Mısır ile İsrail arasındaki sınır olayı geçici mi, yoksa planlı mı?

Bir Mısır askeri, İsrail unsurlarını hedef aldı. Gelecek dönemde Mısır-Ürdün sınırında benzer operasyonların yaşanması bekleniyor

İsrail'in ilgisi, Mısır ve Ürdün ile olan güvenli ve istikrarlı sınırları hesaba katarak kuzey ve Gazze Şeridi arasındaki sınırlara yöneldi / Fotoğraf: AFP
İsrail'in ilgisi, Mısır ve Ürdün ile olan güvenli ve istikrarlı sınırları hesaba katarak kuzey ve Gazze Şeridi arasındaki sınırlara yöneldi / Fotoğraf: AFP
TT

Mısır ile İsrail arasındaki sınır olayı geçici mi, yoksa planlı mı?

İsrail'in ilgisi, Mısır ve Ürdün ile olan güvenli ve istikrarlı sınırları hesaba katarak kuzey ve Gazze Şeridi arasındaki sınırlara yöneldi / Fotoğraf: AFP
İsrail'in ilgisi, Mısır ve Ürdün ile olan güvenli ve istikrarlı sınırları hesaba katarak kuzey ve Gazze Şeridi arasındaki sınırlara yöneldi / Fotoğraf: AFP

Tarık Fehmi 

Mısır-İsrail sınırında 4 Haziran'da  yaşananlara ilişkin, "izin verme, üzerini örtme ve yayımlama" konusunda Mısır ve İsrail açıklamaları ve bu açıklamalara dair İsrail medyasının yaptığı açıklamalardan hareketle, neler olduğunu anlatabilecek birkaç önemli gerçek ve gelişme var.

4 Haziran'da meydana gelen sınır olayı, İslami Cihad ve Hamas hareketlerinden iki heyetin Kahire'de kabulüyle eş zamanlı olarak gerçekleşti.

İsrail medyası, yaşananları genel meseleler ve gelişmeler olarak nitelendirirken, ziyaretin sınırlarda yaşananlarla bağlantısı olmayabileceğini açıkladı. 

İlk açıklamalar

Bu tür acil durumlarda mesele, iki ülke arasındaki barış antlaşmasından bu yana uzlaşı sağlanan Daimî İrtibat Komitesi uyarınca derhal Mısır ve İsrail tarafları arasındaki Doğrudan İrtibat Komitesi'ne taşındı.

İlgili komite, olup bitenleri araştırma, inceleme ve analiz etme, olayı çevreleyen tüm koşulları ve tüm senaryoları nasıl ele alacağını inceleme özgürlüğüne sahip.

Yaşananlarla başa çıkmak için bilinen mekanizmalar var. Barış antlaşması, imzalanmasından bu yana uygulanma aşamalarında her iki tarafın da istekli olduğu ilkeler belirlediği için komitenin tavsiyeleri, iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrarı için kontrolleri ve standartları dikkate alan güvenlik ve siyasi bağlamlarda gerçekleşir.

Bu durum, İsrail'in olanlara verdiği 'resmi' tepkilerde ve iki ülke arasındaki barışın istikrarının teyidinde açıkça görülüyor. 

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun açıklamaları da bunu doğruluyor. Ayrıca Genelkurmay başkanları ve Milli Savunma Bakanı da bu yönde açıklamalarda bulundu.

Öte yandan bazı eski askeri liderler, hükümeti ortak sınırları yönetmekte başarısız olmakla ve eğitimsiz bir grup için geniş sınır noktaları bırakmakla suçlayarak büyük eleştiriler almıştı.

İsrail'in bu eleştirileri, sınırın ihlal edildiğini gören bazı eski askerler açısından olağan şeyler. İsrail sınırları boyunca alınan önlemler çerçevesinde ise bu durum normal değil.

Ancak ilerleyen dönemde Mısır-Ürdün sınırının da benzer duruma bir sahne olabileceği beklentisiyle öyle görünüyor ki tüm ilgi, Mısır ve Ürdün ile olan güvenli ve istikrarlı sınırları hesaba katarak kuzey ve Gazze Şeridi arasındaki sınırlara yöneldi.

Özellikle olay İsrail büyük manevralar gerçekleştirirken ve 'ölümcül yumruk' olarak anılan iki haftalık bir süre içerisinde gerçekleştiği için yaşanan durum, İsrail açısından üzücü. 

Olayın 'ölümcül yumruk' ile aynı zamana denk gelmesi, İsrail'in maruz kaldığı tehlikeli güvenlik açıklarını ortaya koyuyor.

Bu da ilgili tarafları, mutlak güvenlikten ve benzeri görülmemiş önlemlerden bahseden mevcut güvenlik önlemlerini yeniden gözden geçirmeye itiyor. 

Mısır ile sınırda yaşanan olay, güney bölge komutanlığı ve 80. Tümen'e bağlı güvenlik ve askeri takviye çağrısı çerçevesinde şüphesiz İsrail'in ortaya koyduğu tek taraflı tedbirlerle ilerleme ihtiyacına dikkat çekecektir.

İsrail'in, sınır bölgelerini yönetmesi için Golani Tugayı olarak bilinen elit tugayı sevk etmesi muhtemel.

Aynı şekilde Tel Aviv, ortak sınırların derinliklerinde, özellikle kuzey ve güney yönlerinde de çalışmak üzere özel operasyon birimlerinin dağıtılması ve kurulmasına ilişkin olarak alınan bir dizi önlemi de yeniden gözden geçirecek.

İsrail ilişkileri

İsrail'in olaya tepkisi, Başbakan Netanyahu'nun özellikle de 'Şin Bet' ve 'Aman' istihbarat birimleri olmak üzere oluşum liderleri ve teşkilatlarının başkanlarının yanı sıra İsrail Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Operasyon Komutanlığı ile bir dizi toplantı yapması şeklinde geldi. 

Toplantılar dizisi, olup bitenlerin öncelikle olayın doğasıyla değil, daha çok tekrarlanma korkusuyla ilgili olduğunu gösteriyor.

Bu da Mısır'la olan sınırların on yıllık istikrarın ardından ardına kadar açılmış olmasıyla ilgili olmadığı ve İsrail'in önlemlerinin başarısız olduğu anlamına geliyor. 

Barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana Mısır-İsrail sınırında, ünlü Süleyman Hater olayı dışında herhangi bir çatışma veya herhangi bir müdahale yaşanmadı.

Bu durum, iki ülkenin yetkilileri tarafından defalarca dile getirildi. Ancak İsrail'de yaşananlar çerçevesinde şunlar sorulabilir;

Yaşananlar planlanmış mıydı? Mesele, soğukkanlılıkla ve ortak etkileşim kanallarıyla ele alınabilecek geçici bir olayın ötesinde mi, yoksa başka mesajlar mı taşıyor?

Özellikle de olayın meydana geldiği bölgenin bir 'ateş bölgesi' olması ve 'İsrail askerlerinin öldürülmesinden bağımsız olarak tehlikesi göz önünde bulundurulması gereken' bir sınır karakolu olması nedeniyle İsrail tarafından yapılan soruşturmalar, yaşananları izleme ve öğrenme eğilimindedir.

İsrail tarafının 'askerin keskin nişancı olduğu, İsrail unsurlarını ustaca hedef alabildiği ve İsrail sınırına geçebildiği' yönündeki açıklamaları doğru olamaz.

Olay, Mısır'ın açıklamasına göre kaçakçıların takibi ve fiilen kovuşturulmasıyla bağlantılı. 

Mısır'ın doğrudan konumunu hedef alan olayla ilgili renkli haberlere göre Mısır devletinin olaya gösterdiği ilgilinin bir göstergesi olarak Mısır Savunma Bakanı, İsrailli mevkidaşı ile bir araya geldi. İki yetkili, Kahire ve Tel Aviv arasındaki ilişkilere değindi. 

Yeni bir Süleyman Hater mi?

Olayı, İsrail'in 'yeni bir Süleyman Hater olayı' nitelendirmesiyle ilişkilendirdiğimizde bu, Mısır'ın, her koşulda olayı yorumlamada samimiyetsiz olduğunu ortaya koyuyor.

Mısırlı bir asker olan Süleyman Hater, IŞİD ya da El-Kaide ideolojisinden etkilenmişti ve belirli dini eğilimlere sahipti. 

Dolayısıyla İsrail soruşturmasının sonuçları, İsrail'in Mısır'a değil, sınırlara, hatta Ürdün ve kuzey bölgesine ilişkin önemli bir ihmali olduğunu gösterecektir.

İsrail'in olabileceklerle yüzleşmek için gerçek ve etkili bir stratejiye ihtiyacı var. Bu ihtiyaç da İsrail'i sınırları yeniden güçlendirmeye sevk edecektir.

Knesset'in birkaç gün önce İsrail sınırlarını korumak için önlemler talep etmesi dikkat çekici bir durum.

Bu, bütçenin yakın zamanda yürürlüğe koyulmasına rağmen, hükümeti gerekli kaynakları yönlendirmek için acele etmeye itecektir.

Ayrıca bu mesele de İsrail'de, istikrarsız sınırları güvence altına almak için eğitim ve sağlık tahsislerinin bir kısmını kesintiye uğratmak isteyenler arasında devam eden bir tartışmadır. 

İsrail sınırlarının bölgesel komşularıyla hedef haline gelmesi sonrasında Tel Aviv, yeni anlaşmalar yapmak zorunda kaldı.

Ayrıca bu zorunluluk, güvenlik sistemi ve Mısır ve Ürdün ile stratejik ilişkiler de dahil olmak üzere mevcut güvenlik ve stratejik politikalarının yeniden gözden geçirilmesiyle de baş gösterdi. 

Genelkurmay içindeki bir hareket, iki ülke arasındaki barış anlaşmasında öngörülenler dışında Mısır güçlerinin girişi ve varlığına ilişkin İsrail kararlarının gözden geçirilmesi çağrısı yaptı.

Söz konusu çağrı, iki ülke arasında imzalanan güvenlik protokolünü etkileyen bir durum. 

Bir yanda Mısır ve İsrail, diğer yanda İsrail ve Ürdün arasında ortak güvenlik ve stratejik iş birliği dosyasının da açılması bekleniyor.

Gazze Şeridi ve Batı Şeria ile çatışmaların İsrail'i on yıldır istikrarlı olan cephelerden alıkoymaması gerektiği de belirtiliyor.

İşler farklı bağlamlarda ilerliyor ve ilerleyen dönemde gerçek güvenlik ve stratejik incelemelere ihtiyaç var.

Son notlar

Yaşananların tanımı, güvenlik ve stratejik koşullarının belirlenmesi nasıl olursa olsun İsrail- Mısır sınırı, (İsrail algısına ve soruşturmaların ortaya koyduklarına göre) mevcut ve beklenen politikaların gözden geçirilmesini gerektiren bir ateş hattı haline geldi.

Kahire ile Tel Aviv arasındaki tarihi ilişkiler çerçevesinde ilişkilerin yakınlaşması muhtemel.

Özellikle asi İsrail kamuoyunun karşısında iki ülkenin, yaşananların sonuçlarını onarma eğilimine girmesi, Başbakanı 'Mısır ve Ürdün'ün güvenlik düzeyindeki bazı taleplerini durdurma olasılığı çerçevesinde yaşananlara' yatırım yapmaya sevk edecek.

Bu nedenle bundan sonra gündemde, bazı mevcut pozisyonları ve yönleri gözden geçirme meselesi söz konusu olacaktır.

Ayrıca muhalefetin hükümete ve başkanına yönelttiği suçlamalara rağmen durum, Yair Lapid'i üst düzey güvenlik toplantılarına dahil ederek muhalefeti ve liderini olayın içine çekmeye çalışan hükümete, 'alışılmadık bir önlemle birleşik pozisyonlar oluşturması' için hizmet edebilir.

Bu da olayları tüm mevcut ve beklenen gelişmeleriyle ele alarak, doğal bir mesele gibi sunulabilecek sonuçlar örgüsüyle, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Mısır'a yönelik diğer politikalarını harekete geçirebilir.

Independent Arabia



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.