Yemen barış sürecinin hızlanması bekleniyor

Yemenliler, barışı sağlama ve darbeyi sona erdirme yönündeki adımların hızlandırılmasını umuyor

Suudi Arabistan'ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir, üç hafta önce Sana'da Husi lider Mehdi el-Meşhet ile el sıkışmıştı (Reuters)
Suudi Arabistan'ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir, üç hafta önce Sana'da Husi lider Mehdi el-Meşhet ile el sıkışmıştı (Reuters)
TT

Yemen barış sürecinin hızlanması bekleniyor

Suudi Arabistan'ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir, üç hafta önce Sana'da Husi lider Mehdi el-Meşhet ile el sıkışmıştı (Reuters)
Suudi Arabistan'ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir, üç hafta önce Sana'da Husi lider Mehdi el-Meşhet ile el sıkışmıştı (Reuters)

Yemen kamuoyunun Husilerin hilekarlığına ve İran rejiminin fırsatçılığına ilişkin endişelerine rağmen, Yemenli siyasetçiler nihai barışa yol açacak sürecin tamamlanması yönündeki adımların hızlandırılacağını umuyor.
Suudi Arabistan ile İran arasında bir anlaşmanın imzalanması gibi son zamanlarda kaydedilen bölgesel gelişmeler bu umutları yeşertiyor. Suudi ve Ummanlı arabulucuların önerdiği üzere, bu anlaşmanın Tahran’ın Husilere adil bir barışı kabul etmesi yönünde baskı yapması bekleniyor.
Bu ay Yemen'in başkenti Sana'da Husiler ile Suudi ve Umman heyetleri yoğun görüşmeler yürütmüştü. Müzakereler, ateşkesin kapsamlı hale getirilerek kalıcı hale getirilmesi için net bir yol haritasının geliştirildiğine işaret ediyor. Bu kapsama Yemenli memurların maaşlarında iyileştirmeye gidilmesi, şehirler arası geçişlerin açılması, limanlar üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, kalıcı bir barışa yol açacak müzakereler yönünde anlaşılması gibi hususların dahil olduğun düşünülüyor.
Ancak Husi liderlerin sosyal medyadaki paylaşımlarında görülen çelişkili mesajlar, anlaşma yönünde ciddi olmadıkları düşüncesine ve güven eksikliğine neden oluyor. Ancak İran’ın bu husustaki rolü ve bölgesel, uluslararası baskılar, Husileri çözüme zorlayabilir.
Şarku’l Avsat’ın Yemen kaynaklarından aktardığına göre İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Umman'ın başkenti Maskat'ta Husilerin sözcüsü ve Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Abdusselam’ı ağırladı.
Abdusselam, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Bakan Abdullahiyan ile ulusal ve bölgesel düzeydeki gelişmeleri, Umman’ın Yemen’deki barış çabalarını başarıya ulaştırma çabalarını ve Filistin meselesindeki gelişmeleri görüştüğünü aktardı. İranlı Bakan ise ülkesinin siyasi gruplar arasında kapsamlı bir ateşkes ve anlayışa varılması yönündeki her türlü girişimi memnuniyetle karşıladığını söyledi.
Suudi Dışişleri Bakanlığı daha önceki açıklamasında, Suudi Arabistan'ın Yemen Büyükelçisi Muhammed el-Cabir başkanlığındaki Suudi ekibin Sana'da bir dizi toplantı düzenlediğini bildirmişti. Toplantılarda Yemen'deki insani durum, tüm mahkumların serbest bırakılması, ateşkes, aynı zamanda kapsamlı bir siyasi çözümle ilgili birçok konuda derinlemesine tartışmalar kaydedilmişti.
Toplantılarda ‘iyimser ve olumlu bir atmosferde şeffaflıkla’ ilerlendiği belirtilmişti. Söz konusu açıklamada, “Daha fazla tartışma ihtiyacı göz önüne alındığında, bu toplantılar mümkün olan en kısa süre içerisinde tamamlanacak, tüm Yemenli taraflarca kabul edilebilir kapsamlı ve sürdürülebilir bir siyasi çözüme yol açacaktır” ifadeleri yer aldı.
Yemenli akademisyen Faris el-Beyl, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası toplumun daha önceki çabalarına yönelik monotonluk ve tökezlemenin ardından barış yollarının açılmaya başladığı farklı ve daha hayati bir aşamadan bahsediyor. Aynı zamanda şöyle ekliyor:
“Yemen’de kırılgan bir barış seçeneği mevcut. BM, taraflar ikna olduğunda, tükendiklerinde ve çatışmada nihayete ulaştıklarında barışın gerçekleşeceğine, ancak bunun kısa vadede olmayacağına inandı. Zirâ barışın inşasına yönelik araçlar ve algılar kısa, geçici ve zayıf. Sorunun kökenine inilmediği taktirde sürdürülebilir bir barış vizyonuna da ulaşılamaz. Bölgede gerginliğin hafiflediğine, Suudi-İran ilişkilerinin yeni bir aşamaya geçtiğine göre, dönüşümün ilk şartı Yemen'de gerçek barışın tesisidir. Suudi Arabistan, bu ilerleyişin Yemen'de gerçek bir barışın sağlanması gibi birçok fayda sağlayacağının farkında olmadıkça, bu ilişkide ileri yönde adımlar atmadı. Nitekim savaşın ve ateşin anahtarı İran'da. Yeni ilişki, İran'ın Yemen'de farklı bir rol oynamasını gerektiriyor. Şimdiye kadar Husi milislerin bazı dosyalardaki söylemlerinde görülen olumlu değişimde bunun işaretleri mevcut. Yemen'de barış beklediğimizden, planladığımızdan daha hızlı gerçekleşebilir. Oyunun ayrıntıları net. İran, düşmanlık ve sistematik yıkımdan barışa, çıkarlar ilişkisine, istikrara ve müdahale etmeme durumuna geçmek istediği taktirde ellerini Husilerden çekecektir. Husiler ise kendilerini Yemen’in değerleri ile karşı karşıya bulacak. Ya siyasi açıdan Yemen'in ulusallığının içine işleyecek, mezhepçiliğin, İrancılığın, ırkçılığın ve şiddetin kıyafetini üzerinden çıkaracak, ya da ulusal temeli kuramadığı için tükenip yok olacak. Dolayısıyla Husiler şuan ciddi bir dönüşüm geçirme veya yok olma seçenekleri arasında.”
Yemen'in Suudi Arabistan'ın çabalarıyla hızlıca barışa ulaşacağı umudunu dile getiren Beyl, şöyle ekliyor:
“Suudi Arabistan, Yemenlilerin çektikleri sıkıntıların ardından, kapsamlı, ciddi ve adil bir barışa ulaşmaktan başka bir çare olmadığının farkında. Böylece ülke istikrara kavuşana kadar geçiş döneminde katılım ve mutabakatla istikrarlı bir Yemen devleti oluşturulabilir. Şimdiye kadar bu değişim ve çabalar ışığında Yemenlilere barışın yakın olduğu söylenebilir. Husi milisleri tarafından kurulan düğümlerin ve tuzakların çoğu, uzun bir uzlaşmazlığın ardından hızla buharlaşıyor. Belirleyici bir son turun Yemen'in kaderini belirleyeceği söylenebilir.”
Yemenli siyasi analist ve gazeteci Mahmud et-Tahir, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “İran, Husilere barış çağrılarıyla ilgilenmeleri için direktifler verdi. Suudi Arabistan ve Umman heyetlerinin Sana'da karşılanması gibi olumlu etkileşimler, Husilerin bu çağrıları ve uluslararası hamleleri ciddiye almaları halinde barışa yol açabilecek direktifleri uyguladıklarını gösteriyor” ifadelerine başvuruyor.
Yemen krizi dosyasındaki durgun suların hareketlenme olasılığına ilişkin iyimserliğini gizlemeyen Tahir, ancak Husilerin uzlaşmazlığı açısından bu yılın istisnai bir yıl olmayacağı inancını da dile getiriyor.
Aynı zamanda, “Bilhassa barış çağrılarının kendisine teslimiyet anlamına geldiğini düşünen, müzakere koşullarını artıran Husi liderliğinin açıklamaları ardından, bu müzakerelerden ancak kısa süreli bir ateşkes ilanının çıkabileceğini söyleyebiliriz. Suudi Arabistan'ın şuan sarf ettiği çabalar, karanlıkta bir ışık huzmesi değerinde. Bu fırsatı boşa harcamamak için nasıl kullanacağımız çok önemli. Umudun acıya dönüşmemesini, tüm taraflar için adil ve kapsamlı bir barış olmasını sağlamalıyız” açıklamalarında bulunuyor.
Suudi Arabistan'ın 2021'in başlarında başlattığı bu çabalar ışığında iki senaryo bekleniyor. Çeşitli zorluklar ve güçlükler nedeniyle bu çabaların uzaması, ardından ise Yemen hükümeti ve Husiler arasında üzerinde anlaşmaya varılan bir çerçeveye ulaşılması ilk senaryoyu temsil ediyor. Bunun için Husilerin Humeyni devleti fikrinden vazgeçmesi, Yemen siyasi durumunun bir parçası olmayı kabul etmesi gerekiyor.
Tahir, ikinci senaryo hakkında ise “Husilerin uzlaşmazlığı ve müzakere koşullarını yükseltmeye devam etmesi neticesinde müzakereler başarısızlıkla sonuçlanabilir. Bu da gerçek bir savaşa girilmesi anlamına geliyor” ifadelerini kullanıyor.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.