Hamaney referandum çağrılarına kapıları kapattı

İran Dini Lideri Hamaney, seçmenlerin ülke sorunlarını analiz edemeyeceği görüşünde.

Öğrencilerin sloganlarında İran Dini Lideri’ne destek dikkat çekiyor. (Hamaney’in sitesi)
Öğrencilerin sloganlarında İran Dini Lideri’ne destek dikkat çekiyor. (Hamaney’in sitesi)
TT

Hamaney referandum çağrılarına kapıları kapattı

Öğrencilerin sloganlarında İran Dini Lideri’ne destek dikkat çekiyor. (Hamaney’in sitesi)
Öğrencilerin sloganlarında İran Dini Lideri’ne destek dikkat çekiyor. (Hamaney’in sitesi)

İran Dini Lideri Ali Hamaney, İran anayasasını değiştirmeye karşı çıkmasından bir ay geçmeden, devlet politikaları hakkında halk referandumu yapılmasına karşı bir kez daha kapıları kapattı.
İran’da başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle Ahlak Polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra yaşamını yitiren Mahsa Amini adlı Kürt asıllı bir genç kızın ölümüyle ateşlenen rejim karşıtı protestoların ardından  ‘İslam Cumhuriyeti’ yönetim biçimi de dahil olmak üzere iç ve dış politikalar için bir referandum düzenlenmesi yönünde çağrılar hız kazanmıştı.
Bu tür politikalarda son söz sahibi olan Hamaney, İran'daki bazı üniversitelerin öğrencilerinden oluşan destekçi kitlesiyle yaptığı görüşmede kendisine referandumla ilgili yöneltilen soruya bunun söz konusu olmadığını söyleyerek cevap verdi. Hamaney “Ülkenin meseleleri hakkında referandum yapılabilir mi? Dünyanın neresinde oluyor bu? Referanduma katılması gereken insanlar bu meseleleri analiz edebilir mi? Bu nasıl bir mantık?” diye sordu. AP’nin aktardığına göre Hamaney sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tek başına herhangi bir konu söz konusu olduğunda ülke, bununla ilgili bir referandum yapılabilene kadar altı ay boyunca tartışma, münakaşa ve kutuplaşma içinde olur.”
84 yaşındaki Hamaney, salı akşamı bir Ramazan programında üniversite öğrencilerinden oluşan bir kalabalığa hitap etti.
Hamaney, nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin son açıklamalarına atıfta bulunuyordu. Ruhani, geçtiğimiz şubat ayında iç ve dış politika ile ekonomi konusunda referandum yapılmasını önermiş ve aynı zamanda ‘bağımsız ve şeffaf’ bir şekilde yasama seçimlerinin yapılmasını talep etmişti. Seçimlerin rejim için bir sınama olacağını ve dünyanın gözünün üzerlerinde olacağını söylemişti.
Ruhani ülkedeki ‘dönüşümün’, İran Anayasası’nın siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel konuların halk referandumuna sunulmasını öngören 59’uncu maddesinin uygulanmasına bağlı olduğunu belirtmişti. Eski Cumhurbaşkanı “İnsanların onlarca sorusu olabilir ancak bir referandumda kendilerinden dış politika, iç politika ve ekonomi alanında üç soruya cevap vermelerini isteyebiliriz” ifadelerini kullanmıştı.
Ruhani'nin İran anayasasının işlemeyen maddelerini faaliyete geçirme yönündeki çağrısı, geçtiğimiz şubat ayında İran anayasasının asıl ruhuna dönerek reformlar yapılması çağrısında bulunan müttefiki, reformist eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin çağrısının üstü kapalı bir şekilde tekrarı niteliğindeydi. Hatemi söz konusu açıklamasında ‘denenen yol ve yaklaşımda reform talep etmenin çıkmaz bir yola girdiğini’ belirtmişti. Hatemi, iktidardaki müesses nizamdan reform ve hatalardan kaçınma konusunda herhangi bir sinyal gelmemesinden ve ‘halkın mevcut siyasi rejimden duyduğu umutsuzluktan’ ötürü üzgün olduğunu söylemişti.
İran devriminin 43’üncü yıl dönümü münasebetiyle yaptığı açıklamada Hatemi ‘gerek yapı gerek tutum gerekse davranış açısından olsun, öz-reformun krizlerden çıkmak için daha az maliyetli ve daha verimli bir yol olduğunu’ söylemişti.
Hatemi bu çağrısıyla müttefiki reformist lider Mir Hüseyin Musevi’nin açıklamalarından kendisini uzaklaştırmıştı. Musevi devrimin yıl dönümü münasebetiyle yaptığı açıklamada, rejimin yapısını değiştirmek ve ‘esas kriz’ olarak tanımladığı mevcut yapısını aşmak amacıyla yeni bir anayasa hazırlanması ve bunun ‘bağımsız ve şeffaf’ seçimlerle referanduma sunulması çağrısında bulunmuştu.
Şubat 2011'den bu yana ev hapsinde olan Musevi, 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullandığı ‘mevcut anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ söylemişti.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre referandum talebinde bulunanlar sadece reformist ve ılımlı akımın liderlerinden ibaret değil. Ülkenin en önde gelen Sünni din adamlarından biri olarak görülen Zahidan Cuma İmamı Abdulhamid İsmailzehi, halkın çoğunluğunun desteğini alacak bir yönetim biçiminin seçilmesi için pek çok kez referandum çağrısında bulundu. İsmailzehi “Referandum, ülkedeki mevcut sorunlardan çıkış yoludur” ifadelerini kullandı.
Hamaney son açıklaması ile ülkede referandum düzenlenmesi konusunda ikinci kez tartışma hattına girmiş oldu. Nevruz Bayramı münasebetiyle 21 Mart'ta yaptığı yılın ilk konuşmasında, İran'da anayasanın değiştirilmesi gerektiğini söyleyenleri ‘düşmanların sözlerini tekrarlamakla’ suçlayarak “Düşmanın amacı, dini halk egemenliğine dayalı hükümeti, görünüşe göre sahte bir Batı demokrasisi biçiminde kendilerine sadık bir hükümete dönüştürmektir” dedi.
İran'da ülke yönetiminde yer almayan siyasi partilerin çağrılarının çoğu, rejimin kökenine ilişkin referandum yapılması, Velayet-i Fakih yönteminin geride bırakılması ve laik bir rejim kurulması talebini paylaşıyor. Diğer yandan reformist ve ılımlı akım, özellikle Batı ile diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurma konusunda dış politikanın yanı sıra kamu özgürlükleri, seçimlerin uygulanma yöntemi ve adayların uygunluğuna karar verilmesi gibi konularda referandum yapılması çağrısında bulunuyor. Bu çağrılar zaman zaman ABD ile diplomatik ilişkilerin yeniden tesisi konusunda referandum yapılması noktasına kadar uzandı. İran'ın nükleer programını yönetme biçimi ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetlerinde temsil edilen İran'ın bölgesel rolü, referandum çağrısı yapanların odak noktası arasındaydı.
Bu çağrılar, son yıllarda ülkeyi sarsan protestolar gibi hassas zamanlarda Dini Lider Ali Hamaney ve ona bağlı birimlerin rolü ortaya çıktığında yeniden gündeme geliyor.
İran, aday başvurularını inceleyen Anayasa Koruma Konseyi’nin (AKK) gözetiminde belirlenen tarihlerde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri yapıyor. Anayasaya göre referandum ancak parlamento üyelerinin üçte ikisi ve 12 üyeli (doğrudan İran Dini Lideri tarafından belirlenen altı fıkıh alimi ve yine Dini Lider tarafından atanan İran Yargı Erki Başkanı tarafından seçilen altı hukuk uzmanından oluşuyor) bu anayasal organ tarafından onaylanırsa yapılabiliyor.
Şah rejimini deviren Şubat 1979’daki devrimden sonra İran, aynı yılın mart ayı sonunda İslam Cumhuriyeti’nin kurulması ve yeni bir anayasanın kabul edilmesi konusunda bir halk referandumu düzenledi. Yetkililer tarafından açıklanan sonuçlara göre, katılımcıların yüzde 98,2'si lehte oy kullandı. Siyasi partilerin boykot ve protestolarına rağmen aynı yılın aralık ayı sonlarında anayasa onaylandı.
İran daha sonra, 1989 yılında yaşamını yitiren Humeyni'nin yerne Hamaney'in geçmesinden kısa bir süre sonra, Temmuz 1989'da anayasada değişiklik yapılmasına ilişkin bir referandum dışında herhangi bir referanduma tanık olmadı. Değişiklik, Dini Lider’in yetkilerini genişletmenin yanı sıra dini bir merci olması şartının kaldırılmasına ve Fıkıh Alimleri Şurası’nın feshedilmesiyle ‘Velayet-i Fakih’in, ‘Mutlak Velayet-i Fakih’e dönüştürülmesine olanak sağladı. Buna göre, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi kurulmuş, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) üyeleri Dini Lider tarafından belirlenen daimi bir organa dönüştürülmüş ve başbakanlık pozisyonu kaldırıldı.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.