Diyabet hastalarına elektrik stimülasyonu ile yeni tedavi

Yeni tedavi yöntemleri ile ağrıların yüzde 50 azaldığı belirtiliyor.
Yeni tedavi yöntemleri ile ağrıların yüzde 50 azaldığı belirtiliyor.
TT

Diyabet hastalarına elektrik stimülasyonu ile yeni tedavi

Yeni tedavi yöntemleri ile ağrıların yüzde 50 azaldığı belirtiliyor.
Yeni tedavi yöntemleri ile ağrıların yüzde 50 azaldığı belirtiliyor.

Amerikan Nöroloji Akademisi’nin 22-27 Nisan tarihleri arasında düzenlenen AAN 2023 konferansı kapsamında yapılan bilimsel bildiriler büyük ilgi uyandırdı. Bu kapsamdsa Little Rock’taki Arkansas Üniversitesi’nde beyin cerrahı olan Dr. Erika Petersen, spinal kord stimülasyonu tekniği ile diyabete bağlı nöropati vakalarının tedavisine ilişkin çalışmasını sundu.

Konferansta ele alınan en önemli çalışmalardan alıntılar sunan Cleveland Clinic dergisi, diyabetli 36 milyon ABD’liden yaklaşık 8,5 milyonunun diyabetik nöropatinin ağrılı semptomlarından muzdarip olduğunu, bu acı verici ve rahatsız edici durumun diyabetin en önemli yan etkilerinden ve komplikasyonlarından sayıldığını kaydetti. Bununla birlikte, geleneksel tedavi olan medikal tedavinin, birçok hasta için gece saatlerinde artan, dinlenmelerini ve uyumalarını engelleyen ağrılarının giderilmesinde etkisiz kaldığını da vurguladı.

Spinal kord stimülasyonu

Farklı bir tedavi yöntemiyle yapılan bir klinik çalışmada, spinal kord stimülasyonu bir tedavi seçeneği olarak önerildi ve omuriliğe elektrik stimülasyonu sağlamak için deri altına implant edilen bir cihaz kullanıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre 10 kilohertz frekanslardaki bu elektriksel uyarının amacı, vücuttan beyne giden ağrı sinyallerinin yolunu kesmekti. 24 ay süren bu çalışmanın sonuçlarında, söz konusu müdahalenin, geleneksel ilaç tedavilerine kıyasla hastaların acılarını azaltmadaki etkinliği kanıtlandı.

Dr. Erika Petersen konuya dair şu açıklamaada bulundu:

Diyabetik nöropati, genellikle düşük yaşam kalitesine, depresyona, kaygıya ve kötü uykuya yol açar. Halihazırda mevcut ilaçlar birçok hasta için etkisizdir veya hastaların tahammül edemediği yan etkileri olabilir. Daha etkili tedavilere acilen ihtiyaç duyulduğu için, 24 aylık çalışmadan aldığımız sonuçlar dikkat çekiyor.

Araştırmacılar çalışma kapsamındai 24 aylık takipten sonra, spinal kord stimülasyonu alıcılarının yüzde 50’sinin orta derecede ağrıda yüzde 50 oranında bir iyileşme olduğunu buldu. Ayrıca şiddetli ağrılardan muzdarip olanların yüzde 90’ında yüzde 65 oranında iyileşme görüldü. Bu tedavi aynı zamanda ağrının uykuya dalma üzerindeki etkisini de yüzde 66 oranında azalttı. Petersen şu açıklamada bulundu:

“Bu, spinal kordu uyararak ağrının giderilmesinin kalıcı bir etki olduğunu gösteriyor. Sonuçlar, 10 kHz spinal kord stimülasyonunun ağrılı diyabetik nöropati için güvenli, etkili ve uzun süreli tedavi sağladığını ve nörolojik işlevi iyileştirme potansiyeli olduğunu gösteriyor.

Çalışmada ayrıca, yüksek frekanslı stimülasyonun, düşük frekanslı stimülasyona kıyasla daha fazla ağrı kesici sağladığı da gözlemlendi.

Deri altına yerleştirilen bir cihazla spinal kordun elektrik uyarılıyor ve vücuttan beyne giden ağrı sinyalleri kesiliyor.  
Deri altına yerleştirilen bir cihazla spinal kordun elektrik uyarılıyor ve vücuttan beyne giden ağrı sinyalleri kesiliyor.  

Diyabetik nöropati

Diyabetik nöropati, diyabete eşlik edebilecek bir tür sinir hasarı durumu olarak açıklanıyor. Sağlık kaynaklarına göre diyabetik nöropati, diyabetin ciddi bir komplikasyonudur ve değişen derecelerde, bu hastalığa sahip kişilerin yaklaşık yüzde 50’sini etkileyebilir. İyi haber şu ki diyabeti olanlar iyi ve tutarlı kan şekeri kontrolü ve sağlıklı bir yaşam tarzı ile diyabetik nöropatiyi önleyebilir veya ilerlemesini yavaşlatabilir.

Kandaki yüksek glikoz seviyesi, diyabetik nöropatide vücudun çeşitli organlarında sinir hasarına neden olur. Bu durum genellikle bacak ve ayakların sinirlerinde görülür. Ancak bu nöropati vücutta bu sistemlerin sinirlerini besleyen otonom nöropati ağına (Autonomic Neuropathy) zarar vererek sindirim sistemi, idrar yolları, kan damarları ve kalbin işleyişinde bozukluklara da neden olabilir. Mayo Clinic doktorları şu açıklamada bulundu:

“Semptomlar genellikle kademeli olarak ortaya çıkar ve ciddi bir sinir hasarı meydana gelene kadar bir şeylerin ters gittiğini fark etmeyebilirsiniz. Nöropati türlerinin kesin nedeni bilinmiyor. Araştırmacılar, kontrolsüz yüksek kan şekerinin zamanla sinirlere zarar verdiğine ve sinyalleri gönderme yeteneklerini bozarak diyabetik nöropatiye yol açtığına inanıyor. Aynı zamanda yüksek kan şekeri, sinirlere oksijen ve besin sağlayan küçük kan damarlarının (kılcal damarlar) duvarlarının da zayıflamasına neden oluyor.”

Tıp topluluğu bu vakaları dört ana tip diyabetik nöropati olarak sınıflandırıyor. Hastada bir veya daha fazla nöropati türü olabiliyor, semptomlar bozukluğun türüne ve hasar görmüş sinirlerin konumuna bağlı olarak görülüyor.

Amerikan Diyabet Derneği, diyabetik nöropati taramasının hastaya tip 2 diyabet teşhisi konulduktan hemen sonra veya tip 1 diyabet teşhisi konulduktan beş yıl sonra başlamasını bundan sonra da muayenenin yıllık olarak yapılmasını öneriyor.

Mayo Clinic doktorları, şu belirtilerin görülmesi halinde doktorla iletişime geçilmesini öneriyor:

Ayakta iltihaplanan veya iyileşmeyen bir yara.

Ellerinizde veya ayaklarınızda günlük aktivitelerinizi veya uykunuzu etkileyen yanma, karıncalanma, halsizlik veya ağrı.

Sindirim, idrara çıkma veya cinsel işlevlerdeki değişiklikler.

Baş dönmesi ve bayılma.

Diyabetik nöropatinin 7 olası komplikasyonu

Sağlık kaynakları, diyabetik nöropatinin olası komplikasyonlarının listesini 7 madde altında özetliyor:

-Eşlik eden herhangi bir semptom olmaksızın kan şekerinin düşük olması

Litrede 3,9 milimol veya desilitrede 70 miligramın altındaki kan şekeri düzeylerinin kişinin titremesine, terlemesine ve hızlı kalp atışına neden olduğu biliniyor. Ancak otonom nöropatisi olan kişiler bu uyarı işaretlerini hissetmeyebiliyor.

- Bir ayak parmağının veya aynı ayak veya bacağın ampütasyonu

Sinir hasarı ayaklarda his kaybına neden olabilir. Bu nedenle en basit kesikler, diyabetik nöropatisi olan kişi farkına varmadan mikrobiyal olarak enfekte yaralara dönüşebilir. Sinir hasarı ayaklarda his kaybına neden olabilir. Bu nedenle en basit kesikler, diyabetik nöropatisi olan kişi farkına varmadan mikrobiyal olarak enfekte yaralara dönüşebilir. Mikrobiyal enfeksiyon kemiğe yayılabilir veya doku ölümüne yol açabilir ve bu durumda ayak parmağının veya ayağın, hatta bacağın alt kısmının ampütasyonu gerekebilir.

- İdrar yolu enfeksiyonları ve idrar kaçırma

Mayo Clinic doktorları bu durumu şöyle açıklıyor:

Mesaneyi kontrol eden sinirler hasar görürse idrar yaparken mesane tam olarak boşalmayabilir. Bakteriler mesane ve böbreklerde birikerek idrar yolu enfeksiyonuna yol açabilir. Sinir hasarı aynı zamanda idrara çıkma dürtüsünü hissetme yeteneğini veya idrarı serbest bırakan kasları kontrol etme yeteneğini etkileyerek sızıntıya (idrar kaçırmaya) neden olabilir.

- Aşırı düşük kan basıncı

Arterlerden kan akışını kontrol eden sinirlerin hasar görmesi, vücudun kan basıncını normal oranlarda tutma veya yüksek olması gereken durumlarda ılımlı hale getirme yeteneğini etkileyebilir. Bu, kan basıncında keskin bir düşüşe yol açabilir ve ardından uzun süre oturduktan sonra ayağa kalktığınızda veya uyandığınızda baş dönmesi veya bayılma hissine neden olabilir.

- Gastrointestinal bozukluklar

Mayo Clinic doktorları bu durum için şunları söylüyor:

Sindirim sisteminizdeki sinirler hasar görürse kabızlık, ishal veya her ikisini birden yaşayabilirsiniz. Diyabete bağlı sinir hasarı, midenin çok yavaş boşaldığı veya hiç boşalmadığı bir durum olan gastropareziye de yol açabilir. Bu durum ise şişkinliğe ve hazımsızlığa yol açabilir.

- Cinsel zayıflık

Doktorlara göreotonom nöropati genellikle cinsel organları etkileyen sinir hasarıyla sonuçlanır. Erkekler ereksiyon bozukluğundan muzdarip olabilir ve kadınlar vajinal kuruluk ve cinsel tahriş yaşayabilir.

- Artan terleme veya ter üretme yeteneğinin azalması

Özellikle sıcak havalarda ve yaşlılarda önemli ve etkili bir komplikasyondur. Sinir hasarı ter bezlerinin işlev bozukluğuna yol açar ve bu da vücudun ısısını düzgün bir şekilde kontrol etmesini zorlaştırır.

Gerçekler

Diyabetle bağlantılı farklı sinir hasarı türleri

Tıp camiasının sınıflandırmasına göre birkaç ana diyabetik nöropati türü bulunuyor. Her tipe göre semptomlar, komplikasyonlar ve yan etkiler hasta için farklılık gösteriyor. Ancak en önemlileri olarak şunlar gösteriliyor:

- Yüzeysel nöropati

Şeker hastalarında en sık görülen tiptir. Önce ayakları ve bacakları, ardından kolları ve elleri etkiler. Yüzeysel diyabetik nöropatinin belirtileri ve semptomları genellikle geceleri kötüleşir. Semptomları ise şunları içerir:

- Uyuşma, acıyı veya sıcaklık değişimlerini hissetmede zayıflama.

- Ciltte karıncalanma veya yanma hissi.

- Keskin ağrılar veya ağrılı kas spazmları.

- Kas güçsüzlüğü.

- Dokunmaya karşı aşırı duyarlılık. Bu ayağa herhangi bir ağırlık, hatta çarşafın ağırlığının bile çok ağrı yapması anlamına gelir.

- Otonom nöropati:

Kan basıncını, nabzı, terlemeyi, göz hareketlerini, mesane fonksiyonunu, sindirim sistemini ve üreme organlarını kontrol eden sinir sistemi zarar görür ve şu semptomlara neden olabilir:

- Düşük kan şekeri seviyesinin farkında olunmaması nedeniyle bilinç kaybı.

- Oturma veya yatma pozisyonundan kalkarken baş dönmesi veya bayılma hissine yol açan düşük kan basıncı.

- İdrara çıkma kontrolünde mesane bozuklukları veya bağırsağın çalışmasında sorunlar.

- Mide bulantısı, kusma, dolgunluk hissi ve iştah kaybına neden olan yavaş mide boşalması.

- Yutma güçlüğü.

- Gözlerin aydınlık bir ortamdan karanlık bir ortama veya uzaktaki nesnelerden yakına geçişte uyum sağlama biçimindeki değişiklikler.

- Artan veya azalan terleme.

- Kadınlarda vajinal kuruluk ve erkeklerde ereksiyon bozukluğu gibi cinsel sorunlar.



Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.


"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)

Harriette Boucher 

Bilim insanları, "sessiz katil" diye adlandırılan pankreas kanserinin bağışıklık sisteminden nasıl gizlendiğini ve bu süreci bozmanın tümörlerin küçülmesine nasıl yardımcı olabileceğini keşfetmiş olabilir.

Yakın zamanda yapılan çalışmada, Almanya'daki Würzburg Üniversitesi'nden araştırmacılar, kanser hücrelerinin büyümesine katkıda bulunan kanser geni MYC'nin, normalde bağışıklık sistemini harekete geçiren ve tümöre saldıran alarm sinyallerini bastırarak tümörleri kamufle ettiğini buldu.

Ancak araştırmacılar, hayvanlarda bu mekanizmayı bloke ederek tümörlerde çarpıcı bir küçülme tespit etti ve kanserin vücudun kendi savunmasına maruz kalabileceği yeni bir yol önerdi.

Çalışma, Cancer Grand Challenges KOODAC araştırma ekibinden Martin Eilers tarafından yönetildi. Eilers şunları söyledi:

Normal MYC'ye sahip pankreas tümörlerinin boyutu 28 günde 24 kat artarken, kusurlu MYC proteinine sahip tümörler aynı dönemde çöktü ve yüzde 94 oranında küçüldü. Ama bu durum yalnızca hayvanların bağışıklık sistemleri sağlam olduğunda görüldü.

Eilers, bulguların kanser tedavisi için umut verici yeni yollar açtığını çünkü gelecekteki ilaçların sağlıklı hücrelere zarar vermeden tümörleri vücudun bağışıklık sistemine karşı görünür ve savunmasız hale getirmek için kullanılabileceğini sözlerine ekledi.

Pankreas kanseri, Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin ölüme yol açarak en çok can alan 5. kanser türü. Tüm yaygın kanserler arasında en düşük sağkalım oranına sahip ve 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 7'nin altında.

Hastaların semptomları genellikle ancak hastalık tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu bir aşamaya ilerledikten sonra ortaya çıktığı için "sessiz katil" diye adlandırılıyor.

MYC kanserde önemli bir rol oynuyor ve önceki araştırmalara göre insanlarda  kanserlerin yüzde 70'ine kadarında aktive oluyor.

Cancer Grand Challenges KOODAC ekibi, çocukluk çağı solid tümörleriyle mücadele etmek üzere 2024'te finansman desteği aldı.

Ekip, tümör büyümesini sağlayan proteinleri hedef almak için yenilikçi yöntemler geliştiriyor ve çalışmanın bulguları, ekip tarafından çocuklarda MYC kaynaklı kanserler için potansiyel yeni tedaviler tasarlamak üzere kullanılacak.

Ekibin Direktörü Dr. David Scott şunları söyledi:

Cancer Grand Challenges, KOODAC gibi kanser hakkında bildiklerimizin sınırlarını zorlayan uluslararası ekipleri desteklemek için var.

Bunun gibi araştırmalar, tümörlerin bağışıklık sisteminden saklanmak için kullandıkları mekanizmaların ortaya çıkarılmasının, sadece yetişkin kanserleri için değil, KOODAC ekibinin odak noktası olan çocukluk çağı kanserleri için de nasıl yeni olanaklar yaratabileceğini gösteriyor.

Bu, uluslararası işbirliğinin ve farklı uzmanlıkların kanser araştırmalarındaki en zorlu zorluklardan bazılarının üstesinden gelmeye nasıl yardımcı olabileceğinin cesaret verici bir örneği.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news/health