Hikayeleri bir rüya ile başlayıp bir fetvayla sona erdi... Resul-i Ekrem'in kabrinin bekçileri: 'Ağalar'

Habeşistan, Türkiye ve Buhara’dan geldiler; hikayeleri hayret ve sempati uyandırmaya devam ediyor

Hikayeleri bir rüya ile başlayıp bir fetvayla sona erdi... Resul-i Ekrem'in kabrinin bekçileri: 'Ağalar'
TT

Hikayeleri bir rüya ile başlayıp bir fetvayla sona erdi... Resul-i Ekrem'in kabrinin bekçileri: 'Ağalar'

Hikayeleri bir rüya ile başlayıp bir fetvayla sona erdi... Resul-i Ekrem'in kabrinin bekçileri: 'Ağalar'

Necla Reşad 
Haremeyn-i Şerifeyn Ağalarının, 800 yılı aşkın bir süre önce 1161 (hicri 557) yılında Müslüman bir hükümdarın rüyasıyla başlayan hikâyesi, 1979'da bir İslam alimi tarafından sona erdirildi ve böylece Haremeyn-i Şerifeyn'e yüzyıllarca hizmet eden bir topluluğun sözleri ve hatıralarıyla dolu bir sayfa dürülmüş oldu. 
Mekke veya Medine'de "harem ağaları" diye bir şey duyarsanız bilin ki Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi'nin hizmetinde çalışan ve "hadım edilmiş" kişilerden oluşan bir topluluktan bahsediliyordur.
Bunlar, kıyafetleri ve faaliyetlerinden ayırt edilir ve tavaf alanının avlusunda ya da mescidin bazı revaklarında dururlardı.
Diğer bir kısmı da Peygamberimizin odasını temizler ve beyaz giysi ve sarıklar giymiş, belirli anlamları olan kuşaklar sarınmış halde, cuma hutbesi için minbere yönelen imama eşlik ederdi.
Bazıları onları "et-tavaşiye" yani "hadım" olarak adlandırırdı. Şimdi gözden kayboldular. Hikâyeleri de 45 yıl önce yavaş yavaş sona ermeye başladı. 

Peygamberin naaşına yönelik hırsızlık teşebbüsü
Tarihî kayıtlara ve Ümmü'l-Kura Üniversitesi'nde akademisyen Seher Da'da'nın, Haliciyye kanalında meslektaşı Abdullah el-Müdeyfer ile ağaların tarihine dair yaptığı açıklamaya göre "harem ağaları" fikri, 1174 yılında vefat eden Sultan Nureddin Zengi döneminde Hz. Muhammed'in cesedine yönelik bir hırsızlık teşebbüsünden sonra ortaya atıldı.
Rivayete göre Zengi, rüyasında Peygamber Efendimizi (s.a.v.) gördü; ona kumral iki adamı göstererek "Beni bu iki adamdan kurtar" diyordu.
Bir gece içerisinde aynı rüyayı üç defa gördü. Bunun üzerine uykusundan sıçradı ve kadıları topladı.
Kadılar, ona Medine-i Münevvere'ye gitmesini tavsiye etti. Beraberinde Medine ahalisi için çeşitli eşyalar olduğu halde oraya vardı, insanları topladı ve onlara hediyeler dağıttı, ancak o iki adamı görmedi. 
"Sadaka almayan biri kaldı mı?" diye sorduğunda, "Hayır" dediler. Onlara iyice düşünmelerini söyleyince oradakiler, Endülüs ahalisinden olup Medine'ye gelen ve Peygamberin kabrine komşu olan varlıklı ve dindar iki adamdan bahsetti.
Zengi, o ikisinin getirilmesini emretti. Onları gördüğünde, rüyasındaki iki adam olduğunu anladı. Onlara nereden geldiklerini sorunca, "Mağrib ülkesinden gelen hacılarız" dediler.
Kendisini, evlerine götürmelerini istedi. Oraya gidince para ve kitap dışında bir şey bulamadı. Ancak hasırı kaldırdığında Peygamberin odasına varan bir tünel buldu.
Planları, Peygamberin naaşını çalmaktı ve (Haçlı Seferleri sırasında) Haçlılar tarafından gönderilmişlerdi.
Nureddin Zengi, kimse Peygamberin kabrine el sürmeye cüret edemesin diye kabr-i şeriflerin etrafına sağlam bir kurşun duvarla hendek yapılmasını emretti. 
Etrafındakiler ona kabre bekçiler yerleştirilmesini önerdiğinde, "Benden önce hiç kimsenin yapmadığı bir şeyi nasıl yaparım?" dedi.
Ama sonra Mescid-i Nebevi'ye, bekçi ve hizmetçi olarak 12 hadım gönderdi. Daha sonra bu, bir yol haline geldi ve peş peşe gelen yöneticiler bu yolu takip etti. 

Detaylandıran Salahaddin
Da'da'nın bildirdiğine göre Salahaddin Eyyubi döneminde Mescid-i Nebevi'deki ağaların görevleri düzenlenip aylık maaşa bağlandıktan sonra sayıları 24'e çıkarıldı.
1176 yılında Medine-i Münevvere'deki ağa sayısı 120 iken daha sonra azaldı. Şimdi ise sadece 6 tane mevcut; bunların üçü Medine-i Münevvere, üçü de Mekke-i Mükerreme'de. Hepsi 90 yaşın üzerinde ve artık hiçbir iş yapmıyorlar. 
Da'da'nın anlatımına göre başlarda ağaların sağlaması gereken, Kur'ân-ı Kerim'i ezberlemek ve ibadet edecek kadar iyi okumak gibi şartlar vardı.
Ancak sonra bunlar öyle azaldı ki Osmanlı döneminde cehalet, öğrenmeye baskın geldi ve şartlar, ağanın çalışabilir olması ve gece nöbeti tutabilmesinden ibaret hale getirildi.  
Da'da, ağa kültürünün önce sultanların saraylarında kadınlara eşlik etmek için yerleştiğini, daha sonra hizmet etmek üzere Haremeyn-i Şerifeyn'e taşındığını belirtiyor. 

Hadım olduklarından emin olunması
Suudi Hanedanı döneminde ağalar, devletin kurucusu Kral Abdülaziz'in ilgisine mazhar oldu ve Kral, ağalık kurumunun olduğu gibi kalması için bir ferman çıkardı.
Daha sonra hicri 1335 yılında Şura Meclisi, 42 maddelik "Haremeyn Ağaları" düzenlemesini onayladı ve bu düzenleme, ağaların tüm içişlerinde referans haline geldi.
Bu topluluğa ilişkin tüm detayların izini sürdüğü bir kitap kaleme alan Da'da, ağaların bir Suudi gibi muamele gördüğüne işaret ediyor.
Nitekim ağaların şeyhi ve iki şahit tarafından, hadım olduklarından emin olunduktan sonra onlara vatandaşlık veriliyor ve ağalık teşkilatına dahil edilmek üzere işlemleri Hac ve Umre Bakanlığ'ına sunuluyordu. 
1979 (hicri 1399) yılından bu yana Haremeyn'e ağa tayin edilmedi. Zira o diyarın müftüsü Şeyh Abdülaziz bin Baz'ın kulağına, başta Habeşistan olmak üzere İslam ülkelerindeki halkın, çocuklarını Haremeyn'e adamak üzere hadım ettiklerine dair bazı haberler geldi.
Onun fetvasına göre bu, insanlık onuruna bir hakaret olduğu için İslam'da yeri olmayan bir şeydi. Bu yüzden Kral Fahd bin Abdülaziz'e bir telgraf göndererek bu uygulamanın iptal edilmesini ve yeni ağaların gelişini durdurmasını istedi. 
Ağalara Peygamberin odasıyla minberin anahtarı emanet ediliyor. Kâbe'nin anahtarından ise Kâbe'nin bekçileri sorumlu. Bu bekçilere temizlik, düzenleme, tütsüleme ve diğer işlerden oluşan 40 kadar görev verilirdi. 

Her milletten 
Suudi Hanedanı döneminde onların görevleri, kralı ve beraberindeki heyet ile yabancı resmî heyetleri Mescid-i Nebevi'deki Bâbüsselam'da karşılamak ve onları Ravza-i Şerif'e götürmek, Mescid-i Haram'da Kral Abdülaziz Kapısı'ndan tavafa kadar onlara eşlik etmek ve zemzem suyu içirmekten ibaret hale geldi. Emekli olana kadar da böyle.
Oysa eskiden, şimdilerde temizlik şirketlerinin Haremeyn'de yaptıkları işlerin çoğunu onlar yapıyordu. 
Habeşistan, Sudan, Buhara ve Malezya gibi değişik ülkelerden ve farklı renklerden olsalar da yüksek bir konuma sahiplerdi.
Valiyle birlikte oturur, Haremeyn-i Şerifeyn'e hizmet ettikleri için hacılar onların elini öper, Suudi krallarıyla görüşmeleri için onlar adına resmî ziyaretler düzenlenirdi. 
Hadım olmakla birlikte birçoğu geçmiş asırlarda dul ya da boşanmış kadınlarla evlenip bu kadınların çocuklarını büyütmüş ve onlarla aile ortamı içinde yaşamıştı.
Zenginlikleri bu konuda onların işini kolaylaştırıyordu. Nitekim asırlardır halen muhafaza edilen vakıflara sahipler ve bu vakıflar onlara büyük miktarlarda gelir getiriyor.
Bu kişilerin, Mekke ve Medine'deki mal varlıklarının yüz milyonlarca dolar olduğu tahmin ediliyor.
Suudi Akademisi'nin resmî kaynaklardan aktardığı bilgilere göre söz konusu vakıfların gelirleri, ağaların vefatından sonra yılda yüz milyonlara ulaşan gideri olan Haremeyn-i Şerifeyn'e aktarılacak. 

Independent Türkçe



Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.


Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Ljubljana'da dün yapılan Arap-Sloven görüşmelerinde, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan barış planının ilerletilmesi ve 1967 sınırları içinde, Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu, iki devletli çözüme dayalı bağımsız ve egemen Filistin devletini içeren net bir siyasi ufka doğru ilerleme çabaları ele alındı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdulati, Bahreynli mevkidaşı Abdullatif el-Zayani, Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ve Katar Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sultan Al-Muraikhi ile birlikte Slovenya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Tanja Fajon ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi.

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı, özellikle de Gazze'deki durumu iyileştirmenin yollarını görüştüler. Ateşkes anlaşmasına uyulması ve hükümlerinin tam olarak uygulanmasının yanı sıra Gazze Şeridi'ne yeterli ve sürekli insani yardımın ulaştırılmasının sağlanmasının gerekliliğini vurguladılar.

Bakanlar ayrıca işgal altında bulunan Batı Şeridi'ndeki durumu da ele aldılar; İsrail'in oradaki yasadışı tek taraflı önlemlerinin ve işgal altındaki Kudüs'te İslami ve Hristiyan kutsal yerlerine yönelik ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğini vurguladılar; bu ihlaller gerilimi artırdığını ve gerilimi azaltma çabalarını baltaladığını belirttiler.

Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar ayrıca Slovenya'nın Filistin halkının meşru haklarına verdiği desteği ve iki devletli çözüm temelinde Filistin Devleti'ni tanımasını da takdir ettiler.

Görüşmelerde bölgedeki gelişmeler, müzakere ve diyalog yoluyla gerilimlerin azaltılması yolları ve Rusya-Ukrayna krizinin çözümüne yönelik çabalar da ele alındı.


Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.