Gecikmiş Modernite

Gecikmiş Modernite Postmodernizmle karışmış bir şekilde geldi

Gecikmiş Modernite
TT

Gecikmiş Modernite

Gecikmiş Modernite

Prof. Dr. Abdullah Faysal Al Rabah

Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca, ‘modernite’ meselesi, Körfez kültür sahnesinde bir tartışma konusu oldu. Bununla birlikte, çatışmanın taraflarının çoğunun hukuki veya edebi bir geçmişe sahip olması dikkat çekicidir.  Bir grup, moderniteye Batılılaşma ve küfür olarak bakarken, yazarlar moderniteyi aydınlanma olarak kabul ediyor. Bununla birlikte, herkes terimin kökenini ve ülkelerindeki kültürel ve sosyal sahneye yaklaşımını gözden kaçırdı.

Modernist akademisyenler -ki bu akademisyenlerden bazıları, o zamanlar Batı’dan akademik dereceler alarak ülkelerine yeni dönmüşlerdi- Bu akademisyenlerle moderniteye dair fikir eksikliği ve aşırılıkları olan dindarlar Don Kişotvari bir çatışmaya girdiler.

O zamanlarda modernistler basit şekilde anlayabilecekleri  şekilde modernite kavramını muhataplarına açıklamamışlardı. Tartışmada moderniteye yüklenen kötü anlamlar bu sebeple daha baştan yüklenmemeli.

Modernizm tartışmasına bağlı olarak ortaya çıkan toplumsal ve kültürel değişiklikleri ifade eden “modernite” terimi, Sanayi Devrimi ile ilişkili oldu. Buhar gücü ve daha sonra elektrik, üretimi artırmak ve kaliteyi yükseltmek için kullanılan bir araç olarak kabul edildi. Ancak sanayileşmeye eşlik eden modernite kavramını anlayabilmek için öncelikle sanayileşme öncesi kavramıyla ilişkilendirilen modernite öncesi kavramını ele almamız gerekmekte.

Ön-Modernite (Pre-Modernite) dönemi, sanayi öncesi dönemle ilişkilidir ve insanların doğaya müdahale etme ve onu evcilleştirme sürecinde benimsedikleri yaşam tarzlarını özetleyen üç aşamadan geçti:

-İnsanın vahşi hayvanları avlayarak ve yabani bitki kaynaklarını toplayarak doğrudan doğa ile ilgilendiği avcı-toplayıcı aşaması. Bu aşamada, avcılar küçük gruplar halinde yaşadığı ve erkeğin yiyecek getirdiği, kadının da yavrulara baktığı ataerkil bir hiyerarşi içinde işlerini düzenlemek için basit politikaları olduğu için kişi yalnızca ihtiyaçlarını arar. Kaynaklar için rekabet şiddetli değildir; amaç kısa bir süre için yiyecek sağlamak olduğundan, şiddetli rekabete gerek yoktur.

-Hayvancılık (pastoral) ve tarım (horticultural) aşaması. İnsanlar bu aşamalarda yerleşik yaşama geçerek evler inşa ettiler ve sonuç olarak doğal kaynakları evlerine 'getirmeye' karar verdiler. Burada insan, bazı hayvanları evcilleştirerek ve kendisine yiyecek ve giyecek için temel malzemeleri sağlayan bazı bitkiler yetiştirerek doğaya müdahalede bir adım atmıştır. Bu aşamada aile kavramı gelişmiş ve kadınlar üretim sürecine katılmış ancak hegemonya aile reisinde kalmıştır.

-Tarım toplumu aşaması (agrarian society). Bu aşamada insanlar tarımda ve hayvan yetiştiriciliğinde yeni yöntemler geliştirerek doğaya olan müdahalelerini artırdı. Mahsulleri arttırmak için yeni tarım teknikleri kullanıldı, meyve ve sebzeler kurutularak kış için saklandı. Ayrıca peynir üretimi gibi faaliyetler de gerçekleştirildi. Doğaya karşı bu meydan okuma, insanın yaşamın zorluklarına karşı gücünü artırdı. Bu dönemde, çiftlik sahibi ya da tımar sistemiyle kiralanmış olsun fark etmeksizin çiftlik için işgücü sağlamak amacıyla daha fazla çocuk sahibi olmanın önemi vurgulandı. Din, insanları bir araya getirme rolünü korudu. İnsanların dinlenme günlerinde ibadet etmelerini ve Tanrı’ya şükretmelerini sağladı. Aynı zamanda toplumsal destek ve küçük toplumun üyelerinin durumunu kontrol etme işlevini yerine getirdi.

Gerçekler

“Körfez toplumları, endüstri öncesi ile ilişkilendirilen modern öncesi aşamadan endüstriyel ve post-endüstriyel aşamaya geçtiler. Bu, sahnedeki aktörlerin belirsiz kavramlar üzerinde tartışmasına neden olan çok kısa bir süre içinde gerçekleşti.”

Tüm bu aşamalarda, insanın amacı öncelikle tüketmek için üretmek ve fazlalığı satmak (veya takas etmek) suretiyle eksikliklerini karşılamaktı. Finansal servetin toplanması kendi başına bir amaç değildi, üretimi artırmak için daha fazla arazi satın almak için kullanıldı. Büyük miktarlarda altın biriktirmek ise feodal elitlere özgü olmuştur.

İnsanın doğaya müdahalesinde büyük bir atılım, buhar makinesinin icadıyla gerçekleşti. Yoğun bir şekilde üretimin artmasıyla birlikte, üretimin temel amacı tüketim değil satış olmaya başladı. Bu noktada, konut şekli ve eğitimin önemi değişti. Eğitim, işçinin hedeflerini yükselten ve fabrikada işlevsel olarak yükselmesine olanak sağlayan bir öneme sahip oldu. Aile otoritesi azaldı ve dinin rolü geriledi; çünkü şehirler, bireylerin birbirlerinin gizliliklerine büyük ölçüde müdahale etmediği çeşitlilik üzerine kurulu toplumlar haline geldi. İşte burada, geleneksel sosyal kurumların (aile, din, ekonomi ve devlet) rolü hakkındaki önceki varsayımları yeniden düşünen modernlik gelişti. ‘Servet toplama’ fikri herkes için mümkün hale geldi ve seçkinler elitlerin servet üzerinde hala hakimiyeti olsa da yoksulluktan zenginliğe çıkmayı başaran modeller birçok insanı birey olarak çaba harcamaya ve rekabete teşvik etti. Kapitalizmin ruhu, maddi düşünceyi yerleştirmede merkezi bir rol oynamıştır. Bu düşünce, moderniteyi, geleneksel olarak kabul edilen, mantıksız unsurlara dayanan, dini gizemlere veya halk hikayelerine dayanan anlayışa bir tepki olarak benimsedi. Modernite, geleneksel yapıya karşı şiddetli bir tepki olarak ortaya çıktı. Ailenin yeniden yapılandırılmasını, erkek ve kadın arasındaki eşitliğin artırılmasını, dinin kamu alanındaki rolünün sınırlanmasını, iş gücü piyasasında rekabetin artmasını ve devletin ekonominin hizmetine koşulmasını amaçladı.

Modernite, güç dengesini değiştirip endüstriyel ekonominin itici gücünü kullanarak toplumu eğitime yönlendirdi ve işçi sınıfının yoksulluktan ve mülk sahibi sınıfa bağımlılıktan çıkarak orta sınıfa yükselme hedeflerini artırdı. Bu eğilim, geleneksel liderlikle müttefik olan dini kurumların rolünü azaltırken, laikliğin bireyci liberal ve devrimci sosyalist yönleriyle yükselmesine yol açtı. Bu iki akım farklılıklara sahip olsalar da genel alanın yeniden şekillendirilmesinde anlaşıyorlar. Burada, sosyal, dilsel, ekonomik ve kültürel yapılara yaklaşıma dayalı olarak, bu yapılardaki temel öğelerin iç ilişkilerini keşfederek ve metafizik dünyadan uzak, rasyonel olarak ölçülebilir bir maddi kültür yaratmak için bu yapıların dayandığı anlamları belirleyerek yapısal yaklaşım gelişti.

Teknolojik gelişme, buhar ve elektrikli makinelerle durmadı. Bilgisayar teknolojisi de gelişti, bu da insanların yaptığı birçok işi ortadan kaldırdı ve bireylerin üretim meselesini aşan işler arayışında bulunmalarını zorunlu hale getirdi. Bu, işgücü piyasasının ‘verimlilik’ yerine ‘hizmete’ kaydığı “post-sanayicilik’ (post-industrialism) aşaması olarak bilinen aşamadır. Bu aşamada işgücü piyasasına hızlı bir bakışla, insanların yaptığı işlerin çoğunun üretimde değil (ilaç, bakım, eğitim, müşteri hizmetleri...) hizmet bölümünde sınıflandırıldığını göreceğiz. Teknoloji sürekli olarak yapay zeka ile gelişti (1960'larda bilgisayarların muazzam gelişimiyle başladı) ve insanların teknolojik gelişmeye ayak uydurabilme kapasitesini aştı. Burada kişi, kültürel ve sosyal olarak, filozofların baskın aksiyomlar hakkında sorular sorma eğiliminde olduğu ‘post-modernite’ aşamasına geçer.

Post-Modernite dönemi

Post-modern dönem, yüksek şüphecilik, görecelilik ve öznelcilikle kendini gösterdi. İdeolojik gerçekler sadece bakış açıları haline geldi ve ardından maddi gerçekler de aynı şekilde bakış açıları haline geldi. Post-modern filozoflar, bazı deneysel bilim insanlarının sürekli desteğini alarak bilgiye dair kuşkuları, kimyasal ve biyolojik deneylere dayalı tartışmalarla besledi. Örneğin, cinsiyet ve cinsel kimlik konularına bakalım. Bunlar kesin kabullerden, homoseksüelliğin psikolojik bir hastalık olarak kabul edilip tedavi edilmesi gerektiği görüşünden normalleştirilerek, homoseksüelliğin ‘meşruiyetini’ reddedenlerin ‘homofobi’ tedavisi görmesi gerektiği kanaatine dönüştü. Bu yaklaşımı destekleyen filozoflar, eğer biyoloji ve tıp alanlarında araştırmacılardan destek almamış olsalardı bu yaklaşımı savunamazlardı. Klinik alanda bu yeni yaklaşım, geleneksel erkek/kadın ayrımını aşmamız gereken geçmişte kalan bir şey olarak tasvir etmeyi amaçlar. Burada, postmodernizm felsefi olarak uygulama alanında ortaya çıkar. ‘Şüphecilik’ geleneksel bölümlemenin meşruiyetine dair soruları gündeme getirdi ve ‘rölativizm’ de konunun net olmadığı fikrini ortaya attı. ‘Öznelcilik/bireyselcilik’ ise bireylere kendi kimliklerini kendi duygusal hislerine dayanarak belirleme hakkını verdi, ki bu hislerde şüphe edilen gerçekliğe dayanır. Bu örnek, Avrupa ve Kuzey Amerika'da pazarlanan yeni kimliklerle ilgili başka örneklerle karşılaştırılabilir. Bu kimlikler, mirastan kurtulma olarak tanımlanarak felsefeyi aşan bir şekilde zihni açmayı amaçlamaktadır ve bunu laboratuvarla desteklemektedir.

Daha önce bahsettiğimiz gibi, son yüzyılın son 20 yılı boyunca Körfez bölgesinde kültürel sahnede önemli bir yer tutan modernlik fikrinin kökenine dair bir soru ortaya attık ve çatışmanın taraflarının daha önemli soruyu göz ardı ettiğine dikkat çekmek istiyoruz: Hem modernliğin hem de postmodernliğin bir arada olduğu bir şekilde moderniteyi nasıl düşünebiliriz? Çünkü Körfez toplumları endüstri öncesi dönemle ilişkili olan modern öncesi aşamadan endüstriyel ve post-endüstriyel aşamaya çok kısa bir sürede geçtiler. Bu durumda, sahnede etkin olan aktörlerin belirsiz kavramlar üzerinde çekiştiği bir dönem ortaya çıktı.

Prof. Dr. Abdullah Faysal Al Rabah (Grand Valley Üniversitesi'nde Sosyoloji Bölümü’nden  Washington'daki Ortadoğu Enstitüsü'nde konuk araştırmacı akademisyen)



Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
TT

Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)

Owen Scott ABD Muhabiri 

Coldplay konseri sırasında öpücük kamerasına yakalanarak kötü bir ün kazanan insan kaynakları yöneticisi, "hikayesini geri kazanma" konuşmasının biletleri için 875 dolar talep ediyor.

53 yaşındaki Kristin Cabot, evli patronu Andy Byron'la sarmaş dolaş görüntülerinin stadyum ekranlarında canlı yayımlanması üzerine aniden eğildikten sonra Nisan 2025'te internet mimine dönüşmüştü.

Artık viral olan videoda Coldplay'in solisti Chris Martin stadyum hoparlörlerinden "Ya gizli ilişki yaşıyorlar ya da çok utangaçlar" demişti.

Olayın ardından Cabot ve Byron dünya çapında manşetlere taşınmış, birçok kişi ilişkileri hakkında spekülasyonlar yürütmüştü.

Artık Cabot, "hikayesini" nasıl geri kazandığını anlatan konuşmalar yapıyor ancak onun söylediklerini dinlemek isteyen katılımcıların 875 dolar gibi dudak uçuklatan bir ücret ödemesi gerekiyor.

Etkinliğin açıklamasında, "Medyanın olumsuz merceği altındaki kadınların uzun süredir maruz kaldığı toplumsal ayıplamanın şiddetini Cabot ilk elden deneyimledi; aynı durumdaki erkekler genellikle bundan paçayı sıyırıyor gibi görünüyor" ifadeleri yer alıyor.

Cabot, Byron'la birlikte Jumbotron'da yakalandığında eşinden ayrılmıştı ancak patronu evliydi.

İki çocuk annesi Cabot skandalın ardından verdiği bir dizi röportajda, bu mim yüzünden "iş bulamadığını" söylemişti.

New York Times'a verdiği röportajda skandaldan "birkaç High Noons"u (alkollü içki markası -çn.) sorumlu tutan Cabot, daha sonra Britanya gazetesi The Times'a kendisini "kızıl harfle" (Scarlet Letter; zina yaptığı için boynuna kızıl bir "A" harfi asılarak toplumdan uzaklaştırılan bir kadını konu alan Nathaniel Hawthorne romanı -çn.) damgalanmış gibi hissettiğini açıklamıştı.

PRWeek'in 2026 Kriz İletişimi Konferansı’nda yapacağı konuşmasının ana konusu, bu mecazi "kızıl harfi" nasıl üstünden attığını açıklamak olacak gibi görünüyor.

Cabot'ın internette yükselen eleştirilere karşı koymak için hizmetlerinden yararlandığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, kendisine sahnede eşlik edecek.
 

Görsel kaldırıldı.Öpücük kamerası videosunun ardından işe aldığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, Cabot'a sahnede eşlik edecek (PRWeek)


Etkinliğin açıklaması şöyle devam ediyor:

Bu oturumda Astronomer'ın eski insan kaynakları direktörü Cabot ve onun halkla ilişkiler temsilcisi, sektörün efsane ismi Dini von Mueffling, Cabot'ın kendi hikayesini kontrol altına alıp yeniden yazmasını sağlayan (hem kısa hem de uzun vadeli) stratejileri paylaşacak.

16 Nisan'da Washington D.C.'de düzenlenecek konferansta başka şirketler ve hayır kurumları da etkinlikte konuşma yapma hazırlıklarını sürdürüyor.

Bu oluşumlardan biri, LGBTQ+ bireylerin intiharını önlemeye odaklanan, kâr amacı gütmeyen Trevor Project.

ABD'nin başkentinin göz alıcı halkla ilişkiler etkinliğine katılan bir diğer şirket Blackbird.AI ise yapay zekanın krizleri büyütme tehlikesi üzerine bir konuşma yapacak.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment


Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
TT

Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Uluslararası bir keşif gezisi, okyanus tabanının altındaki gizli tatlı su rezervlerini ilk kez kapsamlı bir şekilde belgeleyerek, çok az anlaşılan bir sisteme dair yeni bilgiler sundu.

Su, gezegenimizin yüzeyinin yaklaşık yüzde 70'ini oluştursa da aynı zamanda yeraltı su kaynaklarında da depolanıyor.

Birçok kıyı topluluğu, tatlı su ihtiyaçları için bu su kaynaklarına bağımlı.

Yeraltındaki su kaynaklarının, deniz tabanının altında tatlı, hafif tuzlu su bölgelerine doğru açık denize gittiği biliniyordu ancak bunlar şimdiye kadar neredeyse hiç keşfedilmemişti.

Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, deniz tabanının yaklaşık 200 metre altındaki bir bölgede tatlılaşmış suyu belgeledi ve örnekledi. New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından alınan çökelti örnekleri, ilk kez açık deniz tatlı su sistemlerinin varlığını doğruladı.

Araştırmacılar, bulguların dünyanın dört bir yanındaki benzer gizli su kaynaklarına daha fazla ışık tutabileceğini söyledi.

Devam eden çalışmalarda, bilim insanları, su kaynaklarını yerinde tutan ve su geçirmez tabakalar diye bilinen kumlu katmanlar da dahil olmak üzere, tortularda depolanan suyu örneklemeyi umuyorlar.

grthy
Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından tortu örnekleri aldı (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Colorado Maden Okulu'ndan jeolog Brandon Dugan, "Tatlılaşmış suyun hem denizel hem karasal tortularda, birden fazla tortu türünde bulunduğunu görmek bizi heyecanlandırdı" dedi.

Bu kadar farklı malzemelerdeki tatlı su, suyun hangi koşullarda buraya yerleştiğini anlamamıza yardımcı olacak.

Araştırmacılar, birçok kıyı bölgesinin tatlı su kaynakları için yeraltı suyuna bağımlı olması nedeniyle, bulguların toplum için büyük önem taşıdığını söylüyor.

ABD'nin kuzeydoğu kıyıları, açık deniz tatlı su rezervlerine sahip olduğu düşünülen en çok incelenen alanlardan biri. Tahminler, New Jersey ve Maine arasındaki Atlantik kıta kenarı boyunca yaklaşık 1300 kilometreküp depolanmış tatlı su olabileceğini gösteriyor.

ds67ı
Bilim insanları, tortu örneklerini renk ve yapı bakımından tanımlamak için Toprak Renk Şeması'nı kullanıyor (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Bunu daha iyi anlamak için, araştırmacılar New York'un her yıl 1,5 kilometreküp tatlı su, yani yaklaşık 1,5 trilyon litre kullandığını söylüyor.

Leicester Üniversitesi'nden sedimentolog Sarah Davies, "501 Seferi, başından beri yenilikçi oldu; okyanus sondaj topluluğu genelinde yeni araçlar, yeni yöntemler ve yeni işbirlikleri getirdi" dedi.

13 ülkeden yaklaşık 40 araştırmacının devam eden çalışmaları, besin maddelerinin dünyanın kıta sahanlığı tortularında nasıl döngüye girdiğini ve bu süreçlerin okyanus ekosistemlerini nasıl şekillendirdiğini ortaya çıkarabilir.

Dr. Davies, "Karadaki çalışmalar bu ivmeyi sürdürüyor ve örnekler şimdiden heyecan verici bir hikaye ortaya koyuyor" dedi.

Independent Türkçe


NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
TT

NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)

NASA'nın Juno uzay aracı, Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni Jüpiter'in sanılandan biraz daha küçük ve basık olduğunu tespit etti.

Bir gaz devi olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor. 

Daha önce NASA'nın Pioneer ve Voyager görevlerinden elde edilen veriler, devasa gezegenin ekvatordaki çapının 142 bin 984 kilometre, bir kutbundan ötekine olan uzunluğunun da 133 bin 708 kilometre olduğunu gösteriyordu.

Ancak İsrail'deki Weizmann Bilim Enstitüsü'nden araştırmacılar bu ölçümlerin tam isabetli olmadığını belirledi.

NASA'nın aracı Juno, 2016'dan beri Jüpiter'in yörüngesinde. Görev süresi 2021'de uzatılınca rotası değiştirilen Juno, Dünya'dan bakıldığında Jüpiter'in arkasından geçişler yapmaya başladı.

Bu sayede gezegenin büyüklüğünü daha net bir şekilde hesaplamak mümkün oldu. Aracın, Jüpiter'in arkasından Dünya'ya gönderdiği radyo sinyallerinin Jüpiter'in arkasından geçerken bükülmesi ya da zayıflaması, gezegenin boyutunu ölçmeye yarıyor.

Juno'nun ham verilerini işlemek için gereken teknikleri geliştiren Maria Smirnova "Radyo sinyallerinin, Jüpiter'in atmosferinden geçerken nasıl büküldüğünü izledik. Böylece bu bilgileri Jüpiter'in sıcaklık ve yoğunluğuna ilişkin ayrıntılı haritalara dönüştürdük ve dev gezegenin şekli ve boyutuna ilişkin şimdiye kadarki en net resmi elde ettik" diye açıklıyor.

Bulguları hakemli dergi Nature Astronomy'de 2 Şubat Pazartesi yayımlanan çalışmaya göre Jüpiter'in ekvatordaki çapı sanılandan 8 kilometre, kutupları arasındaki uzunluk da 24 kilometre daha küçük.

Çalışmanın yazarlarından Yohai Kaspi "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek" diyor. 

Jüpiter'in boyutu elbette değişmedi; değişen, onu ölçme yöntemimiz.

Devasa bir gezegen için birkaç kilometrelik bir farkın önem taşımayacağı düşünülebilir ancak bilim insanları durumun böyle olmadığını söylüyor.

Araştırmayı yöneten Eli Galanti, "Bu birkaç kilometre çok önemli" diyor. 

Yarıçaptaki küçük değişimle, Jüpiter'in iç yapısını gösteren modellerimiz hem kütleçekim verileriyle hem de atmosferik ölçümlerle çok daha iyi uyum sağladı.

Jüpiter, gaz devi gezegenleri anlamada bir standart sunduğu için bu veriler Güneş Sistemi'nin ötesindeki gaz devleri hakkında daha iyi bir fikir sahibi olmaya katkı sağlıyor.

Independent Türkçe, Reuters, Space.com, NatureAstronomy