Sudan’da süren çatışmaların nedeni ‘altın’ mücadelesi mi?

Sudan'daki altın madenleri, üçüncü taraflar pusuda beklerken bu ay iki askeri grup arasındaki ölümcül savaşın merkezinde yer alıyor.

Görsel: Julius Maksim
Görsel: Julius Maksim
TT

Sudan’da süren çatışmaların nedeni ‘altın’ mücadelesi mi?

Görsel: Julius Maksim
Görsel: Julius Maksim

Marcelle Nasr
Sudan'daki zengin altın madenleri ülke için büyük bir nimet iken, yaşanan çatışmalar ve iktidar mücadeleleri sonucu şimdi lanete dönüştü. Sudan, Afrika Kıtası'ndaki en önemli değerli maden üreticilerinden biri ve dünyada altın üreten ülkeler arasında on üçüncü sırada yer alıyor. Şu anda Sudan'da yaşanan çatışmaların niteliği, bu ‘sarı’ madeni kontrol etme arayışına dönüşerek ülkede iç savaşların çıkmasını tetikliyor.
Söz konusu durum, kapitalist ülkelerin Sudan'ı kurcalama ve onun doğal altın vb. diğer zenginliklerini ele geçirme hırslarının ışığında ortaya çıkıyor. Bu maden, ülkenin ihracatının önemli bir unsuru olarak görülüyor, ancak madenler devam eden şiddetli kaçakçılık faaliyetleriyle çevrili durumda. Bu faaliyetlerin üretim ve ihracat operasyonlarına, absürt savaşa ve ülkedeki iki rakip grup (Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri-HDK) arasında birkaç gün önce başlayan ve devam eden çatışmalara nasıl bir etkisinin olacağı henüz belli değil.

Yağmalanmış servet
Şarku’l Avsat’ın  Reuters'tan aktardığı habere göre, Sudan'da madencilik sektörü son yıllarda gelişim gösterirken, altın sektörü toplam üretimin yüzde 80'ini kapsayan büyük ölçekli kaçakçılık faaliyetlerinden muzdarip. Sudan, doğal kaynaklar denizinde yüzmesine ve altın rezervlerinin 1.550 tona ulaşmasına rağmen dünyanın en fakir ekonomileri arasında sınıflandırılıyor. Sudan Maden Bakanlığı'na göre altın ihracatı, 2021 yılında 1,7 milyar dolar değerinde olan toplam ihracatın yüzde 45'inden fazlasını oluşturdu. Ülke ayrıca petrolün yanı sıra gümüş, nikel ve bakır rezervlerine de sahip ve Güney Sudan'dan Port Sudan Limanı'na gelen petrol ihraç boru hatları için bir geçiş olarak kabul ediliyor.
Kahire Üniversitesi Finans Ekonomisi Profesörü Dr. Hasan es-Sadi, 2011 yılında Güney Sudan'ın Sudan’dan ayrılmasını ve altın mücadelesini, ülkenin kötüleşen ekonomi ve yaşam koşullarının nedenleri olarak görüyor.
Es-Sadi, Al Majalla'ya yaptığı açıklamalarda şu ifadeleri kullandı:
“Sudan, ayrılmadan önce yılda 180 ila 190 ton üretim gerçekleştiriyordu. Ancak şimdi yılda yaklaşık 95 ila 100 ton üretebiliyor. Küçük bir ülke olan Güney Sudan ise aynı miktarda altın üretiyor. Geçtiğimiz yıl üretilen sadece 30 ton altından elde edilen gelir, yaklaşık 1,2 milyar dolar olan devletin genel bütçesine girdi. ‘Ülkeyi kaçakçılık için verimli bir ortam haline getiren çatışmalar ve devletin limanlar ve pazar üzerindeki kontrolünün olmaması sonucunda’ yaklaşık 65 ton altın ise kaçırıldı. Sudan'da mevcut sınırlı imkanlarla altın üretiminden elde edilen gelirin değeri yıllık yaklaşık 5 milyar doları buluyor ve bunun 3,8 milyar doları savaşan tarafların yararına yağmalanıyor. Bunun sonucunda Sudan Merkez Bankası bu döviz kaynağından mahrum kalıyor.”

Altın saflık oranları çok yüksek
Es-Sadi, diğer kuruluşlar ve ülkeler yararına büyük miktarlarda kaçakçılık ve hırsızlık yapılmasının yanı sıra, bireyler veya şirketler tarafından madenlerin çıkarılmasından başlayarak iç ve dış yatırımcıların eline ulaşana kadarki tüm altın üretim zincirini etkileyen israf ve hırsızlığın bazı yönlerini açıkladı. Sudan'ın en belirgin özelliğinin, dünyadaki en yüksek altın saflık oranlarına sahip olması olduğunu ifade eden es-Sadi, “Çıkarılan her bir ton cevher 100 gram altın içeriyor ki bu çok ama çok yüksek bir oran” dedi.
Coğrafi olarak altın madenleri, Sudan'ın Nil Nehri'nin doğusundaki çöllerde ve dağlarda, Kızıldeniz boyunca ve doğu Sudan'da Kızıldeniz'in en yüksek sıradağlarına dağılmış durumda. Ayrıca son derece fakir olan ve savaşların, kıtlıkların, çatışmaların yayıldığı Nuba Dağları, Kordofan ve Darfur bölgelerinde de bulunuyor.
Es-Sadi, yoksulluk sınırının altında yaşayan ve hayatları tehdit altında olan Sudan vatandaşlarının ülke nüfusuna oranının yüzde 31 olduğu tahmininde bulundu (Bu oran 45 milyon nüfuslu Sudan’da 14 milyon kişiye tekabül ediyor). ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), 2021 yılında bu yoksul grupları desteklemek için yaklaşık 800 milyon dolar yardım sağlarken geçtiğimiz yıl, ülkedeki ekonomik durumun kötüleşmesine sebebiyet veren askeri darbeyi gerekçe göstererek yardımda bulunmadı.
Es-Sadi, “Sudan’ın, Afrika'daki altın üretiminde Gana ve Güney Afrika'nın ardından üçüncü sırada yer aldığını ve şayet Güney Sudan ülkeden ayrılmasaydı Afrika'da birinci olacağını” belirtti. Gana yılda yaklaşık 140 ton altın üretirken Güney Afrika ise 90 ton seviyesinde kalıyor. Şu anda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Sudan'dan en büyük altın ithalatçısı konumunda. Es-Sadi'ye göre, Sudan'daki altın rezervlerinin siyasi huzursuzluk, ekonomik sıkıntılar, sınırlar dışındaki kaçakçılığın artması ve devletin hayati sektörler üzerindeki kontrolünü sıkılaştıramaması nedeniyle kullanılmadığı unutulmamalıdır. Es-Sadi 2011 yılında yaşanan ilk bölünmeyi (Güney Sudan'ın ayrılması), mevcut çatışmaya bağlı olarak başka bir bölünmenin takip edebileceğine dikkat çekti.
2019 yılında Ömer el-Beşir rejiminin devrilmesinden bu yana Sudan hükümeti madencilik sektörünü, özellikle de altını geliştirmeye çalıştı. Ancak, özel madencilik sektörünün üretim operasyonları üzerindeki kontrolü altında halen sahneye hâkim olan siyasi farklılıklar nedeniyle söz konusu çabalar boşuna oldu.

Paralel ekonomi
İngiliz The Guardian gazetesi, Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki HDK’nin ülkenin altın madenleri üzerinde yürüttüğü ayrıntıları ortaya koydu. Gazete hazırladığı bir raporda, HDK’nin Sudan'ın en kârlı endüstrisini kontrol etmesinin ülkede demokrasiye giden yolu karmaşıklaştırdığını ve iktidar geçişini tehdit ettiğini belirtti.
Hükümetin altın endüstrisinin bazı kısımlarını Sudan güvenlik servislerinden alıp devlet veya özel sektör kontrolüne geri döndürme yönündeki çabalarına rağmen gazete, HDK’nin 2017 yılından beri Darfur'daki Cebel Amir altın madenini ve Güney Kordofan gibi ülkenin diğer bölgelerindeki en az üç altın madenini kontrol ettiğini belirtti. Bu da Hamideti'yi Sudan'ın en zengin adamlarından biri haline getirdi ve onu Sudan ihracatının en önde gelen kaleminde önemli bir oyuncu yaptı. The Guardian ayrıca, eski Devlet Başkanı Beşir'i deviren 2019 ayaklanmasının ardından Hamideti'nin 2022 yılında yapılacak seçimlerden önce Sudan'ın demokrasiye geçişine sponsorluk yapma yetkisine sahip Askeri Geçiş Konseyi ve Egemenlik Konseyi'nin bir parçası olduğunu ekledi.

Ayrıca Hamideti'nin güçleri tarafından yönetilen paralel bir ekonominin varlığında, ülkedeki siyasi geçişin başarısı hakkında sorular mevcut. Altın endüstrisindeki tüccarlardan alıntı yapan The Guardian, yolsuzlukla mücadele eden bir sivil toplum kuruluşu olan Global Witness’ın belgelerine göre Hamideti'nin el-Cuneyd (Al-Junaid) adlı özel bir şirketin (kardeşi Abdurrahim Daklu tarafından yönetilen bir madencilik ve ticaret şirketi) yönetim kurulu başkanı olduğunu belirtti.

Bölgesel ve uluslararası çıkarlar... ve Wagner
Kahire'deki Amerikan Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler Profesörü olan Dr. Tarık Fehmi, mevcut çatışmanın sadece ekonomik değil, bir güç mücadelesi olduğuna inanıyor.
Fehmi, Al Majalla'ya şunları söyledi: “Sudan, Afrika'nın en zengin ülkelerinden biri, ancak askeri yönetimin devam etmesinin olumsuz bir etkisi oldu. Bazı bölgesel ve uluslararası güçlerin hem limanlarda hem de Sudan'daki altın madenlerinde yani ekonomik alanlarda büyük çıkarları var. Bu nedenle mesele kendi bağlamında anlaşılmalıdır. İktidara erişim ile ilgili bir mücadele yoktur. Daha ziyade geçiş hükümetinin yönetimiyle ilgili sorunlar ve iktidarın sivillere geri verilmesini düzenleyen Çerçeve Anlaşması konusunda anlaşmazlık vardır.”
Çatışmanın bölgesel ve uluslararası taraflarla bağlantılı olacağına ve arabuluculuğun büyük gerilimlere ve tutarsızlıklara sahne olacağına inanan Fehmi, son çatışmalarda her iki taraf da kendini tükettikten sonra sorunu taraflardan birinin lehine çözmek için büyük müdahaleler bekliyor.
Afrika'daki askeri darbe olgusunun tarihi, kadim ve köklü olduğunu belirten Fehmi, “Bu nedenle Afrika Birliği (AfB), Sudan'da yaşananların güneydeki ülkelere yansımalarından korkuyor. Ayrıca, Sudan'ın Batı ile Rusya çatışmasının ve büyük ülkelerin emellerinin bir parçası olduğu düşünülürse arabuluculukların çokluğu çözüme hizmet etmedi” dedi.
Senaryoların ‘açık’ ancak ‘teorik çözümlere’ daha yakın olduğuna inanan Fehmi, Çerçeve Anlaşması’nın “ya değiştirileceğini ya iptal edileceğini ya da saklı tutulacağını, ancak siyasi iradenin yokluğunun birçok olasılığa büyük bir sahne açılmasına yol açacağına ve çatışmanın uzayacağına” dikkat çekti.
Fehmi, Rusya'nın Wagner Grubu aracılığıyla Hamideti'yi desteklemek ve altın madenciliği alanında çalışmak için çatışma hattına girme olasılığını vurguladı. Ekonomisini Batı yaptırımlarına karşı korumak isteyen Rusya, Sudan’ın değerli maden zenginliğini yasadışı yöntemler izleyerek yağmalamak ve ülkenin birçok bölgesinde güvenlik alanında eğitim faaliyetleri yürütmekle suçlanıyor.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından majalla.com'dan çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.