İç savaş endişeleri Sudan’ı ‘7. Bölüm’ ile tehdit ediyor

Savaşın şiddetleneceğine dair uyarılar, BM’yi kararlı adımlar atmaya yöneltiyor.

Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor.  (AFP)
Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor. (AFP)
TT

İç savaş endişeleri Sudan’ı ‘7. Bölüm’ ile tehdit ediyor

Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor.  (AFP)
Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor. (AFP)

Cemal Abdülkadir el-Bedevi
Uluslararası taraflarla BM’nin çabaları, Sudan savaşının bu aşamasında insani bir ateşkes ve bunu daha sonra kalıcı bir ateşkese dönüştürme kararına odaklanmış durumda. Bu, ilan edilen bölgesel ve uluslararası arabuluculuk ekipleriyle mekanizmaların bölgeye gelişini hazırlayabilecek ilk ve temel adım. Bu esnada ülkelerinin talebiyle temsilciliklerin tahliye sürecinin de önümüzdeki saatlerde başlaması bekleniyor. Silahlı Kuvvetler Resmi Sözcüsü’nün açıklamasında tahliye operasyonlarının Hartum’dan silahlı kuvvetlere bağlı askerî nakliye uçaklarıyla hava yolu üzerinden yapılmasının plannlandığ belirtildi.

Uyarılarla başlayan tahliye
Yapılan açıklamaya göre tahliye ABD, Britanya, Fransa ve Çin vatandaşlarıyla temsilciliklerini kapsıyor. Daha önce Suudi temsilciler kara yoluyla Port Sudan’a, oradan da hava yoluyla Suudi Arabistan’a gitmişti. Ürdünlü temsilcilerin de daha sonra aynı şekilde ayrılması sağlanacak.
Siyasi analistler ve uzmanlar, Sudan’daki savaşın kabile çatışmasına evrilmesi konusunda uyarıyor. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi halinde BM Sözleşmesi’ne göre durum tekrar ‘7. Madde’ kapsamına alınabilir. Özellikle de BM misyonunun Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporlar göz önüne alındığında... Söz konusu rapor, Sudan’daki kritik vaziyete, kapsamlı bir güvenlik kargaşası endişelerine, Sudan’ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, dolayısıyla da bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden bir iç savaş yönelimine işaret ediyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanı Abdüllatif Muhammed Ahmed’e göre alevlenen ve kötüleşen durum şu an, gerek çerçeve anlaşmayı imzalayan güçler gerek çoğunluğunu Demokratik Blok’un oluşturduğu Ulusal Güçler Grubu tarafından ortaya konan tüm yerel dostane çözümlerin donukluğu ve başarısızlığıyla çatışıyor. Bu donukluk, bölgesel ve uluslararası taraflarla BM’nin diplomatik arabuluculuğuna daha fazla alan açtı. Ancak ülke hava sahasının yurt dışından herhangi bir elçi, misyon ve heyetin gelişine kapatılması nedeniyle de bu arabuluculuklar doğrudan ilerleme gösteremedi.

Ateşkes ve arabuluculuklar
Abdüllatif, şu an savaşan iki tarafla yürütülen temasların, daha uzun vadeli bir ateşkesin onaylanması ve bu ateşkesin arabulucuların Hartum’a gelişiyle doğrudan arabuluculuklar ve girişimlere daha fazla imkân tanıyacak kadar olgunlaşmasını sağlaması halinde diplomatik hamlelerin etkinleşeceğini öngörüyor. Ancak durumun karmaşıklığı, daha fazla beklemeyebilir. Nitekim zaman faktörü ve çatışmanın ilerleme ihtimali söz konusu. Bu çatışmayla mevcut halinde mücadele, gelecekte muhtemel yeni karışıklıkların ortaya çıkması halinde olacağından daha iyi. Abdüllatif bu durumu şu sözlerle yorumluyor:
“Uluslararası Kriz Grubu’nun raporu açıkça ordunun, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) muhtemelen baskın geleceğine işaret etti. Bununla birlikte çatışmanın iç savaşa dönüşme ihtimalinin çok yüksek olduğunu, hatta özellikle Korgeneral Hamidti güçlerinin Hartum’dan Darfur’a çekilmesinin ardından oranın öngörülen uzun vadeli iç çekişmenin yuvası olacağının neredeyse kesinleştiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit etti.”
Abdüllatif, BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut aşamada Sudan’a askerî müdahale için doğrudan acil bir karar çıkarmasını pek olası görmüyor. Zira güvenliği sağlama güçlerinin gönderilmesi çetrefilli bir mesele. Çünkü Güvenlik Konseyi’ndeki karar alıcı ülkelerin değerlendirmeleri, görüşleri ve tutumlarını ilgilendirmekle birlikte, aynı zamanda lojistik ve diplomatik zorlukları beraberinde getiren uluslararası düzenlemeleri ve bir güvenlik önlemini de gerektiriyor.

Seçenekler tükendi
Uluslararası hukuk uzmanı Muhsin Abdurrafi’ye göre kriz, çözüme dönük tüm seçenek ve senaryoları tüketti. Uluslararası toplum için tek bir seçenek kaldı, o da BM Sözleşmesi’nin 7. Bölüm maddelerine başvurmak.
Abdurrafi, 7. Bölüm’ün, barışın tehdit altına girip bozulması ve saldırganlığın meydana gelmesi halinde alınan önlemlerle ilgili olduğunu belirtti. 7. Bölüm ise anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde çözülmesine ilişkin uygulamaları ele alıyor. Bu, barışın tehdit edilmesi durumunda zorlayıcı önlemler alınması demek. Bu önlemler, ekonomik veya başka yaptırımlar uygulamaktan güç kullanımı ve uluslararası askerî müdahaleye başvurmaya kadar değişebilir. Abdurrafi’nin ifadesiyle “7. Bölüm önlemleri, ilgili ülkeyi Güvenlik Konseyi’nin belirlediği yükümlülüklere ve hedeflere uymaya zorlamak için baskı uygulanmasına izin veriyor. Daha sonra zorlayıcı önlemler fiili olarak uygulanıyor. Bu uygulamalar, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit halinde de geçerli.” Abdurrafi’ye göre ayrıca uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan en büyük uyarılardan biri, çatışmanın uzayarak bir çekişmeye ve kıvılcımları, çoğu zaten çekişmeler ve ekonomik krizlerin tehdidi altında kırılgan bir vaziyette yaşayan bölgesel komşulara sıçrayacak bir iç savaşa dönüşmesi.

Meşruiyet sorunu
Abdurrafi açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Mevcut çalkantılı bölgesel gerçeklik ışığında Hartum savaşı uzadığı takdirde önce bölgesel, daha sonra uluslararası güvenlik ve barış için bir tehdit haline gelebilir. Bu ihtimal Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni, BM Demokratik Geçişi Destekleme Misyonu (UNITAMS) aracılığıyla şu an uygulanan 7. Bölüm şartlarının ötesine geçip bu meseleyi artık Sudan ve bölgedeki güvenlik ve istikrarı sağlamak amacıyla 7. Bölüm şartlarına göre ele almayı ciddi olarak düşünmeye sevk edebilir.”
Abdurrafi, uluslararası toplumun taraflardan hangisini asıl muhatap olarak kabul edeceği meselesiyle de yüzleşebileceğine dikkat çekti. Evet, Sudan Silahlı Kuvvetleri ülkedeki ulusal meşruiyeti temsil eden resmi ulusal kurum, ama savaşın diğer tarafı olan HDK de yabancı bir ordu değil. Bu gerçeklik, ABD’li ve Avrupalı yetkililerin yanı sıra BM Genel Sekreteri’nin temsil ettiği dış dünyanın, HDK’nin çatışmayı şu ana kadar bir iç mesele olarak değerlendirdiğine işaret ederek HDK Komutanı General Muhammed Hamdan Dagolo Hamidti ile iletişime geçmesini açıklıyor.
Abdurrafi’nin yorumuna göre dünya, Sudan savaşının taraflarıyla olan ilişkilerinde denge kurulması gerektiğinin farkında. Nitekim HDK; BM üyesi olup bu uluslararası örgütte ve Güvenlik Konseyi’nde temsilcisi bulunan resmi devleti temsil etmese de her halükârda devletin bir parçası.

Son durak
Güvenlik analisti Emin İsmail Meczub’a göre ise daha az karanlık siyasi çözümlere dair tüm senaryoların başarısız olmasının yanında silahlı çatışmanın yoğunlaşması, yaralanma ile cinayet eylemlerinin artması ve durumun kapsamlı bir iç savaşa dönüşme ihtimaline büyük ölçüde kapı aralaması halinde uluslararası toplumun son çare olarak 7. Bölüm üzerinden müdahale ilkesini onaylamaktan başka çıkış yolu olmayacak. Olay, daha önceki tecrübelere benzer şekilde Sudan meselesine özel bir konferans düzenleme noktasına gelerek bu konferansta tüm taraflar, uluslararası güçlerin hazırladığı bir belgeye imza atabilir. Bu da öyle ya da böyle bildiğimiz Sudan’ın kaybedildiği anlamına gelir.

Uluslararası Kriz Grubu’nun çağrısı
Şarku’l Avsat’ın Independent’tan aktardığına göre Uluslararası Kriz Grubu, ordu ile HDK arasındaki çatışma derhal durmazsa Sudan’ın yıkıcı bir savaşa doğru gittiğini belirtti. Grup; BM, Afrika Birliği ve IGAD’a çabalarının çelişkili hedeflerle sonuçlanmaması için iki taraf arasında arabuluculuk yapmak üzere ortaklığı koordine etmeleri çağrısında bulundu. Ayrıca, çatışmanın iki tarafıyla ilişkileri olan dış odaklarla Sudanlı iç taraflara da savaşın taraflarından ateşkes talep etmek üzere ilişkilerini kullanmalarını tavsiye etti.
Sudan savaşına dair hazırladığı bir raporda Grup, ordunun başkentin güvenliğini sağlaması ve Hamidti’nin Darfur’a çekilmesi halinde bu gelişmeyi bir iç savaşın izleyebileceğine işaret etti. Rapora göre bu durumun Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya ve Güney Sudan gibi komşu ülkelerde istikrarı etkileyen başka yansımaları olacaktır.
Savaşan iki tarafın çatışmayı bitirme tartışmalarına hazır olmadığına değinen Grup, Sudan içindeki ve dışındaki diğer tüm taraflara savaşa karşı çıkma konusundaki birliği muhafaza etmeleri çağrısında bulundu.

6. ve 7. maddeler arasında
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Haziran 2020 başlarında ve eski Başbakan Abdullah Hamduk’un talebi üzerine 2020 tarihli 2524 sayılı karara göre 6. Bölüm kapsamında Sudan’da yeni bir bütünleşmiş BM misyonu kurulmasını onayladı. Misyon, ilk aşama olarak 1 Ocak 2021’de 12 aylık faaliyetlerine başladı.
O dönemde Sudan hükümeti bu taleple, geçiş döneminin gerekliliklerinin desteklenmesine yardım etmeyi, ulusal kurumların kapasitelerini geliştirip barış müzakerelerine destek sunmayı, bağışçılar konferansı yoluyla ekonomik ve kalkınma hedefli yardımları seferber ederek insani yardımları koordineli yürütmeye yardımcı olmayı, yetenekleri geliştirip kamu hizmetini iyileştirme çabalarına katkı sağlamayı hedefliyordu. Misyonun amacı da teknik ve maddi destek sunmak, silahsızlanma operasyonlarını ve ordunun dağıtılarak eski savaşçıların topluma kazandırılmasını kolaylaştırmak, yerinden edilmiş kişiler ve mültecilerin geri dönüşüyle entegrasyonuna yardımcı olmak, yerel topluluklar arasında uzlaşma sağlayarak geçiş dönemi adalet programını desteklemekti. Misyonun görevleri arasında ayrıca, geçiş dönemine insani yardımdan başlayıp Sudan’ın sürdürülebilir kalkınma programlarını desteklemeye kadar katkıda bulunmak da yer alıyordu. 

Yaptırımlar tarihi
Sudan, 2008’den bu yana ve 15 yıldan fazla bir süredir VII. Bölüm’e tâbi. Bu bölüm uyarınca BM, Nisan 2019’da bir halk devrimiyle devrilen ve savaş suçlarıyla soykırım gibi suçlamalardan ötürü Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan Ömer el-Beşir rejiminin tutumlarına karşılık olarak yaklaşık sekiz bin kişilik bir askerî misyon göndermişti.
Mart 2023’ten önce Güvenlik Konseyi hem Rusya hem de Çin’in çekimser kalmasıyla Sudan’a uygulanan uluslararası yaptırımların yanı sıra bu yaptırımların uygulanmasını ve silahsızlanmayı denetmekle görevli uzmanlar komitesine verdiği yetkinin süresini bir yıl daha uzatarak, tarihi 12 Mart 2024 olarak güncelledi. Darfur çekişmesi esnasında Sudan’a uygulanan bu yaptırımlar, 2005’ten bu yana yürürlükte.



Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
TT

Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)

Sudan Doktorlar Ağı dün yaptığı açıklamada, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 27 kişiyi taşıyan bir feribotun Sudan'ın kuzeyindeki Nil Nehri'nde batmasının ardından 15 cesedin bulunduğunu bildirdi.

Grup Facebook paylaşımında, altı kişinin kurtulduğunu, sivil savunmanın ise Shendi bölgesinde batan feribottan kayıp kişileri arama çalışmalarının devam ettiğini belirtti.


Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”