ABD Afgan Kadın Taktik Birimi’ni koruyacak mı?

ABD Ordusu ile birlikte savaşan Afgan kadınların ABD’de ikamet sürelerini uzatmak için Kongre’de çaba gösteriliyor

Mahnaz Ekberi, Maryland'deki dairesinde (The New York Times)
Mahnaz Ekberi, Maryland'deki dairesinde (The New York Times)
TT

ABD Afgan Kadın Taktik Birimi’ni koruyacak mı?

Mahnaz Ekberi, Maryland'deki dairesinde (The New York Times)
Mahnaz Ekberi, Maryland'deki dairesinde (The New York Times)

2021'de ülkesi ve hayatı aniden değişmeden önce Mahnaz Ekberi, Afgan Ulusal Ordusu'nun "Kadın Taktik Birimi"nde kıdemli bir komutandı. Bu, seçkin ABD Özel Harekat Kuvvetlerine, cesur dağ görevleri gerçekleştirirken, DEAŞ savaşçılarını avlarken ve mahkumları Taliban hapishanelerinden kurtarırken eşlik eden tamamı kadınlardan oluşan bir ekip.
37 yaşındaki Ekberi ve askerleri, bu görevleri büyük bir kişisel risk alarak gerçekleştirdi. Bir kadın boynundan vuruldu ve kafatası kırıldı. Bir diğeri Kabil'in düşüşünden kısa bir süre önce öldürüldü. Taliban ülkeyi ele geçirdikten sonra, savaş biriminin birçok üyesi Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etmek zorunda kaldı.
Bugün, Ekberi ve kadın taktik birliğinin diğer üyelerinin başka bir görevi daha var: Kongreyi, birimin Afganistan'daki hizmetinin kendilerine ABD'de kalıcı olarak kalma hakkını kazandığına ikna etmek.
Ekberi, yakın zamanda Maryland, Silver Spring'deki dairesinde yaptığı bir röportajda şunları söyledi: "Görevlerimiz büyük hedefleri avlamaktı: Taliban lideri veya DAEŞ örgütünün lideri gibi."
Ekberi ve taktik muharebe biriminden bir grup başka kadın, perşembe günü, kendilerinin ve diğer Afgan göçmenlerin durumlarını ele almak için durmuş yasayı yeniden canlandırmaya çalışmak üzere Kongre'de milletvekilleriyle bir araya geldi. Kadın askerler şu anda Amerika Birleşik Devletleri'nde önümüzdeki ağustos ayında sona erecek olan iki yıllık bir insani yardım taahhüdü kapsamında ikamet ediyorlar. Bu taahhüdün bitmesi, kadınların çalışma izinlerini sona erdirecek, yeni işverenleri işlerini sonlandırmaya zorlayacak ve onları yasal bir belirsizlik içinde bırakacak.
Perşembe günkü toplantılara çok sayıda liberal ve muhafazakar milletvekili katıldı. Daha katı göçmenlik politikalarını destekleyen Cumhuriyetçi Teksas Senatörü Ted Cruz, Afgan kadınlarla yaptığı görüşmeyle kadınların durumlarına tamamen sempati duyduğunu belirterek görüşmeden sonra şunları söyledi: “Cesur Afgan kadınları, Amerikan askerlerini güvende tutmak için hayatlarını riske attılar ve biz onlara karşı büyük bir sorumluluk taşıyoruz.”
Benzer duygular, eski Başkan Donald Trump'ın yeniden seçilmesini henüz onaylamış olan Florida’dan Cumhuriyetçi Temsilcisi Michael Waltz tarafından da ifade edildi. Birçok kişi, Waltz'ı, Afganistan'da on yıllardır süren savaş sırasında ABD güçlerini destekleyen Afgan mültecilere yardım etmede bir kahraman olarak görüyor. Eski bir Özel Harekat Kuvvetleri gazisi olan Waltz, aynı zamanda ABD Deniz Piyadeleri Kolordusu’nda görev yapan Temsilci Seth Moulton'un (Demokrat, Massachusetts’dan) ev sahipliğinde düzenlenen bir toplantıda kadınlara şunları söyledi: “Hepiniz silah arkadaşısınız, hep birlikte savaştık. Bizim ve her askerin doğasında olan şey, asker arkadaşımızı asla geride bırakmamamız. Bu nedenle geride bıraktıklarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Minnesota’dan Demokrat Senatör Amy Klobuchar, Cumhuriyetçilerin muhalefeti nedeniyle Kongre'den geçemeyen ‘Afganistan Tadil Yasası’nın gözden geçirilmesine öncülük ettiğini söyledi.
Tasarı, Afganistan'daki çatışma sırasında çevirmen, şoför ve arabulucu olarak Amerikalılara yardım etmek için hayatlarını riske atan Afgan vatandaşlar için daimi ikamete giden yasal bir yol yaratmayı amaçlıyordu. Kabil'in düşmesinden sonra yaklaşık 82 bin Afgan ABD'ye tahliye edildi. O zamandan beri çoğu, ülkede uzun süreli kalma izni olmaksızın yasal bir belirsizlik içinde yaşıyor. Ek güvenlik kontrolleri gerektiren bu uygulama, Vietnam Savaşı gibi diğer insani krizlerin ardından çıkarılan yasalara göre modellendi. Küba, Nikaragua ve Irak'taki krizlerden sonra benzer yasalar çıkarılmıştı. Tasarı ayrıca şu dört grup için kalıcı izinlerin önünü açacaktı: Afgan Ulusal Ordusu Özel Harekat Komutanlığı, Afgan Hava Kuvvetleri, Afganistan Özel Görev Kanadı ve Afganistan'daki Kadın Taktik Timleri.
Klobuchar, yasayı geçirmek için yeterli müttefik kazanmayı umarak tasarıyı tamamlamak için çalışıyor. Eski Başkan George W. ile birkaç kez konuştuğunu doğruladı. Bush bu çabalara verdiği destekle ilgili şunları vurguladı: “Senato'da artan sayıda Cumhuriyetçi desteğimiz var. Bu kadınlar, ülkemizin yanında yer alan on binlerce Afgan'ın bir parçası. Uzun süre unutulamazlar. Çabalar başarısız olursa, bazı destekçiler Kongre'nin yalnızca Özel Kuvvetler ekibinden onlarca kadının ABD'de kalmasına yardımcı olacak daha dar bir yasa tasarısını değerlendirebileceğini söylediler.
Klobuchar'ın Başdanışmanı Erin Chapman, kadınlarla yaptığı bir toplantıda, mevzuatın, son Kongre'de Cumhuriyetçi senatörlerin Savunma Bakanlığı tarafından Afganların "ilave incelemesi" için talep ettiği değişiklikleri zaten içerdiğini söyledi.
Afganistan'daki kültürel destek ekibine liderlik eden ve Afgan kadınlarla yakın çalışan ABD Ordusu yüzbaşısı Mary Collarz, çoğu Afganistan'da geride bırakılan muharebe birliğinin aile üyelerinin güvenlik endişelerini sordu. Soruya şu şekilde cevap verildi: "Bu kadınlar ve aileleri yani onların erkek kardeşleri ve babaları hedef alınıyor."
Arizona'dan, Demokrat Temsilci Greg Stanton perşembe günü askerlerle görüşmesine başlarken başka bir taktik deniyordu. Stanton, ABD İç Güvenlik Bakanı Alejandro Mayorkas'a bir mektup göndererek, kadın taktik birimi üyelerinin iltica vakalarının ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri aracılığıyla hızla çözülmesini sağlamak için kişisel olarak müdahale etmesini istedi. Stanton, askere alınan yaklaşık 45 kadından şimdiye kadar yalnızca üçüne sığınma hakkı verildiğini söyledi ve cinsiyetleri nedeniyle farklı muamele göreceklerinden endişe duyduklarını dile getirdi. Stanton, Mayorkas’a yazdığı mektupta şunları söyledi: "Endişeliyim. Çünkü bu cesur kadın grubu, bakanlığınızdan karışık muamele görüyor. Pilotlar da dahil olmak üzere birçok erkek Afgan askerine öngörülen 180 günlük süre içinde sığınma hakkı verildi.
Doğrudan ABD hükümetiyle çalışan tercümanlar ve aracılar gibi sözleşmeye taraf olanlar özel göçmen vizelerine hak kazanırken, doğrudan Afgan hükümetinden maaş alan askerlere bu hak verilmedi.
Kadın taktik birimi Afganistan'da özel bir durum ve ortaya çıkış hikayesi on yıldan daha eskilere dayanıyor. ABD ordusu, Afganistan'da yaklaşık 10 yıl süren savaştan sonra, kırsal Afgan köylerinde devriye gezmek için kadın birliklere ihtiyaç duyduğuna karar verdi. Bu birimdeki kadınların çoğu, Taliban yönetimi altında şiddetli zulümle karşı karşıya kalan etnik bir azınlık grubu olan Hazaralar topluluğundan geliyordu. Bugün Afganistan'da "Hazaralar" grubu içinde yaşamak, kadınların ABD güçleriyle iş birliğinden kaynaklanan tehlikeleri ikiye katlıyor. Bu bağlamda Collarz, Özel Kadın Birimi'nin kadın üyelerinin birçok aile üyesinin Taliban tarafından öldürüldüğünü, işkence gördüğünü veya tehdit edildiğini doğruladı.
* Şarku’l Avsat okurları için The New York Times’tan tercüme edilmiştir.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.