Sudan’ın bir kez daha bölünmemesi için

Mevcut seçenekler, krize dışarıdan müdahale etme yahut etmeme arasında olmaktan ziyade Sudanlılar arasında yeniden diyalog başlatmakla bir fikir birliğine nasıl varılacağına ilişkindir.

Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’daki Sudan askerleri (AFP)
Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’daki Sudan askerleri (AFP)
TT

Sudan’ın bir kez daha bölünmemesi için

Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’daki Sudan askerleri (AFP)
Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’daki Sudan askerleri (AFP)

Nebil Fehmi
Herkes Sudan’daki gerilimleri ve çatışmaları, iktidar, nüfuz ve çıkar rekabetini takip ediyor. Maalesef Sudanlı kardeşler birbirinin kanını dökerken Sudan’ın potansiyeli, Sudanlı tarafların iktidarın sivillere devredilmesini öngören ‘Çerçeve Anlaşma’ üzerinde uzlaşı sağlamaya çalıştığı bir dönemde boşa harcanıyor. Bunlar tehlikeli sonuçlara yol açan, vatandaşlar arasındaki uçurumu ve bölünmeleri derinleştiren durumlardır ve ülkenin 1956 yılında bağımsızlığını kazanmasından bu yana uzun süredir güvenliğin olmadığı bu aziz vatanda istikrarsızlığa yol açtı. Sudan, 2011 yılında bölündü. Sudanlılar, ülkelerinin zengin kaynaklara ve özellikle tarım alanında büyük yatırım fırsatlarına sahip olmasına rağmen yolsuzluğa, zulme ve adaletsizliğe uğradı.
Sudan’daki gelişmeleri takip edenlerin ve bunlarla ilgilenenlerin çok olmasıyla birlikte meselenin sahibi de karar verecek olan da Sudanlılardır. Başkaları müdahil olmadan yalnızca onlar, çıkarlarını koruyacak, özlemlerini karşılayacak ve herkesin razı olduğu rasyonel bir siyasi sistem getirecek şekilde geleceklerini siyasi, güvenlik, sosyal ve ekonomik olarak belirleme hakkına sahipler.
İlk ve son önemli adım olarak Sudanlılar, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) öncülüğünde çatışan taraflar diyalog masasına dönmedikçe netleşmeye başlamayacak ve çözülmeyecek olan kararları vermek zorundalar. Bu, ülkeyi uçurumun eşiğine getiren ve 15 yıldan kısa bir süre içinde yeniden parçalayan acil bir meseledir.
Sudanlı tarafları ateşkes ilan etmeye ve ülkedeki sivillerin ve yabancıların güvenliğinin ve sivil yönetime geçiş aşamasının tamamlanması bağlamında başta HDK’nın orduya entegrasyonu başta olmak üzere çeşitli askeri düzenlemeler konusunda anlaşmazlığa düşen taraflar arasında bir diyalogun başlatılabileceği koşulların sağlanması için bu ateşkese uymaya çağırıyorum. Egemenlik Konseyi’nin iktidarı hızla sivil bir hükümete devretmesine ilişkin öne çıkan diğer birtakım sorunlar da söz konusu. Bunlar, gelecekte Sudan'ın yönetimiyle ilgili asker ve sivil taraflar arasındaki müzakerelerin tamamlanması ve Sudan'a insan haklarını koruyan sivil bir hükümetin kurulmasıyla halkın yönetime katılma isteklerine yanıt veren rasyonel bir yönetim getirmek amacıyla üzerinde anlaşmaya varılmış bir planın uygulanması için çözülmesi gereken önemli sorunlardır.
Karar verme hakkının Sudanlılara ait olduğu gerçeğine bağlı kalmakla birlikte, Birleşmiş Milletler (BM) ve Afrika Birliği (AfB) temsilcilerinin ortak çabalarına ve önerilerine dayanan Çerçeve Anlaşma çerçevesinde Sudanlıların uzlaşıya doğru ilerlemelerinin de göz ardı edilmemeli. Dış güçler olaylara dahil ve bu yeni bir şey değil. Öyle ki bu, çözülmemiş noktalar hakkında çekinceleri olanlar da dahil olmak üzere çeşitli taraflarca kabul edildi.
İnsani kayıpları ve sıkıntıları azaltmakla ilgilenenlerin yanı sıra binlerce sivilin ve diğer bazı grupların akın akın gitmeye başladığı Mısır, Etiyopya ve Çad gibi komşu ülkeler de dahil olmak üzere ekonomik kaygılar, Nil Nehri’ne olan bağlantısı, Kızıldeniz’in güvenliği ve hatta İsrail gibi bölgesel siyasi nedenlerle Sudan'ın durumuyla ilgilenen ve yakından takip eden birçok uluslararası tarafın olduğu da herkes tarafından biliniyor. Bu yüzden bölgesel ve uluslararası bazı taraflar, hiç vakit kaybetmeden Sudanlı taraflara ateşkes çağrısında bulundu. Birçok ülke, Sudan’daki vatandaşlarını tahliye etmek için harekete geçti. Sudan'daki durumun önümüzdeki mayıs ayında Suudi Arabistan'da yapılacak Arap Birliği (AL) Zirvesi’ndeki toplantıların başlıca gündem maddelerinden biri olmasını bekliyorum.
Dolayısıyla, Sudan'ın durumuyla ilgili dış güçlerin çıkarları için mantıksal nedenlerin olmasından ötürü halihazırda hem içeriden hem de dışarıdan siyasi katkılar söz konusu ve mevcut seçenekler, krize dışarıdan müdahale etme yahut etmeme arasında olmaktan ziyade Sudanlılar arasında yeniden diyalog başlatmakla bir fikir birliğine nasıl varılacağına ilişkindir. Bu da ülkenin kaderini belirleyen kararların alınmasında Sudanlılara ait olan haklara müdahale etmeden ve bunlara halel getirmeden oynanması gereken önemli bir roldür.
Sudan’ın hassas konumunun yanı sıra Arap ve Afrika ülkeleriyle olan bağları göz önüne alındığında, komşuları Nil Nehri ve ortak çıkarları gereği Sudan’ın Mısır’ın en büyük kaygısı haline geldiğini söylemek abartılı olmaz. Bu nedenle Sudan'da güvenliğin, istikrarın ve sürdürülebilirliğin sağlanması çözüm için gerekli unsurlar olarak değerlendiriliyor. Çünkü bu unsurlar, Mısır'ın ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu, 2013 ve 2014 yıllarında o dönem Sudan’da siyasal İslamcı bir yönetimin olmasına rağmen, Mısır Dışişleri Bakanı olarak ilk seyahatimin Hartum'a olması konusunda ısrar etmemin en büyük nedeniydi. Müslüman Kardeşlerin (İhvan-ı Müslimin) Mısır’da iktidardan ayrılmalarından sonra kurulan ilk hükümette görev yapıyordum. Bunun yanında farklı siyasi yönelimlerimize rağmen Mısır Dışişleri Bakanı'nın ilk yurt dışı ziyaretini Sudan’a yapmasının verdiği siyasi mesajın öneminin yanı sıra Sudanlıların kimliklerini yansıtan şekilde çok olumlu bir karşılamayla ağırlanmış olmam da şaşırtıcı değildi. İki ülke arasında bu denklemin devam etmesi gerekiyor. Çünkü iki ülke arasındaki tarihi köklere sahip ilişkiler son derece önemli ve uzlaşı yahut uzlaşmazlık durumlarında, hükümetlerin ve ideolojilerin ötesine geçiyor.
Bu gerçekleri ve gözlemleri, başta Mısır olmak üzere uluslararası ve bölgesel toplumun Sudan'da olup bitenleri en üst düzeyde koordineli ve aktif bir siyasi ve diplomatik perspektifle ele almasının önemini teyit etmek için sıralıyorum. Bunu yapmamın bir diğer nedeni de tarafları çatışmayı durdurmaya ve ulusal diyalog masasına dönmeye zorlamaya, ardından da Sudanlı tarafları siyasi geçiş sürecin üzerinde anlaşmaya varma ve bu süreci başlatma yolunda ortaya çıkan engelleri aşmalarına yardımcı olacak tamamlayıcı rol oynamaya yönelik bir çabadır.
Ayrıca bunları, Sudan'da çıkarı ve nüfuzu olan, kardeş ya da düşman herkese bir mesaj olarak da dile getiriyorum. Mısır, Sudan'ın egemenliğine ve seçimlerine saygı duyuyor. Taraflar, bunun Mısır için bir ulusal güvenlik meselesi olduğu hesaba katmalılar. Böylece Sudanlılara güvenlik, istikrar ve sürdürülebilirlik sağlayan bir siyasi fikir birliğine varmalarında aktif olarak yardım edebilirler. Tarafları, Mısırlı yetkililerle koordinasyon kurmaya ve istişareye davet ediyorum.
Bu konudaki uluslararası çabalara gelince; Sudanlı taraflar arasında imzalanan çerçeve anlaşmanın BM ve AfB temsilcilerinin önerilerine ve ortak çabalarına dayandığını tekrarlıyorum. Dolayısıyla halihazırda uluslararası taraflar müdahil olduğundan ve bu durum yeni olmadığından, ulusal kararın devamlılığı Sudanlıların elinde. Bu çabaların, ilerleyen süreçte ilgili bölgesel kuruluşların rolünün yoğunlaştırılarak desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Bu kuruluşlar, çerçeve anlaşmayı onaylayacak, geliştirecek ve gerekirse başka bir anlaşma formüle edecek olan AfB ve Arap Ligi’dir  (AL). Bununla birlikte insanların tahliyesi için güvenlik koridorları oluşturulmalı, çatışmalar sırasında sivillere yardım edilmeli, güvenlikleri sağlanmalı ve taraflar bir kez daha siyasi bir uzlaşıya geri dönmeye zorlanmalı. Sorun sadece askeri bir anlaşmazlık değil, Sudan halkının iyi yönetimden yararlanması, özgürlüklerinin ve insan haklarının sağlanması da gerekiyor. Ayrıca uluslararası toplum, üzerinde anlaşmaya varılanların uygulanmasını takip edecek ve düzenlenebilecek, seçimleri denetleyecek ve insani yardım ve yeniden inşayı koordine edecek güvenli sivil gözlemciler temin etmeli. Son olarak, yabancı taraflarla attıkları adımların Sudan'ın çıkarlarıyla ve mevcut ulusal siyasi çözüme ulaşma çabalarıyla uyumlu olduğundan emin olmak için istişarelerde bulunulmalı. Bu bağlamda AL ve AfB’nin mevcut ve gelecekteki başkanı tarafından ortaklaşa denetlenecek ilgili uzmanlardan oluşan ortak bir bölgesel komite oluşturulmasını öneriyorum.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independet Arabia’dan çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.