İngiliz Büyükelçi Oppenheim Şarku’l Avsat’a konuştu: Güvenlik Konseyi aracılığıyla Yemen barışını desteklemeye hazırız

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)
Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)
TT

İngiliz Büyükelçi Oppenheim Şarku’l Avsat’a konuştu: Güvenlik Konseyi aracılığıyla Yemen barışını desteklemeye hazırız

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)
Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim, ülkesinin Yemenli tarafların ulaştığı her türlü kapsamlı siyasi çözümü onaylamaya yönelik her türlü yeni kararı meşrulaştırmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) üzerine düşen rolü oynamaya hazır olduğunu açıkladı. Oppenheim, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada BMGK’nın Yemen’deki barış çabalarını desteklemek için üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir dizi adımı olduğunu ortaya koydu. Oppenheim’a göre bu adımların en önde geleni, BMGK’nın yaptırımların kaldırılmasını onaylaması. İngiltere, BMGK’nın beş daimi üyesinden biri ve Yemen meselesinin kalem sahibi sıfatıyla müzakere sürecine ve kararların yazılmasına öncülük ediyor. İngiliz Büyükelçinin belirttiğine göre Yemen’deki herhangi bir başarılı anlaşmanın, paylaşılabilecek dağınık Yemen kaynaklarını çözmek için bir ekonomik anlaşma içermesi gerektiğine inanıyor. Ayrıca yaklaşmakta olan herhangi bir siyasi çözümün parçası olarak güneyin geleceği gibi uzun vadeli siyasi meseleleri de ele alması gerektiğini belirtti. Büyükelçi ayrıca, BM Temsilcisinin çabalarının, Suudi Arabistan- İran anlaşması ve bunun Yemen meselesi ve diğer önemli konulara etkisi hakkında da konuştu.

Sürdürülebilir barış

Büyükelçi Oppenheim, Yemen meselesinde tanık olunan son çabaların barışa yönelik önemli adımlar olduğunu vurgularken, “Birleşik Krallık, Suudi ortaklarımızın devam eden ilişkileri ve Ummanlı dostlarımızın sunduğu kolaylıklar için minnettardır. Her iki durumda da bu, BM’nin arabuluculuk çabalarına bir destektir” dedi. Suudi Arabistan’ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir, geçen hafta sonunda yaptığı açıklamada “Yemen’deki savaş tarafları, sekiz yıl önce patlak veren yıkıcı savaşın sona erdirilmesi konusunda ciddi. Ancak doğrudan görüşmelerin ne zaman gerçekleşeceğini tahmin etmek zor” dedi. Nisan ortalarında Al Caber başkanlığındaki bir Suudi Arabistan heyeti, Husilerin kontrolündeki Yemen’in başkenti Sana’yı ziyaret ederek ‘insani durum, tüm mahkumların serbest bırakılması, ateşkes ve Yemen’de kapsamlı bir siyasi çözüm’ olmak üzere dört ekseni ele aldı. Yemen meselesine ilişkin son olumlu gelişmeler, kalıcı bir ateşkes çağrısında bulunan kapsamlı bir barış planının sonuçlandırılması, tüm kara, hava ve deniz limanlarının açılması ve temel ekonomik reformlar, Yemen halkına büyük umutlar verdi.

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, mevcut ivmeyi korumanın ve tarafların şimdiye kadar kaydettiği ilerlemeyi geliştirmenin önemli olduğunu vurgulamış ve “Bu ancak diyalog, siyasi irade ve her iki taraftan tavizlerle sağlanabilir” demişti. Bu çerçevede İngiliz Büyükelçi, önemli olanın bu aşamada tartışılan her şeyin sürdürülebilir olmasını sağlamak olduğunu söylerken “Bunun BM himayesinde bir Yemenli taraflar arası diyaloğu yoluyla yapılması gerektiği konusunda netiz. Tarafların BM Özel Temsilcisi ile ilişkilerini sürdürmeleri son derece önemli” dedi.

Başarılı bir anlaşma için ekonomik anlaşma

İngiliz Büyükelçi, içerisinde bulunulan dönemin Yemen’deki mevcut çatışmanın başlamasından bu yana barış için en iyi fırsat olduğuna inanıyor. Bu konuda geçmişteki birçok çabaya dikkat çekerek, “Bu çabaların üzerine inşa etmeye odaklanmalıyız. Özünde Yemen’deki herhangi bir başarılı anlaşma, Yemen’in paylaşılabilen dağınık kaynaklarını uzlaştırmak için bir ekonomik anlaşma içermelidir” dedi. Oppenheim, sözlerinin devamında ise “Suudiler ve Husiler arasındaki tartışmaların merkezinde ekonomik konuların yer alması tesadüf değil. Diğer önemli ilkeler, kadınlar ve azınlıklar da dahil olmak üzere tüm Yemenlilere karşı saygı ve kapsayıcılık ile Yemen’in egemenliğine ve hukukuna saygıyı içerir. Herhangi bir siyasi çözümün parçası olarak güneyin geleceği gibi uzun vadeli siyasi meseleleri ele almak da önemli olacaktır” açıklamasında bulundu.

Bilgi sahibi Yemenli bir kaynak, geçen Nisan ayında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kriz için BM himayesinde sonuçlandırılmakta olan ve birkaç aşamaya ayrılmış kapsamlı bir barış taslağına değindi. Kaynak, ülkede kapsamlı bir ateşkesin sağlanması, tüm kara, hava ve deniz limanlarının açılması, Merkez Bankası’nın entegrasyonu, ‘herkese karşılık herkes’ sloganıyla esir takasının tamamlanması’ bu taslağın en önemli konuları olduğunu dile getirdi. Plan ayrıca, Suudi Arabistan desteğiyle kapsamlı bir ekonomik reform sürecine ek olarak, tüm limanların açılmasını, kara, deniz ve hava limanlarındaki kısıtlamaların kaldırılmasını ve ister Husi ister kurtarılmış bölgelerde olsun, normal şekilde çalışmaya geri dönülmesini içeriyor.

Milyar sterlinlik insani yardım

Richard Oppenheim, Londra’nın Yemen’de önemli bir rol oynadığını ortaya koyarken, çatışmanın başlamasından bu yana 1 milyar sterlinin üzerinde insani yardım sağlandığına dikkati çekti. Oppenheim, “Bu mali yılda, ayda 100 binden fazla kişinin beslenmesine yardımcı olacağız. 400 sağlık tesisi aracılığıyla hayat kurtaran sağlık ve beslenme hizmetleri sunacağız. Bu yıl ciddi şekilde yetersiz beslenen 22 bin çocuğu tedavi edeceğiz. Birleşik Krallık, önemli bir mayın temizleme sorununu çözmek için ‘HALO Trust’a fon sağlamaktan gurur duyuyor. Aynı şekilde 8 milyon sterlin taahhüt ederek Safer petrol tankerinin oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırma çabalarına öncülük ediyoruz” dedi.

İran’ın davranışlarını takip

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi, ülkesinin Suudi Arabistan- İran anlaşmasını ve bölgedeki gerilimi yatıştıracak her şeyi memnuniyetle karşıladığını belirtirken, İran’ın faaliyetlerinde gerçek bir değişiklik olup olmadığını bilmenin öneminden bahsetti.

İngiliz Büyükelçi, “Yemen’deki çatışmanın birkaç tarafı var ve bölgesel dinamikler, önemli bir unsur. Geçmişte İran’ın Husilere silah ve destek sağlayarak istikrarsızlaştırıcı rol oynadığı konusunda açıktık. Bu, Suudi Arabistan ve BAE’ye yönelik saldırılara yol açtı. Gerginliği yatıştırmaya olanak tanıması halinde anlaşmayı memnuniyetle karşılarız. Ancak İran’ın eylemlerinde gerçek bir değişiklik olup olmadığını bilmek önemlidir” dedi. Suudi Arabistan’ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir’in ziyaretleri de dahil olmak üzere Yemenliler arasında barış umutlarını artırmaya yönelik Suudi çabalarını memnuniyetle karşıladığını yineleyen İngiliz Büyükelçi, Ummanlı yetkililere de çabalarından dolayı takdirlerini dile getirdi.

İngiliz Büyükelçi Richard Oppenheim, Şarku’l Avsat’ın Riyad’daki ofisinde, Abdulhadi Habtur ile (Şarku’l Avsat)
İngiliz Büyükelçi Richard Oppenheim, Şarku’l Avsat’ın Riyad’daki ofisinde, Abdulhadi Habtur ile (Şarku’l Avsat)

ABD, İran’ın Yemen’deki rolüne ilişkin korkularını ve geçen Mart ayında Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile imzaladığı anlaşmaya olan bağlılığını dile getirmişti. İki gün önce ABD’nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, “İran, hala çatışma bölgesine silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapıyor. Bu konuda endişeliyiz, sanırım taahhütlerini yerine getirip getirmeyeceklerini ve Yemen’e silah ve uzman kaçakçılığı yapmayı bırakıp bırakmayacaklarını zaman gösterecek. İran’ın davranışlarını değiştirmesini umut ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Başkanlık Konseyi’nin onayı

Birleşik Krallık Yemen Büyükelçisi, Başkanlık Konseyi’nin güney sorununun siyasi çözüm tartışmalarının bir parçası olarak ele alınması gerektiği konusunda net olduğunu dile getirdi. İngiltere de dahil olmak üzere BMGK’nın bu görüşü desteklediğini belirterek, “Bunun nasıl başarılacağına Yemenli taraflar karar verecek. Güney sorunuyla ilgili tartışmanın zamanlamasının, daha geniş barış sürecini baltalamaması veya güney bölgelerindeki istikrarı tehlikeye atmaması gerektiğine inanıyoruz. Başkanlık Konseyi’nin birliği, barış sürecinin potansiyel başarısı için kritik öneme sahiptir” dedi. Başkanlık Konseyi, güneyli üyeleri olan Zubeydi, Bahsani, Uleymi ve Ebu Zara’ya emanet edildi. Üyeler, ana konular kapsamında ele alınmak üzere güney konusuyla ilgili bir kavram belgesi geliştirdi.

Yeni karar ve yaptırımların kaldırılması

Richard Oppenheim, ülkesinin BMGK’nın daimî üyesi ve Yemen dosyasının kalemini elinde bulunduran yetkili sıfatıyla, ‘yeni bir kararın çıkarılması yoluyla bir kapsamlı siyasi çözüm ve hatta üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir dizi adım dahilinde yaptırımların kaldırılması’ da dahil olmak üzere, Yemen’deki barış çabalarını desteklemeye hazır olduğunu ifade etti. İngiliz Büyükelçi, “Geçmişte defalarca söylediğim gibi, BMGK’nın tüm taraflarca herhangi bir siyasi uzlaşmayı onaylaması için yeni bir karar alması gerekecek. BMGK, Suudi Arabistan ve Umman’ın Sana’ya yaptığı son ziyareti memnuniyetle karşılayan son bildirisi de dahil olmak üzere her aşamada tarafları barış için desteklemeye çalıştı” açıklamasında bulundu. “BMGK’nın yeni bir karar alınmadan önce barışa ulaşma çabalarını desteklemek için üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir dizi adımı vardır. Liste, elbette, yaptırımların kaldırılmasına yönelik BMGK onayını da içerir” diyen Oppenheim, “BMGK’nın bir üyesi olan ve müzakere ve karar alma süreçlerine öncülük eden Birleşik Krallık, bu belgelerin başlatılmasında üzerine düşeni yapmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”