Filistinlinin sığınma aşamaları

İsrail’in Filistinlileri sınır dışı etmesi, onlar için imkânsız bir gerçeklik oluşturdu

Nesma muharami (Majalla)
Nesma muharami (Majalla)
TT

Filistinlinin sığınma aşamaları

Nesma muharami (Majalla)
Nesma muharami (Majalla)

Samir ez-Zeben

Her savaş, satır aralarında bir mülteci sorunu ortaya koyar. Savaş, ölüm ve yıkım getirdiği için de her insanın ölümden kaçma, kendileriyle çocuklarının hayatını kurtarma ve savaş bittikten sonra da vatanına dönme hakkı vardır. Gelgelelim İsrail devletini kuran 1948 yılı savaşında mülteciler, savaşın satır arası bir tezahürü olmadı. Savaş, Filistinlileri kökünden söküp onları birer mülteciye dönüştürmeyi hedefliyordu; bu gerçekleşmeden “İsrail Devleti’nin” kurulması mümkün olamazdı. Savaş sona erdiğinde İsrail, yurtlarına geri dönmelerine hükmeden 194 sayılı BM kararına rağmen mültecilerin geri dönüşünü engelledi.

Vatanın gözden kaybolması

İsrail’in Filistinlileri sınır dışı etmesi, onlar için imkânsız bir gerçeklik oluşturdu. Nitekim bir gecede vatansız kaldılar ve bu vatan, siyasi harita üzerinde “İsrail Devleti’ne” dönüştü. Vatanın geri kalanı Batı Şeria, Ürdün tarafından ilhak edilirken Gazze Şeridi de Mısır yönetimine tâbi oldu. Filistinliler, siyasi haritadan kaybolan bir yere mensup olarak, komşu ülkelerde ve dahi kendi vatanlarında bir mülteci haline geldiler. Bu, karmaşık koşullarında onlar için keskin varoluş ve kimlik soruları doğurdu: Onlar, dağılmış bireyler mi? Ulusal bir topluluk mu oluşturuyorlar? Coğrafi şemsiyelerini kaybettikten sonra onları bir araya getiren şey nedir? Aralarında gerçek bir toparlayıcı unsur var mı? Vatanlarını kaybetseler de ulusal bir kimliğe sahipler mi? Ortak bir kültürleri var mı?

1 Mayıs 2023’te Nekbe’nin 75’inci yıldönümü münasebetiyle Gazze Şeridi’nin güneyinde yer alan Han Yunus’un doğusundaki sınır şeridi boyunca yapılan bir yürüyüşe katılan kızlar (AFP)
1 Mayıs 2023’te Nekbe’nin 75’inci yıldönümü münasebetiyle Gazze Şeridi’nin güneyinde yer alan Han Yunus’un doğusundaki sınır şeridi boyunca yapılan bir yürüyüşe katılan kızlar (AFP)

Sığınma deneyimi, modern Filistinlilerin hayatının özeti. Nitekim onlar, kitlesel ve bireysel sürgün olarak iç içe geçmiş iki düzeyde sürgün hayatı yaşadı. Kopuş, vatanla olan ilişkinin devamıydı. Yani ne orada yaşıyor ne de oraya aidiyetten vazgeçiyorlar; orada bırakılanlar, bir gün geri alınacak. Modern tarihlerinde maruz kaldıkları tüm musibetlere rağmen Filistinlileri besleyen rüya bu.

Son on yıllar boyunca Filistinli, komşu ülkelerde o mekâna ait olmadığını hatırlatan şeylerle yaşadı. Onu, yeni çevreye uyum sağlayamaz hale getiren sebeplerden biri de buydu. Ev sahibi ülkelerden gelen ve onu istemeyen dış baskı, Filistinli “kampını” üretmek ve farklı şekillerde devam etmesini sağlamak için fazladan bir etken olarak işlev gördü.

Sığınma deneyimi, modern Filistinlilerin hayatının özeti. Nitekim onlar, kitlesel ve bireysel sürgün olarak iç içe geçmiş iki düzeyde sürgün hayatı yaşadı

Kardeşlerin yurtlarındaki garipler

Sığınma deneyimi Filistinlileri, kardeşlerin yurtlarında yabancı, ama vatanlarına dönmeyi bekleyen kişiler olarak yeniden şekillendirdi. Bu, vatanlarına dönme hayalleri gerçekleşmediği sürece hayatlarındaki tek sabite olan “geçiciye” dayalı bir Filistin kültürü üretti. Sürgün yerlerinde geçirilen dönemin uzamasıyla birlikte bu sürgünü hayatlarına katmak ve bir ölçüde onunla barışmak zorunda kaldılar. Zamanla sürgün derinleşti ve kitlesel bir hal olarak tezahürlerinin yerini bireysel bir hal aldı. Ve sadece aidiyet anlamında değil, doğuştan da sürgün çocukları meydana çıktı. 1948 yılında Filistinliler, onlara gönülsüzce ve geçici olarak ev sahipliği yapan komşu ülkelere dağıldı. Yaşadıkları yerin değişmesiyle birlikte Filistin toplumunun tabiatı gittikçe değişti ve sürgün yerlerinin dağılması ve nüfusun parçalanmasından sonra kendi hayatlarını ve yurtlarını icat etmek zorunda kaldılar. Vatan gözden kaybolunca Filistinlilerin, “İsrail” adı altında kaybolan ülkelerinin yerine geçmeleri gerekti.

Kökünden sökülmek, Filistinlileri dağıttığı için onlar da coğrafyanın yerinen hayali koyarak sığındıkları yerlerde yeniden bir Filistin kurmaya mecbur oldular. Bu hayal gücünün yaratıcı vazifesi, sadece gasp edilen vatanı unutulmaktan korumak değildi. Evet bu, en önemli tarihî misyonlarından biriydi, ama bununla birlikte bu hayal gücünün (Filistin vatanının gözden kaybolmasına rağmen) Filistin geleceğini de türetmesi gerekiyordu. Filistinli topluluklar, sürgün yerlerinde kendilerini yeni ve modern bir vaziyetle tek bir toplum halinde yeniden yapılandırdılar. Bu toplum, sürgüne karşı ulusal projesini inşa etti ve böylece nihai bir sürgündeki çıplak bir kurbanken haklarını geri alması gereken tarihî bir proje sahibinin kurbanına dönüştü.

Bu demek değildi ki sürgün, Filistinliler için bir felaket olmadı. Zira vatanlarını kaybettiklerinden beri hayata tutunma gücünü kaybettiler ve her ne kadar kardeş olsalar da başkalarının ülkelerinde yaşar hale geldiler. Bu, sığınma koşullarını farklılaştıran şeydi. Nitekim mağdurlar, birbirlerini kıskandı. Mesela Lübnan’da işsiz kalan mülteci, Suriye’de çalışma hakkı elde eden mülteciyi kıskandı; Suriye’de kendisine siyasi haklar verilmeyen ve mülkiyet hakkı evli olmak şartıyla tek bir daireyle sınırlı tutulan mülteci, Ürdün’de vatandaşlık ve tüm siyasi haklara sahip olan mülteciyi kıskandı.  

Sığınma deneyimi Filistinlileri, kardeşlerin yurtlarında yabancı, ama vatanlarına dönmeyi bekleyen kişiler olarak yeniden şekillendirdi. Bu, “geçici” olana dayalı bir Filistin kültürü üretti

Yeni bir ulusal doğum

Filistin ulusal kimliğinin, kökünden sökülmesi sayesinde Arap kardeşlerinden daha belirgin hale geldiğini söylersem abartmış sayılmam. Sadece Filistinlinin yaşamındaki farklılıklar sebebiyle değil, aynı ölçüde sürgünün ürettiği bu yaşamdaki eksiklik sebebiyle de Filistinliler, çalınan vatanlarıyla daha belirgin bir ilişki kurmak zorunda kaldılar. Mesela sakinlerinden çalınmayan Arap ülkelerinde, Filistinlilerin maruz kaldığı varoluşsal tehdidin yokluğu nedeniyle ulusal bağ daha az belirgindir.

Bu yüzden Filistinlilerin köklerinden sökülmeden önce vatanlarında yaşadıkları durağan, istikrarlı ve homojen yaşam, sürgün yerlerinde daha belirgin hale geldi; coğrafya gözden kaybolduysa da sürgün yerlerindeki Filistinlilerin hayatından yok olmadı. Filistinliler, kendi ülkelerinde yaşarken fark etmedikleri istikrarı, kaybedince anladılar. Dolayısıyla onlara, istikrarlı vatanı rahatsız sürgün yeriyle bütünleştirmek kaldı. Filistinliler bu süreçte sürgünde tekrar ele geçirdikleri vatan parçalarıyla sürgünü yamamayı başardılar ve böylece sürgün, katlanılır hale geldi. Kamplardaki küçük ve sefil sokaklar ve dükkânlar, Filistin şehirlerinin, köylerinin ve coğrafi mekânlarının adlarını aldı.

Böylece Filistin hayatındaki küçük şeyler, değerinin ötesine geçen anlamlar, metafizik çağrışımlar, fotografik görüntüler, giysiler, yerinden sökülmüş şeyler, sözlü gelenekler ve alışkanlıklar kazandı. Ve “hepsi yeniden bolca üretilip büyüdü, temel bir fikre dönüştürüldü, biz Filistinlilerin kendimizi kimliğimize ve birimizi diğerine bağlamak için kullandığı ilişkilerin dokusuna iplikler olarak işlendi ve aktarıldı.” “Coğrafyanın sabitliği” ile “toprağın sürekliliğinin” kaybı, Filistinlilerin, Edward Said’in tabiriyle, “sürgünde olma” özelliklerinin dışında birbirlerine benzeme yeteneklerinin kaybına yol açtı.

Filistinlilerin köklerinden sökülmeden önce vatanlarında yaşadıkları durağan, istikrarlı ve homojen yaşam, sürgün yerlerinde daha belirgin hale geldi; coğrafya gözden kaybolduysa da sürgün yerlerindeki Filistinlilerin hayatından yok olmadı

Kampın icadı

Geçici kamp, tüm Filistinli nesillerin hayatlarını tüketti ve kendi tarihî, toplumsal ve siyasi yapısını oluşturdu. Bitmek istemeyen bir sürgünde hızla geçip giden bir “geçicinin” anlatısı ve dönüşün gerçekleştiği bir vatanın bekleyişi içinde olan geçici bir anlatı değil, Filistin tecrübesinin en önemli anlatısı haline geldi. Bir tarih ve bir hafıza oldu, bu uzun bekleyişte kamp, ikinci bir vatana dönüşerek Filistin’in bir uzantısı veya bir alternatifi oldu. Filistinlilerin, tabiri caizse iki katlı bir yurdu vardı artık: bugünün yurdu, yani kamp ve tarihteki gerçek yurt, yani Filistin.

Çünkü Filistinliler, başkalarının topraklarında uzun süre kalmanın onları, çalınan bir ülkeden başka bir ülkeye ait insanlara dönüştürdüğünü ve başka bir vatanları olmadığı için bekleyecekleri o vatanla bağlarını kaybedeceklerini bilmiyorlardı. Kamptaki insanlar kendilerini, onları doğmadıkları bir yere ait kılmaya aracı olan babalarının nesli olarak değil, Filistin’in torunları olarak görüyor. Evet, belki o yerden uzakta doğdular, ama herhangi Filistin bir kasabası, köyü veya şehri gibi o yere ait bir dış noktada doğdular. O noktanın adı: kamp.

Bu uzun bekleyişte kamp, ikinci bir vatana dönüşerek Filistin’in bir uzantısı ya da alternatifi oldu. Filistinlilerin, tabiri caizse artık iki katlı bir yurdu vardı: bugünün yurdu, yani kamp ve tarihteki gerçek yurt, yani Filistin

Kampın anlamı

İçine doğmuş bir evladı olarak kampı tarif etmek istesem yabancıların şehrin kenar mahallelerinde inşa ettiği bir yer derdim. Bu kampı, geçicilik duygusu ve geçtiği ve yaşadığı yerlerle özel olarak ilgilenen bir mağdur hissiyle inşa ettiler. Bu mağdur, genellikle meseleyi iki yönden ele alır. Birincisi, geçici bir yerde gelip geçen biri olarak mağdur, o yeri kalıcı bir mekân olarak görmez. İkincisi, o yere ruhunu katar ve önceki deneyimlerinin en güzelini bu yeni mekâna taşıyarak onu ruhuyla inşa eder. Bu, kamp sakinlerinin, içindeki yaşadıkları sefil yerle olan ilişkilerini açıklar. Onlar, o yerin sefaletini görmeyip o mekândaki ruhlarını görürler. Yabancılar, kendilerine benzeyen bir yer inşa etmişler ve çamurunu ruhlarıyla karmışlardır.

Yabancılar, mekânı inşa ettiklerinde onu dışarıya açık yaparlar, çünkü mağdurlar, kendileri gibi mağdur olanı ararlar. Sadece onunla o yeri paylaşmak için değil, aynı zamanda birbirlerinin acılarını hafifletmek için de. Dar evleriyle bu kamp, mahalleye, sokağa, şehre, ülkeye ve dünyaya açıktı.

Filistinli için kamp, köklerinden koparılmaya karşı hayali bir vatan inşa ettiği, dolayısıyla da kimliğini icat ettiği yerdir. Kamp artık, onlarca yıldır gerçeklik haline gelmesi engellenen vatan/rüyadır. Bu doğru, ama tüm kusurlarına rağmen Filistinliye kimliğini veren de odur. Bundan dolayı kampın, hafızalarından bir vatan ören ve başkalarının coğrafyasında kimliklerini yeniden icat ederek hayalden bir halk inşa eden hayalperestlerden oluşan bir topluluk şekillendirdiği söylenebilir. Sevdikleri ve büründükleri bir kimlik, onların ana bileşeni haline geldi ve imkânsız koşullarda bir devrim ortaya çıkardı.

Kamp parçalanıp ortadan kaybolduğunda kimliklerinin tehdit altına olduğunu hissederler ve böylece hayal kırılır, kişisel kimlik dağılır. Bu, mültecilere bölgenin geleceğinde bir yerleri olmadığını söyleyen Oslo Anlaşması’yla başlayan süreçtir. Kampın dağılması, hayallerinden güç alan bir topluluk olarak hayalperestleri yok eder, zira kampı kaybetmişlerdir. Bu yüzden mülteci Filistinli, kampa bir sefalet yeri olarak bakmaz ve kişisel ve kitlesel bir kimlikle hayat kurma yeri olarak sarılır. Avrupa’daki sürgün yerinde olan Filistinli mültecilerin Lübnan ve Suriye’deki sefalet kamplarına karşı besledikleri hasreti, kamplara bakışlarını oluşturan bu temel olmadan anlamak mümkün değildir. Bu bakış, mekânın sefaletinin ötesine geçerek içinde yaşayan hayalperestlerin güzelliğini görür.

Filistinli için kamp, köklerinden koparılmaya karşı hayal gücüyle bir vatan inşa ettiği, dolayısıyla da kimliğini icat ettiği yerdir. Kamp artık, gerçekleşmesi engellenen bir vatan/rüyadır

Nekbe sayesinde vatanseverlik

Modern Filistin milliyetçiliğinin İsrail devletinin ilanına ve Filistinlilerin vatandan kopuş tecrübesini yaşamasına sebep olan bir tarihî kırılmadan doğduğunu söylersek gerçekten uzaklaşmış olmayız. Yani bu Filistin milliyetçiliği, vatanın siyasi haritadan yok olması ve vatan sahiplerinin de vatan topraklarından kaybolması sonrasında doğdu.

Filistin tecrübesindeki bu kırılma, önceki Filistin tarihiyle nihai bir kopuş olarak değerlendirilebilir. Bir diğer ifadeyle modern Filistin milliyetçiliği, Filistin tecrübesinin bu temel hadisesinin etkisiyle dünyaya geldi. Dolayısıyla modern Filistin milliyetçiliğinin oluşumu, 20’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihleniyor. Siyonist projenin Filistin vatanının enkazı üzerinde İsrail devletini kurma başarısının bir sonucudur ve Filistin topraklarının coğrafyadan yok olması demektir.  

Bir adım ileri gidersek Filistin halkının bu zaman ve olay bağlamında doğduğunu söyleyebiliriz, ki bu epey tartışılması gereken bir şeydir. Bir diğer deyişle Filistin halkı, tıpkı modern Filistin milliyetçiliği gibi, vatanın kaybedilip toprakları üzerinde İsrail devletinin kurulması üzerine yaşadığı nekbe (felaket) sonucunda doğdu; öncesinde değil. Kamp da bu milliyetçiliğin temelini oluşturdu.

Vatanlarında kalan ve sığınmanın acısını tatmış olan Filistinli toplulukları, bu kimliğin inşasına katkıda bulundu. Modern Filistin milliyetçiliği, bir halkın ve onun ülkesindeki izlerinin ortadan kaldırılması ve gizlenmesine karşı şekillendi ki bu, Siyonist projenin özüdür. Bu proje, bu toprakları işgal edip kontrolü ele geçirmek ve sakinlerini kovmakla yetinmeyip daha ileri gitti ve farklı bir anlatımla tarihi de işgal etmek ve mekânların isimlerini değiştirerek bir halkın izlerini silmek istedi; çünkü yeni isimler kullanılmasının, toprağın asıl kimliğini inkâr ederek ona işgalin istediği niteliği kazandırdığını düşünüyordu. Ona göre bu topraklar, işgal ettiği için değil, üç bin yıl öncesine dayanan uydurma ve yalancı bir uzun tarihten ötürü işgalciye aittir.

Modern Filistin milliyetçiliğinin oluşumu, tarihî olarak 20’nci yüzyılın ikinci yarısına ait olup Siyonist projenin Filistin vatanının enkazı üzerinde İsrail devletini kurma başarısının bir sonucudur

Mülteci ve vatandaş yabancılar

İçine doğduğum ve hayatımın büyük bir bölümünü yaşadığım Yermuk kampının, yabancılar ile şehrin kenar mahallesi arasındaki bir aşk hikâyesi olduğunu söylersem abartmış olmam. Bu yabancılar, başka hiçbir şeye sahip olmadıkları bu uzak mekânda yaşayan bedenlerinden kendi Filistin’lerini yeniden inşa ettiler. Bizatihi kendileri de başkalarının vatanlarında taşınan bir vatan oldu. Yabancıların hayatı, zalim bir otorite tarafından icat edilen ve “Filistinli mültecilerin geçici ikamet kartı” olduğunu söyleyen dört köşeli plastik bir kartla eşleştirildi.  

Han Yunus’un doğu sınırı boyunca yapılan bir yürüyüş sırasında 1948 Filistinlilerinin terk ettiği evleri simgeleyen bir anahtar ve bir buğday demeti taşıyan bir kadın (AFP)
Han Yunus’un doğu sınırı boyunca yapılan bir yürüyüş sırasında 1948 Filistinlilerinin terk ettiği evleri simgeleyen bir anahtar ve bir buğday demeti taşıyan bir kadın (AFP)

Nesilden nesle mülteciye dönüşerek hepsi de 1948 Nekbe’sine ait oldu. 2000 doğumlu birinin bile kaydına şöyle yazıldı: “1948’de Suriye’ye sığındı.” Bu, tüm şiirsel mecazları aşan bir gerçeklik metaforudur. Filistinliler, “kamp” tabirini severken “mülteci” tabirinden hoşlanmıyordu. Halbuki ikisi de aynı şeyi söylüyor. Ama başkalarının vatanlarında kalmak istedikleri için hoşlanmıyor değillerdi. Geçici “kamp” tabiri kayıp cennete geçen Filistinliyi ifade ederken, “mülteci” kelimesi yarayı deşiyor ve ilticadan sonra doğup oraya ait olanları yaralıyordu.

Suriye “ulusal” uçakları, yeni bir sığınmanın başladığını duyurarak Yermuk kampının sakinlerini kanlarıyla yoğurdu. Ertesi gün kamptaki evlerinin anahtarlarını taşıyan Suriyeliler ile kamptaki ve kayıp cennetlerindeki evlerinin anahtarlarını taşıyan Filistinliler beraber yürüdü. Yeni bir yola çıkmak üzere aceleyle bağlanmış giysi bohçalarında hayallerini taşımak için geri döndüler. Yermuk’un “oraya buraya dağılmış” Filistinlileri, şimdi dünyanın dört bir yanında, bitimsiz hayallerinin kesesini açmak için yeni bir “kamp” arıyor.

Nesilden nesle mülteciye dönüşerek hepsi de 1948 Nekbe’sine ait oldu. 2000 doğumlu birinin bile kaydına şöyle yazıldı: “1948’de Suriye’ye sığındı.” Bu, tüm şiirsel mecazları aşan bir gerçeklik metaforudur

Ben İsrail’den daha büyüğüm

Filistinli mülteci, komşu ülkelerde olduğunda ona bir Filistinli olduğu ve Filistin’e dönme hakkı bulunduğu hatırlatıldığı için baskıya uğruyor. Yani Filistinlinin, uğrunda sıkıntı çekmesi gereken büyük davasını sürdürmek için bir Lübnanlı ya da Suriyeli gibi olma hakkı yoktur. Avrupa ülkelerine geldiğinde de bu ülkeler, onun Filistin’ini inkâr ediyor. Mesela Avrupa’ya gelen tüm mültecilerin mensubu oldukları bir vatanları var; bu Etiyopyalı, şu Iraklı, o Bulgar vs. Ama Filistinli ve onun gibi birkaç lanetli ise “stateless” yani vatansız.

14 Nisan 2023’te Beyrut’un güneyinde Filistin mültecilerin bulunduğu Burc el-Beracine kampı (AFP)
14 Nisan 2023’te Beyrut’un güneyinde Filistin mültecilerin bulunduğu Burc el-Beracine kampı (AFP)

1938’de Filistin’de doğan ağabeyim Ali, Suriye katliamı nedeniyle 2014’te İsviçre’ye sığındığında İsviçre Göçmen Bürosu’ndaki bir müfettiş ona nerede doğduğunu sormuş. O, “Filistin’de doğdum” deyince müfettiş, “İsrail’i mi kastediyorsun?” demiş. Kardeşim de müfettişe kızarak şu cevabı vermiş: “Hayır, Filistin’de doğdum. Ben İsrail’den on yaş büyüğüm.”

Üç farklı sığınma ülkesinde yaşadıktan sonra sığınmanın ruhta bir damga olduğunu anladım. Bu damga, bize ve başkalarına, doğalı yaşamayan, onu tanımayan ve ölene kadar da öyle kalacak bir yabancı, mutlak bir yabancı olduğumuzu gösterir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.