Türkiye'nin son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, Esed ve Davutoğlu arasındaki görüşmenin detaylarını paylaştı: ‘Türkiye’nin ‘yol haritası’ ve Hama şehrine seyahatim…’

Esed ve Davutoğlu arasındaki son görüşmenin detayları

Fotoğraf: Getty Images
Fotoğraf: Getty Images
TT

Türkiye'nin son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, Esed ve Davutoğlu arasındaki görüşmenin detaylarını paylaştı: ‘Türkiye’nin ‘yol haritası’ ve Hama şehrine seyahatim…’

Fotoğraf: Getty Images
Fotoğraf: Getty Images

Ömer Önhon

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu bir mesaj iletmek üzere Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e gönderdi. Davutoğlu, 9 Ağustos 2011 Salı günü özel bir uçakla Şam’a vardı. Doğrudan Kasiyun’daki Başkanlık Sarayı’na gittik.

Bakan Davutoğlu’nun yanında benimle beraber Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Halit Çevik, Bakan’ın birkaç danışmanı ve büyükelçiliğin ikinci sekreteri vardı. Esed’e de Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, danışmanı Buseyne Şaban ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Abdülfettah Amure eşlik ediyordu.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, toplantıya Türkiye ile Suriye’nin ortak kaderini, tarihini ve geleceğini vurgulayarak başladı ve Erdoğan’ın birkaç gün önceki açıklamalarının ardında bu düşüncenin yattığını açıkladı. Erdoğan, o dönemde Esed’in özel güvenlik güçlerinin krize yaklaşımlarını ve aşırı ve orantısız güç kullanımlarını eleştirmişti.

Davutoğlu, 1950 yılındaki siyasi geçişten başlayarak Türkiye’nin çok partili rejim tecrübelerini detaylı bir şekilde paylaştı.

Davutoğlu, terörle mücadelenin ve vatandaşların korunmasının her devletin görevi olduğunu, ancak herkesi terörist olarak adlandırmanın ve onlara bu şekilde muamele etmenin doğru olmadığını, hatta bunun durumu daha da kötüleştireceğini ifade etti. Ardından Türkiye’nin krizi iyi bir şekilde sonlandırmak için mümkün olan her yolla Suriye’ye yardım etmeye hazır olduğunu yineledi.

Devlet Başkanı Beşşar Esed ile Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2011’deki görüşmesi (AFP)
Devlet Başkanı Beşşar Esed ile Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2011’deki görüşmesi (AFP)

“Davutoğlu, Türkiye ile Suriye’nin ortak kaderini, tarihini ve geleceğini vurguladı ve Erdoğan’ın birkaç gün önceki açıklamalarının arkasında bu düşüncenin yattığını açıkladı. Erdoğan, Esed’e bağlı güçlerin krize yaklaşımlarını ve aşırı güç kullanımlarını eleştirmişti”

Buna karşılık Esed de güvenlik güçlerinin terörle mücadele ettiğini ve belki operasyonlarda bazı yanlışlar yaptıklarını, ancak bunun esasında tecrübesizlikten kaynaklandığını söyledi. Zaten bazı güvenlik unsurları da eylemlerinden dolayı cezalandırılmıştı. Esed, ülkede durumun iyileştirileceğinin ancak teröristlere yönelik savaşın da devam edeceğinin altını çizdi. Ayrıca ordunun Hama’ya şehri yıkmak için değil, güvenliği yeniden tesis etmek için girdiğini belirtti. Aldığı bilgilere göre Deyrizor ve diğer bazı yerlerde Irak’tan, Ürdün’den ve İran’dan gelen El Kaide unsurları vardı ve bunlar, terörü her yere yaymayı planlıyorlardı.

Toplantının bir yerinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Suriye’ye girişleri yasaklanan muhaliflerin kapsamlı diyalog sürecine katılmak için ülkeye dönüşlerine izin verilip verilmeyeceğini sordu. Davutoğlu, özel olarak isim vermedi ama zikrettiği diğer kişilerin yanı sıra İhvan-ı Müslimin’i (Müslüman Kardeşler) kastediyordu.

Esed, kanunlara karşı çıkanların kanunlara göre yargılanacağını söyledi. Bununla birlikte muhalefet destekçilerinin ya da siyasi muhaliflerin Suriye pasaportu almak ya da yenilemek ve ülkeye dönmek için büyükelçiliğe başvurmalarına bir engel yoktu. Esed, ne yazık ki onların korktukları için dönmemeyi tercih ettiklerini belirterek, muhalefetin Suriye içinde yaptığı görüşmelerin ve toplantıların onların korkularının yersizliğini ispatladığını sözlerine ekledi.

Bundan sonra biz toplantı odasından ayrıldık ve Davutoğlu ile Esed, üç saat süren ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Daha sonra bizi tekrar toplantı odasına çağırdılar. Davutoğlu, Esed’e bir yol haritası sunduğunu, Esed’in de bunu kabul ettiğini bildirdi.

Esed ile Davutoğlu’nun toplantısı 7 saat sürdü ve uluslararası ilişkiler tarihine geçildi. Günün sonunda herkes yorgun düşmüştü. Davutoğlu, bu yol haritasının başarılı olacağı konusunda iyimserdi. Bakan ve heyeti, akşam saatlerinde Şam’dan ayrıldı.

Esed ve Davutoğlu’nun anlaştığı üzere ertesi gün, 10 Ağustos sabahının erken saatlerinde iki araçla Hama’ya yöneldik. Burada bana elçilikteki meslektaşlarım ile güvenlik ekibi eşlik etti.

“Buna karşılık Esed, güvenlik güçlerinin terörle mücadele ettiğini, belki operasyonda bazı hatalar yaptıklarını, ama bunun esasında tecrübesizlikten kaynaklandığını söyledi”

Hama şehrine saat 10.30’da vardık. Bizi şehrin girişinde Türkiye’nin Halep Başkonsolosu ile Suriyeli yetkililer karşıladı. Öncelikle Vali Abbas en-Naim’in ofisini ziyaret edip onunla görüştüm. Ofisin girişinde ve ona çıkan merdivenlerde kurşun izleri vardı. Vali, bu izlerin silahlı gruplar tarafından yapılan saldırıların sonucu olduğunu söyledi. Daha sonra şehri turlarken bize Vali de eşlik etti.

Olayların merkezi oldukları söylenen Kabak, el-Hamidiye, Sercavi, es-Sabuniye mahallelerini gezdik. Sonra Vali bizi polis karakoluna, trafik şubesine, adliyeye ve emniyete götürdü. Bu binalar hepten ya da kısmen yanmış vaziyette idi. Duvarlarda kurşun izleri ve otoparklarda yanmış arabalar bulunuyordu. Vali, bu durumdan göstericilerin ve silahlı grupların sorumlu olduğunu söyledi.

Vali, isteğimiz üzerine bizi el-Horani Hastanesi’ne götürdü. Bu hastane yaralı göstericilerin tedavi edildiği yer olarak biliniyordu. Hastanenin duvarları, kurşun izleriyle doluydu ve camlar kırıktı. Görgü tanıkları, güvenlik güçleri ile hastanedeki yaralıları koruyan muhaliflerin karşılıklı olarak ateş açtıklarını söyledi.

Ardından Sercavi Camii’nin zaviyesine gittik; burada da şiddetli çatışmalar yaşanmış ve çatışmaların sonucunda birçok kişi ölmüştü. Vali, bu yerin tehlikeli olduğunu, etrafımızda bize zarar verebilecek silahlı gruplar bulunduğunu söyledi.

Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2000 yılında Suriye parlamentosunda bir konuşma yaparken (AFP)
Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2000 yılında Suriye parlamentosunda bir konuşma yaparken (AFP)

Biz uzaktan camiye bakarken Vali bizi şehrin merkezindeki Ömer İbnü’l-Hattab Camii’ne götürdü ve gezebilelim diye yanımızdan ayrıldı. O ayrılır ayrılmaz biz tekrar Sercavi Camii’ne gittik.  

Camide bulunan 50-60 kişi yaşadıklarını bizimle paylaştı ve birkaç günün ardından o günün camilerin açılmasına izin verilen ilk gün olduğunu söyledi. Görünüşe bakılırsa bunun nedeni, bizim şehri ziyaretimizdi. Zira rejim, bize işlerin normale döndüğünü göstermek istiyordu.   

İnsanlar bize yaşadıklarını anlattı. İçlerinden biri, oğlunun Esed’e hakaret ettiği için güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü söyledi. Bir başkası da 4 yaşındaki kızının evlerinin önünde bir keskin nişancı tarafından öldürüldüğünden bahsetti ve dönemin Başbakanı Erdoğan’ı eleştirdi. Ona göre geçmişte sert açıklamalar yapan Erdoğan, bugün sessiz kalıyordu. Bir kadın, güvenlik güçlerinin geçen gece evlerine baskın düzenleyip kocasını alıp götürdüklerini söyledi.

Bu kişiler, bizi camiin üst katındaki kadınlar bölümü ile alt kattaki Kur’an-ı Kerim dersleri odasına götürerek güvenlik güçlerinin camiye zorla girdiklerini, kapıları kırarak içerideki her şeyi yerle bir ettiklerini, her iki odayı da arayıp Mushafları, kitapları ve diğer eşyaları yerlere attıklarını ve televizyonlarla elektrikli cihazları parçaladıklarını anlattı. Ayrıca camiin minaresinin de ağır makineli tüfeklerle kısmen yıkıldığını söylediler.

Camiin yanında bir bahçe vardı; insanlar buraya ölülerini defnetmişler, çünkü ölülerini mezarlıklara nakletmelerine izin verilmemişti. Gösteriler esnasında güvenlik güçleri tarafından öldürülmüş kişilere ait 16 mezar saydık.

Orada kendisiyle konuştuğumuz bir doktor, er-Rayes Hastanesi’nde çalıştığını ve hastanede mekân sıkıntısı olduğu için yaralıları koridorlarda tedavi ettiğini anlattı. İddiasına göre olaylar başladığından beri Hama’da 700 kişi ölmüştü.

“Camiin yanında bir bahçe vardı; insanlar ölülerini buraya defnetmişler, çünkü onları mezarlıklara taşımalarına izin verilmemiş. Gösteriler esnasında öldürülmüş kişilere ait 16 mezar saydık”

Şehirde zırhlı araç olup olmadığını soruşturmamız gerekiyordu. Vali bize hiçbir koşulda zırhlı bir aracın girmediğini belirtse de ana ve tali yollarda zırhlı araçların izleri açıkça görülüyordu.

Ahaliden ve özel kaynaklarımızdan toplayabildiğimiz bilgiler, Hama şehrindeki operasyonlarda kullanılan çoğu zırhlının ağır makineli tüfek taşıyan BMP-1 tipi personel nakil araçları ile ZSU-23 tipi uçaksavarlar olduğunu ve şehrin çevresiyle ana meydanına tanklar konuşlandırıldığını ortaya çıkardı. Zırhlı araçların çoğu, geçen gece ve bazıları da o gün sabahın erken saatlerinde şehirden ayrılmıştı. Tüm bu araçlar, Hama şehri dışındaki kışlalara çekilmiş, geri kalan birkaçı da operasyonlarda kullanılmak üzere kırsala ve diğer bölgelere gönderilmişti.  

Türk kuvvetleri, 2022’de Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetine bağlı Rumeylan kasabasında (AFP)
Türk kuvvetleri, 2022’de Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetine bağlı Rumeylan kasabasında (AFP)

Valiliğin bulunduğu el-Asi Meydanı başta olmak üzere meydana, Hama’nın girişine ve ana caddelere barikatlar ve otomatik makineliler yerleştirilmiş ve bunlar, oradan geçen tüm araçları denetliyor ve tüm yayaların üstünü arıyordu. Trafik yavaştı ve şehirdeki yayaların sayısı çok azdı. Neredeyse tüm dükkânlar kapatılmıştı. Vali’nin söylediğine göre göstericiler barikat kurmak üzere kullanmak için elektrik direklerini yıkmıştı.

Kurşun izleri taşıyan birçok bina gördük. Bazı evlere de mermi isabet etmişti. Oradaki insanlar, zırhlı araçların insanları korkutmak ve dehşet saçmak için binaları rastgele hedef aldıklarını iddia etti.

Daha sonra Ömer İbnü’l-Hattab Camii’ne döndük. Bu camii, şehrin en büyük camiiydi ve en büyük gösteriler de buradan çıkmıştı. Orada bulunan yaklaşık 60 kişiyle görüşme yaptık. Hama’nın diğer camileri gibi bu caminin de operasyonlar başladığından bu yana ilk kez o gün açıldığını söylediler.

Güvenlik güçlerinin operasyonlar sırasında camiye girip yıkımına sebep olduğunu da anlattılar. Güvenlik güçleri tarafından camiin duvarlarına yazılan şöyle sloganlar okuduk: “Suriye, Allah, Beşşar”; “Ey Hama Ahalisi! Sokağa çıkarsanız geri döneriz”, “Esed’in adamları Esed’in şehri”.

İnsanlar bize cep telefonlarıyla çektikleri çatışma fotoğraflarını gösterdi. İçlerinden biri amcasının oğlunun operasyonlar sırasında güvenlik güçlerinin kurşunuyla öldüğünü, kendisine ateş açıldıktan sonra üzerinden üç kez zırhlı araç geçtiğini ve bu yüzden cesedinin iki parçaya ayrıldığını söyledi.

Koordinasyon kurullarından bazı gençler bize rehberlik ederek olan biteni anlattı. Konvoyumuz şehirde hareket halindeyken bize şehirdeki çatışmaların görüntülerini içeren CD’ler ve hafıza kartları verildi.

Daha sonra Hama şehrinin kenar mahallelerindeyken bir kaynağımız, 47’nci Zırhlı Tugay’ın Hama şehrine girip göstericilere karşı sert bastırma yöntemleri uyguladığını belirtti.

Şehrin dışında bulunan seramik fabrikası, bir gözaltı ve sorgu merkezine dönüştürülmüş. Bize oradaki tutukluların çığlıklarının gece gündüz duyulduğu söylendi.

“Hama şehrinin dışındaki seramik fabrikası, bir gözaltı ve sorgu merkezine dönüştürülmüş”

Hama şehrinden akşam 5 buçuğa doğru ayrıldık. Hama’da iken uydu üzerinden Bakan Davutoğlu ile bir telefon görüşmesi yapıp ona ziyaretin içeriği hakkında kısaca bilgi verdim. Büyükelçiliğe döndükten sonra da bakanlığıma bir rapor yazıp gönderdim ve özetle şöyle dedim:

“Hama şehri, başka bir trajediye sahne olmuş. Zira muhalefetten pek çok kişi ölmüş ve yaralanmış. Rejimden de keza. Devlet Başkanı Esed, bu konuda verdiği söze uyduğu için Hama’da herhangi bir kısıtlama olmaksızın hareket edebildik. Zırhlı araçlar geri çekilmiş, ancak yakın mevkilere. İş onu gerektirirse dönebilirler. Kentte kontrol noktalarında ve diğer yerlerde askerî birlikler ve güvenlik güçleri, açıkça konuşlanmış durumda.”

Türk hükümeti, Esed’in oyaladığını ve vaatlerini yerine getirip krizi sonlandırmak için gerekli adımları atmaya niyetli olmadığını düşündü.

Böylece iki ülke arasındaki ilişkiler, aşamalı olarak ve şiddetini artırarak bozuldu. Nihayetinde öyle bir noktaya geldi ki Türkiye, Mart 2012’de rejimle ilişkilerini askıya aldı ve Şam’daki büyükelçiliğin kapılarını kapatarak Ankara’ya döndük.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Majalla dergisinden çevrilmiştir.

 



Yüzlerce İsrailli, Batı Şeria’nın kuzeyinde yeniden açılan iki yerleşime dönüşlerini “gösterişli bir şekilde” kutladı

İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)
İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)
TT

Yüzlerce İsrailli, Batı Şeria’nın kuzeyinde yeniden açılan iki yerleşime dönüşlerini “gösterişli bir şekilde” kutladı

İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)
İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)

Yüzlerce İsrailli, dün işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde yakın zamanda yeniden açılan iki yerleşim arasında, Yahudi bayramı dolayısıyla düzenlenen yürüyüşe katıldı. Etkinlik, yakın zamana kadar büyük ölçüde Filistinlilerin yaşadığı bir bölgeye gelişin sembolik gösterisine dönüştü.

Her yaştan katılımcı, bir hafta boyunca kutlanan Sukot Bayramı kapsamında kullanılan geleneksel meyve ve dallardan oluşan demetler taşıdı. Tepede düzenlenen etkinlikte oyunlar ve palyaçolar da Filistin yerleşimlerine bakan bölgeye bayram havası kattı.

Yürüyüş, Cenin kenti yakınlarındaki Ganim yerleşiminden Kadim yerleşimine kadar uzandı. Her iki yerleşim de 2005 yılında dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un uygulamaya koyduğu tek taraflı “ayrılma planı” kapsamında boşaltılmaları nedeniyle İsrail yerleşim hareketi açısından güçlü semboller taşıyor. Yerleşimler, bu yıl yerleşim yanlısı Başbakan Binyamin Netanyahu döneminde yeniden inşa edildi.

İki yerleşimi birbirine bağlayan toprak yolun iki yanında, yerleşimlere yer açmak amacıyla Filistinlilere ait topraklardan İsrailli makamlar tarafından sökülen onlarca zeytin ağacı görüldü.

Oslo’nun yenilgisi

Yerleşim hareketinin önde gelen isimlerinden Yossi Dagan, kalabalığa hitaben, “İsrail’deki harika halkımız Oslo’yu yendi” dedi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Dagan, bu sözlerle 1990’larda Filistinlilerle yürütülen barış sürecine atıfta bulundu.

Dagan, “21 yıl önce dört yerleşimi söktüklerinde, topraklardan ayrılma girişimi aslında bir fikirden, Siyonizm’den ayrılma girişimiydi” ifadelerini kullandı.

İsrailli aileler, işgal altındaki Batı Şeria’da bugün Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katılıyor. (AFP)
İsrailli aileler, işgal altındaki Batı Şeria’da bugün Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katılıyor. (AFP)

Ardından, bölgenin Kitab-ı Mukaddes’teki adını kullanarak, “Birlikte yüz binlerce Yahudiyi Kuzey Samiriye’ye getireceğiz” dedi.

İsrail bayraklarıyla donatılan Kadim’de, ordu yerleşimcileri korumak üzere konuşlandırıldı. Bu durum, tepenin aşağısında bulunan Filistin kenti Cenin’le belirgin bir tezat oluşturdu. İsrail güçleri geçen yıl kentte düzenlediği bir askerî operasyon sırasında çok sayıda Filistinliyi öldürmüştü.

İsrail’e giden yol üzerinde ise yerleşimleri genişletmek ve bölgedeki İsrail kontrolünü pekiştirmek amacıyla kurulmayı bekleyen onlarca prefabrik ev bulunuyordu.

35 yaşındaki Yishai Gerstel, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Tam da burada ve Sukot Bayramı’nda bulunmak sevincimi katlıyor” dedi.

Gerstel, eşi ve üç çocuğuyla İsrail içindeki bir kentten geldi. Ancak Batı Şeria’nın kuzeyindeki bir yerleşimde büyüyen Gerstel, gençlik yıllarında Ganim’in 2004’te kapatılmasına karşı düzenlenen protestolara katılmıştı.

Gerstel, “Çocuklarımla geri dönmek, onlara geride bıraktığımız yeri ve şimdi nereye döndüğümüzü göstermek inanılmaz” diye konuştu.

Netanyahu’nun 2023’te İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden birinin başında yeniden iktidara gelmesinden sonra Batı Şeria’da 104 yeni yerleşimin kurulmasına onay verildi.

İsrail yerleşimcisi, bugün işgal altındaki Batı Şeria’da Cenin kenti yakınlarındaki Ganim yerleşiminde Filistinlilere ait bir su deposuna giriyor. (AFP)
İsrail yerleşimcisi, bugün işgal altındaki Batı Şeria’da Cenin kenti yakınlarındaki Ganim yerleşiminde Filistinlilere ait bir su deposuna giriyor. (AFP)

İsrail’in 27 Ekim’de yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde yerleşimlere verilen onayların hızı arttı. Netanyahu’nun rakipleriyle rekabetin kızıştığı seçimlerde toplumsal tabanını güçlendirmeyi umduğu belirtiliyor.

Batı Şeria’da son aylarda şiddet olaylarında da keskin bir artış yaşandı. Yerleşimciler neredeyse her gün Filistinlilere veya onların mülklerine yönelik saldırılar düzenlerken, kısa süre önce bir Filistinlinin silahlı saldırısında bir yerleşimci de öldürüldü.

Doğu Kudüs hariç, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Batı Şeria’da yaklaşık 3 milyon Filistinli yaşıyor. Bunun yanı sıra uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşimlerde 500 binden fazla İsrailli yaşıyor.


Sevinç ve endişe... Iraklıların ABD güçlerinin çekilmesine ilişkin duyguları farklılık gösteriyor

İran yanlısı silahlı grupların destekçileri, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesini kutlamak amacıyla dün Bağdat’ta düzenlenen yürüyüşte toplandı. (AFP)
İran yanlısı silahlı grupların destekçileri, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesini kutlamak amacıyla dün Bağdat’ta düzenlenen yürüyüşte toplandı. (AFP)
TT

Sevinç ve endişe... Iraklıların ABD güçlerinin çekilmesine ilişkin duyguları farklılık gösteriyor

İran yanlısı silahlı grupların destekçileri, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesini kutlamak amacıyla dün Bağdat’ta düzenlenen yürüyüşte toplandı. (AFP)
İran yanlısı silahlı grupların destekçileri, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesini kutlamak amacıyla dün Bağdat’ta düzenlenen yürüyüşte toplandı. (AFP)

Iraklılar, 20 yılı aşkın süren savaşın ardından ABD güçlerinin ülkeden ayrılmasını dün kutladı. Ancak birçok Iraklı, herhangi bir güvenlik boşluğunun İran destekli silahlı grupların nüfuzunu artırmasından veya DEAŞ’ın yeniden güç kazanmasına fırsat vermesinden endişe ediyor.

Son birliklerin, ağırlıklı olarak yarı özerk Kürdistan Bölgesi’ndeki Erbil’de bulunan bir hava üssünden çekilmesiyle, ABD’nin bu yüzyılda yürüttüğü en büyük savaş sona ermiş olacak. Savaş, Irak’ta geniş çaplı yıkım ve kaosa yol açmış, ülke bu etkilerden henüz tamamen kurtulamamıştı.

Irak’ta müttefik silahlı gruplar aracılığıyla nüfuzunu güçlendiren ve tüm ABD güçlerinin Ortadoğu’dan çekilmesinde ısrar eden İran, ABD’nin çekilmesini bölgedeki müttefik silahlı gruplardan oluşan “direniş ekseni” açısından bir zafer olarak görüyor.

Irak güvenlik güçleri, çekilmeyi kutlamak amacıyla Bağdat ve Şii Müslümanlar açısından dini öneme sahip Necef kentinin sokaklarında araç konvoyu düzenledi.

Bağdat sakinlerinden Ahmed Salah, çekilmenin “kalplerimizi sevinçle doldurduğunu” söyledi. 70 yaşında yeniden doğmuş gibi hissettiğini belirten Salah, güçlü silahlı grupların artık silahlarını teslim etmesinin de zamanının geldiğini ifade etti. Salah, “Bizi, seni ve beni karada, havada ve sularda korumaktan hükümet sorumlu olsun” dedi.

 İnsanlar, ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesi dolayısıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen kutlamalarda bir araya geldi. (AP)
İnsanlar, ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesi dolayısıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen kutlamalarda bir araya geldi. (AP)

Çekilme kararı 2024 yılında eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde alındı ve ABD’nin komşu İran’la savaş yürüttüğü bir dönemde Başkan Donald Trump yönetimi tarafından uygulanıyor.

ABD öncülüğündeki güçler 2003 yılında Saddam Hüseyin’i devirmek amacıyla Irak’ı işgal etmiş ve bu durum o dönemde büyük bir istikrarsızlık ve kaosa yol açmıştı. ABD güçleri ilk olarak 2011’in sonunda ülkeden ayrıldı. Ancak DEAŞ militanlarının Irak topraklarının üçte birini ele geçirerek şiddete dayalı bir yönetim kurmasının ardından, Irak güvenlik güçlerine yardım etmek üzere üç yıldan kısa bir süre sonra yeniden ülkeye döndü.

Irak’ta 4 bin 500’den fazla ABD askeri hayatını kaybetti. Bu sayı, aynı dönemde Afganistan savaşında ölen Amerikan askerlerinin yaklaşık iki katına denk geliyor. “Irak Savaşının Kayıpları” projesine göre ise 200 binden fazla Iraklı sivil öldürüldü.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ABD ve koalisyon ortaklarının “Doğal Kararlılık Operasyonu”nu resmen tamamladığını açıkladı. Washington’un Iraklı ortaklarına yönelik eğitim ve istihbarat desteğini sürdüreceği belirtildi.

ABD’nin yanı sıra İran’ın da müttefiki olan Irak’ın güvenliğinin sağlanması ve DEAŞ’ın geride kalan unsurlarının kontrol altında tutulması görevini artık Irak güçlerinin üstlenmesi bekleniyor.

 İnsanlar, ABD güçleri ile koalisyon güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesi dolayısıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen halk kutlamalarında bir araya geldi. (EPA)
İnsanlar, ABD güçleri ile koalisyon güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesi dolayısıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen halk kutlamalarında bir araya geldi. (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi yaptığı açıklamada, “Uluslararası koalisyonun görevinin sona ermesi, terörle mücadelemizin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine Irak’ın güvenliği ve istikrarının tam sorumluluğunu üstlendiği yeni bir aşamaya geçiş anlamına geliyor” dedi.

Güvenlik boşluğu son derece tehlikeli olabilir

Çekilme Iraklılar arasında geniş destek görse de bazıları, ABD tarafından eğitilen ve finanse edilen güvenlik güçlerinin ülkeyi koruma konusunda hâlâ yeterli kapasiteye sahip olmamasından endişe ediyor.

Irak güvenlik güçlerine danışmanlık yapan Iraklı analist Casım el-Bahadli, “Son 20 yıldan çıkarılacak ders, güvenlik boşluklarının son derece tehlikeli olabileceğidir” dedi.

Lise İngilizce öğretmeni 45 yaşındaki Adil Selman ise Iraklıların çekilmeyi kutlamakta acele etmemesi gerektiğini söyledi.

Selman, “Milisler hâlâ devletin kontrolü dışında faaliyet gösteriyor ve DEAŞ da ortadan kalkmış değil... ABD’nin çekilmesinin yeni bir istikrarsızlık dönemine yol açmasından endişe ediyorum. Sonuçta insanlar bu kararı tek bir ölçüt üzerinden değerlendirecek: Önümüzdeki yıllarda güvenliğin istikrarlı kalıp kalmayacağı” dedi.

İran yanlısı Iraklı silahlı grupların yüzlerce destekçisi, çekilmeyi kutlamak üzere Bağdat’ta toplandı ve “Amerika’ya ölüm” sloganları attı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre kutlamalara katılanlar, İran eski lideri Ali Hamaney ile onun yerine geçen oğlu Mücteba Hamaney’in ve 2020 yılında Bağdat’ta konvoyuna düzenlenen ABD hava saldırısında öldürülen İranlı General Kasım Süleymani’nin fotoğraflarını taşıdı.

ABD güçlerinin Tahran’la müttefik silahlı gruplarla yan yana bulunduğu dönemde Irak, bu yıl İran savaşının da içine çekildi.

 Irak güvenlik güçleri mensupları, ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini kutlamak amacıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen konvoya katılırken zafer işareti yaptı. (AP)
Irak güvenlik güçleri mensupları, ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini kutlamak amacıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen konvoya katılırken zafer işareti yaptı. (AP)

Bu yıl İran’la yaşanan savaşta, Trump’ın İsrail’le birlikte şubat ayında “Destansı Öfke” operasyonunu başlatmasından bu yana öldüğü açıklanan 18 ABD askerinden 7’si Irak’ta hayatını kaybetti. Sonuncusu, temmuz ayında Erbil yakınlarındaki bir üste insansız hava aracına yönelik kontrollü imha operasyonu sırasında hayatını kaybeden bir çavuştu.

Bağdat’ta yaşayan siyasi analist Ahmed Yunus, çekilmenin “İran adına vekâleten faaliyet gösteren grupların Batılı askerî varlığın yokluğunda kendilerini daha güçlü hissetmesi ihtimalini” gündeme getirdiğini söyledi. Yunus, bu grupların devlet politikalarının şekillendirilmesindeki rollerini genişletmeye ve kilit kurumlar içindeki varlıklarını pekiştirmeye çalışabileceğini belirtti.

Bazı Iraklı güvenlik yetkilileri ise ABD’nin çekilmesinin DEAŞ militanlarına yeniden faaliyet gösterme fırsatı verme riski taşıdığını söylüyor. Örgüt, yaklaşık 10 yıl önce ilan ettiği hilafet yönetiminin yenilgiye uğratılmasına rağmen, hâlâ uyuyan hücrelerden oluşan bir ağ bulunduruyor.

ABD güçlerinin daha önceki çekilmesinde Irak ordusu DEAŞ’la mücadele edemediğini göstermişti. Örgüt 2014 yılında Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’u ele geçirdiğinde askerler üniformalarını çıkararak kaçmıştı.

Örgüte karşı savaşta bir tugaya komuta etmiş emekli Iraklı General Muhammed el-Cuburi, “Şimdi en önemli soru, Irak güvenlik kurumlarının koalisyon sonrası dönem için uygulanabilir bir alternatif plan hazırlayıp hazırlamadığıdır” ifadelerini kullandı.


Rapor: İsrailli askerlerin tanıklıkları Gazze’deki “hedef fabrikasını” ortaya koyuyor

Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor
Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor
TT

Rapor: İsrailli askerlerin tanıklıkları Gazze’deki “hedef fabrikasını” ortaya koyuyor

Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor
Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor

Fransız gazetesi “Le Monde” tarafından yayımlanan ve İsrailli “Sessizliği Kırmak” (Breaking the Silence) kuruluşunun topladığı İsrailli askerlerin tanıklıklarına dayanan bir rapor, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki savaş sırasında hedefleri belirleme yöntemleri ve bombardıman kurallarına ilişkin yeni ayrıntılar ortaya koydu. Raporda, bazı saldırılarda ölebilecek sivillerin sayısına ilişkin önceden tahminler yapıldığı ve olası hedeflerin belirlenmesinde yapay zekâ tabanlı sistemlerden yararlanıldığı belirtildi.

Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen askerlerin ifadelerine dayanan rapor, bombardıman kararlarının nasıl alındığına, hedef alınan bölgelerde sivillerin varlığıyla nasıl başa çıkıldığına ve dijital sistemlerin bilgi toplama, analiz etme ve bunları hedef listelerine dönüştürme sürecinde giderek artan rolüne ilişkin bir tablo sunuyor.

Raporda ele alınan başlıca olaylardan biri, İsrail ordusunun 31 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırı. İsrail’in açıklamasına göre saldırının hedefi, Hamas’a bağlı bir taburun komutanı olan ve bir tünel ağının içinde bulunan İbrahim Biari’ydi. “Le Monde”un aktardığı verilere göre bombardımanda 68’i çocuk 126 Filistinli hayatını kaybederken, yaklaşık 280 kişi yaralandı.

Askerlerin tanıklıklarına göre İsrail ordusu, söz konusu operasyonda yaşanabilecek sivil kayıpların boyutunu önceden biliyordu. Ordu içinde “Naza” olarak adlandırılan ilk değerlendirmede yaklaşık 300 kişinin hayatını kaybedebileceği öngörüldü. Hedefin konumunun daha kesin biçimde belirlenmeye çalışılması sırasında komutanın tünel ağının tam olarak neresinde olduğunun bilinmemesi, saldırının kapsamının genişletilmesine ve çevredeki binalarla bölgelerin de hedef alınmasına yol açtı.

Raporda yer verilen tanıklıklara göre Cibaliye saldırısı münferit bir olay gibi görünmüyor. İHA operatörlerinden biri, farklı ateş açma kurallarının bulunduğunu ve bazı durumlarda Hamas veya İslami Cihad’la bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilerin evlerinde veya sokakta hareket halindeyken dahi hedef alınmasına izin verildiğini anlattı.

Asker ayrıca her operasyon için önceden öngörülen sivil kayıp tahminlerinin bulunduğunu, bu tahminlerin hiç sivil kayıp yaşanmamasından bazı durumlarda onlarca kişinin hayatını kaybetmesine kadar uzandığını söyledi.

İsrail ordusunun Gazze kentinde hedef aldığı bir aracın enkazı (EPA)
İsrail ordusunun Gazze kentinde hedef aldığı bir aracın enkazı (EPA)

Nüfusun tahmini için iletişim verileri

Rapora göre İsrail ordusu, hedef alınması planlanan bölgelerde kalan nüfusun sayısını tahmin etmek için teknolojik araçlardan da yararlandı. İletişim verileri üzerinden belirli bir bölgedeki tahliye oranının yüzde 25, 50 veya 75 seviyesinde olup olmadığı tahmin edilebiliyordu.

Askerlerden biri, bazı büyük binaların, bölge sakinlerinin yaklaşık yüzde 75’inin bölgeden ayrıldığını gösteren veriler elde edildiğinde hedef alındığını söyledi. Bunun, saldırı sırasında bölgede bulunan sivil sayısını azaltmaya yönelik bir uygulama olduğu belirtildi.

Savaşın ilk aylarında bombardımanların kapsamı son derece genişti. İsrail Hava Kuvvetleri verilerine göre savaşın ilk haftasında Gazze Şeridi’ne 6 binden fazla bomba atıldı. Bunların önemli bir bölümünün ağırlığı 500 ila 1000 kilogram arasında değişen ağır bombalar olduğu ifade edildi.

Ordu ayrıca “ateş kuşakları” olarak bilinen, geniş bölgeleri hedef alan eş zamanlı saldırı dizilerine başvurdu. Bu saldırıların amacı, çok sayıda noktayı imha etmek ve kara birliklerinin ilerlemesinin önünü açmaktı.

Hedef belirlemede yapay zekâ

Raporda dikkat çekilen başlıca hususlardan biri de yapay zekâ sistemlerinin hedef belirleme sürecinde oynadığı rol oldu. İsrail ordusunun kısa sürede büyük miktarda veriyi işleyerek bunları olası hedef listelerine dönüştürebilen sistemler geliştirdiği belirtildi.

Bu sistemler arasında, askerî faaliyetlerle bağlantılı olduğu düşünülen yer ve tesisleri belirlemek için verileri kullanan “Habsora” veya “İncil” ile kişilerin askerî faaliyetlerle bağlantılı olma ihtimaline ilişkin değerlendirme sunan “Lavender” sistemi bulunuyor.

İsrail ordusu, bu sistemlerin bağımsız olarak öldürme kararı vermediğini ve nihai kararın insanlar tarafından alındığını savunuyor. Ancak raporda yer verilen tanıklıklar, özellikle dijital sistemlerin kısa süre içinde çok sayıda hedef üretmesi nedeniyle bu karar sürecinin niteliğine ilişkin soru işaretleri doğuruyor.

7 Ekim 2023’ten bu yana yaklaşık 200 tanıklık toplayan “Sessizliği Kırmak” kuruluşu ise sivil kayıpların sınırlı sayıdaki olağanüstü saldırıyla açıklanamayacağını, kendi değerlendirmesine göre bunun, çatışmaya doğrudan katılmayanlar arasında yüksek düzeyde kayıplara izin veren operasyonel kurallar ve uygulamalarla bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Buna karşılık İsrail ordusu, sivillere yönelik riskleri azaltmak için broşürler dağıtmak, kısa mesajlar göndermek ve halkı hedef alınan bölgeleri terk etmeye çağıran diğer yöntemleri kullanmak da dahil olmak üzere çeşitli önlemler aldığını belirtiyor. Ordu ayrıca savaş sırasında meydana gelen çok sayıda olayla ilgili soruşturma başlattığını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın Le Monde”den aktardığı habere göre İsrail ordusu yaklaşık 150 olayı incelenmek üzere askerî savcılığa sevk etti. En az 2 vakada ise cezai soruşturma başlatıldı.

Bu tanıklıklar, uluslararası gazetecilerin Gazze Şeridi’ne girişinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde gündeme geliyor. Bu durum, askerlerin anlatımlarını gazetecilik soruşturmaları ve insan hakları kuruluşlarının verileriyle birlikte, askerî operasyonların nasıl yürütüldüğü ve savaşın yol açtığı sivil kayıpların boyutuna ilişkin daha ayrıntılı bir tablo ortaya koymaya katkı sağlayan kaynaklar arasına yerleştiriyor.