Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şarku'l Avsat'a konuştu: ‘Şam harekete geçmeli’

Pedersen, statükonun devam etmemesi konusunda fikir birliği olduğunu bildirdi.

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şam'ı ziyaret etti. (AFP)
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şam'ı ziyaret etti. (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şarku'l Avsat'a konuştu: ‘Şam harekete geçmeli’

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şam'ı ziyaret etti. (AFP)
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şam'ı ziyaret etti. (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen dün Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Şam ile gerçekleştirilen ‘Arap girişimine’ övgüde bulundu. Pedersen, siyasi bir çözüm bulma yolunda ilerlemek için bu girişimi Moskova’nın Rusya, İran, Türkiye, ve Suriye hükümeti ile ABD ve Avrupa'nın tutumlarını içeren yol ile uzlaştırmanın önemini vurguladı.

Pedersen, Suriye'nin ‘belirleyici bir dönemden’ geçtiğini ve Şam'ın bir çözüme doğru ilerlemek için ‘fırsat kapısına’ yönelmesi gerektiğini söyledi. Pedersen, tutuklular, mahkumlar, mültecilerin dönüşü ve yaptırımlar dahil olmak üzere çeşitli konularda ‘paralel, karşılıklı ve doğrulanabilir’ önlemler alan tüm tarafların ‘adım adım’ yaklaşımını tüm ülkelerin ‘desteklediğine’ işaret etti.

Pedersen perşembe Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda Suriye gündemiyle gerçekleştirilen Arap Birliği toplantısından uluslararası arenanın Şam stratejisine kadar birçok başlıkta merak edilen soruları cevapladı:

- Cidde'de yapılacak Arap Birliği Zirvesi’ne 2010 yılından bu yana ilk kez Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed de katılacak. Bu durum sizin için ne anlama geliyor?

Söze, siyasi çözüm arayışlarının 12 yıldır sürdüğünü söyleyerek başlamalıyız. Sorunların çok derin olduğunu ve kolay bir siyasi çözümün olmadığını biliyoruz. Ancak aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2254 sayılı kararının Suriye krizinde siyasi bir çözüme ulaşmada temel olduğu konusunda mutabakata varılmış bir uluslararası fikir birliği bulunduğunun da farkındayız. Bunun yanı sıra 2254 sayılı karar konusunda mutabakata varmamıza rağmen siyasi sürecin istenilen ilerlemeyi sağlamadığını da biliyoruz. Bu konuda açık konuşalım. Suriye krizine siyasi bir çözüm bulmak için herhangi bir kestirme yol yok. Ama aynı zamanda Suriye'ye yönelik yenilenen diplomatik ilgiyi de memnuniyetle karşılamalıyız. Farklı yollar ve girişimler var. Amman'da dört Arap dışişleri bakanı ile Suriyeli mevkidaşları arasındaki görüşmeye ve Moskova'da dörtlü bakanlar toplantısı da dahil olmak üzere Rusya, İran, Türkiye ve Suriye’den yetkilileri içeren toplantılara ve ondan önce de savunma bakanları arasında başka bir görüşmeye tanık olduk. Elbette, 12 yıllık savaş ve kanlı çatışmalardan sonra, geçtiğimiz şubat ayında meydana gelen feci depremlerin zaten korkunç olan insani durumun daha da kötüleşmesine sebebiyet verdiğini unutmamalıyız. Aslında sahadaki durum, tüm tarafların sembolik adımlar atmasına neden oldu. Ancak sahadaki durumun değişmesine ve Suriyelilerin durumunun iyileşmesine yol açmadı.

- İyileşme yok mu?

Daha önce de söylediğim gibi; Astana sürecine taraf olan tüm devletlerin, Arapların ve ana tarafların iş birliğine ihtiyacımız olduğunu vurgulamalıyım. Krize yönelik kapsamlı bir çözüme henüz ulaşılmış değil, ancak denemeye devam etmeliyiz. Statükonun ne kabul edilebilir ne de sürdürülebilir olduğunun kabulüne paralel olarak ileriye dönük bir yol bulunmalıdır. Moskova'da bir araya gelen tüm taraflardan gördüğümüz, statükonun devamının kabul edilemez olduğu yönünde bir mutabakat olduğu. Batıdaki uç taraflar bile bunu söylüyor. Bu konuda bir fikir birliği var. Soru şu: İşlerin ilerlemesini nasıl sağlayacağız?

‘Adım adım’ yaklaşımı

- Tüm bu durum işinizi kolaylaştırıyor mu yoksa daha da mı zorlaştırıyor?

2254 sayılı kararı hayata geçirmek ve somut adımlar atabilmek için fikir birliğine varmamız gerekiyor. Bildiğiniz gibi bahsettiğiniz anlayışa dayalı olarak ‘adım adım’ yaklaşımını önerdim. Arap arkadaşlarımla, Astana sürecine taraf olan ülkelerle, ABD ve Avrupalı ​​taraflarla, Suriyeli taraflarla iç içe oldum.

‘Adım adım’ yaklaşımı nedir?

Siyasi sürecin ilerlemesine katkıda bulunan somut, kademeli ve karşılıklı adımlar dediğimiz adımları atmaya çalışıyoruz. Bu adımların paralel ve doğrulanabilir olmasının yanı sıra sahadaki gerçekliği değiştirmeye katkıda bulunmanız da çok önemlidir.

- Bu adımlar neleri içeriyor?

Atılabilecek bazı adımları belirledim. Tutukluların, kaçırılanların ve kayıp kişilerin dosyasının çok önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Mültecilerin gönüllü geri dönüşü için güvenli ve onurlu bir ortam sağlama ihtiyacı da var. Bu önemli bir adım. Ayrıca mülkiyet hakları, evler ve arazi, sivil belgeler ve zorunlu askerlik hizmeti konuları tartışılmalıdır. Diğer yandan depremden sonra toplumsal barış ya da işler daha da önemli hale geldi. Bunun yanında yaptırımlar da konuşulmalı. Genel olarak, tüm taraflar güvenilir bir siyasi sürece dahil olmalı ve sorunları masaya yatırmalıdır. Açıkçası, tüm taraflarla yaptığım görüşmelerde, bazı farklılıklara rağmen, çeşitli girişimler arasında kesişmeler olduğunu görüyorum ki bu gayet normaldir. Moskova'da gördüklerimizin ve Arap inisiyatifinin hareket için yeni bir dinamik yaratabileceğini söylediğimi kesinlikle fark etmişsinizdir. Şam'ın bu fırsattan ciddi şekilde faydalanmasının çok önemli olduğunu söyleyebilirim.

“Hiçbir taraf tek başına çözüm bulamaz”

- Siyasi çözümün bir parçası olan ‘adım adım’ yaklaşımından bahsettiniz. Bu yaklaşım, Amman’da beşli bakanlık açıklamasında belirtilmişti. Sizce bu girişimler ciddi bir şekilde şekillenecek mi, yoksa mesele sadece açıklamalarla mı sınırlı kalacak?

Başlıca Arap ülkelerinin dışişleri bakanları ve Suriye dışişleri bakanı Faysal el-Mikdad ile olumlu istişarelerde bulundum. Suriye ihtilafını çözmenin temel zorluklarını herkes biliyor. Dediğim gibi sahadaki gerçek değişmedi, Suriye halen bölünmüş durumda. Boğucu bir ekonomik ve insani krizin yanı sıra terörizm ve aşırıcılık sorunu da var. Suriye'de farklı bölgeleri kontrol eden farklı gruplar mevcut. Arap tarafları uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığı sorununu konuşuyor. Bütün bu konular derin bir anlayış ve uygun eylem gerektiriyor. Bazı Arap dışişleri bakanından bu konuları ele almak için BM ile koordinasyon sağlamak üzere olumlu mesajlar aldım. Nasıl ilerleyeceğimi tartışmak için Arap Birliği Zirvesi’nden sonrasını dört gözle bekliyorum. Moskova hattına danışmaya devam etmeyi de dört gözle bekliyorum. Dediğim gibi, Arapların tartıştıkları ile Moskova dörtlü hattı arasında kesişme noktaları var. Koordine etmeye ve danışmaya devam etmemiz çok önemli. Tekrar ediyorum; hiçbir taraf tek başına çözüm bulamaz. Bu nedenle, tüm taraflar sürece dahil edilmeli. Buna Araplar, Türkler, İranlılar, Ruslar, ABD’liler, Avrupalılar ve Suriyeli taraflar dahildir. Siyasi sürecin nasıl ilerletileceğini ve sahadaki durumun kökten nasıl değiştirileceğini tartışmak için Suriyeli tarafları masaya getirmenin benim rolüm olduğunun farkındayım.

- Bazı Arap ülkeleri tarafından belirlenen bir takvim olduğu ve Şam'ın bazı konularda harekete geçmesini bekledikleri doğru mu?

Arap ülkeleri adına konuşmak istemiyorum. Mükemmel bir görüşme gerçekleştirdik ve bazı alanlarda başarı elde etmek için diyaloga, koordinasyona ve takibe devam etmeyi umuyorum. Bu yoğun bir çalışma gerektiriyor. Suriye'deki ihtiyaçlar depremden sonra halen çok büyük ve daha da acil. Şam harekete geçmeli. Karşılıklı, paralel ve doğrulanabilir bir şekilde ilerlemek için ciddi bir istek olup olmadığı bir an önce tespit edilmeli.

- Arapların Şam'la normalleşmesi ile başta ABD Kongresi olmak üzere Batı ülkelerinin Suriye'ye yönelik ek tedbirler uygulaması arasında bir boşluk bulunuyor. Bir BM elçisi olarak sizin için bu durum görevinizi kolaylaştırıyor mu yoksa karmaşıklaştırıyor mu?

Haklısınız, uluslararası toplumda Suriye konusunda nasıl bir yol izleneceği konusunda bölünme var. Son gelişmelerle nasıl başa çıkılacağı konusunda Washington’da ve Avrupa başkentlerinde tartışmalar devam ediyor. Benim izlenimim, hepsinin ‘adım adım’ yaklaşımını anladığı ve hatta desteklediği yönünde. Bence Şam bu sürece dahil olursa ilerleme için önemli bir fırsat doğar.

Cenevre görüşmeleri devam ediyor

- Kaynaklardan, çözüm yaklaşımının Arap yakınlaşması da dahil olmak üzere Şam'a teşvikler sunmak olduğunu, Şam'ın Captagon ve mültecilerin dönüşü konusunda 4 ila 6 aylık bir süre içinde somut bir şeyler sunması gerektiğini ve herhangi bir ilerleme sağlanamazsa Batı ülkelerinin Şam'a yönelik cezai tedbirlerini güçlendireceğini duyduk. Bunlar hakkında ne söylersiniz?

Bu sorunun cevabı kuşkusuz Batı ülkelerindedir. Bana göre yöntem şu: 12 yıllık savaş ve çatışmanın ardından Araplardan ve Türklerden gelen girişimler ve ilerlemek için ciddi fırsatlar yaratan Astana süreci var. Şam'ın bu konuya olumlu yanıt vermesini istiyoruz. Bu olmazsa, ekonomik ve insani durum kötüleşmeye devam edecek ve sosyal doku çökecektir. Gerçekten de bir dönüm noktasındayız. Arap yetkililer tarafından Suriye Anayasa Komitesi'nin yeni bir toplantıya çağrılması yönünde açıklamalar yapıldı. Amman açıklamasında buna değinildi. Bana göre ilk adım olarak Anayasa Komitesi’nin Cenevre'deki toplantılarına devam edilmesi gerekir. Dediğim gibi; son dönemde Arap Birliği çerçevesinde oluşturulan Arap Bakanlar Komitesi'nin takip rolünü üstlenmesi önemli. Türkiye, İran, Rusya, ABD ve Avrupa ülkeleri ile BM koordinasyonunda tüm taraflarla konuşabilen ve onları masaya davet edebilen bir organ olarak ciddi görüşmeler yapılmalıdır ki bu başka hiçbir taraf için mümkün değildir.

- Bazıları Moskova dörtlü hattının ve Arap yolunun BM destekli Cenevre hattına alternatif yollar olduğunu ve tüm bunların en büyük kurbanının Suriye Anayasa Komitesi veya 2254 sayılı kararla ilgili BM himayesinde yaşanan süreç olduğunu söylüyor. Bununla ilgili görüşleriniz neler?

Söz konusu farklı yolları uzlaştırmak için alan mevcut. Bu yollar somut bir ilerleme kaydetmeye başlarsa, bu konu benim ulaşmak istediğim şeyi yani siyasi süreçte ilerlememizi sağlayacak sakin, güvenli ve tarafsız bir ortama ulaşmak için siyasi süreci ilerletmeyi destekleyecektir. Daha önce de söylediğim gibi, tüm girişimler önemlidir. Ancak görmemiz gereken daha fazla uluslararası katılım ve Suriye'de neyin değiştirilmesi gerektiğine dair kapsamlı bir vizyondur. Kolay değil ama bir başlangıç ​​girişimi ve fırsat var.

- Üzerinde çalışacağınız bir sonraki adımlar neler?

Moskova hattında, Arap girişiminde ve sahada ne olduğunu izliyoruz. Buna göre Suriyeliler, Araplar, Moskova, ABD ve Avrupa ülkeleri ile koordinasyonu sağlamak için çeşitli taraflarla nasıl hareket edeceğimizi belirleyeceğiz. Büyük bir zorlukla karşı karşıyayız. Eğer ana ülkeler ciddi bir şekilde devreye girmezlerse, süreçte bir çıkmaza tanık olacağız. Benim görevim bunun olmasını önlemek. Arap yetkililerden aldığım mesajlar cesaret verici.

Statükoyu değiştirmek için ciddi girişim

- Şam'da, İdlib'de, Kamışlı'da ve Suriye’nin diğer kentlerinde yaşayanlar ve yurt dışındaki Suriyelilere durumlarının düzeleceğini hissetmeleri için ne söyleyeceksiniz? Onları çözümün geldiğine nasıl ikna edeceksiniz?

Daha önce söylediğimi tekrar edeceğim. 12 yıl süren savaş ve çatışmadan sonra siyasi süreçte ilerleme kaydedilmemesinden duydukları hayal kırıklığını anlıyorum. Pek çok şüphe ve hayal kırıklığı olduğunu ve sahadaki durumu değiştirmeyen siyasi hamleler olduğunu anlıyorum. Benim ve ekibimin rolü, bunu gerçek değişimin başlangıcı yapmak ve meseleyi sahada değiştirmek. Bu olmazsa, savaşın ve çatışmanın yıllarca uzaması, ekonomik ve insani durumun daha da kötüleşmesi riskini alacağız. Yurt içindeki ve dışındaki Suriyeliler güvenlik ve onur içinde yaşamayı hak ediyor. Arap yetkililer arasında ulusal uzlaşmadan söz ediliyor. Umarız bu, yeni bir adımın başlangıcı olur. Başarı garanti mi? Önemli olan statükonun kabul edilemez olduğuna dair ciddi bir girişimin ve kanaatin olması.

- Suriye muhalefeti kendini terk edilmiş hissediyor. Sizce bu doğru mu?

Son dönemde şahit olduğumuz yoğun diplomatik hamleler sahadaki durumun değişmesine yol açarsa bu herkes tarafından memnuniyetle karşılanacaktır. Bunun mümkün olup olmadığı konusunda şüpheci olmayı anlayışla karşılıyorum.

- 2014 yılı başında Cenevre Antlaşması’nın uygulanması için İsviçre'de bir konferans, 2015 yılı sonunda ise Viyana'da bir konferans düzenlenerek BMGK'nin 2254 sayılı kararı yayımlanmıştı. 2023 yılında Suriye'de siyasi bir çözüm aramak için sizin öncülüğünüzde uluslararası bir konferans görecek miyiz?

Ne olacağı tahmininde bulunmak için henüz çok erken. Söylemek istediğim, ilerlemek için tüm bu girişimlerin birlikte çalışması gerektiğidir. Tüm tarafların masada olmasını sağlamak istiyorum. Yani Suriyeli taraflar, Astana sürecindeki ülkeler, Arap taraflar, ABD ve Avrupa ülkeleri. Bunu başarmak için elimden geleni yapacağım.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”