Arap Birliği Zirvesi öncesi gündemdeki zorluklar ve özlemler

En başta, değişen uluslararası dengeler ve küresel savaşın sinyalleri çerçevesinde güvenlik ve ekonomi geliyor

Cezayir'de düzenlenen 31. Arap Birliği Zirvesi’nden bir kare (AFP)
Cezayir'de düzenlenen 31. Arap Birliği Zirvesi’nden bir kare (AFP)
TT

Arap Birliği Zirvesi öncesi gündemdeki zorluklar ve özlemler

Cezayir'de düzenlenen 31. Arap Birliği Zirvesi’nden bir kare (AFP)
Cezayir'de düzenlenen 31. Arap Birliği Zirvesi’nden bir kare (AFP)

Nebil Fehmi

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad, istikrarsız siyasi koşullarda 19 Mayıs’ta 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Zirvede ülkeleri bir gelişme ve yeniden şekillenme aşamasında olan ve mevcut bölgesel ilişkiler ve uluslararası arenadaki düzenlemeler açısından içerideki sosyal denklemin yeniden formüle edindiği Arap dünyası için bazı önemli ve hassas meseleler ele alınacak. Arap dünyasında nüfusun çoğunluğunu genç ve sömürgecilikten kurtuluş dönemi sonrası doğanlar oluşturuyor. Tüm olumlu yönleri ve politikaları ile küreselleşme çağındayız. Sosyal medya siteleri üzerinden önemli ve zengin bilgilerin yanı sıra yanlış, sahte ve zararlı bilgilerle bir birimizle iletişim kuruyoruz.

Bölge, geçtiğimiz onlarca yıl boyunca, bölgesel dengelerde Arapların aleyhine radikal bir değişime tanık oldu. Bunun yanında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından, Afganistan ve Irak'a kadar birçok uluslararası değişimi gördük. Bu değişimler, ABD’yi Ortadoğu ülkelerinin gözünde güvenlik konusunda daha isteksiz, ilgisiz ve kararsız hale getirdi. Bunlara birçok küresel ekonomik ve sosyal değişikliğin yanı sıra Rusya’nın rolünün değişmesi ve Çin nüfuzunun artması da eklendi.

Arap dünyasının son yarım yüzyılda toprak işgali, istikrarsızlık, baskılar, yabancı sömürüsü vb. gibi zorlu deneyimler yaşadığına kimsenin şüphesi yok. Herkesin akıllı politikalar ve akılcı yönetim gerektiren arzulanan hedeflere ve özlemlere ulaşmak için gidileceği daha çok yolu var. Cezayir, Tunus, Filistin, Lübnan ve Irak'ta siyasi istikrar bekliyoruz. Çatışmaların durmasını ve Libya ve Yemen'de siyasi bir ulusal mutabakata varılmasını umuyoruz. Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere nüfuz sahibi Arap ülkeleri, dünyanın karşı karşıya olduğu ciddi zorluklar çerçevesinde bölgesel rollerinin yeniden canlandırılmasını ve geliştirilmesini sağlamalı.

Bazı olumlu işaretler görüyorum. Bunların en önemlisi Arap ülkelerinin kendi iç koşullarında daha iyi bir denge sağlamak, vizyonlarını güncellemek ve daha iyi bir gelecek amacıyla gerçek bir umut elde etmek için ulusal ve bölgesel meselelerde inisiyatif almaları gerektiğinden daha emin hale gelmeleri geliyor.

Örneğin, daha önce Irak ve Umman’da birkaç müzakere turunun gerçekleştiği İran ile Suudi Arabistan arasında Çin’in arabuluculuğunda bir anlaşma imzalanması ve Körfez ülkeleri ile Tahran arasında çeşitli temasların gerçekleşmesi, yetkililerin karşılıklı ziyaretleri, Yemen’deki ateşkesin uzatılması ve çatışmanın sona ermesine yönelik mutabakat haberleriyle Türkiye ile Mısır arasında normalleşme gibi işaretler söz konusu.

Arap ülkelerinin uluslararası ilişkilerinde, özellikle geçmişte geleneksel olarak Batı'ya daha yakın olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından Çin'e açılımla çeşitlenme, genişleme ve gelişme yer alıyor. Aynı durum Mısır ve bazı Arap Mağrip ülkeleri için de geçerli. Rusya, ABD ve Batı ülkeleri ile ilişkiler, çoğunluğun işgaline karşı olduğu Ukrayna'daki olaylara göre ayarlanacak ve dengelenecektir.  Herkes çeşitli taraflarla iyi ilişkilerini sürdürüyor. Bu ilişkiler de insani yardımlar ve mahkumların serbest bırakılması gibi meselelerin çözümüne katkıda bulunuyor.

Birkaç gün sonra düzenlenecek Arap Birliği Liderler Zirvesi ayrı bir önem arz ediyor. Zirve eğer başarılı olursa, olumlu jestler ve Arapların güveniyle beslenecektir. Bu da ABD’nin bazı abartılı ifadeleri ve petrol fiyatlarını düşürmek için üretimin artırılması, Ukrayna'ya insani mali destek sağladığı bir zamanda Rusya’dan büyük miktarlarda dizel satın alınması, çatışan taraflardan buğday ve gıda maddeleri ithal edilmesinin yanı sıra Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın oluşturduğu BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi sınırlı üyeliğe sahip kuruluşlara üye olma ya da üyelikle ilgilenme gibi hırslarının bunlarla ters düşmeden püskürtülmesinin ardından daha etkili ve dengeli, yenilenmiş bir Arap pratiği kurmaya başlamak için bir fırsattır.

Öte yandan Arap dünyasının meşru hedeflerine ulaşmasının ve bölgenin güvenli bir ortama ve istikrara kavuşmasının önünde pek çok zorluk ve engel bulunuyor. Eğer zirveden ikna edici sonuçlar çıkmazsa, Arap dünyasında genel olarak hüsrana yol açacaktır. Arap dünyasının düşmanlarını mevcut konumlarında kalmaya itecektir. Bunların başında Filistinlileri öldüren, onları yerinden etmek için evlerini yıkan, Yahudi yerleşimcilerin Mescid-i Aksa'ya baskın yapmasına ve askerlerin saygısızlığına izin veren İsrail aşırılığının dizginlenmesi ihtiyacı geliyor. Zirve, bu konuda Arap ve İslam dünyasının tüm bu eylemleri reddettiğini teyit etmek için güçlü bir duruş sergilemeli ve uluslararası toplumu bu konuda somut adımlar atmaya motive etmeli.

Bunun yanı sıra Arap ülkeleri, sonra Araplar ve Arap olmayan Ortadoğu ülkeleri arasında iletişim ve diyalog kanalları açılarak acilen bölgesel dengenin yeniden sağlanması gerekiyor. Bu da Suriye'nin Arap Devletleri Ligi (AL) üyeliğine geri dönüşü, çeşitli Arap ülkeleri üzerinde nüfuz sahibi olan İran ve Türkiye ile uzlaşı ve Filistin, Suriye ve Lübnan topraklarını işgal eden İsrail'in tutumunu değiştirme konulu müzakereden yararlanma girişimleri de dahil olmak üzere birçok karar alınmasını ve tutum sergilenmesini gerektiriyor.

Bu yüzden AL üyesi ülkelerin Suriye'nin AL üyeliğine geri dönüşü kararını büyük bir memnuniyetle karşıladım. Umarım gelecekte yabancılaştırma politikalarından kaçınırız. Aynı zamanda görüş ayrılıklarına yol açan eylemlerden ve uygulamalardan kaçınmak için dersler çıkarmadan eski halimize dönmeyi de yeterli görmüyorum. Diğer taraftan Arap ülkelerinin girişimlerini ve önerilerini, özellikle Ürdün ve Suudi Arabistan’ın Suriye ve Arap ülkeleri arasında kademeli olarak karşılıklı adımlar atılmasına ilişkin fikirlerini destekliyorum. Suriye’nin AL üyeliğine dönmesi ve atılan yeni adımlar hem Suriye'nin hem de Arap dünyasının çıkarınadır.

Zirvede, Sudanlı çatışan taraflar arasında Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde başlayan temasları ve toplantıları desteklenme ve ayrıca bölgedeki su kaynaklarının yönetimi konusundaki koordinasyonu canlandırma ve Arap ülkelerinin tutumunu netleştirme çağrısı yapılmalı. Başta Mısır, Suriye, Irak, Ürdün ve işgal altındaki Filistin toprakları olmak üzere birçok ülke su sıkıntısı çekiyor. Bu yüzden Arap ülkelerinin daha geniş ve daha güçlü bir tutum sergilemeleri ve bu bağlamda uluslararası kararları destekleyen ve bu kararlardan uzaklaşmayan bir bölgesel iş birliği için kurallar belirlemeleri gerekiyor.

Arap ülkelerinin, koronavirüs pandemisi ve Ukrayna savaşının yansımaları ve bunlardan çıkarılan dersler sonrasında hammadde, pazar ve yatırımlar açısından kendi malları ile üretim ve hizmet yetenekleri arasındaki sürdürülebilirliği ve ekonomik dengeyi sağlamak için gelişmiş ve çeşitlendirilmiş teknolojik yöntemlerle, özellikle ulusal ve bölgesel gıda güvenliğinin sağlanmasıyla ekonomi mekanizmalarını gözden geçirmeleri gerekiyor.

Arap Birliği Liderleri Zirvesi’nde bölge ülkelerinin kitle imha silahlarıyla ilgili taahhütleri ve yetenekleri arasındaki büyük uyuşmazlığın yanı sıra İsrail'in nükleer imkanlara, siber yeteneklere ve büyük askeri araçlara sahip olduğu ve nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlarla ilgili uluslararası anlaşmaların hiçbirine taraf olmadığı göz önüne alındığında Ortadoğu ülkeleri için eşit uluslararası ve bölgesel yükümlülüklerle ilgili çabaların canlandırılması da ele alınmalı. İran, İsrail’in taraf olmadığı bu anlaşmalara katılmış ve bu alanlarda uzun yıllar yaptırımlara maruz kalmış buna karşın gelişmiş askeri teknolojilere sahip olmuştur. Türkiye de gelişmiş milli askeri yeteneklere sahiptir ve bir NATO üyesidir.

Arap ülkelerinin gelecekteki bölgesel güvenlik meseleleriyle ilgili vizyonlarını netleştirmeleri gerekiyor. Belirli bir güvenlik şemsiyesinden çıkıp belirsiz bir güvenlik durumuna girdikten sonra büyük ülkelerin güvenlik alanının daralmasıyla bölge ülkelerinin güvenliklerini sağlamada daha fazla sorumluluk üstlenmeleri gerektiği gerçeğiyle bu durum daha da önemli ve acil hale geldi. ABD’nin mevcut duruma ve gerekli olanlara dair değerlendirmesi de varoluşsal tehditlerle sınırlıdır. Zirve’de Ortadoğu için gelecekte yeni bir güvenlik haritasının oluşturulması amacıyla siyasi anlaşmazlıkların çözülmesi, acil krizlere çözüm getirilmesi, yasadışı silahların kontrol edilmesi, silahsızlanma, güvenlik ve iş birliğinin inşası olmak üzere beş ana kategorinin tartışılmasını öneriyorum. Ortadoğu’yu nükleer silahların ve kitle imha silahlarının tehlikelerinden korumanın yanı sıra bölgenin güvenliğini, istikrarını ve yatırım cazibesini korumak için su yollarının güvenliğini sağlayacak bölgesel düzenlemelere ulaşmanın önemine özellikle dikkati çekmek istiyorum.

Zirvede Ortadoğu için bölgesel ve küresel komşularımızla diyaloglarımızı başlatabileceğimiz bir vizyonun belirlenmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Dünyanın yeni bir küresel soğuk savaşın başlaması endişesi, bölgedeki tüm ülkelere kendi işlerini kendilerinin görmesini gerektiriyor. Bu aynı zamanda hem geleceğimizi şekillendirmede söz sahibi olmamız için bir fırsat hem Arap ülkelerinin ağırlıkları, güçleri ve zenginlikleri ile istikrarsız, zayıf ve fakir ülkelerle el ele vermesini gerektiriyor. Mısır yıllardır geleneksel olarak arabuluculuk rolünü üstlenirken Suudi Arabistan’ın da bu hassas tarihi süreçte Arap Birliği’nin dönem başkanı olması ayrı bir önem arz ediyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.