Korgeneral Atta: ‘Wagner, Sudan’da savaşıyor. Elimizde ölmüş bir Wagner unsuru var’

Sudan Egemenlik Konseyi üyesi, Şarku’l Avsat’a Hamideti’nin ‘vatana ihanet’ suçlamasıyla karşı karşıya kalacağını ve unvanlarının elinden alınacağını açıkladı

Sudan’da iktidardaki Egemenlik Konseyi üyesi Korgeneral Yaser el-Atta
Sudan’da iktidardaki Egemenlik Konseyi üyesi Korgeneral Yaser el-Atta
TT

Korgeneral Atta: ‘Wagner, Sudan’da savaşıyor. Elimizde ölmüş bir Wagner unsuru var’

Sudan’da iktidardaki Egemenlik Konseyi üyesi Korgeneral Yaser el-Atta
Sudan’da iktidardaki Egemenlik Konseyi üyesi Korgeneral Yaser el-Atta

Sudan ordusunun önde gelen liderlerinden Korgeneral Yaser el-Atta, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne bağlı medyayı, yandaşlarının moralini yükseltmek için yalan söylemekle suçlayarak, bazı noktalar dışında ordunun ülkenin tüm eyaletlerini tamamen kontrol ettiğini açıkladı. Atta, ‘savaşların anası’ olarak nitelendirdiği genel komutanlık savaşında isyancı güçlerin yok edildiğini söyledi.

İktidardaki Egemenlik Konseyi üyesi Korgeneral Atta, Hızlı Destek Kuvvetleri’ni ve komutanı Hamideti’yi orduya ihanet etmekle suçladı. Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Hamideti’ye ‘prens’ ve Sudan’ın hükümdarı diye seslendiğini belirten Atta, Hızlı Destek liderlerinin akıl dışı hırslarının onları bu yangına götürdüğünü dile getirdi.

Korgeneral Yaser el-Atta, Suudi Arabistan ve ABD’ye de Sudan’daki çatışmayı sona erdirmek için arabuluculuk yapmalarından dolayı teşekkür ederken, orduyla ilgili diyaloğun amacının, ‘isyancı güçleri başkent Hartum’dan uzaklaştırmak, aralarındaki iyi unsurların orduya dahil edilmesine, geri kalanların terhis edilmesine hazırlık olarak onları bir kampa hapsetmek ve Hızlı Destek’in üst düzey liderlerini yargılamak’ olduğunu ifade etti.

Atta, ‘ordu ve liderliğinin, Sudan’ın tüm bölgelerini ve aşiretlerini temsil ettiği için’ mevcut çatışmanın bir iç savaşa dönüşme olasılığının uzak olduğunu söylerken, Rus Wagner güçlerinin savaş ve altın çıkarma operasyonlarına müdahale ettiğini de kabul etti. Korgeneral, Hamideti’nin büyük bir altın stokuna (Rusya’da 53 ton ve başka bir kardeş ülke ve Sudan’da 22 ton) sahip olduğuna dikkati çekti.

Birleşmiş Milletler’in Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz’in rolü hakkında ise Korgeneral Yaser el-Atta, bunun oldukça olumsuz bir rol olduğunu ve onun yerine başka bir tarafsız elçinin getirilmesinin daha iyi olduğunu söyledi. Yetkili, çerçeve anlaşmaya geri dönme olasılığına ilişkin olarak da bu anlaşmanın, başkalarını dışlamak ve gücü tekelleştirmek için Merkez Konseyi’nin hizmetine girdiğini vurguladı. Ayrıca kimseyi dışlamayan bir anlaşmaya varmak için Merkez Konseyi ve diğer güçleri istişareye davet edeceğini, aksi takdirde iki yıllığına geçici bir hükümet atanacağını ve Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB) ve Arap Birliği’ni yeni bir otoritenin ortaya çıkacağı ülkede genel seçimler düzenlemeye davet edeceğini söyledi.

İşte Korgeneral Yaser el-Atta’nın Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Ordu tüm eyaletleri kontrol ediyor

FOTO: Sudan’ın başkentinde çıkan çatışmalar nedeniyle gökyüzünü duman kapladı (AFP)
Sudan’ın başkentinde çıkan çatışmalar nedeniyle gökyüzünü duman kapladı (AFP)

-Sahadaki durum hala belirsiz ve çelişkili bilgiler mevcut. Ordunun şu andaki pozisyonu nedir? Araziyi ne ölçüde kontrol ediyorsunuz?

Ordu, ‘yeteneklerinin çoğunu kaybetmiş ve şu anda bazı suç eylemleri gerçekleştiren bazı isyancı noktalar dışında’ tüm eyaletler üzerinde tam kontrole sahip. Çelişkili bilgiler, yasadışı para ve rüşvetle büyüyen isyancıların yalancı medyasının bir sonucudur. Onların ahlakları bozuldu ve düzenbazlık, onların yaşam tarzı haline geldi.

Başkentte ise, tüm ana üsleri teslim alındı ve imha edildi. Araçlarını Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresi, radyo ve televizyon istasyonlarına ve vatandaşların evlerinin bulunduğu mahallelere konuşlandırdılar. Ayrıca hastanelere, okullara ve yoğun nüfuslu mahallelere de yayıldılar. Zaman zaman, tarama faaliyeti yürüten güçleri durdurmak veya medyanın dikkatini çekmek ve liderliğe saldırmaya teşebbüs ederek ve bazı ordu kamplarını topçu bombardımanıyla hedef alarak moral yükseltmek için umutsuz girişimlerde bulunuyorlar. Ancak eylemlerinin çoğu şu anda devlet kurumlarını ve fabrikaları yağmalamaya ve tahrip etmeye, bankaları, mağazaları ve vatandaşların evlerini yağmalamaya, eczanelerden ilaçları, hastanelerden ekipmanları yağmalamaya ve vatandaşlar için temin edilen yeni araçlara el koymaya odaklanıyor.

-Yani bunlar vur-kaç savaşları mı? Aynı şekilde bazı ordu liderlerinin bahsettiği gibi kısa sürede zafere ulaşmak zor mu?

Bahsettiğim nedenlerle Genel Komutanlık, vatandaşların kayıp vermemesi ve devletin altyapısının zarar görmemesi için ortaya koyulan yeni planlarla onları yok etmeye çalışıyor. Şu anda bu, mükemmel bir şekilde uygulanıyor.

‘Savaşların anası’ Burhan tarafından yönetiliyor

-Genel Komutanlık, Hartum Havalimanı, saray ve stratejik bölgelerde çatışmalar devam ediyor mu?

Genel Komutanlık ve Hartum Havalimanı’ndan uzaklaştırıldılar, ama bu bölgelerde uzun mesafelerden toplarla savaşıyorlar. Varlıklarının yoğunluğu, aslında güçlerimizle birlikte bu bölgelerin çevresinde devam eden savaş operasyonlarından önceydi. Son zamanlarda Hartum dışından cumhurbaşkanının evinin yanındaki havaalanı mahallesinde ve Genel Komutanlık civarında bulunan üç tabur olduğu tahmin edilen büyük kuvvetler, Harekât Otoritesi karargahında üç tabur ve ‘devrik lider Ömer el-Beşir dönemindeki iktidar partisinin genel merkezinde ve havalimanının hemen güneyinde bitişik olan iki yerde üç tabur çağırdılar. Doğrudan sarayın doğusuna ek kuvvetler konuşlandırdılar. Tüm bu güçler tamamen yok edildi. Ayrıca karargâhlarından doğrudan Genel Komutanlığa bakan 3 tabur getirdiler. Bütün bu kuvvetler, ‘savaşların anası’ dediğimiz ve bizzat Başkomutan Burhan tarafından yönetilen Genel Komutanlığın savaşlarında etkisiz hale getirildi. Onları kuşatma altına aldığımız saray savaşı kaldı. Tamamen yok edilecekler.

-Bazıları, her iki tarafın da zaferlerini sadece bir moral artışı olarak mı tanımlıyor?

Kendileriyle yan yana çalışan güçlerimize ihanet ettikleri için hiçbir savaşı kazanamadılar. Liderliklerinin akıl dışı hırsları onları bu yangına götürdü. Hamideti’ye ‘prens’ derlerdi. Ona ‘Sudan hükümdarı Prens Ebu Hamdan’ ve kardeşi Abdurrahim’e de ‘veliaht prens’ diye seslenirlerdi.

-Savaşların yakın bir sonu olmasını bekliyor musunuz?

Allah’ın izniyle, bu iyi ve doğru insanların duaları, iradeleri ve silahlı kuvvetlerimizin sağlamlığı ile çok yakında Daklu sülalesinin güçsüz oyunu sona erecek, Bu Moğol akını yenilecektir.

Suudi Arabistan- ABD girişimi

-Sudan’da çözüm için Suudi Arabistan- ABD çabaları mevcut. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Tüm takdir ve saygıları hak eden kardeş Suudi Arabistan Krallığı’na ve ayrıca meselemize gösterdiği ilgiden dolayı ABD’ye teşekkür ediyorum. Ancak diyalogdaki amacımız, yalnızca isyancı güçleri başkentten çıkarmak, askerlik şartlarını taşıyanlar için silahlı kuvvetler birliklerine katılmaları hususunda bir kamp belirlemek ve geri kalanların yaşama rehabilite edilmek üzere Terhis Komisyonu’na teslim edilmesidir. Hızlı Destek’in üst düzey liderlerinin de ülkeye ve vatandaşlara karşı işledikleri suçlardan dolayı yargılanması son derece önemlidir. Bu noktaların dışında herhangi bir diyalog, savaşın başka bir zamana ertelenmesiyle ilgilidir.

-Savaşı sona erdirmek için uluslararası bir plan olsaydı yanıt verir miydiniz?

Ne olursa olsun kimse planlarını üzerimize empoze etmeyecek.

-Çatışmalardan dolayı insanların hayatı kesintiye uğruyor. İnsani bir felaket korkusuyla nasıl mücadele edilebilir?

En büyük insani felaket, bu milislerin Sudan’daki varlığıdır. Kaçakçılık, yağma ve rüşvetle sosyal hayat, servet, ahlâk ve iktisadî hayat, siyasî hayat ve askerlik müessesesi alt üst edilmiştir. Bu salgının ve kanserin Sudan milletinin vücudundan silinmesi, milletin en büyük zaferi, Darfur’da, Hartum’da ve tüm devletlerdeki şehitlerin kanının uğruna kazanılan en büyük zaferdir. Asıl felaket, Daklu ailesinin Sudan haritasındaki varlığıdır.

İç savaş korkuları

-Kırılgan ekonomik koşulların yanı sıra, çok sayıda ordunun varlığı ve güvenlik ihlalleri ortasında savaşın bir iç savaşa dönüşmesinden endişe ediliyor mu? Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hayır. Bu çatışmalar, bir iç savaşa yol açmayacak. Çünkü Sudan ordusu, Sudan’ın tüm kabilelerini içerir. Liderliğinde tümgeneral rütbesine sahip olanlar vardır: Üçü Kordofan’dan, üçü doğudan, üçü kuzeyden, ikisi Darfur’dan ve biri merkez bölgeden. Bir diğer husus da ordunun, er-Rizaygat oğulları ile bir sorunu yoktur. Çünkü onlar da diğer Sudanlı aşiretler gibi baş tacıdır. Hızlı Destek Kuvvetleri’ndeki gençlerle bir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz Daklu sülalesi çetesi ve bu gençleri sadece kişisel çıkarları için savaşa sokan bazı suç liderleriyle. Yani Allah’ın izniyle bu yönde bir iç savaş asla olmayacak.

-Bölgesel ve uluslararası tarafların savaşa girme yönünde korkular var mı?

Biz konunun hassasiyetini bildiğimiz için hiçbir kardeş ülkeden savaşta bize destek vermesini istemedik. Ama kuvvetlerimiz arasında Wagner’den öldürülmüş keskin nişancı var. Kardeş ülkelerin isyancı milislere yardım isteme girişimleri olduğuna dair bize gelen, doğruluğunu teyit edemediğimiz bilgiler var. Ek olarak Hamideti’nin kuvvetleri arasında Çad, Nijer, Mali ve diğerlerinden paralı askerler var.

Sudan’daki Wagner milisleri

-Rus Wagner ordusunun komutanı yardım teklif etti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Minnettarız. Biz, onun yardımını istemiyoruz. Biz sadece ülkelerle ve tanınmış uluslararası, bölgesel ve insani yardım kuruluşlarıyla muhatap oluyoruz. Rusya devleti yardım etmek istiyorsa, memnuniyetle karşılanır.

-Wagner ordusu hala Sudan’da mı? Özellikle de altının üretildiği Darfur’daki Cebel Amer’de Wagner gücü var mı?

Tüm dünya onların nerede olduğunu biliyor. Sudan’da, Libya ya da Orta Afrika sınırlarında Hamideti için altın madenciliği yapan şirketlerin olduğu her yerde Wagner unsurları da var.

Sudan altını kaçakçılığı

-Sizce Sudan altını yurt dışına kaçırılıyor mu ve boyutu nedir?

Evet. Sudan altını yıllardır yurtdışına kaçırılıyor ve kaçak üretim hacmi çok büyük. Elimdeki bilgiler Hamideti’nin Rusya’da 53 ton, başka bir kardeş ülkede 22 ton ve birkaç ülkede de birkaç ton olarak tahmin edilen stokları olduğunu gösteriyor. Onlarca ton ise Sudan’da saklı.

-Sayıları 100 bine ulaşana kadar Hızlı Destek Kuvvetleri’nin serbestçe genişlemesine, silahlanmasına ve ordu yasasını çiğneyerek istedikleri kişiyi göreve almasında izin verenin ordu komutanı olduğuna dair suçlamalar var. Değerlendirmeniz nedir?

Önceki rejimin günlerinden bu yana zaten çok sayıdalar, bol miktarda silahlanmış durumdalar ve özellikle son günlerde onu korumak için başkentte ve eyaletlerde genişlemişlerdir. Ordu komutanı son asker alımını durdurdu ve onlara askeri numara vermeyi reddetti. Buna rağmen, şu anda savaş tarafından önleri kesilen 36 binden fazla asker topladılar. Devrim sırasında kuvvetlerine çağrı yapıldı. Okullara ve hükümet merkezlerine girdiler. Asıl yerlerine dönene kadar onlara başka kamplar vermek gerekiyordu. Ancak ihanet niyeti taşıyorlardı. Bu yüzden geri dönmeyi reddettiler. Ordu komutanı her zaman çatışmadan kaçındı ve onları siyasi baskıyla entegre etme eğilimindeydi. Ancak politikacılar, deneyim yetersizlikleri ve geçici taktikleri nedeniyle onlarla ittifak kurdular. Geleceğe ve stratejilerine bakmadılar. Çünkü ne olursa olsun tek endişeleri iktidar koltuğuna ulaşmaktı. Başka bir şey değil. Bu çerçevede ordu komutanı devrime karşı çıktı. Hızlı Destek milislerinin lideri, devrimin ve demokrasinin koruyucusu oldu. Komünist Parti’nin onlara ‘Yumuşak İniş Kuvvetleri’ derken haklı olduğunu şahsen kabul ediyorum. Allah’ın izniyle isyanı yok edeceğiz, sonra da devletin milli güvenliğini bozmayan demokrasiyle orduda olduğumuzu net ve yüksek sesle söyleyeceğiz. Büyük Sudan halkının devriminin ve tercihinin yanındayız. Ancak politikacılar, bilsinler ki devletimiz eğlence için bir oyun değil.

-Bu kadar büyük miktarda birlik ve teçhizatı kim finanse ediyor?

Federal Maliye Bakanlığı. Daklu sülalesinin şirketlerini finanse etmek için Yemen’de savaşan güçlerin maaşlarından kesinti yapılıyor.

Hamideti olarak bilinen Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu (AP)
Hamideti olarak bilinen Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu (AP)

Hamideti yalan söylüyor

-Hamideti, ordunun Rusya’dan MiG-29 uçakları getirmesine yardım ettiğinden bahsetmişti. Bu doğru mu?

Son uçak 2007’den önce Rusya’dan geldi. O zamanlar Hamideti, Sınır Muhafız Kuvvetleri’nde istisnai bir rütbeye sahip bir astsubaydı. O ve kardeşi Abdurrahim, doğaları gereği yalan söylerler ve yalanlarına inanırlar.

-Peki ya Hafter? Etiyopya da kapıda.

Hafter’e Hamideti’ye destek vermesi için baskı yapıldığına dair çelişkili bilgiler aldık. Ancak son zamanlarda, bunu yapmayı bıraktığını öğrendik. Bunu kardeş ve aziz bir ülkeden canı gönülden temenni ediyoruz. Ancak Etiyopya’ya gelince, Başbakan Abiy Ahmed’e sınır sorunlarının ancak diyalog yoluyla çözülebileceğine dair cesur duruşundan dolayı teşekkür ediyoruz. O, büyük bir Afrika medeniyetinden ve Etiyopya halklarının medeniyetinden gelen ahlaklı bir şahsiyettir. Selam ve takdir onunla olsun.

Volcer’ın rolü olumsuz

BM’nin Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz (Reuters)
BM’nin Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz (Reuters)

-Bazılarının dedikleri gibi Volker Peretz’in rolünün yıkıcı olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu rol, yıkıcı değil. Yardım etmek istiyor, ancak diğeri olmadan tek bir siyasi akımın etkisi altına girdi. Bu yüzden asla başarılı olamayacak.

-Rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rolü çok olumsuz. Çünkü sorunu çözmesine olanak tanımayacak sınırlı bir yönde yürümesine neden olan bir etki çemberinde. Biz de onun fikrini güvenli bir yere götüremeyeceğiz. Onun yerine tarafsız ve herkese açık başka bir elçi görevlendirmek daha iyi olur.

-Hızlı Destek Kuvvetleri lideri, savaşının orduyla değil, ordu içindeki eski rejimin unsurlarıyla olduğunu mu söylüyor?

Savaşı kendi kendisiyle. Çünkü iktidardaki eski rejimin tek destekçisi odur. Eski rejim, kendisini ​​korumak için kurulmuştu, daha doğrusu Devlet Başkanı Beşir’i, kardeşlerini ve ofisinin müdürünü korumak içindi. Beşir, ordusunu ve mali imparatorluğunu kendisi için kuran ve onu Ulusal Kongre’nin Şura Konseyi’ne getiren kişidir. Şu anda güvenlik komitesinin askeri parçası olan tek kişi o. O biliyor ve tüm ordu biliyor. Aynı şekilde eski rejimin mensupları da mevcut. Onlara şunu soralım; Burhan, Kabaşi ve Yaser el-Atta, eski rejim örgütünün üyesi midir, yoksa eski rejim örgütünün içinde olan Hamideti midir?

-Orduya ne kadar nüfuz ettiklerini düşünüyorsunuz?

Ordu devrim safına geçer geçmez, önde gelen üyeler azledildi. Ardından Korgeneral Haşim Abdülmuttalib’in grubu azledildi ve daha sonra çoğu örgüt mensubu, güvenlik ve polis teşkilatında bulunan başka bir grup, emekliye sevk edildi. Ancak ironi şu ki, 305’ten fazlası Hamideti tarafından subay ve danışman olarak kendi kuvvetlerine alındı. Yetkilendirmeyi Kaldırma Komitesi oluşturulurken, kuruluşun birtakım unsurları Dışişleri Bakanlığı, yargı ve diğer bazı kurumlara havale edildi. Bu noktada da Hamideti, bir kısmını şirketlerine danışman olarak atadı. Özgürlük ve Değişim Merkez Konseyi’ne katılmazsam, bu benim Kizan olduğum anlamına mı gelir? (Sudan’daki Müslüman Kardeşler’e verilen bir ifade). Ardından Komünist Parti, Özgürlük ve Değişim Merkez Konseyi’nden ayrıldı ve hükümetlerine muhalif faaliyetler yürütmeye karar verdi. Peki onlar, Kizan mı? Bu, Hamideti’nin siyasal İslamcılara karşı duran kardeş ülkeler için kullandığı bir korkuluk ve Özgürlük ve Değişim’in kendileriyle aynı fikirde olmayanları terörize etmek için kullandığı bir korkuluk. Gerçek şu ki, tamamen bağımsız silahlı kuvvetlerimiz var.

-Çerçeve anlaşmaya geri dönüş bekliyor musunuz?

Çerçeve anlaşması, başkalarını dışlamak, onları kontrol etmek ve gücü tekelleştirmek için Merkez Konseyi’nin hizmetine girdi. Savaştan sonra Allah’ın izniyle Merkez Konseyi’ni, Demokratik Blok’u, Komünist Parti’yi, Sosyalist ve Halkçı Arap Baas Partisi’ni, İttihatçıları ve önceki anlaşma sahiplerini istişare etmeye davet edeceğiz. Dışlama olmaksızın, vatanı ve güvenliğini manipüle etmeden anlaşma sağlanırsa memnuniyetle karşılanır. Aksi taktirde iki yıllık bir süre için yetenekli bir bekçi hükümeti atarız. Ülkedeki genel seçimleri yönetmek ve organize etmek için BM, AfB, İGAD ve Arap Birliği’nden oluşan ortak bir dörtlü misyon talep edeceğiz.

-Hızlı Destek Kuvvetleri’ni isyancı bir güç olarak nitelendirdiniz. Ancak lideri hâlâ Egemenlik Konseyi’nin başkan yardımcısı statüsünü elinde tutuyor. Siz (belki de) aranızdaki tüm bağları koparmak istemiyor musunuz?

Bu, büyük bir hata. Askerî harekât nedeniyle Egemenlik Konseyi üyelerinin bir arada bulunmaları mümkün olmadığı için Konsey Başkan Yardımcılığı unvanını kendisinden geri çekmedik. Ancak ilk toplantıda hakkında vatana ihanet, devlet güvenliğini tehdit, isyan, cinayet, yağma, terör estirme, devlet altyapısını tahrip, güven ve şerefi zedeleme suçlarından şikayetçi olunacak. Daha sonra Egemenlik Konseyi üyeliğinden çıkarılacak, askeri rütbesi düşürülecek ve tutuklanmasının ardından yargı önüne çıkarılacak.

-Son olarak, tahminlerinize göre bu savaş ne kadar sürecek?

Öncelikle yiğit ordumuzun evlatlarına ve yüce sivil halkımıza karşı ihanet suçunun şehitlerine cennet ve sonsuzluk, tüm yaralılara acil şifalar diliyorum. Değerli halkımıza şunu söylüyorum; İsyancı milisleri yok etmeye çok az kaldı, Allah’ın izniyle çok az kaldı. Halkımız için korkumuz olmasaydı, size sadece bir gün kaldığını söylerdim.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”