Filistinlinin sığınma aşamaları

İsrail’in Filistinlileri sınır dışı etmesi, onlar için imkânsız bir gerçeklik oluşturdu

Nesma muharami (Majalla)
Nesma muharami (Majalla)
TT

Filistinlinin sığınma aşamaları

Nesma muharami (Majalla)
Nesma muharami (Majalla)

Samir ez-Zeben

Her savaş, satır aralarında bir mülteci sorunu ortaya koyar. Savaş, ölüm ve yıkım getirdiği için de her insanın ölümden kaçma, kendileriyle çocuklarının hayatını kurtarma ve savaş bittikten sonra da vatanına dönme hakkı vardır. Gelgelelim İsrail devletini kuran 1948 yılı savaşında mülteciler, savaşın satır arası bir tezahürü olmadı. Savaş, Filistinlileri kökünden söküp onları birer mülteciye dönüştürmeyi hedefliyordu; bu gerçekleşmeden “İsrail Devleti’nin” kurulması mümkün olamazdı. Savaş sona erdiğinde İsrail, yurtlarına geri dönmelerine hükmeden 194 sayılı BM kararına rağmen mültecilerin geri dönüşünü engelledi.

Vatanın gözden kaybolması

İsrail’in Filistinlileri sınır dışı etmesi, onlar için imkânsız bir gerçeklik oluşturdu. Nitekim bir gecede vatansız kaldılar ve bu vatan, siyasi harita üzerinde “İsrail Devleti’ne” dönüştü. Vatanın geri kalanı Batı Şeria, Ürdün tarafından ilhak edilirken Gazze Şeridi de Mısır yönetimine tâbi oldu. Filistinliler, siyasi haritadan kaybolan bir yere mensup olarak, komşu ülkelerde ve dahi kendi vatanlarında bir mülteci haline geldiler. Bu, karmaşık koşullarında onlar için keskin varoluş ve kimlik soruları doğurdu: Onlar, dağılmış bireyler mi? Ulusal bir topluluk mu oluşturuyorlar? Coğrafi şemsiyelerini kaybettikten sonra onları bir araya getiren şey nedir? Aralarında gerçek bir toparlayıcı unsur var mı? Vatanlarını kaybetseler de ulusal bir kimliğe sahipler mi? Ortak bir kültürleri var mı?

1 Mayıs 2023’te Nekbe’nin 75’inci yıldönümü münasebetiyle Gazze Şeridi’nin güneyinde yer alan Han Yunus’un doğusundaki sınır şeridi boyunca yapılan bir yürüyüşe katılan kızlar (AFP)
1 Mayıs 2023’te Nekbe’nin 75’inci yıldönümü münasebetiyle Gazze Şeridi’nin güneyinde yer alan Han Yunus’un doğusundaki sınır şeridi boyunca yapılan bir yürüyüşe katılan kızlar (AFP)

Sığınma deneyimi, modern Filistinlilerin hayatının özeti. Nitekim onlar, kitlesel ve bireysel sürgün olarak iç içe geçmiş iki düzeyde sürgün hayatı yaşadı. Kopuş, vatanla olan ilişkinin devamıydı. Yani ne orada yaşıyor ne de oraya aidiyetten vazgeçiyorlar; orada bırakılanlar, bir gün geri alınacak. Modern tarihlerinde maruz kaldıkları tüm musibetlere rağmen Filistinlileri besleyen rüya bu.

Son on yıllar boyunca Filistinli, komşu ülkelerde o mekâna ait olmadığını hatırlatan şeylerle yaşadı. Onu, yeni çevreye uyum sağlayamaz hale getiren sebeplerden biri de buydu. Ev sahibi ülkelerden gelen ve onu istemeyen dış baskı, Filistinli “kampını” üretmek ve farklı şekillerde devam etmesini sağlamak için fazladan bir etken olarak işlev gördü.

Sığınma deneyimi, modern Filistinlilerin hayatının özeti. Nitekim onlar, kitlesel ve bireysel sürgün olarak iç içe geçmiş iki düzeyde sürgün hayatı yaşadı

Kardeşlerin yurtlarındaki garipler

Sığınma deneyimi Filistinlileri, kardeşlerin yurtlarında yabancı, ama vatanlarına dönmeyi bekleyen kişiler olarak yeniden şekillendirdi. Bu, vatanlarına dönme hayalleri gerçekleşmediği sürece hayatlarındaki tek sabite olan “geçiciye” dayalı bir Filistin kültürü üretti. Sürgün yerlerinde geçirilen dönemin uzamasıyla birlikte bu sürgünü hayatlarına katmak ve bir ölçüde onunla barışmak zorunda kaldılar. Zamanla sürgün derinleşti ve kitlesel bir hal olarak tezahürlerinin yerini bireysel bir hal aldı. Ve sadece aidiyet anlamında değil, doğuştan da sürgün çocukları meydana çıktı. 1948 yılında Filistinliler, onlara gönülsüzce ve geçici olarak ev sahipliği yapan komşu ülkelere dağıldı. Yaşadıkları yerin değişmesiyle birlikte Filistin toplumunun tabiatı gittikçe değişti ve sürgün yerlerinin dağılması ve nüfusun parçalanmasından sonra kendi hayatlarını ve yurtlarını icat etmek zorunda kaldılar. Vatan gözden kaybolunca Filistinlilerin, “İsrail” adı altında kaybolan ülkelerinin yerine geçmeleri gerekti.

Kökünden sökülmek, Filistinlileri dağıttığı için onlar da coğrafyanın yerinen hayali koyarak sığındıkları yerlerde yeniden bir Filistin kurmaya mecbur oldular. Bu hayal gücünün yaratıcı vazifesi, sadece gasp edilen vatanı unutulmaktan korumak değildi. Evet bu, en önemli tarihî misyonlarından biriydi, ama bununla birlikte bu hayal gücünün (Filistin vatanının gözden kaybolmasına rağmen) Filistin geleceğini de türetmesi gerekiyordu. Filistinli topluluklar, sürgün yerlerinde kendilerini yeni ve modern bir vaziyetle tek bir toplum halinde yeniden yapılandırdılar. Bu toplum, sürgüne karşı ulusal projesini inşa etti ve böylece nihai bir sürgündeki çıplak bir kurbanken haklarını geri alması gereken tarihî bir proje sahibinin kurbanına dönüştü.

Bu demek değildi ki sürgün, Filistinliler için bir felaket olmadı. Zira vatanlarını kaybettiklerinden beri hayata tutunma gücünü kaybettiler ve her ne kadar kardeş olsalar da başkalarının ülkelerinde yaşar hale geldiler. Bu, sığınma koşullarını farklılaştıran şeydi. Nitekim mağdurlar, birbirlerini kıskandı. Mesela Lübnan’da işsiz kalan mülteci, Suriye’de çalışma hakkı elde eden mülteciyi kıskandı; Suriye’de kendisine siyasi haklar verilmeyen ve mülkiyet hakkı evli olmak şartıyla tek bir daireyle sınırlı tutulan mülteci, Ürdün’de vatandaşlık ve tüm siyasi haklara sahip olan mülteciyi kıskandı.  

Sığınma deneyimi Filistinlileri, kardeşlerin yurtlarında yabancı, ama vatanlarına dönmeyi bekleyen kişiler olarak yeniden şekillendirdi. Bu, “geçici” olana dayalı bir Filistin kültürü üretti

Yeni bir ulusal doğum

Filistin ulusal kimliğinin, kökünden sökülmesi sayesinde Arap kardeşlerinden daha belirgin hale geldiğini söylersem abartmış sayılmam. Sadece Filistinlinin yaşamındaki farklılıklar sebebiyle değil, aynı ölçüde sürgünün ürettiği bu yaşamdaki eksiklik sebebiyle de Filistinliler, çalınan vatanlarıyla daha belirgin bir ilişki kurmak zorunda kaldılar. Mesela sakinlerinden çalınmayan Arap ülkelerinde, Filistinlilerin maruz kaldığı varoluşsal tehdidin yokluğu nedeniyle ulusal bağ daha az belirgindir.

Bu yüzden Filistinlilerin köklerinden sökülmeden önce vatanlarında yaşadıkları durağan, istikrarlı ve homojen yaşam, sürgün yerlerinde daha belirgin hale geldi; coğrafya gözden kaybolduysa da sürgün yerlerindeki Filistinlilerin hayatından yok olmadı. Filistinliler, kendi ülkelerinde yaşarken fark etmedikleri istikrarı, kaybedince anladılar. Dolayısıyla onlara, istikrarlı vatanı rahatsız sürgün yeriyle bütünleştirmek kaldı. Filistinliler bu süreçte sürgünde tekrar ele geçirdikleri vatan parçalarıyla sürgünü yamamayı başardılar ve böylece sürgün, katlanılır hale geldi. Kamplardaki küçük ve sefil sokaklar ve dükkânlar, Filistin şehirlerinin, köylerinin ve coğrafi mekânlarının adlarını aldı.

Böylece Filistin hayatındaki küçük şeyler, değerinin ötesine geçen anlamlar, metafizik çağrışımlar, fotografik görüntüler, giysiler, yerinden sökülmüş şeyler, sözlü gelenekler ve alışkanlıklar kazandı. Ve “hepsi yeniden bolca üretilip büyüdü, temel bir fikre dönüştürüldü, biz Filistinlilerin kendimizi kimliğimize ve birimizi diğerine bağlamak için kullandığı ilişkilerin dokusuna iplikler olarak işlendi ve aktarıldı.” “Coğrafyanın sabitliği” ile “toprağın sürekliliğinin” kaybı, Filistinlilerin, Edward Said’in tabiriyle, “sürgünde olma” özelliklerinin dışında birbirlerine benzeme yeteneklerinin kaybına yol açtı.

Filistinlilerin köklerinden sökülmeden önce vatanlarında yaşadıkları durağan, istikrarlı ve homojen yaşam, sürgün yerlerinde daha belirgin hale geldi; coğrafya gözden kaybolduysa da sürgün yerlerindeki Filistinlilerin hayatından yok olmadı

Kampın icadı

Geçici kamp, tüm Filistinli nesillerin hayatlarını tüketti ve kendi tarihî, toplumsal ve siyasi yapısını oluşturdu. Bitmek istemeyen bir sürgünde hızla geçip giden bir “geçicinin” anlatısı ve dönüşün gerçekleştiği bir vatanın bekleyişi içinde olan geçici bir anlatı değil, Filistin tecrübesinin en önemli anlatısı haline geldi. Bir tarih ve bir hafıza oldu, bu uzun bekleyişte kamp, ikinci bir vatana dönüşerek Filistin’in bir uzantısı veya bir alternatifi oldu. Filistinlilerin, tabiri caizse iki katlı bir yurdu vardı artık: bugünün yurdu, yani kamp ve tarihteki gerçek yurt, yani Filistin.

Çünkü Filistinliler, başkalarının topraklarında uzun süre kalmanın onları, çalınan bir ülkeden başka bir ülkeye ait insanlara dönüştürdüğünü ve başka bir vatanları olmadığı için bekleyecekleri o vatanla bağlarını kaybedeceklerini bilmiyorlardı. Kamptaki insanlar kendilerini, onları doğmadıkları bir yere ait kılmaya aracı olan babalarının nesli olarak değil, Filistin’in torunları olarak görüyor. Evet, belki o yerden uzakta doğdular, ama herhangi Filistin bir kasabası, köyü veya şehri gibi o yere ait bir dış noktada doğdular. O noktanın adı: kamp.

Bu uzun bekleyişte kamp, ikinci bir vatana dönüşerek Filistin’in bir uzantısı ya da alternatifi oldu. Filistinlilerin, tabiri caizse artık iki katlı bir yurdu vardı: bugünün yurdu, yani kamp ve tarihteki gerçek yurt, yani Filistin

Kampın anlamı

İçine doğmuş bir evladı olarak kampı tarif etmek istesem yabancıların şehrin kenar mahallelerinde inşa ettiği bir yer derdim. Bu kampı, geçicilik duygusu ve geçtiği ve yaşadığı yerlerle özel olarak ilgilenen bir mağdur hissiyle inşa ettiler. Bu mağdur, genellikle meseleyi iki yönden ele alır. Birincisi, geçici bir yerde gelip geçen biri olarak mağdur, o yeri kalıcı bir mekân olarak görmez. İkincisi, o yere ruhunu katar ve önceki deneyimlerinin en güzelini bu yeni mekâna taşıyarak onu ruhuyla inşa eder. Bu, kamp sakinlerinin, içindeki yaşadıkları sefil yerle olan ilişkilerini açıklar. Onlar, o yerin sefaletini görmeyip o mekândaki ruhlarını görürler. Yabancılar, kendilerine benzeyen bir yer inşa etmişler ve çamurunu ruhlarıyla karmışlardır.

Yabancılar, mekânı inşa ettiklerinde onu dışarıya açık yaparlar, çünkü mağdurlar, kendileri gibi mağdur olanı ararlar. Sadece onunla o yeri paylaşmak için değil, aynı zamanda birbirlerinin acılarını hafifletmek için de. Dar evleriyle bu kamp, mahalleye, sokağa, şehre, ülkeye ve dünyaya açıktı.

Filistinli için kamp, köklerinden koparılmaya karşı hayali bir vatan inşa ettiği, dolayısıyla da kimliğini icat ettiği yerdir. Kamp artık, onlarca yıldır gerçeklik haline gelmesi engellenen vatan/rüyadır. Bu doğru, ama tüm kusurlarına rağmen Filistinliye kimliğini veren de odur. Bundan dolayı kampın, hafızalarından bir vatan ören ve başkalarının coğrafyasında kimliklerini yeniden icat ederek hayalden bir halk inşa eden hayalperestlerden oluşan bir topluluk şekillendirdiği söylenebilir. Sevdikleri ve büründükleri bir kimlik, onların ana bileşeni haline geldi ve imkânsız koşullarda bir devrim ortaya çıkardı.

Kamp parçalanıp ortadan kaybolduğunda kimliklerinin tehdit altına olduğunu hissederler ve böylece hayal kırılır, kişisel kimlik dağılır. Bu, mültecilere bölgenin geleceğinde bir yerleri olmadığını söyleyen Oslo Anlaşması’yla başlayan süreçtir. Kampın dağılması, hayallerinden güç alan bir topluluk olarak hayalperestleri yok eder, zira kampı kaybetmişlerdir. Bu yüzden mülteci Filistinli, kampa bir sefalet yeri olarak bakmaz ve kişisel ve kitlesel bir kimlikle hayat kurma yeri olarak sarılır. Avrupa’daki sürgün yerinde olan Filistinli mültecilerin Lübnan ve Suriye’deki sefalet kamplarına karşı besledikleri hasreti, kamplara bakışlarını oluşturan bu temel olmadan anlamak mümkün değildir. Bu bakış, mekânın sefaletinin ötesine geçerek içinde yaşayan hayalperestlerin güzelliğini görür.

Filistinli için kamp, köklerinden koparılmaya karşı hayal gücüyle bir vatan inşa ettiği, dolayısıyla da kimliğini icat ettiği yerdir. Kamp artık, gerçekleşmesi engellenen bir vatan/rüyadır

Nekbe sayesinde vatanseverlik

Modern Filistin milliyetçiliğinin İsrail devletinin ilanına ve Filistinlilerin vatandan kopuş tecrübesini yaşamasına sebep olan bir tarihî kırılmadan doğduğunu söylersek gerçekten uzaklaşmış olmayız. Yani bu Filistin milliyetçiliği, vatanın siyasi haritadan yok olması ve vatan sahiplerinin de vatan topraklarından kaybolması sonrasında doğdu.

Filistin tecrübesindeki bu kırılma, önceki Filistin tarihiyle nihai bir kopuş olarak değerlendirilebilir. Bir diğer ifadeyle modern Filistin milliyetçiliği, Filistin tecrübesinin bu temel hadisesinin etkisiyle dünyaya geldi. Dolayısıyla modern Filistin milliyetçiliğinin oluşumu, 20’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihleniyor. Siyonist projenin Filistin vatanının enkazı üzerinde İsrail devletini kurma başarısının bir sonucudur ve Filistin topraklarının coğrafyadan yok olması demektir.  

Bir adım ileri gidersek Filistin halkının bu zaman ve olay bağlamında doğduğunu söyleyebiliriz, ki bu epey tartışılması gereken bir şeydir. Bir diğer deyişle Filistin halkı, tıpkı modern Filistin milliyetçiliği gibi, vatanın kaybedilip toprakları üzerinde İsrail devletinin kurulması üzerine yaşadığı nekbe (felaket) sonucunda doğdu; öncesinde değil. Kamp da bu milliyetçiliğin temelini oluşturdu.

Vatanlarında kalan ve sığınmanın acısını tatmış olan Filistinli toplulukları, bu kimliğin inşasına katkıda bulundu. Modern Filistin milliyetçiliği, bir halkın ve onun ülkesindeki izlerinin ortadan kaldırılması ve gizlenmesine karşı şekillendi ki bu, Siyonist projenin özüdür. Bu proje, bu toprakları işgal edip kontrolü ele geçirmek ve sakinlerini kovmakla yetinmeyip daha ileri gitti ve farklı bir anlatımla tarihi de işgal etmek ve mekânların isimlerini değiştirerek bir halkın izlerini silmek istedi; çünkü yeni isimler kullanılmasının, toprağın asıl kimliğini inkâr ederek ona işgalin istediği niteliği kazandırdığını düşünüyordu. Ona göre bu topraklar, işgal ettiği için değil, üç bin yıl öncesine dayanan uydurma ve yalancı bir uzun tarihten ötürü işgalciye aittir.

Modern Filistin milliyetçiliğinin oluşumu, tarihî olarak 20’nci yüzyılın ikinci yarısına ait olup Siyonist projenin Filistin vatanının enkazı üzerinde İsrail devletini kurma başarısının bir sonucudur

Mülteci ve vatandaş yabancılar

İçine doğduğum ve hayatımın büyük bir bölümünü yaşadığım Yermuk kampının, yabancılar ile şehrin kenar mahallesi arasındaki bir aşk hikâyesi olduğunu söylersem abartmış olmam. Bu yabancılar, başka hiçbir şeye sahip olmadıkları bu uzak mekânda yaşayan bedenlerinden kendi Filistin’lerini yeniden inşa ettiler. Bizatihi kendileri de başkalarının vatanlarında taşınan bir vatan oldu. Yabancıların hayatı, zalim bir otorite tarafından icat edilen ve “Filistinli mültecilerin geçici ikamet kartı” olduğunu söyleyen dört köşeli plastik bir kartla eşleştirildi.  

Han Yunus’un doğu sınırı boyunca yapılan bir yürüyüş sırasında 1948 Filistinlilerinin terk ettiği evleri simgeleyen bir anahtar ve bir buğday demeti taşıyan bir kadın (AFP)
Han Yunus’un doğu sınırı boyunca yapılan bir yürüyüş sırasında 1948 Filistinlilerinin terk ettiği evleri simgeleyen bir anahtar ve bir buğday demeti taşıyan bir kadın (AFP)

Nesilden nesle mülteciye dönüşerek hepsi de 1948 Nekbe’sine ait oldu. 2000 doğumlu birinin bile kaydına şöyle yazıldı: “1948’de Suriye’ye sığındı.” Bu, tüm şiirsel mecazları aşan bir gerçeklik metaforudur. Filistinliler, “kamp” tabirini severken “mülteci” tabirinden hoşlanmıyordu. Halbuki ikisi de aynı şeyi söylüyor. Ama başkalarının vatanlarında kalmak istedikleri için hoşlanmıyor değillerdi. Geçici “kamp” tabiri kayıp cennete geçen Filistinliyi ifade ederken, “mülteci” kelimesi yarayı deşiyor ve ilticadan sonra doğup oraya ait olanları yaralıyordu.

Suriye “ulusal” uçakları, yeni bir sığınmanın başladığını duyurarak Yermuk kampının sakinlerini kanlarıyla yoğurdu. Ertesi gün kamptaki evlerinin anahtarlarını taşıyan Suriyeliler ile kamptaki ve kayıp cennetlerindeki evlerinin anahtarlarını taşıyan Filistinliler beraber yürüdü. Yeni bir yola çıkmak üzere aceleyle bağlanmış giysi bohçalarında hayallerini taşımak için geri döndüler. Yermuk’un “oraya buraya dağılmış” Filistinlileri, şimdi dünyanın dört bir yanında, bitimsiz hayallerinin kesesini açmak için yeni bir “kamp” arıyor.

Nesilden nesle mülteciye dönüşerek hepsi de 1948 Nekbe’sine ait oldu. 2000 doğumlu birinin bile kaydına şöyle yazıldı: “1948’de Suriye’ye sığındı.” Bu, tüm şiirsel mecazları aşan bir gerçeklik metaforudur

Ben İsrail’den daha büyüğüm

Filistinli mülteci, komşu ülkelerde olduğunda ona bir Filistinli olduğu ve Filistin’e dönme hakkı bulunduğu hatırlatıldığı için baskıya uğruyor. Yani Filistinlinin, uğrunda sıkıntı çekmesi gereken büyük davasını sürdürmek için bir Lübnanlı ya da Suriyeli gibi olma hakkı yoktur. Avrupa ülkelerine geldiğinde de bu ülkeler, onun Filistin’ini inkâr ediyor. Mesela Avrupa’ya gelen tüm mültecilerin mensubu oldukları bir vatanları var; bu Etiyopyalı, şu Iraklı, o Bulgar vs. Ama Filistinli ve onun gibi birkaç lanetli ise “stateless” yani vatansız.

14 Nisan 2023’te Beyrut’un güneyinde Filistin mültecilerin bulunduğu Burc el-Beracine kampı (AFP)
14 Nisan 2023’te Beyrut’un güneyinde Filistin mültecilerin bulunduğu Burc el-Beracine kampı (AFP)

1938’de Filistin’de doğan ağabeyim Ali, Suriye katliamı nedeniyle 2014’te İsviçre’ye sığındığında İsviçre Göçmen Bürosu’ndaki bir müfettiş ona nerede doğduğunu sormuş. O, “Filistin’de doğdum” deyince müfettiş, “İsrail’i mi kastediyorsun?” demiş. Kardeşim de müfettişe kızarak şu cevabı vermiş: “Hayır, Filistin’de doğdum. Ben İsrail’den on yaş büyüğüm.”

Üç farklı sığınma ülkesinde yaşadıktan sonra sığınmanın ruhta bir damga olduğunu anladım. Bu damga, bize ve başkalarına, doğalı yaşamayan, onu tanımayan ve ölene kadar da öyle kalacak bir yabancı, mutlak bir yabancı olduğumuzu gösterir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.