İran silahları ve Husilerin hırsı olası Yemen barışını tehdit ediyor

Uzmanlar: Suudi Arabistan'ın krizi çözme yaklaşımı, uluslararası çabaların başarısındaki en önemli faktörlerden biri

İran’dan Husilere götürülmek üzere yola çıkan silahlar, Umman Körfezi'nde ele geçirildi (ABD Donanması)
İran’dan Husilere götürülmek üzere yola çıkan silahlar, Umman Körfezi'nde ele geçirildi (ABD Donanması)
TT

İran silahları ve Husilerin hırsı olası Yemen barışını tehdit ediyor

İran’dan Husilere götürülmek üzere yola çıkan silahlar, Umman Körfezi'nde ele geçirildi (ABD Donanması)
İran’dan Husilere götürülmek üzere yola çıkan silahlar, Umman Körfezi'nde ele geçirildi (ABD Donanması)

Yemen'de barışın sağlanması için farklı düzeylerde birçok çaba sarf edilirken, İran'dan Husilere silah ve uyuşturucu sevkiyatı akmaya devam ediyor. Araştırmacılara ve uluslararası düşünce kuruluşlarına göre bu durum, olası Yemen barışına yönelik tehditlerini artıran bir faktör.
ABD Donanması, geçtiğimiz hafta ele geçirdiği uyuşturucu sevkiyatının nereye gideceğini açıklamasa da Yemen hükümeti bu ayın başlarında el koyulan başka bir sevkiyatın Husilere giderken ele geçirildiğini duyurmuştu.
Bu tür operasyonlar, uzmanları Yemen sahnesinde olan biteni okurken daha dikkatli olmaya itiyor. İyimserler, bazı siyasi mesajların sahada tercüme edilmesinin zamana ihtiyaç duyabileceğinde ısrar ederken, diğerleri el koyulan sevkiyatları bir karamsarlık işareti olarak görüyor.
Yemen Sahil Güvenlik ve emniyet güçleri, el-Mehra ilinde 3 ton kenevir ve 173 kilo şabu, kristal (meth) ve eroin olmak üzere büyük miktarda uyuşturucu ele geçirdiler. Bu arada ABD Donanması, Umman Körfezi'nde Yemen açıklarında, bir İran balıkçı teknesinde 42 milyon dolar değerinde uyuşturucu ele geçirildiğini duyurdu.
Geçtiğimiz yıllarda gerek Yemen açıklarında denizde gerekse Yemen toprakları içinde birçok kez İran’dan Husilere giden uyuşturucu ve silah sevkiyatlarına el konuldu. Operasyonlar, ABD ve İngiltere donanmaları, Yemen Sahil Güvenlik ve emniyet birimlerce gerçekleştirildi.
Bu olaylar, İran rejiminin geçtiğimiz ay Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile imzaladığı anlaşmaya rağmen Yemen'deki Husi darbecilerin desteklemeyi sürdürdüğünü gösteriyor. Suudi Arabistan ile İran arasında yapılan anlaşma, İran’ın bölgenin güvenliğini tehdit eden uygulamalarından zarar gören Yemen başta olmak üzere bölgede barışın bir işareti olarak görüldü.
İranlı yetkililer, Yemen'deki savaşa barışçıl bir çözüm bulunmasını desteklediklerini birçok kez vurguladılar. Son olarak İran Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Yemen’deki krize yönelik bir çözümü desteklediklerini vurguladılar. Bu çözümün, ulusal bir hükümetin kurulmasını ve siyasi bir sürecin başlatılmasını gerektiriyor.

Silah yığını
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü (American Enterprise Institute/AEI) İran’ın Husilere yönelik silah sevkiyatlarının tamamen durdurulmasının, yalnızca bu silahların Husiler tarafından yığınak yapıldığını göstermediğini, daha ziyade büyük miktarda silah stoku yapılmış olabileceğini gösterdiğini, bunun da onları bölgesel bir güvenlik sorunu haline getirdiğine işaret etti.
İran’ın savaş sırasında Husilere verdiği desteği güçlendirdiğini ve Rusya'nın şu an Ukrayna'da kullanmakta olduğu İHA'ları Yemen’de savaş sahasında test ettiğini aktaran AEI, bunun İran’ın bundan vazgeçmeyeceği ve Yemen'deki İranlı askeri eğitmenlerin ve danışmanların herhangi bir uyarıda bulunmadan bölgesel saldırılar başlatabilecekleri anlamına geldiğini vurguladı.
AEI, Husilerin bölgenin güvenliğine, istikrarına ve ABD'nin çıkarlarına yönelik tehdidinin müzakere edilmiş bir anlaşmayla değiştirilmeyecek bir gerçek haline geldiğinin altını çizerek, krizi temelden çözmeden Husilerle yapılacak herhangi bir anlaşmanın, onları tüm ülkeyi kontrol etmeleri gibi uzun vadeli stratejik hedeflerinden vazgeçirmeye yetmeyeceği konusunda uyardı.
AEI ​​Yemen Uzmanı Katherine Zimmerman, Yemenli tarafların Husiler karşısında anlaşmazlık yaşamasının muhalefet cephesini bölünmüş halde kalmaya ittiğini ve bunun da diğer tarafların varlığı göz ardı edilerek iç iktidar mücadelelerini yönettiğini belirtti.

Uzlaşının tetikleyicileri
Bölgesel ve uluslararası kuruluşlarda Ortadoğu ve Yemen meselelerinde uzman araştırmacılar, Yemen'deki barış planının izlediği yol ve barışın sağlanması olasılığına dair tahminleri farklı olsa da barışa ulaşmanın zorluğu ve ulaşılsa bile kolayca çökebileceği konusunda hemfikirler. Uluslararası İran Araştırmaları Enstitüsü (IIIS), krizi çözmeye yönelik siyasi çabalar için etkenlerin ve teşviklerin yanı sıra buna karşın Yemen'de uzlaşıya engel olan faktörlere değindi.
IIIS, Suudi Arabistan'ın politikasında tutarlı ve değişmez bir tutumla tarafları bir araya getirmeyi esas alan bir yaklaşım olan Yemen'deki krizi çözme yaklaşımının, uluslararası ve bölgesel tarafların Yemen'deki siyasi yapılar ve halk kesimler arasında köprü kurmayı amaçlayan çabalarının başarılı olmasının en önemli faktörlerinden biri olmasını bekliyor.
IIIS’ye göre Suudi Arabistan, Yemen’de siyasi yapılar ve toplum arasında uyumsuzluk çatışan taraflara uygun zemin sağladığından Yemen'deki krizi sona erdirecek ve ülkede güvenlik, barış ve istikrarı yeniden sağlayacak bir anlaşma sağlanana kadar çatışan taraflar arasında diyalog ve uzlaşı için toplumda ve devlette güvenlik, barış ve istikrar tesis etmeye çalıştı.

Engeller ve senaryolar
IIIS, Yemen'de uzlaşının önünde başta Husilerin uzlaşıdan uzak durmaları, devlet kurumları lehine tavizler vermeyi reddetmeleri ve kazanımlarından vazgeçmemeleri, Husi ideolojisine bağlı kalmaları, Husi liderliğinin verdiği tavizlere itiraz eden radikal bir akımın ortaya çıkması ve uzlaşıyı engellemek için askeri araçlara başvurmaları olmak üzere engel teşkil eden faktörlere dikkati çekti.
IIIS, Husilerin suç ortaklarının rolünü, özellikle eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in lideri olduğu Genel Halk Kongresi partisinin üst düzey yetkilileri bu faktörlerden biri olarak değerlendirdi. IIIS’e göre bahsi geçen parti yetkililerinin müzakerelerin dışında tutulması darbeciler arasındaki varlıkları zayıf da olsa çeşitli askeri ya da siyasi araçlar kullanarak çözümü engellemeye itebilir.
Yemen toplumunun kabilelerden oluşan ve silahlı yapısına dikkati çeken IIIS, bu yapının çözüme karşı çıkan taraflarının, siyasi çözümün ertelenmesi için baskı yapacak silahlı grupları devreye sokarak çözümü engelleyebileceklerine değinirken Husilerin liderleri arasındaki anlaşmazlıkların da Yemen’de uzlaşıyı engelleyen beşinci faktör olarak değerlendirdi.
Husiler Yüksek Devrim Komitesi Başkanı Muhammed Ali el-Husi’nin Yemen krizinin çözümüne ilişkin anlaşmanın detayları hakkındaki önerileriyle Husilerin Yüksek Siyasi Konsey Başkanı Mehdi el-Meşat’ın görüşleriyle örtüşmediğini açıkladı. Bu da Husilerin liderleri arasındaki anlaşmazlığın halen devam ettiğini gösterdi.
IIIS, Yemen krizinin geleceğine dair üç olası senaryo ortaya koyuyor. Söz konusu senaryoların ilki, krizin yoğunluğunun azaltılması ve kapsamlı çözümün önünü açan müzakerelere başlanması. Bu senaryo, tüm tarafları kapsamlı bir çözüme ulaşılmasıyla sonuçlanacak ciddi müzakerelere girmeye teşvik eden birtakım tavizler vererek başta Husiler olmak üzere Yemen'de çatışan tarafların çatışmayı sona erdirmeyi gerçekten istemeleriyle ilişkili.
İkinci senaryo, İran’ın ve Husilerin krizin çözümüne dair verdikleri sözleri tutmamaları halinde Husilerin Sana şehrini kontrol etmesi, meşru hükümetin Aden üzerindeki kontrolünün devam etmesi ve iki taraf arasındaki çekişmenin sürmesiyle mevcut durumun devam etmesi. Bu da Suudi Arabistan'ın Husilerin Yemen'de iktidarı ele almasını ve ülkeyi parçalamasını önlemek için yeniden meşru hükümeti desteklemesine neden olabilir.
Üçüncü senaryoda IIIS, çatışmanın bir çözüme varılamaması ve devam etmesinin, Yemen'de çatışan taraflar arasında uzun bir yıpratma savaşına dönüşmesini bekliyor. Böyle bir durumda ise hiçbir taraf savaşı kendi lehine çözemeyecektir. Bu senaryo, Yemen'deki çatışmanın farklı görüşlerle ve çıkarlarla çok yönlü olduğunu gerçeğini pekiştiriyor. Husiler, devletin eklemlerinde daha fazla yayılırken gelecekteki herhangi bir müzakerede en büyük kazanımları elde etmek konusunda ısrarcılar. Ancak bu diğer taraflarca reddedilecektir.



Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti
TT

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Iraklı kaynaklar dün yaptıkları açıklamada, silahların devlet kontrolünde toplanması için tanınan sürenin 30 Eylül 2026’da sona ermesinin ardından hükümetin uygulamaya koymayı planladığı yol haritasının ayrıntılarını açıkladı. Buna göre plan, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yönetilen silahlı grupların lider kadrolarına ait mevzilerin ‘çevrelenmesini’ ve ardından bu grupların ‘kademeli olarak dağıtılmasını’ öngörüyor. İranlı yetkililerin ise Bağdat’ın ‘silahlı çatışmaya yol açmayacak bir süreç tasarlamasına’ rağmen planı engellemeye veya ertelemeye çalıştığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi daha önce yaptığı açıklamada, gelecek ayın sonunu ABD güçlerinin ülkeden çekilmesi için son tarih olarak belirlemişti. Aynı tarih, silahlı grupların elindeki silahların devletin kontrolüne geçirilmesi için tanınan sürenin de sona ereceği tarih olacak.

Kuşatma planı

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hükümetin 30 Eylül sonrasına ilişkin planının, ordu, Terörle Mücadele Birimi ve seçkin birliklerden oluşan düzenli güçlerin silahlı gruplara ait operasyon merkezlerinin çevresine ve bu merkezlere ulaşan güzergâhlara konuşlandırılmasını öngördüğünü söyledi. Bu adımla söz konusu merkezlere giriş çıkış yapan sevkiyat ve ikmal hareketlerinin kısıtlanmasının amaçlandığı belirtildi.

Kaynaklar, hükümet güçlerinin aşamalı olarak subayların komutasında kontrol noktaları kurmaya başlayacağını ve silah hareketliliğini takip ederek bunlara el koyacağını ifade etti. Özellikle insansız hava araçları (İHA) ve füzeler üzerinde durulacağı kaydedildi.

Kaynaklara göre hükümet güçleri, silahlı grupların merkezlerinin çevresinde herhangi bir çatışmaya yol açmadan sıkı bir güvenlik çemberi oluşturacak. Operasyonun nihai hedefinin ise grupları ‘ya İHA’ların sevk edilmesi gibi bir hata yapmaya, ya silahlı çatışmaya girmeye ya da tek kurşun atmadan mevzilerini resmî kurumlara bırakmaya’ zorlamak olduğu belirtildi.

DMO tarafından yönetilen grupların silahları konusunda yürütülen hassas görüşmelere yakın bir kaynak, “Hükümet güçleri, bu mevzilerin çevresindeki kısıtlayıcı tedbirleri sistematik biçimde aşamalı olarak artıracak ve sonunda yıllardır girilmesi zor olan bu bölgelerde kontrolü sağlamaya imkân verecek bir aşamaya ulaşacak” dedi.

bfdbf
Bağdat’taki Terörle Mücadele Birimi’nin bir üyesi (Arşiv – AFP)

Askeri ve siyasi liderliklerin, devlet kontrolü dışındaki silahlar konusunda taraflar arasında ‘askeri çatışmayı’ önleyecek bir yöntem üzerinde yürütülen görüşmelerin ardından bu formül üzerinde uzlaştığı belirtildi.

Saha kaynakları, ‘ordu ve Terörle Mücadele Birimi güçlerinin bu haftanın başında planın deneme aşaması kapsamında bazı bölgelerde ve ana yollarda gözetleme noktalarında görev yapmak üzere çok sayıda subayı konuşlandırmaya başladığını’ söyledi.

Kaynaklar ayrıca, bazı gözetleme noktalarının ‘son birkaç hafta içinde Irak’ın farklı bölgelerindeki çeşitli noktalara gönderilen İHA sevkiyatlarını ele geçirmeyi başardığını’ doğruladı.

Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre plan, ağırlıklı olarak başkentin güneyinde bulunan ve Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) bünyesindeki silahlı grupların önemli merkezleri olarak bilinen Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgelerine odaklanıyor. Curf es-Sahr, Ketaib Hizbullah’ın, Curf en-Nedaf ise Nuceba Hareketi’nin kalesi olarak öne çıkıyor.

Curf es-Sahr bölgesi, 2014’ten bu yana silahlı grupların en önemli kalelerinden biri olarak görülüyor. Bölgenin, gruplara ait kamplar, hapishaneler, depolar ile füze ve İHA üretim tesislerini barındıran stratejik bir askeri üsse dönüştüğü düşünülüyor. Ancak çok sayıda kişi, buranın DMO’nun operasyon merkezi olduğuna inanıyor.

Bağdat’ın güneydoğu eteklerinde, Bağdat-Medain yolu yakınında bulunan Curf en-Nedaf bölgesi ise son yıllarda Haşdi Şabi ile bağlantılı silahlı gruplara ait karargâh ve tesislerin bulunduğu bir bölge olarak öne çıktı.

Iraklı güvenlik kaynaklarına göre bölgenin silah ve mühimmat depolama tesisleriyle ve İran yanlısı silahlı grupların askeri faaliyetleriyle bağlantılı olması nedeniyle bölgeye yönelik güvenlik ilgisi de arttı.

Temmuz 2026’da güvenlik kaynakları, ortak bir güvenlik gücünün Curf en-Nedaf bölgesinde Nuceba Hareketi’ne ait olduğu düşünülen bir karargâha baskın düzenlediğini bildirdi. Kaynaklar, söz konusu yerde İHA üretim tesisi bulunduğunu ve buranın çeşitli hedeflere yönelik İHA saldırılarında kullanıldığını belirtti.

dfvgthy
Curf es-Sahr’daki Ketaib Hizbullah mensupları (AFP)

Iraklı kaynaklar, “İstihbarat değerlendirmeleri, ele geçirilen veya farklı hedeflere doğru gönderilen İHA sevkiyatlarının bu bölgelerdeki bir kontrol merkeziyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu” dedi.

Baskına Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, federal polis ve Haşdi Şabi Güvenlik Müdürlüğü güçleri katılırken, operasyon güvenlik güçlerinin bölgeden çekilmesi ve karargâhta arama yapmamasıyla sonuçlandı.

Siyasi bir kaynak ise “Curf en-Nedaf karargâhına düzenlenen baskının başarısız olması, askeri yönetime planı karargâhlara doğrudan baskın düzenlemek yerine bu noktaları kuşatma ve buralara erişim kapasitesini kısıtlama yönünde değiştirmesi için yeterli fikir verdi” ifadesini kullandı.

Daha geniş çaplı konuşlandırma

Silahlı grupların varlığı, Bağdat’ın güneybatısında bulunan Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgeleriyle sınırlı değil. Ancak bu iki bölge, stratejik önemleri ve başkente yakınlıkları nedeniyle özel bir odak noktası oluşturuyor.

Grupların Bağdat’ın kuzeyindeki Salahaddin vilayetinde bulunan Tuzhurmatu ve Amirli’de de çeşitli mevzileri bulunuyor. Ayrıca Bağdat’ın kuzeydoğusundaki Diyala vilayetinde Eşref Kampı ile başkentin güneydoğusunda yer alan Vasit vilayetinin merkezi Kut kentinde de silahlı gruplara ait noktalar bulunuyor.

Üst düzey bir siyasi yetkiliye göre, DMO tarafından yönetilen grupların iki temel görevi öne çıkıyor. Bunlardan ilki, gerektiğinde hızlı müdahale edebilme kapasitesini güvence altına almak amacıyla Bağdat’a çok yakın noktalarda konuşlanmak. Grupların başkent çevresindeki çok sayıda noktada yoğun şekilde varlık göstermesi de bu durumla açıklanıyor.

İkinci görev ise Sünni bölgelerin, özellikle Suriye sınırına yakın stratejik coğrafi geçiş noktalarının kontrolünü ele geçirerek bu bölgeler üzerindeki baskıyı artırmak.

dfrgt
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (AFP)

Kaynaklar, “DMO tarafından yönetilen grupların tesislerinin çevresinde güvenlik çemberi oluşturulması ve hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması, Haşdi Şabi’ye bağlı tüm tugayların bütün şehirlerden çıkarılmasını ve grupların liderlerinden bağımsız olarak askeri komutanlık tarafından belirlenecek bir plan doğrultusunda yeniden konuşlandırılmasını içeren daha kapsamlı bir planın parçası” dedi.

Üst düzey bir siyasi yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümet planı, gruplarla silahlı çatışmadan kaçınacak şekilde tasarlandı. Ayrıca ileri bir aşamada silahlı grupların statüsü ve mensuplarının geleceği konusunda yetkililerle ulusal bir çerçevede ciddi müzakerelere girmesini hedefliyor” ifadelerini kullandı.

İran için ‘uygun zaman değil’

Şu ana kadar İran’ın müttefiki olan Ketaib Hizbullah, Ketaib Seyyid eş-Şuheda ve Nuceba Hareketi’nin tamamı silahlarını devlete teslim etmeyi reddediyor. Bu gruplara yakın aktivistler, “Direniş ekseni, Amerikalılar ülkeden çekildikten sonra dahi silahlarını teslim etmeyecek” derken, meydan okuyan bir tutumla açıkça ‘devletin silahlarının grupların elinde toplanması’ çağrısında bulundu.

Hükümetin planı, grupların elinde bulunan stratejik silahların yanı sıra DMO’ya bağlı İranlı danışmanların görev yaptığı komuta ve kontrol merkezlerinin akıbeti konusunda İranlı yetkilileri endişelendirdi.

İki siyasi kaynağın aktardığına göre İranlı yetkililer, Koordinasyon Çerçevesi ittifakı liderlerine harekâtın zamanlamasının son derece kötü olduğunu bildirdi. Yetkililer, bölgesel durumun müttefiklerin, özellikle de Irak’taki müttefiklerin, silahlarını ellerinde tutmasını gerektirdiğini savundu.

Şii bir siyasi parti liderine yakın siyasi bir kaynak, söz konusu liderin İranlıları Başbakan üzerindeki baskıyı daha fazla artırmamaya ikna etmeye çalıştığını söyledi. Kaynak, Başbakan’ın silah meselesi nedeniyle zaten ABD’nin karşı baskısı altında olduğunu belirterek, “Bu hükümetin başarısız olması, Koordinasyon Çerçevesi ittifakının ve ağır bir mali krizle karşı karşıya bulunan genç hükümetinin de sonu anlamına gelecek” dedi.

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “İranlılar, hükümeti planın uygulanmasını ertelemeye zorlamak amacıyla Koordinasyon Çerçevesi’ne baskı yapıyor. Gruplar ise nihayetinde yerel ve bölgesel güç dengeleri değişene ve askeri varlıklarının konuşlandığı noktaları değiştirebilecekleri bir ortam oluşana kadar zaman kazanmaya çalışacak.”


Lübnan, İslamcı tutuklular sorununu çözmeye çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan, İslamcı tutuklular sorununu çözmeye çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Parlamentosu tarafından dün kabul edilen “genel af yasası”, bazıları yargılanmadan 10 yılı aşkın süre cezaevinde tutulan İslamcı tutuklular sorununu çözmeye yönelik süreci başlattı. Parlamento, yasa tasarısını geniş bir çoğunlukla kabul ederken, Hizbullah ve Özgür Yurtsever Hareketi milletvekilleri, geçmişteki güvenlik olayları sırasında Lübnan ordusu mensuplarını öldürmekle suçlanan kişileri de kapsadığı gerekçesiyle oylamadan çekildi.

Bir yargı kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilk aşamada yaklaşık 2 bin 300 mahkûmun serbest bırakılabileceğini belirtti. Kaynağa göre bunlar, genel aftan yararlanma şartlarını taşıyan ve çeşitli suçlardan yargılanan kişilerden oluşuyor.

Bu arada, Lübnan Özel Askerî Koordinasyon Grubu Başkanı Amerikalı General Joseph Clearfield, Beyrut ile Tel Aviv arasında mekik diplomasisi yürüterek güvenlik ve operasyonel konularda görüşmeler gerçekleştiriyor. Söz konusu temaslar, İsrail'in süreci ağırdan alması ve Lübnan'ın taleplerini yerine getirmekte isteksiz davranması karşısında, “çerçeve anlaşmasını” kurtarmaya yönelik Amerikan baskısının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.


Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
TT

Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Libya’daki devlet kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen çabaları destekleme’ konusundaki kararlılığını vurgulayarak, Ankara'nın uluslararası çabaların koordinasyonunda rol oynama ve ‘Libya'daki kurumsal bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan ABD girişimini destekleme’ arzusunu dile getirdi.

Fidan, bu açıklamaları, Libya ziyaretinin ikinci gününde Bingazi'de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter, Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter ve Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında yaptı.

Ziyaretine salı günü Trablus'tan başlayan Fidan, ülkenin doğusundaki üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Bingazi'ye geçmeden önce, geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekale ile bir araya gelmişti.

Ziyaret, Libya'da yürütme erki ile ülkedeki bölünmüş kurumların birleştirilmesine yönelik yeni bir formül geliştirilmesini amaçlayan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Başdanışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ABD girişimi etrafında temasların yoğunlaştığı hassas bir dönemde gerçekleşti.

Girişimin detaylarına dair basına yansıyan bilgilere göre bu plan, ülkenin doğusu ile batısındaki başlıca güç merkezlerini bir araya getirmeyi hedefleyen bir formül çerçevesinde yürütme erkinin yeniden şekillendirilmesini, Başkanlık Konseyi Başkanlığı'nın LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'e verilmesini ve Dibeybe'nin başbakan olarak görevde kalmasını öngörüyor.

LUO Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Fidan, Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede onun üstlendiği role duyduğu takdiri dile getirerek, bu ziyaretin Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri geliştirme sürecinin bir uzantısı niteliğinde olduğunu belirtti. Bakan Fidan ayrıca, yeni bir Türk konsolosun atanmasının ardından Bingazi'deki Türk Konsolosluğu'nun faaliyetlerine başladığına da dikkati çekti.

Fidan, pazartesi günü Bingazi'nin el-Havari mahallesinde aracını hedef alan bombalı bir saldırıyla suikasta uğrayan Libya'nın doğusundaki Askeri İstihbarat İdaresi Müdürü Korgeneral Fevzi el-Mansuri'nin vefatı dolayısıyla Hafter'e taziyelerini iletti.

Hafter ise ‘Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sağlamlığını ve kaydettiği gelişimi’ vurgulayarak, Türk şirketlerinin yeniden imar projelerindeki katkısına ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin yükselişine işaret etti.

LUO Genel Komutanlığından yapılan açıklamaya göre taraflar, ikili ilişkilerin ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde pekiştirilmeye ve güçlendirilmeye devam edilmesinin önemini teyit etti.

Anadolu Ajansı'nın (AA) bildirdiğine göre görüşmenin ardından Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Hakan Fidan’ı Bingazi'deki meclis binasında bulunan makamında kabul etti.

sdgs
Saddam Hafter, dün Bingazi’de Fidan’ı karşıladı (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Fidan'ın Libya'nın doğusuna ve batısına gerçekleştirdiği ziyaret, 2019 ve 2020 yıllarındaki Trablus savaşı sırasında Türkiye'nin üstlendiği rolün Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile sıkı ilişkilerinin ardından, Ankara'nın ülkedeki muhtelif güç merkezlerine yönelik artan açılımını yansıtıyor.

Libya’daki devlet kurumlarının birleştirilmesi dosyası, Fidan'ın salı günü Trablus'ta Dibeybe ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ana gündem maddesiydi.

Öte yandan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Fidan ile görüşmesinde muhtelif çabaların devlet kurumlarının birleştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini vurguladı. Menfi, geçiş süreçlerini sona erdirecek ve sürdürülebilir bir istikrar tesis edecek seçimlere ulaşmak maksadıyla, her türlü girişimin veya mutabakatın devlet kurumlarına ve ulusal egemenliğe saygı duyulması ile ‘siyasi sürecin Libyalılar tarafından sahiplenilmesi’ esasına dayanması gerektiğinin altını çizdi.

Fidan ayrıca Tekale ile de görüştü. Görüşmeye dair fazla detay paylaşılmazken, görüşmede siyasi süreçte uzlaşıyı ve istikrara doğru ilerletmeyi hedefleyen çabalar ele aldı.