İç savaş endişeleri Sudan’ı ‘7. Bölüm’ ile tehdit ediyor

Savaşın şiddetleneceğine dair uyarılar, BM’yi kararlı adımlar atmaya yöneltiyor.

Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor.  (AFP)
Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor. (AFP)
TT

İç savaş endişeleri Sudan’ı ‘7. Bölüm’ ile tehdit ediyor

Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor.  (AFP)
Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor. (AFP)

Cemal Abdülkadir el-Bedevi
Uluslararası taraflarla BM’nin çabaları, Sudan savaşının bu aşamasında insani bir ateşkes ve bunu daha sonra kalıcı bir ateşkese dönüştürme kararına odaklanmış durumda. Bu, ilan edilen bölgesel ve uluslararası arabuluculuk ekipleriyle mekanizmaların bölgeye gelişini hazırlayabilecek ilk ve temel adım. Bu esnada ülkelerinin talebiyle temsilciliklerin tahliye sürecinin de önümüzdeki saatlerde başlaması bekleniyor. Silahlı Kuvvetler Resmi Sözcüsü’nün açıklamasında tahliye operasyonlarının Hartum’dan silahlı kuvvetlere bağlı askerî nakliye uçaklarıyla hava yolu üzerinden yapılmasının plannlandığ belirtildi.

Uyarılarla başlayan tahliye
Yapılan açıklamaya göre tahliye ABD, Britanya, Fransa ve Çin vatandaşlarıyla temsilciliklerini kapsıyor. Daha önce Suudi temsilciler kara yoluyla Port Sudan’a, oradan da hava yoluyla Suudi Arabistan’a gitmişti. Ürdünlü temsilcilerin de daha sonra aynı şekilde ayrılması sağlanacak.
Siyasi analistler ve uzmanlar, Sudan’daki savaşın kabile çatışmasına evrilmesi konusunda uyarıyor. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi halinde BM Sözleşmesi’ne göre durum tekrar ‘7. Madde’ kapsamına alınabilir. Özellikle de BM misyonunun Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporlar göz önüne alındığında... Söz konusu rapor, Sudan’daki kritik vaziyete, kapsamlı bir güvenlik kargaşası endişelerine, Sudan’ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, dolayısıyla da bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden bir iç savaş yönelimine işaret ediyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanı Abdüllatif Muhammed Ahmed’e göre alevlenen ve kötüleşen durum şu an, gerek çerçeve anlaşmayı imzalayan güçler gerek çoğunluğunu Demokratik Blok’un oluşturduğu Ulusal Güçler Grubu tarafından ortaya konan tüm yerel dostane çözümlerin donukluğu ve başarısızlığıyla çatışıyor. Bu donukluk, bölgesel ve uluslararası taraflarla BM’nin diplomatik arabuluculuğuna daha fazla alan açtı. Ancak ülke hava sahasının yurt dışından herhangi bir elçi, misyon ve heyetin gelişine kapatılması nedeniyle de bu arabuluculuklar doğrudan ilerleme gösteremedi.

Ateşkes ve arabuluculuklar
Abdüllatif, şu an savaşan iki tarafla yürütülen temasların, daha uzun vadeli bir ateşkesin onaylanması ve bu ateşkesin arabulucuların Hartum’a gelişiyle doğrudan arabuluculuklar ve girişimlere daha fazla imkân tanıyacak kadar olgunlaşmasını sağlaması halinde diplomatik hamlelerin etkinleşeceğini öngörüyor. Ancak durumun karmaşıklığı, daha fazla beklemeyebilir. Nitekim zaman faktörü ve çatışmanın ilerleme ihtimali söz konusu. Bu çatışmayla mevcut halinde mücadele, gelecekte muhtemel yeni karışıklıkların ortaya çıkması halinde olacağından daha iyi. Abdüllatif bu durumu şu sözlerle yorumluyor:
“Uluslararası Kriz Grubu’nun raporu açıkça ordunun, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) muhtemelen baskın geleceğine işaret etti. Bununla birlikte çatışmanın iç savaşa dönüşme ihtimalinin çok yüksek olduğunu, hatta özellikle Korgeneral Hamidti güçlerinin Hartum’dan Darfur’a çekilmesinin ardından oranın öngörülen uzun vadeli iç çekişmenin yuvası olacağının neredeyse kesinleştiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit etti.”
Abdüllatif, BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut aşamada Sudan’a askerî müdahale için doğrudan acil bir karar çıkarmasını pek olası görmüyor. Zira güvenliği sağlama güçlerinin gönderilmesi çetrefilli bir mesele. Çünkü Güvenlik Konseyi’ndeki karar alıcı ülkelerin değerlendirmeleri, görüşleri ve tutumlarını ilgilendirmekle birlikte, aynı zamanda lojistik ve diplomatik zorlukları beraberinde getiren uluslararası düzenlemeleri ve bir güvenlik önlemini de gerektiriyor.

Seçenekler tükendi
Uluslararası hukuk uzmanı Muhsin Abdurrafi’ye göre kriz, çözüme dönük tüm seçenek ve senaryoları tüketti. Uluslararası toplum için tek bir seçenek kaldı, o da BM Sözleşmesi’nin 7. Bölüm maddelerine başvurmak.
Abdurrafi, 7. Bölüm’ün, barışın tehdit altına girip bozulması ve saldırganlığın meydana gelmesi halinde alınan önlemlerle ilgili olduğunu belirtti. 7. Bölüm ise anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde çözülmesine ilişkin uygulamaları ele alıyor. Bu, barışın tehdit edilmesi durumunda zorlayıcı önlemler alınması demek. Bu önlemler, ekonomik veya başka yaptırımlar uygulamaktan güç kullanımı ve uluslararası askerî müdahaleye başvurmaya kadar değişebilir. Abdurrafi’nin ifadesiyle “7. Bölüm önlemleri, ilgili ülkeyi Güvenlik Konseyi’nin belirlediği yükümlülüklere ve hedeflere uymaya zorlamak için baskı uygulanmasına izin veriyor. Daha sonra zorlayıcı önlemler fiili olarak uygulanıyor. Bu uygulamalar, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit halinde de geçerli.” Abdurrafi’ye göre ayrıca uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan en büyük uyarılardan biri, çatışmanın uzayarak bir çekişmeye ve kıvılcımları, çoğu zaten çekişmeler ve ekonomik krizlerin tehdidi altında kırılgan bir vaziyette yaşayan bölgesel komşulara sıçrayacak bir iç savaşa dönüşmesi.

Meşruiyet sorunu
Abdurrafi açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Mevcut çalkantılı bölgesel gerçeklik ışığında Hartum savaşı uzadığı takdirde önce bölgesel, daha sonra uluslararası güvenlik ve barış için bir tehdit haline gelebilir. Bu ihtimal Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni, BM Demokratik Geçişi Destekleme Misyonu (UNITAMS) aracılığıyla şu an uygulanan 7. Bölüm şartlarının ötesine geçip bu meseleyi artık Sudan ve bölgedeki güvenlik ve istikrarı sağlamak amacıyla 7. Bölüm şartlarına göre ele almayı ciddi olarak düşünmeye sevk edebilir.”
Abdurrafi, uluslararası toplumun taraflardan hangisini asıl muhatap olarak kabul edeceği meselesiyle de yüzleşebileceğine dikkat çekti. Evet, Sudan Silahlı Kuvvetleri ülkedeki ulusal meşruiyeti temsil eden resmi ulusal kurum, ama savaşın diğer tarafı olan HDK de yabancı bir ordu değil. Bu gerçeklik, ABD’li ve Avrupalı yetkililerin yanı sıra BM Genel Sekreteri’nin temsil ettiği dış dünyanın, HDK’nin çatışmayı şu ana kadar bir iç mesele olarak değerlendirdiğine işaret ederek HDK Komutanı General Muhammed Hamdan Dagolo Hamidti ile iletişime geçmesini açıklıyor.
Abdurrafi’nin yorumuna göre dünya, Sudan savaşının taraflarıyla olan ilişkilerinde denge kurulması gerektiğinin farkında. Nitekim HDK; BM üyesi olup bu uluslararası örgütte ve Güvenlik Konseyi’nde temsilcisi bulunan resmi devleti temsil etmese de her halükârda devletin bir parçası.

Son durak
Güvenlik analisti Emin İsmail Meczub’a göre ise daha az karanlık siyasi çözümlere dair tüm senaryoların başarısız olmasının yanında silahlı çatışmanın yoğunlaşması, yaralanma ile cinayet eylemlerinin artması ve durumun kapsamlı bir iç savaşa dönüşme ihtimaline büyük ölçüde kapı aralaması halinde uluslararası toplumun son çare olarak 7. Bölüm üzerinden müdahale ilkesini onaylamaktan başka çıkış yolu olmayacak. Olay, daha önceki tecrübelere benzer şekilde Sudan meselesine özel bir konferans düzenleme noktasına gelerek bu konferansta tüm taraflar, uluslararası güçlerin hazırladığı bir belgeye imza atabilir. Bu da öyle ya da böyle bildiğimiz Sudan’ın kaybedildiği anlamına gelir.

Uluslararası Kriz Grubu’nun çağrısı
Şarku’l Avsat’ın Independent’tan aktardığına göre Uluslararası Kriz Grubu, ordu ile HDK arasındaki çatışma derhal durmazsa Sudan’ın yıkıcı bir savaşa doğru gittiğini belirtti. Grup; BM, Afrika Birliği ve IGAD’a çabalarının çelişkili hedeflerle sonuçlanmaması için iki taraf arasında arabuluculuk yapmak üzere ortaklığı koordine etmeleri çağrısında bulundu. Ayrıca, çatışmanın iki tarafıyla ilişkileri olan dış odaklarla Sudanlı iç taraflara da savaşın taraflarından ateşkes talep etmek üzere ilişkilerini kullanmalarını tavsiye etti.
Sudan savaşına dair hazırladığı bir raporda Grup, ordunun başkentin güvenliğini sağlaması ve Hamidti’nin Darfur’a çekilmesi halinde bu gelişmeyi bir iç savaşın izleyebileceğine işaret etti. Rapora göre bu durumun Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya ve Güney Sudan gibi komşu ülkelerde istikrarı etkileyen başka yansımaları olacaktır.
Savaşan iki tarafın çatışmayı bitirme tartışmalarına hazır olmadığına değinen Grup, Sudan içindeki ve dışındaki diğer tüm taraflara savaşa karşı çıkma konusundaki birliği muhafaza etmeleri çağrısında bulundu.

6. ve 7. maddeler arasında
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Haziran 2020 başlarında ve eski Başbakan Abdullah Hamduk’un talebi üzerine 2020 tarihli 2524 sayılı karara göre 6. Bölüm kapsamında Sudan’da yeni bir bütünleşmiş BM misyonu kurulmasını onayladı. Misyon, ilk aşama olarak 1 Ocak 2021’de 12 aylık faaliyetlerine başladı.
O dönemde Sudan hükümeti bu taleple, geçiş döneminin gerekliliklerinin desteklenmesine yardım etmeyi, ulusal kurumların kapasitelerini geliştirip barış müzakerelerine destek sunmayı, bağışçılar konferansı yoluyla ekonomik ve kalkınma hedefli yardımları seferber ederek insani yardımları koordineli yürütmeye yardımcı olmayı, yetenekleri geliştirip kamu hizmetini iyileştirme çabalarına katkı sağlamayı hedefliyordu. Misyonun amacı da teknik ve maddi destek sunmak, silahsızlanma operasyonlarını ve ordunun dağıtılarak eski savaşçıların topluma kazandırılmasını kolaylaştırmak, yerinden edilmiş kişiler ve mültecilerin geri dönüşüyle entegrasyonuna yardımcı olmak, yerel topluluklar arasında uzlaşma sağlayarak geçiş dönemi adalet programını desteklemekti. Misyonun görevleri arasında ayrıca, geçiş dönemine insani yardımdan başlayıp Sudan’ın sürdürülebilir kalkınma programlarını desteklemeye kadar katkıda bulunmak da yer alıyordu. 

Yaptırımlar tarihi
Sudan, 2008’den bu yana ve 15 yıldan fazla bir süredir VII. Bölüm’e tâbi. Bu bölüm uyarınca BM, Nisan 2019’da bir halk devrimiyle devrilen ve savaş suçlarıyla soykırım gibi suçlamalardan ötürü Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan Ömer el-Beşir rejiminin tutumlarına karşılık olarak yaklaşık sekiz bin kişilik bir askerî misyon göndermişti.
Mart 2023’ten önce Güvenlik Konseyi hem Rusya hem de Çin’in çekimser kalmasıyla Sudan’a uygulanan uluslararası yaptırımların yanı sıra bu yaptırımların uygulanmasını ve silahsızlanmayı denetmekle görevli uzmanlar komitesine verdiği yetkinin süresini bir yıl daha uzatarak, tarihi 12 Mart 2024 olarak güncelledi. Darfur çekişmesi esnasında Sudan’a uygulanan bu yaptırımlar, 2005’ten bu yana yürürlükte.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.