Kissinger: Ortadoğu’daki değişimlerin oyun kurucusu

Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
TT

Kissinger: Ortadoğu’daki değişimlerin oyun kurucusu

Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)

Londra merkezli Al-Majalla dergisi, eski yazı işleri müdürü Abdurrahman er-Raşid’in eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile 1992’de New York’ta yaptığı özel röportajı Kissinger’ın 100. doğum günü vesilesiyle yeniden yayınladı. İşte 31 yıl önce yayınlanan röportaj:

Belki de sohbete sondan başlamak daha uygun. Dr. Kissinger, röportajın sonlanmasının ardından “Orada neden hep beni suçluyorlar? Yani Arap dünyasında, birçok konuda?” diye sordu. Sebebin, yetmişlerdeki olayların ve Sedat ile ilişkisi hakkında söylenenlerin bir sonucu olabileceğini söyledim. Şu yanıtı verdi; “Ama Sedat’ın 1973’te savaşını başlatmasını hiç beklemiyordum. Benim için büyük bir sürpriz oldu. Davaya nasıl taraf olabilirim?”

Kissinger’ın Arap bölgesi ile hem nefret hem de saygı dolu ilişkisi, başlangıçta Yahudiliğinden dolayı ondan şüphelenmeye dayanmakta ve birçok sonucu komplo teorisine göre açıklamaktadır. Ancak bununla birlikte birçok Arap politikacı, onun çok zor koşullarda siyasi mucizeler gerçekleştirme konusundaki inanılmaz yeteneğini kabul ediyor. Kendisi “Her krizin rahminde, normal zamanlarda bulunmayabilecek bir çözüm fırsatı vardır” şeklindeki ünlü önermenin sahibi ve büyük sorunları çözmek için ‘adım adım’ diplomasisinin mucidi.

İşin garip tarafı bu emektar diplomat, hükümet başkanlarıyla arasındaki mesafeye rağmen dinamizmini kaybetmemiş. Onunla New York’ta Park Avenue caddesindeki bir gökdelenin 26. katındaki ofisinde görüştüm. Venezuela’daki tehlikeli olaylarla ilgili bir raporla uğraşıyordu. Saniyeler içinde ofisinde git gel yapan endişeli bir ayı gibiydi. Venezuela’ya acil bir gezi ayarlamaya çalışıyordu. “Affedersiniz, durum ciddileşebilir, lütfen bekleyecek kadar sabırlı olun” dedi ve ofisinde dönmeye devam etti. Kişisel ofisinin içine, dünya liderleriyle çekilmiş düzinelerce kişisel fotoğrafı yayıldı, Enver Sedat ile tek başına çekildiği özel bir fotoğraf da dahil. Kral Hüseyin, eski Başkan Richard Nixon ve diğer eski ABD başkanlarıyla başka fotoğraflar da vardı. Hatta ‘Nasihatınız için teşekkürler’ başlığı altında, şu anki ABD Başkan Yardımcısı Dan Quayle’in bir profil fotoğrafı da var. Kissinger’ın Quayle ile pek fazla övündüğünü sanmıyorum.

Kissinger, Harvard Üniversitesi’nde hukuk profesörü, uluslararası ilişkiler profesörü ve siyaset bilimi teorisyeni.

Kissinger, Vietnam’da ateşkesi sağladı ve bu sayede Güneydoğu Asya’nın geri kalanındaki komünist dalgayı durdurdu. Ayrıca Çin’e açılım yaparak ve oradaki Komünist Parti ile alışılmadık bir ilişki kurarak herkesi şaşırttı. Leonid Brejnev yönetimindeki Sovyetler Birliği ile silah kontrolü anlaşmalarının temellerini atan oydu. Sovyetlerin oradan kovulmasıyla sona eren, Sedat’ın Mısır’ıyla ilişkinin yanı sıra Arap ve İsrail tarafları arasındaki ateşkes anlaşmalarında birinci role sahiptir.

Kissinger’a, Stephen E. Ambrose’un ‘Nixon: Ruin and Recovery 1973-1990’ üzerine yayınlanan üçüncü kitabında bahsettikleri ve kendisi için bahsedilenler hakkında bir soru sordum. Memnuniyetsizliğini dile getirdi ve kaynaklarını ikincil olarak nitelendirdi. “Benim için yazdıkları hakkında fikrimi sormak için beni aramadığını hayal edin?” ‘Ama eski devlet bakanları neden tekrar işlerinin başına dönmüyor?’ sorusuna ise, “Bir bakanın göreve iade edildiği ender durumlar vardır. Bu, ABD usulüdür” dedi.

Kissinger ile yapılan röportaj

-İlk Arap-İsrail görüşmeleri 1973’te başladı. Şimdi, 19 yıl sonra, bu tehlikeli çatışmaya nihai bir çözümün mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir çözüme ulaşmak, arzu edilen bir şey. Her zaman ‘adım adım’ politikasının en iyi yöntem olduğunu hissettim. Hala tüm sorunları tek bir müzakerede çözmenin uygulanmasının zor olduğunu düşünüyorum. Elinden geleni yapmalı, çok sayıda konuya saplanıp kalmamalı.

-Ancak 1973 savaşının ardından ortaya koyduğunuz ‘ayrılma’ görüşmelerinden sonra böyle bir barışı sağlamak için tarihi bir fırsatı kaçırdığınızı düşünmüyor musunuz? İsrail, ABD yardımı olmadan askeri yenilgi olasılığının farkında. Arap tarafı, geri çekilmek için müzakere ilkesini kabul etti. Neden önceliklerinizi Mısır’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek ve İsrail’i askeri olarak desteklemekle sınırladınız?

Öncelikle, bu tamamen yanlış. Çünkü İsrail yenilgiyle değil, kuşatılmış Mısır ordusuyla karşı karşıyaydı. Biz ateşkesi başlattığımızda İsrailliler askeri olarak güçleniyordu. İkinci olarak ayrılma, iki cephede gerçekleşti: Birincisi, Mısırlıların topraklarının önemli bir bölümünü geri aldıkları Sina Yarımadası’ndaydı. İkincisi Suriye ile oldu ve bugün hala sabit. Bu görüşmeler, Mısır ile İsrail arasında müteakip barış görüşmelerinin temelini oluşturdu.

-Özellikle de böyle bir çözüm, Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında Irak kuvvetlerinin tarafsızlaştırılmasının ardından Filistin sorununun çözümü, Ortadoğu’daki ana sorunların sonu anlamına mı gelecek?

Filistin sorununun çözülmesinin bölgedeki diğer sorunların çözümüne yönelik büyük bir adım olacağına inanıyorum.

-Bağdat’taki alternatif yönetime ilişkin geleceğin belirsizliği göz önüne alındığında, Körfez bölgesinin yeni haritasını nasıl tasavvur ediyorsunuz?

Tarihsel olarak Irak, özellikle Körfez’deki İran hegemonyası karşısında güç dengesinde önemli bir unsurdur. Dolayısıyla Irak’ın gücünün zayıflamasının İran’ın lehine olması doğal. Körfez’deki durumun gerçeği bu. Çünkü ABD hükümeti açısından, geçmişte dost Körfez ülkelerinin hükümetlerini desteklemiştir ve gelecekte de destekleyecektir. Hiç şüphesiz Körfez Savaşı oradaki güç dengesini bozmuştur.

-Bu, Körfez bölgesinde İran hegemonyasına tanık olduğumuz anlamına mı geliyor?

Tam şu anda İran, Irak karşısında güçlendi. Tıpkı iki yıl önce Irak’ın İran karşısında daha fazla güç kazanması gibi. Bu değişken bir durum, ancak Saddam Hüseyin yönetimde olduğu sürece Irak’ın gücü sürekli olarak zayıflıyor.

-Peki ya Kürtlerin durumu, özellikle de 1970’lerde bu durumun düzenlenmesinde sizin de rolünüz varken? Hem Irak’ta hem de İran’da değişen durum çerçevesinde Kürtlerin kendi devletlerini kurma fırsatı olduğunu düşünüyor musunuz?

Öncelikle, her şeyden önce, 1970’lerde Kürtlerin durumunun düzenlenmesinde benim rolüm olduğunu söylediğinizde, bunun doğru olmadığını söyleyeceğim. 1975’te İran’ın Kürtlere yardım etme çabasını desteklememiz istendi ve o yıl Kongre yardım sağlamayı reddetti. Mali yardımlar, tahmini Kongre’nin onaylamasını beklemediğimiz yaklaşık 300 milyon dolardı. Bağımsız Kürdistan devletinin kurulması ise sadece Irak’ı ilgilendirmiyor, İran’ın yanı sıra Suriye ve Türkiye’yi de etkiliyor. Ancak ben şahsen Kürtlerin insan haklarının sağlanması gerektiğine inanıyorum.

-Özellikle müzakere masasından çekilmesi ve Filistinlilerin örgüt dışından kişilerce temsil edilmesinin ardından Filistin Kurtuluş Örgütü’nün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Ben örgütün içişleri konusunda uzman değilim. Ancak Yaser Arafat, geçmişte olağan dışı durumlardan bizzat sağ çıkmayı başardı ve bu krizi tekrar atlatmasını bekliyorum.

-Türkiye ve İran, bir zamanlar güney Sovyet kuşağının bir parçası olan bazı İslam topraklarını miras almak için yarışıyor. Uluslararası koşullar, Türkiye ve İran gibi iki bölgesel gücün coğrafi olarak genişlemesine veya en azından o bölge üzerindeki etkilerinin artmasına izin verecek mi?

Orta Asya’yı üçgen bir çekişme noktası olarak görüyorum. Tarihsel olarak, köktenci nedenlerle Rusya ve İran, etnik nedenlerle Türkiye vardır. Kazakistan bölgesinde Pakistan ve bir dereceye kadar Çin gibi başka oyuncular da var. ABD’nin rolü, coğrafi uzaklık nedeniyle asgari düzeyde olacaktır. Ama İran ve Türkiye’nin etkisinin artacağını ve uluslararası iklimin bunu kabul edeceğini düşünüyorum. Ancak iki devlet veya biri, etkili bir şekilde toprakları ilhak ve kontrol etmeye çalışırsa Rusya, güçlükler ve tehlikeli bir durum yaratacak bir meseleyle karşı karşıya kalacak.

-Bölgedeki bazı ülkelerde İslami köktendinci hareketlerin iktidarı ele geçirmesi karşısında Batı’nın tutumu nasıl olacak?

Ne gibi?

-Neredeyse Cezayir’de olanlar gibi.

Batı, bu tür hükümetlerle uğraşmamayı tercih ediyor. Ama sonunda onlarla uğraşmayı bir gerçeklik olarak kabul ediyor.

-Bölge, Libya ile ABD arasında başka bir askeri çatışma yaşayacak mı?

Askeri çatışmadan ne kastettiğinize bağlı. Libya hükümetinin terör operasyonlarına karıştığının kanıtlanması durumunda ABD hükümetinin bu konuda tavır alması doğal. ABD’nin bedel ödemeden Libya ile askeri bir çatışma başlatacağını düşünmüyorum.

-Ancak ekonomik abluka yoluyla ABD hükümeti, istediğini elde etmeyi başaramazsa bundan sonra ne olacak?

Bu, zor bir soru. Bir ülkenin 290 vatandaşınızın katledilmesinden sorumlu olduğunu bildiğiniz halde, özellikle de olaydan sorumlu olan iki kişinin cezalandırılmadığını da bildiğiniz halde bu durumu kabullenmek çok zor.

-Ancak ABD, geçmişte Latin Amerika’da veya Ortadoğu’da hükümetler veya kuruluşlar tarafından kendisine karşı gerçekleştirilen terör operasyonlarına daha önce müsamaha göstermişti. Lockerbie davası, önceki terör operasyonlarına kıyasla neden hayati ve önemli hale geldi?

ABD hükümetinin geçmişte bu kadar çok kurbanı olan bir operasyonla karşılaştığını hatırlamıyorum. Operasyonu kimin ve nasıl yaptığına dair bilgisi de vardı. Ayrıca 1983 veya 1984’te Beyrut’taki ‘Deniz Piyadeleri’ üssünün bombalanması ve yaklaşık 250 kişinin hayatını kaybetmesinden bu yana, ABD’ye yönelik bu tür operasyonların arkasında bulunanların cezalandırılması yönünde bir kararlılık söz konusudur.

-Panama’nın güçlü hükümdarı Noriega’nın tutuklanması ve yargılanması, Kuveyt’i işgalinden sonra Saddam Hüseyin’in cezalandırılması, Kaddafi’ye karşı askeri harekât tehdidi, bunlar yeni dünya düzeni zincirinin halkaları mı? O halde yarının küçük devletlerini bugün dünyada kalan tek süper gücün kötüye kullanılma olasılıklarından kim koruyacak?

Bence her vakayı ayrı ayrı ele almak gerekiyor. Saddam Hüseyin, küçük bir ülkeye karşı saldırganlığa dahil oldu. ABD’nin tepkisi, on yıl içinde birçok savaş başlatan ve uluslararası dengeleri tehdit eden bir kişiye karşıydı. Başkan George Bush, son dönemde Saddam’la olan dostane ilişkisi nedeniyle eleştirildi. Libya’ya gelince, ABD’ye yönelik terör operasyonlarını desteklediğini ve hoş görülemeyecek siyasi pozisyonlar aldığını bir kez daha belirtmek isterim. Noriega hakkında ise, mahkeme karar verene kadar davası hakkında yorum yapmamayı tercih ediyorum. Bu bizim tarafımızdan küçük ülkelere hükmetme girişimi değildir.

-Peki ‘ABD’nin tek büyük ulus olarak kalması gerektiğini beyan eden’ Pentagon Belgesi’ni nasıl yorumluyorsunuz? Bunu, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra yeni bir ABD rolünün gerçek bir beyanı olarak görüyor musunuz?

Asla. Ama bence ‘Pentagon Belgesi’, çok sayıda ve ciddi şekilde talep edilen hedefleri duyurdu. Örneğin, nükleer silahların yayılmasının önlenmesini ele alalım. Her halükârda, ABD’nin sırf atom programı olduğundan şüpheleniyoruz diye her ülkeye gidip saldırma hakkının olduğuna inanmıyorum. Atom silahlarının yayılmasını azaltmak için siyasi baskı da dahil olmak üzere diplomasinin kullanılmasını tercih ederim. Böyle bir sorunu çözmek için güç kullanılmasına karşıyım.

-Ancak ‘Pentagon Belgesi’, Dışişleri Bakanı James Baker’ın güvencelerine rağmen birçok Avrupalıyı korkuttu. Bu, örneğin Avrupa’daki dünün müttefiklerinin yarının düşmanları olabileceği anlamına mı geliyor?

Hayır. ABD’nin Avrupalı ​​müttefikleri bu nedenle düşman olamazlar. Evet, politikasını eleştirecekler, bu mümkün ve belirli konularda. ABD’deki politikamız, tüm ayrıntılar üzerinde anlaşma ihtiyacına değil, açık temel hedeflere dayanmaktadır. Atlantik ilişkilerinde kapsamlı bir anlayışı sürdürmek için isteklilik var. Ancak yine de bazı konularda anlaşmazlıklar olacaktır.

-Eski Başkan Nixon, ekonomik nedenlerle Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in düşmesine izin verme riskini almama konusunda uyardı. Chiang Kai-shek döneminde Komünistlerin lehine düştüğünde, Çin’in durumunun tekrarlanma olasılığına gerçekten tanık olur muyuz?

Hayır. ABD, Çin’i kaybetmedi. O zamanlarda ABD’nin büyük bir askeri savaş başlatmak dışında Komünistlerin iktidarı almasını engellemek için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu bile başarılı olamazdı. Yeltsin’e gelince, ona sınırlı bir şekilde yardımcı olabiliriz. Ancak başarısına veya başarısızlığına büyük ölçüde karar veremeyeceğiz. Belirleyici siyasi kararları bizzat kendisi almalıdır.

Henry Kissinger (solda), 12 Kasım 1972’de Vietnam Savaşı’nı sona erdirmek için yapılan müzakereler sırasında (AFP)
Henry Kissinger (solda), 12 Kasım 1972’de Vietnam Savaşı’nı sona erdirmek için yapılan müzakereler sırasında (AFP)

-ABD’nin atom silahlarının yayılması konusundaki endişesinden bahsettim. Hindistan otuz yıl önce atom testlerini yapabildiğinden beri, atom silahlarını üretebilecek başka üçüncü dünya ülkeleri olduğu biliniyor. Mevcut uluslararası anlaşmaların artık atom silahı arayan bu tür ülkelerin emellerini yerine getirmediğini düşünüyor musunuz?

Yaklaşık iki yıl içinde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması, atom enerjisinin veya atom malzemelerinin askeri amaçlara dönüştürülmesi olasılığını sınırlamak için uluslararası bir anlaşmaya varma çabalarının konusu haline gelecek. Ancak teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, atom silahlarının üretiminin her yerde mümkün olduğunu hissediyorum.

-Sovyetler Birliği’nde solun düşüşüne tanık olduğumuz aynı yıl ABD’de sağın kaybedeceğini tasavvur edebiliyor musunuz?

Amerikan sağı ve solu, Rusya’daki sol ve sağla kıyaslanamaz. ABD’deki Cumhuriyetçi Parti, ülkeyi 24 yılın 20 yılında yönetti. Dolayısıyla bu durumda parti değişikliği için seçim yapılması olası bir ihtimal haline geliyor. Ancak kişisel önsezim, özellikle ekonomik durum düzeldiğinde Bush’un yeniden seçileceği yönünde. Demokratların 1992’de 1972’de olduğundan çok daha fazla sağda olduğunu unutmamalısınız. Bu nedenle Demokrat Parti’yi solcu olarak nitelendirmek zordur.

-Cumhuriyetçi aday Buchanan’ın yaptığı ve yurt içinde memnuniyetle karşılanan bir çağrı olan dış yardımı azaltma çağrısının tırmanmasıyla ABD’nin yurtdışındaki konumu ne olacak? Özellikle etkiniz kısmen böyle bir yardıma bağlı olduğundan, bunun ABD’in konumunu zayıflatabileceğini düşünüyor musunuz?

Amerikan sağında ve solunda büyüyen bir izolasyon arzusu var. ABD’nin dünyadaki konumu, marjinal olarak dış yardıma bağlıdır. Yardım programı gerçekten çelişkili. Amerikalıların izolasyon arzusuna gelince, bu her iki tarafta da (Demokrat ve Cumhuriyetçi) var olan ve büyüyen bir olgudur.

ku

-Bush yönetiminin İsrail’e kredi garantisi vermeyi reddetmesini nasıl açıklarsınız? Bu adım iki taraf arasındaki siyasi ilişkide yeni bir yaklaşımı mı temsil ediyor?

Bush yönetimi, Arap ve İsrail tarafları arasındaki güvenilirliğini teyit etmeye çalışıyor.

-Örneğin Amerikan baskısı, İsrail seçimlerini ve Likud’un dışlanmasını etkileyecek mi?

İsrail’de her zaman bir koalisyon hükümeti olduğunu görürsünüz ve bu nedenle büyük bir değişiklik göremezsiniz. Yaklaşan seçimlerin sonucunun İşçi Partisi ve Likud’dan oluşan bir koalisyon hükümeti getirmesini ve başbakanın seçimlerde iki partiden en büyük payı alacak tarafa bağlı olmasını bekliyorum. Ayrıca İsrail’in pozisyonunda kademeli bir değişiklik bekliyorum.

-Bu durum, Ortadoğu’daki müzakereleri nasıl etkileyecek?

Tahminimce en az iki yıl içinde Filistin konusunda anlaşmaya varılır.

-Ürdün ve Suriye’nin müzakere pozisyonları ne olacak?

Kral Hüseyin ile dostluğuma her zaman değer verdim ve Başkan Hafız Esed’e çok saygı duyuyorum. Bir anlaşmaya varılmasını umuyorum. Burada 1974’te Suriye ile varılan bir anlaşma olduğunu ve bunun hala geçerli olduğunu birçok kişinin unuttuğunu söylemek isterim. Bu anlaşmaya bugüne kadar riayet edildiği konusunda herkes hemfikirdir.

  



İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin Umman’a ulaşmasının ardından Tahran, diplomatik çabalara yönelik ‘yıkıcı baskı ve etkiler’ konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, ABD-İran müzakerelerine odaklanması beklenen görüşmeler için Washington’a yapacağı ziyaretten hemen önce geldi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün düzenlenen haftalık basın toplantısında, “Görüşme yaptığımız taraf ABD’dir ve bölgeyi olumsuz etkileyen yıkıcı baskılardan bağımsız hareket etme kararı onlara aittir… Siyonist rejim, bölgede barışa yol açacak herhangi bir diplomatik girişimi sürekli olarak engellemeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonuna konuşan Bekayi, ülkesinin ABD ile yürüttüğü müzakerelerde hızlı bir sonuca ulaşmayı hedeflediğini ve gecikmeye gitmek istemediğini belirtti.

Bekayi, geçtiğimiz hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin karşı tarafın ‘ciddiyetini’ ölçmek için gerçekleştirildiğini aktarırken, mevcut müzakerelerin ne kadar süreceği veya ne zaman sonuçlanacağının öngörülemediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Laricani’nin Maskat’ta Umman Sultanı Heysem bin Tarık ve Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile bir araya gelmesi bekleniyor.

Laricani dün yaptığı açıklamada, ziyaretin bölgesel ve uluslararası son gelişmeler ile İran-Umman ekonomik iş birliğini ele alacağını söyledi.

Ziyaret, Washington ile Tahran arasında birkaç gün önce yapılan ve ABD’nin güç kullanma ihtimalini gündeme getirdiği müzakerelerin ardından gerçekleşiyor.

Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı olmasını, füze programı gibi diğer konuların tartışılmamasını istiyor.

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Bakan Bedr Abdulati’nin İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yaparak bölgesel gelişmeleri ele aldığını bildirdi.

Açıklamada, Arakçi’nin Abdulati’yi yakın zamanda Umman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ABD-İran müzakerelerinin gelişmeleri hakkında bilgilendirdiği belirtildi. Görüşmede Abdulati, ülkesinin bu müzakerelere ve gerilimi azaltmaya yönelik tüm çabalara tam destek verdiğini ifade etti.

Açıklamaya göre Abdulati, ABD ve İran arasındaki müzakere sürecinin barışçıl ve uzlaşmacı bir çözüme ulaşana kadar sürdürülmesinin önemini vurguladı. Ayrıca, bu hassas dönemde ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın aşılması gerektiğini belirterek, bölgedeki gerilimi önlemenin en temel yolunun diyalog olduğunu kaydetti.


Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)

Birleşmiş Milletler dün yaptığı açıklamada, Washington'ın geçen hafta birkaç hafta içinde ilk ödemeyi yapacağına dair verdiği sözün ardından, Amerika Birleşik Devletleri'nin ödenmemiş bütçe borçlarını ne zaman ödeyeceğine dair ayrıntıları beklediğini belirtti.

BM sözcüsü Stéphane Dujarric basın toplantısında, “Verileri gördük ve açıkçası, Genel Sekreter bu konu hakkında bir süredir Büyükelçi (Mike) Walts ile temas halinde” dedi. “Bütçe Kontrol Birimimiz Amerika Birleşik Devletleri ile temas halinde ve bazı göstergeler sağlandı. Ödemenin kesin tarihini ve taksitlerin büyüklüğünü öğrenmeyi bekliyoruz” ifadesini kullandı.

Genel Sekreteri António Guterres, 28 Ocak'ta üye devletlere yazdığı bir mektupta, 193 üyeli örgütün aidatların ödenmemesi nedeniyle “yaklaşan mali çöküş” riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, örgütün mali durumu hakkında uyarıda bulundu.

cvfthyj
ABD Başkanı Donald Trump, New York'taki Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmanın ardından eliyle jest yapıyor (AFP)

Başkan Donald Trump döneminde Washington, Birleşmiş Milletler'in sistemlerini reforme etmesini ve bütçesini azaltmasını talep ederek birçok cephede çok taraflılıktan çekildi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Waltz cuma günü verdiği demeçte, "Çok yakında kesinlikle bir ilk ödeme göreceksiniz" dedi. "Yıllık aidatlarımızın önemli bir ilk ödemesi olacak... Nihai miktarın henüz belirlendiğini sanmıyorum, ancak birkaç hafta içinde belli olacak" ifadesini kullandı.

Birleşmiş Milletler yetkilileri, ABD'nin uluslararası örgütün bütçesine ödenmesi gereken aidatların %95'inden fazlasından sorumlu olduğunu söylüyor. Şubat ayı itibarıyla Washington'ın 2,19 milyar dolar borcu bulunuyordu; buna ilave olarak mevcut ve geçmiş barış koruma misyonları için 2,4 milyar dolar ve BM mahkemeleri için 43,6 milyon dolar daha ödenmesi gerekiyordu.

BM yetkilileri, ABD'nin geçen yılki düzenli bütçe için aidatlarını ödemediğini, bu nedenle 827 milyon dolar, cari yıl için ise 767 milyon dolar borcu olduğunu, geri kalanının ise önceki yıllardan kalan borçlardan oluştuğunu ifade etti.


ABD Adalet Bakanlığı, Kongre üyelerinin Epstein'e ait sansürsüz dosyaları incelemesine izin veriyor

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein davasına ait belgelerden görüntüler (AFP)
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein davasına ait belgelerden görüntüler (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı, Kongre üyelerinin Epstein'e ait sansürsüz dosyaları incelemesine izin veriyor

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein davasına ait belgelerden görüntüler (AFP)
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein davasına ait belgelerden görüntüler (AFP)

ABD Adalet Bakanlığı, bazı milletvekillerinin yayınlanan belgelerdeki belirli isimlerin sansürlenmesinden duydukları endişeyi dile getirmelerinin ardından, dün Kongre üyelerinin Jeffrey Epstein davasıyla ilgili sansürsüz dosyaları incelemesine izin verdi.

AFP’nin haberine göre kasım ayında Kongre tarafından ezici bir çoğunlukla kabul edilen Epstein Şeffaflık Yasası, Adalet Bakanlığı'nın hüküm giymiş cinsel suçluya ilişkin elinde bulunan tüm belgeleri yayınlamasını gerektiriyor.

Yasa, FBI'a göre sayısı bini aşan Epstein kurbanlarının kimliklerini ortaya çıkarabilecek isimlerin veya diğer kişisel bilgilerin gizli tutulmasını gerektiriyor.

Ancak yasa, "herhangi bir hükümet yetkilisi, kamu figürü veya önde gelen yabancı şahsiyet de dahil olmak üzere, hiçbir kaydın utanç, itibar kaybı veya siyasi hassasiyet gerekçesiyle gizlenemeyeceğini, geciktirilemeyeceğini veya sansürlenemeyeceğini" öngörüyor.

Kaliforniya'dan Demokrat Temsilci Ro Khanna, üç milyondan fazla belgede yapılan bazı sansürlemeleri sorgulayan milletvekilleri arasında yer alıyor.

Khanna, Facebook sayfasında örnekler paylaştı; bunlar arasında Epstein'e 17 Ocak 2013 tarihli anonim bir e-posta da bulunuyor: "Yeni Brezilyalı, çekici ve güzel, 9 yaşında."

11 Mart tarihli bir diğer mesajın göndericisinin kimliği de gizli tutuldu. Mesajda şu ifadeler yer alıyordu: “Güzel bir akşam için teşekkürler. Küçük kızınız biraz yaramazlık yapmış.”

Khanna, bu mesajların göndericilerinin ifşa edilmesinin gerekliliğini vurguladı.

Şöyle devam etti: “Bu güçlü adamların itibarlarını örtbas etmek, Epstein'ın şeffaflık yasasının açık ihlalidir.”

İş adamları, politikacılar, ünlüler ve akademisyenlerle bağlantıları olan Epstein, cinsel istismar suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken, 2019'da New York'taki hapishane hücresinde ölü bulundu.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Epstein'ın eski kız arkadaşı Gishlaine Maxwell, davasıyla ilgili bir suçtan hüküm giyen tek kişi.

20 yıllık hapis cezasını çekmekte olan Maxwell, pazartesi günü, Temsilciler Meclisi komitesinin sorularını yanıtlamayı reddetti.

Avukatı, Başkan Donald Trump'tan başkanlık affı alması halinde yanıt vereceğini söyledi. Trump, Epstein'ın dosyalarının yayınlanmasını aylarca engellemeye çalıştı, ancak daha sonra Cumhuriyetçi milletvekillerinin baskısına boyun eğdi.