irak’ın egemenliği’ başlıklı yeni bir dönemin başladığını açıkladı. Ez-Zeydi, koalisyonun misyonunun sona ermesinin terörle mücadelenin sona erdiği anlamına gelmediğini vurguladı.

Ez-Zeydi, uluslararası koalisyonla güvenlik alanındaki iş birliğinin daha etkili şekilde sürdürüleceğini ve güvenliğin desteklenmesi amacıyla dijital teknolojileri de kapsayacağını belirterek, ortak operasyonlara ilişkin görevlerin silahlı kuvvetler başkomutanına devredildiğini açıkladı.

Irak Başbakanı, “Hukukun ve devlet kurumlarının çatısı dışında hiçbir silah bulunamaz” ifadesini kullandı.

Öte yandan Irak Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Yahya Resul dün akşam yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin bugün Irak’ta kalan üslerinden ayrılmasıyla birlikte 30 Eylül’den sonra ülkede uluslararası koalisyona bağlı hiçbir personelin bulunmayacağını belirtti.

Irak Haber Ajansı’na (INA) konuşan Resul, “30 Eylül’den sonra uluslararası koalisyona bağlı hiçbir personel bulunmayacak ve Irak topraklarında koalisyona ait hiçbir asker kalmayacak… Uluslararası koalisyonun çekilmesi, Irak’ın gösterdiği büyük çabanın sonucudur” ifadelerini kullandı.

Resul ayrıca, “Toprakları uluslararası koalisyonun desteğiyle Iraklılar kurtardı. Uluslararası koalisyona üye ülkelerle ikili ilişkiler gelişmiş durumda” dedi. Hiç kimsenin hukukun üzerinde olmadığını vurgulayan Resul, Irak güvenlik ve istihbarat birimlerinin terör ve yolsuzlukla mücadelede önemli ilerleme kaydettiğini belirtti.

Victoria Üssü’ne ilişkin de açıklama yapan Resul, “Irak ordusu, ülkenin hava sahasını ve topraklarını güvence altına almak için Victoria Üssü’nü kullanacak” dedi. Resul ayrıca, “Victoria Üssü’nde uluslararası koalisyona ait herhangi bir uçak bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

(video)

Bu bağlamda Irak Başbakanı’nın güvenlik danışmanı Kasım el-Araci bugün yaptığı açıklamada, uluslararası koalisyonun misyonunun ve ülkedeki güçlerinin varlığının sona erdirilmesiyle Irak’ın egemenliğini pekiştirecek, ulusal çıkarlarına ve Irak halkının beklentilerine hizmet edecek önemli bir aşamaya ulaştığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın INA’dan aktardığı açıklamasında el-Araci, “22 Temmuz 2021’den bu yana sürdürülen müzakereler ve mutabakatlar sürecinin tamamlanmasıyla bugün uluslararası koalisyonun misyonunun ve güçlerinin varlığının sona erdirilmesi bakımından önemli bir aşamaya ulaşıyoruz” dedi. El-Araci, “Terör örgütü DEAŞ’a karşı zafer, Iraklıların fedakârlıkları ve silahlı kuvvetlerimizin farklı birim ve oluşumlarının gösterdiği kahramanlık sayesinde, uluslararası koalisyon ile kardeş ve dost ülkelerin desteğiyle elde edildi. Bu rolü takdir ediyor ve değerli buluyoruz” ifadelerini kullandı.

El-Araci sözlerini şöyle sürdürdü: “Koalisyonun misyonunun sona ermesi ortaklığın sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine bu durum, karşılıklı saygı ve ortak çıkarlar temelinde daha sağlam ikili ilişkilere geçiş anlamına geliyor. Güvenlik ve istihbarat alanındaki iş birliği, bilgi ve deneyim paylaşımı ile kapasite geliştirme çalışmaları devam edecek. Bu da güvenlik ve istikrarı güçlendirerek halkımızın sürdürülebilir barış, kalkınma ve refah yönündeki beklentilerini destekleyecek.”

fdb
Bağdat’ta bir sokakta meydana gelen bombalı araç saldırısının ardından olay yerinde Irak polis memurları ve ABD ordusu askerleri (Reuters)

Çekilme kararı 2024 yılında, eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde onaylanmıştı. Ancak süreç, Donald Trump yönetimi tarafından, Washington’ın İran’a karşı savaş yürüttüğü bir dönemde hayata geçiriliyor. Çekilme, ABD öncülüğündeki güçlerin Saddam Hüseyin’i devirmesinin üzerinden 23 yıl geçmesinin ardından gerçekleşiyor. Bu müdahale o dönemde, daha sonra DEAŞ’ın ortaya çıkmasıyla zirveye ulaşan istikrarsızlık ve kaos ortamını beraberinde getirmişti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesiyle eş zamanlı olarak Amerikalıları, Trump’ın müttefiklerinin Kongre’den uzaklaştırılması yönünde oy kullanmaya çağırdı. Tahran, Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından ülkedeki nüfuzunu vekil güçleri aracılığıyla kademeli olarak artırmıştı.

Çekilme Iraklılar arasında geniş destek görse de bazı kesimler, ABD tarafından eğitilen ve finanse edilen güvenlik güçlerinin, 20 yılı aşkın süren savaş sırasında 4 bin 500 ABD askerinin hayatını kaybettiği ülkeyi hâlâ koruyabilecek kapasitede olmamasından endişe ediyor.

ABD güçleri 2003 yılında Irak’ı işgal etti ve ardından ülkeyi işgal altında tutmaya yönelik adımlar attı. Şii güçlerin öncülüğünde bir hükümet kuruldu ve önce Saddam Hüseyin yanlılarına, ardından El Kaide’ye karşı yıllarca süren bir savaş yürütüldü. ABD güçleri 2011 sonunda Irak’tan çekildi.

Ancak ABD askerleri, Irak güçlerinin DEAŞ’ı yenmesine yardımcı olmak amacıyla üç yıldan kısa bir süre sonra yeniden ülkeye döndü. DEAŞ’a karşı 2014-2017 yılları arasında geniş çaplı bir savaş yürütüldü.

Irak’a Özgürlük Operasyonu, Afganistan’da aynı dönemde yürütülen ve 2021’de ABD’nin ani çekilmesiyle sona eren savaştan yaklaşık iki kat daha fazla Amerikalının hayatına mal oldu. Bu yıl İran’a karşı yürütülen savaşta ise çatışmalar sırasında öldüğü açıklanan 18 ABD askerinden 7’si Irak’ta hayatını kaybetti. Bunlardan sonuncusu, temmuz ayında Erbil yakınlarındaki bir üste bir insansız hava aracına (İHA) yönelik kontrollü patlatma operasyonu sırasında yaşamını yitiren bir askerdi.

Irak federal hükümeti ve ülkenin kuzeyindeki yarı özerk IKBY’deki bazı güvenlik yetkilileri, ABD’nin çekilmesinin DEAŞ militanlarına yeniden faaliyet gösterme fırsatı verme riski taşıdığını belirtiyor. Örgütün hâlâ uyuyan hücrelerden oluşan bir ağ bulundurduğu ifade ediliyor. ABD güçleri, Irak güvenlik güçlerine DEAŞ’ın hareketleri konusunda kritik istihbaratın yanı sıra hava gözetleme ve keşif desteği sağlıyordu.


Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
TT

Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)

Muhammed Garsan

Husiler ile Somali’deki eş-Şebab arasındaki yakınlaşma, iki grup arasındaki ideolojik ve mezhepsel farklılıklar dikkate alındığında ihtimal dışı görünebilir. Ancak Aden Körfezi’nin iki yakasında çıkarların farklılıklardan daha güçlü olduğu görüldü.

Geleneksel kaçakçılık güzergâhları üzerinden başlayan ilişkiler, silah, eğitim, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcılar alanlarında iş birliğine dönüştü. Bu durum, tehdidin Yemen’den Afrika Boynuzu’na, Kızıldeniz’deki deniz geçişlerine ve Hint Okyanusu’nun batısına yayılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Güvenlik ve askeri uzmanlar, Husilerin eş-Şebab’a silah sattığını ve yüzlerce militanı İHA’lar ile patlayıcı maddelerin kullanımı konusunda eğittiğini açıkladı. Husilere bağlı unsurların, El Kaide ile bağlantılı eş-Şebab’ın kontrolündeki Somali’nin güney bölgelerine de defalarca seyahat ettiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, iki taraf arasındaki hareketlilik ve iş birliği, küresel ticaret, petrol akışları ve deniz taşımacılığı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı.

Afrika’daki ABD askeri operasyonlarından sorumlu ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Sözcüsü, iki grup arasındaki ilişkinin ‘bölgesel istikrar açısından son derece endişe verici bir tehdit’ oluşturduğunu söyledi.

Sözcü, “İki tarafın operasyonel kabiliyetlerinin bir araya getirilmesi yoluyla kurulan bu ittifak, eş-Şebab’ın Afrika Boynuzu’ndaki ölümcül saldırı kapasitesini genişletme tehdidi oluştururken, aynı zamanda Husilere Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nun batısındaki kritik deniz geçişlerinde nüfuzunu artırma ve bu güzergâhları sekteye uğratma imkânı sağlıyor” dedi.

Somali’nin başkenti Mogadişu’daki güvenlik yetkilileri ise onlarca yıldır iç savaşların parçaladığı ülkede bu yakınlaşmanın yaratabileceği etkiler konusunda endişelerini dile getirdi. Eş-Şebab’ın Somali topraklarının yaklaşık yüzde 40’ını, büyük ölçüde kırsal bölgeleri kontrol ettiği ve geçen yıl Mogadişu’daki merkezi hükümetle kırılgan bir çıkmaz durumuna ulaştığı belirtildi.

Operasyon alanının genişletilmesi

Yemenli akademisyen ve araştırmacı Faris el-Beyl, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran yönetiminin Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki operasyon alanını hazırlama yönünde bir isteği olduğunu belirterek, meselenin yalnızca askeri olarak hedef alınabilecek belirli bir coğrafi noktadaki Husilerin varlığıyla sınırlı olmadığını söyledi.

El-Beyl, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı ve buraya bağlı adalar çevresinde konuşlanmasının onları askeri olarak hedef almayı kolaylaştırdığını, eş-Şebab ile iş birliğinin ise operasyon alanını boğazdan Arap Denizi’ne, Somali kıyılarına ve okyanusa kadar genişlettiğini ifade etti.

Bunun, çok sayıda kaçakçılık ağı üzerinden faaliyet yürütülmesinin yanı sıra korsanlık ve geleneksel ya da konvansiyonel olmayan askeri yöntemlerle sistematik saldırılar düzenlenmesine imkân sağladığını belirten el-Beyl, bunun sonucunda bu kritik bölgenin istikrarsızlaştırılabileceğini ve Babu’l Mendeb’in yalnızca kapatılmasından ziyade işleyişinin sekteye uğratılabileceğini kaydetti.

El-Beyl, “İran’ın politikasının Yemen sınırlarından Afrika Boynuzu’nun mümkün olan en geniş kesimine kadar bu bölgenin tamamını ateşe vermek olduğunu düşünüyorum. Buradaki amaç özellikle bu noktadaki deniz trafiğini aksatmak, hatta Ümit Burnu’na doğru ilerleyen veya bu güzergâhı kullanacak deniz taşımacılığını sekteye uğratmak olabilir” dedi.

El-Beyl, bunun ‘söz konusu koordinasyonun niteliğini ve İran’ın bu bölgeyi tamamen ateşe verme yönündeki arzusunu açıkladığını’ belirterek, İran açısından bu bölgenin Hürmüz Boğazı’ndan daha önemli hale gelebileceğini savundu. Buna gerekçe olarak Hürmüz Boğazı’nın sınırlı bir alana sıkışmış olmasını, Yemen ile Afrika Boynuzu arasında uzanan geniş coğrafyanın ise küresel ekonomi ve ticarette daha büyük çaplı aksamalara yol açma imkânı sunmasını gösterdi.

El-Beyl’e göre, operasyon alanının bu geniş coğrafyaya yayılması, uluslararası toplumun Husileri, eş-Şebab’ı ve onlarla iş birliği yapan unsurları hedef alma veya etkisiz hale getirme kapasitesini azaltıyor. Aynı zamanda bölgeyi ‘daha büyük bir oyunun’ içine çekerek, söz konusu gruplarla mücadele eden güçlerin askeri kapasitesine yönelik baskı ve yıpratma düzeyini artırıyor.

Kızıldeniz’in korunması

El-Beyl, Kızıldeniz’in korunması için en gerçekçi çözümün, birden fazla katmandan oluşan askeri caydırıcılığa dayandığını belirtti. Buna göre ilk aşamada uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetine ve güçlerine destek verilmesi, farklı askeri kapasite ve imkânlarla güçlendirilerek Husilerin ortadan kaldırılması ve bu stratejik noktadan çıkarılması gerekiyor.

Kalıcı istikrarın, bu kıyıları sürdürülebilir biçimde koruyacak bir devlet yapısının varlığını gerektirdiğini ifade eden el-Beyl, bunun uluslararası toplumun askeri, ekonomik ve mali açıdan harcayacağı çabayı önemli ölçüde azaltacağını söyledi. El-Beyl, bunun yanı sıra Husileri ve eş-Şebab’ın faaliyetlerini caydırmak, korsanlıkla mücadele etmek, kıyı güvenliğini sağlamak, kaçakçılık faaliyetlerini izlemek ve bu konudaki anlaşmaları uygulamaya koymak amacıyla askeri müdahalenin de gerekli olduğunu kaydetti.

El-Beyl, bölgeye kıyısı bulunan ülkeler ile burada hayati ekonomik çıkarları bulunan devletlerden oluşan neredeyse sürekli bir ittifakın kurulması gerektiğini vurguladı. Anlaşmaların güçlendirilmesi ve güvenlik bilgilerinin paylaşılmasının önemine işaret eden el-Beyl, Husiler ile eş-Şebab arasındaki koordinasyonun, uluslararası toplumun güvenlik alanında oluşan ve İran’ın uzun süredir yararlandığı bir boşluk ortamında gerçekleştiğini söyledi.

El-Beyl, “Uluslararası toplumun, öncelikle meşru hükümeti destekleyerek gerçek çözümler ortaya koyması ve hükümetin bölge üzerindeki tam kontrolünü sağlaması gerektiğine inanıyorum” dedi. Sahil güvenlik güçlerine lojistik ve askeri destek verilmesi gerektiğini belirten el-Beyl, bu stratejik bölgede egemenlik yetkisini kullanabilecek güvenlik güçlerinin de desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

El-Beyl ayrıca, askeri yardım sağlanmasının ve kendisinin ifadesiyle “Husilerin bu noktadaki milislerini ve onlarla iş birliği yapan unsurları şaşırtabilecek ve hatta yenilgiye uğratabilecek” etkin bir askeri çabanın sürdürülmesinin önemini vurguladı.


‘Silahların birleştirilmesi ve darbenin sona erdirilmesi’... Abbas, Filistin uzlaşması için 7 şart belirledi

İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
TT

‘Silahların birleştirilmesi ve darbenin sona erdirilmesi’... Abbas, Filistin uzlaşması için 7 şart belirledi

İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)

Filistinli 4 fraksiyon kaynağı, Şarku’l Avsat’a, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın yaklaşan Filistin içi uzlaşı görüşmeleriyle ilgili olarak belirlediği ilkeler ve esasların yer aldığı bir belgeyi aktardı. Görüşmelerin Kahire’de yapılması beklenirken, Fetih ve Hamas hareketlerinden heyetler dünden itibaren hazırlıklara başladı.

Aralarında Fetih ve Hamas mensubu iki kaynağın da bulunduğu kaynaklar, ‘Filistin içi uzlaşı için Filistin-Filistin süreci’ başlıklı belgede yer alan yedi ilkenin şu başlıklardan oluştuğunu belirtti: “Gazze’deki darbenin sonuçlarının sona erdirilmesi, tek yönetim, tek hukuk ve tek meşru silah ilkesine bağlı kalınması ve Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) ve programına bağlılık.”

GTHYJ
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Temmuz 2024’te düzenlenen uzlaşma görüşmelerinden birinde, Hamas lideri Musa Ebu Merzuk (sağda) ile Fetih lideri Mahmud el-Alul’un arasında duruyor. (Reuters)

Belgede ayrıca, ‘barışçıl halk direnişine bağlılık ile uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan iki devletli çözüme dayalı siyasi çözüme bağlılık’ ilkelerine yer verildi. Bunun yanı sıra belgede, ‘Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nde görev yapmak üzere Devlet Başkanı Abbas’ın kararıyla teknokratlardan oluşan bir hükümet kurulması ve kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşılması için yürütülecek müzakerelerin FKÖ’nün sorumluluğunda olması’ öngörüldü.

Hamas’ın söz konusu ilkelere ilişkin tutumu henüz bilinmezken, hareketin üst düzey yöneticilerinden bir kaynak, Hamas’ın ‘Filistin halkının genel çıkarları’ temelinde yapılacak ve ‘mevcut durumu değiştirmeyi amaçlayan gerçek bir ortaklık’ sağlayacak her türlü görüşme ve diyaloğa açık olduğunu belirtti.

Filistin diyaloğuna yönelik hazırlıklar

Bu gelişme, Filistinli gruplardan heyetlerin Kahire’ye peş peşe gelmeye hazırlandığı bir dönemde yaşanıyor. Heyetlerin, daha önce bu tür bir toplantıya katılmaktan kaçınan ve Hamas ile ikili görüşme yapılmasını reddeden Fetih Hareketi’nin de katılımıyla kapsamlı bir Filistin ulusal diyaloğu başlatılması amacıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmesi planlanıyor.

Heyetlerin Kahire’ye geliş tarihi henüz kesin olarak belirlenmezken, kapsamlı ulusal diyaloğun ne zaman yapılacağı da netleşmedi.

Farklı Filistinli gruplardan 6 kaynak, Şarku’l Avsat’a ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, Filistin ve Mısır taraflarının yürüttüğü hazırlıklara göre Hamas yönetiminden bir heyetin Kahire’ye ulaşacağını, ardından Cibril er-Rucub başkanlığındaki Fetih heyetinin geleceğini belirtti. Halen Kahire’de bulunan İzzam el-Ahmed’in de aralarında bulunduğu bazı isimlerin heyetlere katılacağı, diğer gruplardan bazı yöneticilerin de Mısır’ın başkentinde bulunması nedeniyle bu grupların heyetlerinin de Kahire’ye geleceği kaydedildi.

F
Filistin Futbol Federasyonu Başkanı Cibril er-Rucub (Reuters)

Şarku’l Avsat, Fetih Hareketi’nden bir kaynaktan, İzzam el-Ahmed’in son günlerde Filistin Ulusal Konseyi seçimleriyle ilgili Filistinli isimlerle görüşmeler yaptığını öğrendi. Kaynak, Ahmed’in Ramallah’tan gelecek heyete katılarak gruplar arasındaki görüşmelere iştirak edebileceğini belirtti. Kaynak ayrıca, Mısır’ın şu aşamada uzlaşı sağlanmadan Ulusal Konsey seçimlerinin yapılmasına yönelik çekinceleri bulunduğunu ifade etti.

Fetih Hareketi Merkez Komitesi de Abbas’ın talimatları doğrultusunda son günlerde ulusal diyaloğa katılacak bir komite kurulmasına karar vermişti. Komiteye Cibril er-Rucub başkanlık ederken, Muhammed Iştiyye ve Macid Farac da üyeler arasında yer alıyor.

Seçimlerin ertelenme olasılığının artması

Filistinli kaynaklar, ikili görüşmelerin ve kapsamlı diyaloğun yapılması konusunda anlaşmaya varılması halinde, Filistin’deki durumu ve iç düzenin yeniden yapılandırılmasını ele alacağını bildirdi. Görüşmelerin merkezinde ise gelecek kasım ayında yapılması planlanan yasama seçimleri bulunacak.

Ancak kaynakların aktardığı bilgiler, seçimlerin ertelenme ihtimalinin arttığını gösterdi. Kaynaklardan biri, henüz resmi bir açıklama yapılmamış olmakla birlikte, “İsrail’in seçimlerin yapılmasına izin vermeyeceği, Doğu Kudüs’te seçimleri engellemek için çalışacağı, Batı Şeria’da seçimleri sabote etmek amacıyla askeri operasyonlar düzenleyeceği ve buna Gazze’deki zorlu koşulların da ekleneceği” yönünde bir beklentinin bulunduğunu söyledi.

Biri sol görüşlü olmak üzere farklı iki gruptan kaynak da durumun kolay olmadığı yönünde bir farkındalık bulunduğunu ve tüm grupların seçim tarihinin ertelenmesi gerektiği konusunda ihtiyaç hissettiğini doğruladı.