Irak'ın geleneksel güçleri, St. Lego formülü sayesinde hegemonyalarını sürdürüyor

Irak geçtiğimiz şubat ayında seçim yasasının değiştirilmesine karşı düzenlenen protestolara sahne oldu. (EPA)
Irak geçtiğimiz şubat ayında seçim yasasının değiştirilmesine karşı düzenlenen protestolara sahne oldu. (EPA)
TT

Irak'ın geleneksel güçleri, St. Lego formülü sayesinde hegemonyalarını sürdürüyor

Irak geçtiğimiz şubat ayında seçim yasasının değiştirilmesine karşı düzenlenen protestolara sahne oldu. (EPA)
Irak geçtiğimiz şubat ayında seçim yasasının değiştirilmesine karşı düzenlenen protestolara sahne oldu. (EPA)

Irak'ta 2021 yılı sonlarında erken seçimleri 'çoklu seçim bölgesi' sistemi ile gerçekleştirdi. Çoklu seçim bölgesi sistemi, 2019 yılında başlayan 2020’de fiilen sona eren ancak ülkenin orta güney kesimlerinde yansımaları halen devam ‘Tişrin (Ekim) Ayaklanması’nın öne çıkan taleplerinden biriydi. Tişrin Ayaklanması sırasında 600'den fazla kişi öldü, yaklaşık 24 bin kişi yaralandı, bazıları ise hayatına engelli olarak devam etmek zorunda kaldı. Ayaklanmaya katılanlar, 2005 yılındaki ilk genel seçimlerden 2018’deki seçimlere kadar Irak'ta yürürlükte olan seçim yasasında değişiklik yapılmasını talep ettiler. Göstericilerin değişmesini istediği ‘kapalı liste ve tek seçim bölgesi’ sistemine göre ilk seçimler 2006 yılında, ikincisi ise 2010'da yapıldı. Bu sistem, iktidarı açıkça mezhep odaklı koalisyonlardan ve ittifaklardan oluşan üç güç - Şii, Sünni ve Kürt - için mutlak kontrol sağlıyordu.
Irak siyasi sınıfı, 2011 yılında kitlesel protesto gösterilerinin başlamasıyla milliyetçilik ve mezhep temelli iktidar denklemini artık kabul etmeyen muhalif seslerin yükseldiğini duydu. Aynı zamanda Irak anayasasına ve hatta Necef'teki Şii dini otorite Ali es-Sistani’nin talebine uygun bir devlet inşa etmek isteyen sivil güçlerin sistematik olarak dışlandığı ortaya çıktı.
Geleneksel partilerin temsil ettiği siyasi güçler, varlıklarını belirli referanslara dayandırıyorlar. Şiiler varlıklarını siyasal İslamcılığa, Kürtler ise milliyetçiliğe dayandırırken Sünniler, özellikle 2010 yılında İyad Allavi liderliğindeki Irakiyye Listesi’nin en yüksek oyu almasına ve Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonuna karşı 89'a kıyasla 91 sandalye kazanmasına rağmen hükümet kurmada başarısız olmasından sonra parçalanmış durumda.

Kota sistemi
Irak’ta iktidar denklemi, 2014 seçimlerine kadar kotalar ve uyumluluk üzerinden devam etti. Ancak 2015 ve 2016 yıllarında düzenlenen protesto gösterileriyle partilerin, akımların ve ittifakların parçalanması başladı. Bu parçalanma, söz konusu güçlerin oluşturduğu devleti adeta devirdi. Protesto gösterileri sırasında göstericiler Yeşil Bölge'ye girerken dönemin Meclis Başkanı Salim el-Cuburi ve dönemin Başbakanı Haydar el-İbadi'nin ofislerine ulaştılar.
Geleneksel güçlerin kontrol ettiği otorite, İbadi'nin bazı siyasi ve idari reformlar gerçekleştirmesiyle kontrolü yeniden kazansa da ilk kez ulusal ve siyasi çoğunluk hükümetinin kurulması ve 2003 yılından bu yana yürürlükte olan dikey etno-mezhepsel ittifaklar yerine boylamsal ittifakların oluşturulması çağrısı yapıldı. Bunun sonucunda 2018 seçimleri sırasında iki mezhepler arası ve milli ittifak oluşturuldu. Hem Şiilerin hem Sünnilerin hem de Kürtlerin yer aldığı İmar ve Reform İttifakı kuruldu.
Seçim sonuçlarına göre Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi birinci parti olurken Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu bir çoğunluk hükümeti kurulması üzerinde uzlaşılamaması ve meclisteki en büyük blok tartışması nedeniyle ikincilikle yetindi. Adil Abdulmehdi hükümeti kurulduysa da sağlam temelleri yoktu. Hükümet bir buçuk yıl sonra Tişrin Ayaklanması çerçevesinde düzenlenen kitlesel protesto gösterileriyle düştü. Bu gelişme, Irak'taki siyasi denklemi, kapalı liste ve tek seçim bölgesi sisteminden çoklu seçim bölgesi sistemine geçilmesi öngören yeni bir seçim yasası da dahil olmak üzere yeni bir yaklaşımın benimsenmesi yönünde değiştirdi.

Üçte bir engeli
Geleneksel güçler, 2019 ve 2020 yıllarında patlak veren büyük fırtına karşısında boyun eğmek zorunda kaldılar. Güvenlik güçleri aşırı güç kullanımı sonucu, çoğu genç olmak üzere on binlerce kişinin öldü ve yaralandı. Eğer bu müdahale olmasaydı, Irak’ın tüm siyasi sistemi çökertecekti. Geleneksel güçler kendilerini siyasi ve halk tabandaki karmaşası çerçevesinde gıpta edilemeyecek bir konumda buldular. Bu yüzden görev süresi bir yılla sınırlandırılan Mustafa el-Kazımi’nin başbakanlığında kurulan ve görevi yeni bir hükümetin kurulması amacıyla erken seçimleri düzenlemek olan geçici hükümet kuruldu.
Kazımi, seçimleri geleneksel güçlerin talep ettiği gibi zamanında düzenlemesine rağmen, seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından aralarında yeniden anlaşmazlıklar çıktı. Aylarca süren gösteriler, oturma eylemleri ve Yeşil Bölge ve bu bölgeye bağlanan köprülerin kapatılması gibi olaylarla siyasi hayat bir yıl boyunca askıya alındı.  Durum, Şiilerin iki büyük gücü, Sadr Hareketi ile Koordinasyon Çerçevesi arasındaki çatışmalara kadar uzandı. Kürtler ve Sünniler neredeyse tarafsız kaldılar.
Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr, çoğunluk hükümeti kurmak amacıyla Kürt ve Sünni tarafların da dahil olduğu üçlü bir ittifak kurdu. Ancak Sadr'a muhalif güçler, ‘üçte bir engeli’ oluşturarak Sadr'ın hükümet kurmasını engellediler.
Yaklaşık bir yıl süren bu engellemelerin ardından Sadr, meclisteki en büyük blok olmasına rağmen Sadr Grubu milletvekillerinin istifa etmesini istedi ve meydanı rakiplerine bıraktı. Sadr’ın muhalifleri, ‘Devlet İdaresi’ adlı yeni bir ittifak oluşturmak için Kürt ve Sünni taraflarla koalisyon kurarak Muhammed Şiya es-Sudani’nin başbakanlığındaki mevcut hükümeti kurmayı başardılar.

Sessizliğin istismarı
Sadr’ın geri çekilmesi, Şiiler, Kürtler ve Sünnilerden oluşan geleneksel güçlerin mecliste istedikleri yasaları geçirecek rahat bir çoğunluğa sahip olarak iktidarı tekellerine almasına yol açtı. Bu güçler, sahip oldukları bu çoğunluk sayesinde son olarak Tişrin Ayaklanması’na katılan göstericilerin talebiyle getirilen ve ilk kez çok sayıda bağımsız milletvekilinin Meclis’e girmesine izin veren çoklu seçim bölgesi sisteminden ‘St. Lego’ adıyla bilinen  kapalı liste ve tek seçim bölgesi sistemine geri dönülmesi kabul edildi.
Geleneksel güçler, Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr’ın Meclis’ten ve siyaset sahnesinden çekilmesinden bu yana sessiz kalmaya devam etmesini en iyi şekilde istismar ettiler. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bu sessizlik, Sadr'ı ve lideri olduğu akımı harekete geçirmeye çalışan bağımsızların ve sivil güçlerin tüm itirazlarına rağmen, geleneksel güçlerin St. Lego formülüne dönmelerini sağladı. Mevcut atmosfer halen tüm olasılıklara açık olsa da Sadr sessiz kalmaya devam ederse geleneksel güçler, seçimlerde kaybettiklerini, bu yılın sonlarında yapılması planlanan seçimlerde geri alacaklar gibi görünüyor. Ancak Sadr devreye girerse Irak’ın sonuçları kestirilmesi zor yeni bir denklemle karşı karşıya kalacağına şüphe yok.



Şii İkilisi, İran büyükelçisinin sınır dışı edilme kararına karşı harekete geçti

Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
TT

Şii İkilisi, İran büyükelçisinin sınır dışı edilme kararına karşı harekete geçti

Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)

Emel Hareketi ve Hizbullah’tan oluşan Şii İkilisi, İran’ın Beyrut Büyükelçisi Muhammed Rıza Şibani’nin sınır dışı edilme kararını, kendi siyasi grubuna yönelik kabul edilebilir önlemler ve kararlar ile artık sessiz kalınamayacak ve göz yumulamayacak bir ayrım çizgisi olarak değerlendiriyor.

Şii İkilisi ve destekçilerinin karara karşı sergilediği alarm durumu, 7 Ağustos'ta hükümetin silahların yasaklanmasına karar vermesi ve Hizbullah'ın askeri faaliyetlerinin askıya alınması gibi daha önce alınan daha büyük kararlar karşısında da devam etti. Emel Hareketi’nden bakanlar son kararı desteklerken, Şii İkilisi’nin bakanları ilk kararın alındığı oturumdan çıkmakla yetindiler.

Top Cumhurbaşkanı Avn’ın sahasında

Şii İkilisi’nden kaynaklar, bu karara karşı bazı seçenekleri olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin çözüm bulma görevini Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a devrettiğini, Cumhurbaşkanı Avn’ın ise Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’nin İran Büyükelçisi’ni sınır dışı etme kararından, önceden haberi olmadığını söyledi.

Emel Hareketi'nin tutumu

Hizbullah'ın salı günü İran Büyükelçisi’nin sınır dışı edilme kararını ‘büyük ulusal ve stratejik bir hata’ olarak nitelendirdiği bildirinin ardından Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Nevvaf Selam’ı, bu kararın ciddi sonuçları nedeniyle Dışişleri Bakanı Recci’den kararın derhal geri çekilmesini talep etmeye çağırdı. Emel Hareketi ise dün bir bildiri yayınlayarak Hizbullah'ın taleplerini destekledi. İlgili yetkilileri, ‘düşüncesiz ve sorumsuz bir adım’ olarak nitelendirdiği karardan geri dönmeye çağıran Emel Hareketi, ‘hiçbir koşulda bu kararın geçmesine göz yummayacağını’ vurguladı. Şii İkilisi’nin İran Büyükelçisi’ne kararı yokmuş gibi davranmasını bildirdiğini belirten kaynaklar, “Hükümetin faaliyetlerinin askıya alınması da seçenekler arasında yer alıyor, ancak Şii İkilisi’nin şu anda iç istikrarın sarsılmasını önlemeye kararlı olduğu vurgulanıyor” dediler.

Kaynaklara göre Lübnanlı yetkililerin, dün İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Litani Nehri boyunca uzanan tüm köprüleri yıkacaklarını ve Lübnan topraklarının yüzde 10'unu işgal ederek sınırlarını Litani Nehri'nin güneyine kadar genişletip bir tampon bölge haline getirme niyetini övünerek açıklaması karşısında uluslararası düzeyde diplomatik olağanüstü hal ilan etmeleri daha uygun olurdu.

dvf
Salı günü İsrail saldırısında hayatını kaybeden Emel Hareketi üyesinin cenaze törenine katılan Lübnanlılar (AP)

Emel Hareketi’nin bakanlık kotasından atanan Çevre Bakanı Tamara ez-Zeyn, televizyon ekranlarından yaptığı açıklamada, “Konunun perşembe gününden önce çözüme kavuşturulacağına güveniyoruz” ifadelerini kullandı. Konunun önemli sonuçları olduğu için oturumda gündeme getirileceğini belirten Zeyn, Şii İkilisi’nden bakanlar hükümetten çekilme seçeneğinin masada olduğunu da ifade ettiler. Buna karşın Dışişleri Bakanlığı kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Karardan geri adım atılması söz konusu değil, bu egemenlik hakkı kapsamındaki bir karar” demekle yetindi.

Siyasi şantaj

Akademisyen ve siyasi analist Dr. Ali Murad yaptığı değerlendirmede, “Lübnan hükümetinin, İsrail’e roket saldırılarının başladığı ilk günden itibaren harekete geçmesi gerekirdi; zira şu anda on yıllardır biriken anormal bir durumla karşı karşıya olduğumuzun farkındayız. Örneğin İran'a karşı tutum, yıllar önce, özellikle de İranlı yetkililerin beş Arap ülkesini yönettiklerini açıkça söylemelerinden bu yana değişmesi gerekirdi” ifadelerini kullandı. Lübnan devletinin aldığı birçok kararı uygulayamadığına dikkati çeken Dr. Murad, ancak Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın seçilmesinden ve Başbakan Selam hükümetinin kurulmasından bu yana alınan kararların, durumu değiştirme niyetinin olduğunu teyit ettiğini belirtti. Dr. Murad, “Buna karşın Hizbullah ve Emel Hareketi, istikrarı ve iç barışı tehdit ederek bu kararların uygulanmasına yönelik her türlü girişimi her zaman engellemeye çalışıyor ve dolayısıyla siyasi şantaj uyguluyor” diye ekledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Murad, devletin siyasi ve diplomatik bir çözüm bulması gerektiğini vurgulayarak “İran’ın, Tahran ve Hizbullah’ın istediği gibi Lübnan ve Lübnanlılar adına müzakere masasına oturması kabul edilemez” dedi. İran Büyükelçisi’nin sınır dışı edilme kararının ardından Şii İkilisi’nin gerginliği tırmandıracağını öngören Murad, ancak kararın tüm koşullarından bağımsız olarak, Lübnanlı yetkililerin şantaja boyun eğmemesi ve tüm tehditlere karşı kararlı kalmasının temel öncelik olduğunu belirtti.


Suikastlar ve kendini imha eden casusluk cihazları... İsrail, Hamas kontrolündeki bölgelerde nasıl hareket ediyor?

İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
TT

Suikastlar ve kendini imha eden casusluk cihazları... İsrail, Hamas kontrolündeki bölgelerde nasıl hareket ediyor?

İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)

Gazze Şeridi’nin geleceğine ilişkin siyasi süreçte, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşın küresel ve bölgesel gündemi meşgul etmesi nedeniyle görece bir durgunluk yaşanıyor. Ancak bu durum, İsrail’in Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı askeri liderlere yönelik suikastlarını sürdürmesine engel olmadı. İsrail’in bu operasyonlarda, işbirlikçilerden elde edilen bilgiler ile istihbarat amaçlı kullanılan ve kısa süre önce Gazze’nin orta kesimindeki bir mülteci kampında ortaya çıkarılan, inceleme sırasında kendiliğinden patlayan bir casusluk cihazından faydalandığı belirtildi.

Son olarak İsrail, Kassam Tugayları’nın Orta Bölge Tugayı’nda elit birim komutanlarından biri olan Ahmed Derviş’i, yardımcısı Nadir en-Nebahin ile birlikte öldürdü. Üçüncü bir kişinin ise ağır yaralandığı bildirildi. Saldırının, salı günü gece yarısına kısa süre kala, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın güneyinde bir futbol sahası yakınında, İsrail’e ait bir insansız hava aracıyla (İHA) gerçekleştirildiği ifade edildi.

vfdvf
İsrail hava saldırısında öldürülen Hamas savaşçısı Nadir en-Nebahin’in cenazesi başında gözyaşı döken Filistinliler, 25 Mart 2026 (AP)

Sahadaki kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, Ahmed Derviş savaş boyunca birden fazla suikast girişimine maruz kaldı ve bunlardan kurtulmayı başardı. Kaynaklardan biri, Derviş’in ‘7 Ekim 2023 saldırısında elit birliği yöneten isimlerden biri olduğunu ve bazı İsraillileri esir aldığını’ ifade etti.

Aynı kaynaklar, savaş sırasında üst düzey isimlere yönelik suikastların ardından Derviş’in son dönemde Orta Bölge Tugayı’nda kilit figürlerden biri haline geldiğini ve diğer komutanlarla birlikte Kassam Tugayları’nı yeniden yapılandırma çalışmaları yürüttüğünü belirtti.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin orta kesiminde ‘askeri eğitim gerçekleştiren Hamas’ın elit unsurlarına saldırı düzenlendiğini ve bu kişilerin askeri tehdit oluşturduğunu’ öne sürdü. Ancak Hamas’a yakın saha kaynakları bu iddiayı yalanlayarak, söz konusu kişilerin ‘rutin bir şekilde bir araya geldikleri sırada hedef alındığını’ bildirdi.

Casusluk cihazının gizemli bir şekilde patlaması

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah bölgesinde, yerinden edilmiş kişilerin barındığı bir kampın çevresinde dün öğle saatlerinden önce gizemli bir patlama meydana geldi. Olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmazken, ilk etapta patlamanın bir İHA saldırısından kaynaklandığı düşünüldü.

Ancak sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Filistinli silahlı bir grubun unsurlarının kamp çevresinde İsrail’e ait bir casusluk cihazı tespit ettiğini, cihazdan elde edilen görüntü ve kayıtları incelemek amacıyla sökülmeye çalışıldığı sırada kendiliğinden patladığını” belirtti. Kaynaklar, patlamanın teknik bir arızadan ya da uzaktan kontrol edilen bir İsrail İHA’sı tarafından tetiklenmiş olabileceğini ifade etti.

Patlamadan kısa süre sonra bir savaş uçağının cihazın bulunduğu noktayı hedef alarak bombardıman düzenlediği, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiği ve biri ağır olmak üzere 6 kişinin yaralandığı bildirildi.

vfdvfd
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)

Kaynaklara göre, savaş öncesinde ve sırasında Gazze Şeridi’ndeki silahlı grupların saha unsurları tarafından çok sayıda casusluk cihazı tespit edildi. Bu cihazların, bulundukları bölgelerde uçan İHA’lara doğrudan görüntü aktarımı yaptığı ve verilerin buradan İsrail’in operasyon merkezlerine iletildiği anlaşıldı.

Öte yandan İsrail’in istihbarat ve operasyon faaliyetlerini özellikle Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yoğunlaştırdığı gözlemleniyor. Söz konusu bölgeler, savaş boyunca diğer alanlara kıyasla daha az zarar görmüş, kara ve hava saldırılarının daha sınırlı kaldığı yerler olarak öne çıkıyor. İbranice yayın yapan medya organları ise Kassam Tugayları’nın bu bölgelerde gücünü koruduğunu öne sürüyor.

Polis araçlarına sık sık saldırılar düzenleniyor

Geçtiğimiz pazar akşamı, Ramazan Bayramı’nın üçüncü gününe denk gelen tarihte, Gazze Şeridi’nde Hamas yönetimine bağlı polis gücüne ait bir araç İHA’yla hedef alındı. Saldırıda üç kişi hayatını kaybederken, birkaç kişi de yaralandı. Sahadaki kaynaklara göre hayatını kaybedenler arasında, Kassam Tugayları’na bağlı Nuseyrat Taburu’nun elit biriminde saha komutanı olan Ahmed Hamdan da bulunuyordu.

İsrail ordusu, bu saldırıya ilişkin herhangi bir açıklama yapmazken, olaydan birkaç gün önce Hamas yönetimine bağlı polis gücüne ait bir cipin benzer şekilde hedef alındığı ve saldırıda en az 4 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

feergrg
Gazze’nin merkezinde Filistinliler, 15 Mart’ta bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceliyor. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın tespitlerine göre, son üç hafta içinde Kassam Tugayları’na bağlı tabur ve elit birliklerde görev yapan saha komutanları ile tabur komutan yardımcıları dahil en az 10 isim, İsrail tarafından düzenlenen art arda operasyonlarda öldürüldü.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana en az 690 Filistinli hayatını kaybetti. Böylece savaşın başlangıcından itibaren toplam can kaybının 72 bin 265’i aştığı belirtildi.

Suikast operasyonlarının, ‘sarı hat’ olarak bilinen hattın her iki tarafında devam eden yoğun hava ve topçu saldırılarıyla eş zamanlı yürütüldüğü, ayrıca Selahaddin Caddesi çevresinde, özellikle Han Yunus karşısındaki bölgeler ile Şucaiyye ve Cibaliye gibi noktalarda ayakta kalan evlerin buldozerlerle yıkıldığı aktarıldı.

Suikast girişimi engellendi

Askeri faaliyetler, İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çetelerin operasyonlarıyla eş zamanlı olarak devam ediyor.

Gazze Şeridi’ndeki silahlı gruplara bağlı Rad’a Gücü, bir direniş liderine yönelik suikast girişimini engellediklerini açıkladı. Operasyon sırasında iki kişi gözaltına alınırken, üzerlerindeki silahlar ve cihazlar ele geçirildi; iki kişi ise kaçmayı başardı.

Gözaltına alınan iki kişinin sorgusu sırasında, silahlı çeteler ile İsrail istihbaratı arasındaki iletişim ve yönlendirme mekanizmalarına dair önemli bilgiler elde edildiği ve bunun söz konusu çetelerin çökertilmesine ve varlıklarının sonlandırılmasına katkı sağlayacağı belirtildi.

Sahadaki kaynaklara göre, saldırı Filistinli bir grubun önde gelen liderlerinden birini hedef alıyordu. Bölgedeki gruplar arasındaki sıkı ve genişletilmiş güvenlik önlemleri sayesinde suikast girişimi engellendi. Operasyon sırasında susturuculu tabancalar, kameralar ve İsrail SIM kartlı iletişim cihazları ele geçirildi.

Silahlı çeteler, son dönemde hem direniş gruplarının liderlerini hem de Hamas yönetiminde üst düzey yetkilileri hedef alan saldırılarını yoğunlaştırdı. Bazı girişimler engellenirken, geçmiş aylarda bazı saldırılar başarılı oldu.


Washington, Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki suçlamaları reddediyor

Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
TT

Washington, Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki suçlamaları reddediyor

Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bugün AFP'ye yaptığı açıklamada, Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısında 7 kişinin ölmesinin ardından, Washington'un Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki "herhangi bir iddianın kesinlikle yanlış" olduğunu söyledi.

Sözcü, "Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki iddiaların kesinlikle yanlış olduğunu, ABD-Irak ortaklığına aykırı olduğunu ve ABD ile Irak güçleri arasındaki uzun yıllara dayanan dostluk ve iş birliğine zarar verdiğini" belirtti.

Irak hükümeti, askeri kliniğe yapılan baskını doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'ni suçlamadı, ancak bu hedef almayı "devletler arası ilişkilerde uluslararası hukukun tüm tanım ve özelliklerini ihlal eden ve Irak halkı ile Amerika Birleşik Devletleri'ni birleştiren ilişkiye zarar veren tam teşekküllü bir suç" olarak değerlendirdi.