Sudan’ın bir kez daha bölünmemesi için

Mevcut seçenekler, krize dışarıdan müdahale etme yahut etmeme arasında olmaktan ziyade Sudanlılar arasında yeniden diyalog başlatmakla bir fikir birliğine nasıl varılacağına ilişkindir.

Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’daki Sudan askerleri (AFP)
Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’daki Sudan askerleri (AFP)
TT

Sudan’ın bir kez daha bölünmemesi için

Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’daki Sudan askerleri (AFP)
Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’daki Sudan askerleri (AFP)

Nebil Fehmi
Herkes Sudan’daki gerilimleri ve çatışmaları, iktidar, nüfuz ve çıkar rekabetini takip ediyor. Maalesef Sudanlı kardeşler birbirinin kanını dökerken Sudan’ın potansiyeli, Sudanlı tarafların iktidarın sivillere devredilmesini öngören ‘Çerçeve Anlaşma’ üzerinde uzlaşı sağlamaya çalıştığı bir dönemde boşa harcanıyor. Bunlar tehlikeli sonuçlara yol açan, vatandaşlar arasındaki uçurumu ve bölünmeleri derinleştiren durumlardır ve ülkenin 1956 yılında bağımsızlığını kazanmasından bu yana uzun süredir güvenliğin olmadığı bu aziz vatanda istikrarsızlığa yol açtı. Sudan, 2011 yılında bölündü. Sudanlılar, ülkelerinin zengin kaynaklara ve özellikle tarım alanında büyük yatırım fırsatlarına sahip olmasına rağmen yolsuzluğa, zulme ve adaletsizliğe uğradı.
Sudan’daki gelişmeleri takip edenlerin ve bunlarla ilgilenenlerin çok olmasıyla birlikte meselenin sahibi de karar verecek olan da Sudanlılardır. Başkaları müdahil olmadan yalnızca onlar, çıkarlarını koruyacak, özlemlerini karşılayacak ve herkesin razı olduğu rasyonel bir siyasi sistem getirecek şekilde geleceklerini siyasi, güvenlik, sosyal ve ekonomik olarak belirleme hakkına sahipler.
İlk ve son önemli adım olarak Sudanlılar, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) öncülüğünde çatışan taraflar diyalog masasına dönmedikçe netleşmeye başlamayacak ve çözülmeyecek olan kararları vermek zorundalar. Bu, ülkeyi uçurumun eşiğine getiren ve 15 yıldan kısa bir süre içinde yeniden parçalayan acil bir meseledir.
Sudanlı tarafları ateşkes ilan etmeye ve ülkedeki sivillerin ve yabancıların güvenliğinin ve sivil yönetime geçiş aşamasının tamamlanması bağlamında başta HDK’nın orduya entegrasyonu başta olmak üzere çeşitli askeri düzenlemeler konusunda anlaşmazlığa düşen taraflar arasında bir diyalogun başlatılabileceği koşulların sağlanması için bu ateşkese uymaya çağırıyorum. Egemenlik Konseyi’nin iktidarı hızla sivil bir hükümete devretmesine ilişkin öne çıkan diğer birtakım sorunlar da söz konusu. Bunlar, gelecekte Sudan'ın yönetimiyle ilgili asker ve sivil taraflar arasındaki müzakerelerin tamamlanması ve Sudan'a insan haklarını koruyan sivil bir hükümetin kurulmasıyla halkın yönetime katılma isteklerine yanıt veren rasyonel bir yönetim getirmek amacıyla üzerinde anlaşmaya varılmış bir planın uygulanması için çözülmesi gereken önemli sorunlardır.
Karar verme hakkının Sudanlılara ait olduğu gerçeğine bağlı kalmakla birlikte, Birleşmiş Milletler (BM) ve Afrika Birliği (AfB) temsilcilerinin ortak çabalarına ve önerilerine dayanan Çerçeve Anlaşma çerçevesinde Sudanlıların uzlaşıya doğru ilerlemelerinin de göz ardı edilmemeli. Dış güçler olaylara dahil ve bu yeni bir şey değil. Öyle ki bu, çözülmemiş noktalar hakkında çekinceleri olanlar da dahil olmak üzere çeşitli taraflarca kabul edildi.
İnsani kayıpları ve sıkıntıları azaltmakla ilgilenenlerin yanı sıra binlerce sivilin ve diğer bazı grupların akın akın gitmeye başladığı Mısır, Etiyopya ve Çad gibi komşu ülkeler de dahil olmak üzere ekonomik kaygılar, Nil Nehri’ne olan bağlantısı, Kızıldeniz’in güvenliği ve hatta İsrail gibi bölgesel siyasi nedenlerle Sudan'ın durumuyla ilgilenen ve yakından takip eden birçok uluslararası tarafın olduğu da herkes tarafından biliniyor. Bu yüzden bölgesel ve uluslararası bazı taraflar, hiç vakit kaybetmeden Sudanlı taraflara ateşkes çağrısında bulundu. Birçok ülke, Sudan’daki vatandaşlarını tahliye etmek için harekete geçti. Sudan'daki durumun önümüzdeki mayıs ayında Suudi Arabistan'da yapılacak Arap Birliği (AL) Zirvesi’ndeki toplantıların başlıca gündem maddelerinden biri olmasını bekliyorum.
Dolayısıyla, Sudan'ın durumuyla ilgili dış güçlerin çıkarları için mantıksal nedenlerin olmasından ötürü halihazırda hem içeriden hem de dışarıdan siyasi katkılar söz konusu ve mevcut seçenekler, krize dışarıdan müdahale etme yahut etmeme arasında olmaktan ziyade Sudanlılar arasında yeniden diyalog başlatmakla bir fikir birliğine nasıl varılacağına ilişkindir. Bu da ülkenin kaderini belirleyen kararların alınmasında Sudanlılara ait olan haklara müdahale etmeden ve bunlara halel getirmeden oynanması gereken önemli bir roldür.
Sudan’ın hassas konumunun yanı sıra Arap ve Afrika ülkeleriyle olan bağları göz önüne alındığında, komşuları Nil Nehri ve ortak çıkarları gereği Sudan’ın Mısır’ın en büyük kaygısı haline geldiğini söylemek abartılı olmaz. Bu nedenle Sudan'da güvenliğin, istikrarın ve sürdürülebilirliğin sağlanması çözüm için gerekli unsurlar olarak değerlendiriliyor. Çünkü bu unsurlar, Mısır'ın ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu, 2013 ve 2014 yıllarında o dönem Sudan’da siyasal İslamcı bir yönetimin olmasına rağmen, Mısır Dışişleri Bakanı olarak ilk seyahatimin Hartum'a olması konusunda ısrar etmemin en büyük nedeniydi. Müslüman Kardeşlerin (İhvan-ı Müslimin) Mısır’da iktidardan ayrılmalarından sonra kurulan ilk hükümette görev yapıyordum. Bunun yanında farklı siyasi yönelimlerimize rağmen Mısır Dışişleri Bakanı'nın ilk yurt dışı ziyaretini Sudan’a yapmasının verdiği siyasi mesajın öneminin yanı sıra Sudanlıların kimliklerini yansıtan şekilde çok olumlu bir karşılamayla ağırlanmış olmam da şaşırtıcı değildi. İki ülke arasında bu denklemin devam etmesi gerekiyor. Çünkü iki ülke arasındaki tarihi köklere sahip ilişkiler son derece önemli ve uzlaşı yahut uzlaşmazlık durumlarında, hükümetlerin ve ideolojilerin ötesine geçiyor.
Bu gerçekleri ve gözlemleri, başta Mısır olmak üzere uluslararası ve bölgesel toplumun Sudan'da olup bitenleri en üst düzeyde koordineli ve aktif bir siyasi ve diplomatik perspektifle ele almasının önemini teyit etmek için sıralıyorum. Bunu yapmamın bir diğer nedeni de tarafları çatışmayı durdurmaya ve ulusal diyalog masasına dönmeye zorlamaya, ardından da Sudanlı tarafları siyasi geçiş sürecin üzerinde anlaşmaya varma ve bu süreci başlatma yolunda ortaya çıkan engelleri aşmalarına yardımcı olacak tamamlayıcı rol oynamaya yönelik bir çabadır.
Ayrıca bunları, Sudan'da çıkarı ve nüfuzu olan, kardeş ya da düşman herkese bir mesaj olarak da dile getiriyorum. Mısır, Sudan'ın egemenliğine ve seçimlerine saygı duyuyor. Taraflar, bunun Mısır için bir ulusal güvenlik meselesi olduğu hesaba katmalılar. Böylece Sudanlılara güvenlik, istikrar ve sürdürülebilirlik sağlayan bir siyasi fikir birliğine varmalarında aktif olarak yardım edebilirler. Tarafları, Mısırlı yetkililerle koordinasyon kurmaya ve istişareye davet ediyorum.
Bu konudaki uluslararası çabalara gelince; Sudanlı taraflar arasında imzalanan çerçeve anlaşmanın BM ve AfB temsilcilerinin önerilerine ve ortak çabalarına dayandığını tekrarlıyorum. Dolayısıyla halihazırda uluslararası taraflar müdahil olduğundan ve bu durum yeni olmadığından, ulusal kararın devamlılığı Sudanlıların elinde. Bu çabaların, ilerleyen süreçte ilgili bölgesel kuruluşların rolünün yoğunlaştırılarak desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Bu kuruluşlar, çerçeve anlaşmayı onaylayacak, geliştirecek ve gerekirse başka bir anlaşma formüle edecek olan AfB ve Arap Ligi’dir  (AL). Bununla birlikte insanların tahliyesi için güvenlik koridorları oluşturulmalı, çatışmalar sırasında sivillere yardım edilmeli, güvenlikleri sağlanmalı ve taraflar bir kez daha siyasi bir uzlaşıya geri dönmeye zorlanmalı. Sorun sadece askeri bir anlaşmazlık değil, Sudan halkının iyi yönetimden yararlanması, özgürlüklerinin ve insan haklarının sağlanması da gerekiyor. Ayrıca uluslararası toplum, üzerinde anlaşmaya varılanların uygulanmasını takip edecek ve düzenlenebilecek, seçimleri denetleyecek ve insani yardım ve yeniden inşayı koordine edecek güvenli sivil gözlemciler temin etmeli. Son olarak, yabancı taraflarla attıkları adımların Sudan'ın çıkarlarıyla ve mevcut ulusal siyasi çözüme ulaşma çabalarıyla uyumlu olduğundan emin olmak için istişarelerde bulunulmalı. Bu bağlamda AL ve AfB’nin mevcut ve gelecekteki başkanı tarafından ortaklaşa denetlenecek ilgili uzmanlardan oluşan ortak bir bölgesel komite oluşturulmasını öneriyorum.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independet Arabia’dan çevrildi.



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.