Türkiye'nin son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, Esed ve Davutoğlu arasındaki görüşmenin detaylarını paylaştı: ‘Türkiye’nin ‘yol haritası’ ve Hama şehrine seyahatim…’

Esed ve Davutoğlu arasındaki son görüşmenin detayları

Fotoğraf: Getty Images
Fotoğraf: Getty Images
TT

Türkiye'nin son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, Esed ve Davutoğlu arasındaki görüşmenin detaylarını paylaştı: ‘Türkiye’nin ‘yol haritası’ ve Hama şehrine seyahatim…’

Fotoğraf: Getty Images
Fotoğraf: Getty Images

Ömer Önhon

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu bir mesaj iletmek üzere Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e gönderdi. Davutoğlu, 9 Ağustos 2011 Salı günü özel bir uçakla Şam’a vardı. Doğrudan Kasiyun’daki Başkanlık Sarayı’na gittik.

Bakan Davutoğlu’nun yanında benimle beraber Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Halit Çevik, Bakan’ın birkaç danışmanı ve büyükelçiliğin ikinci sekreteri vardı. Esed’e de Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, danışmanı Buseyne Şaban ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Abdülfettah Amure eşlik ediyordu.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, toplantıya Türkiye ile Suriye’nin ortak kaderini, tarihini ve geleceğini vurgulayarak başladı ve Erdoğan’ın birkaç gün önceki açıklamalarının ardında bu düşüncenin yattığını açıkladı. Erdoğan, o dönemde Esed’in özel güvenlik güçlerinin krize yaklaşımlarını ve aşırı ve orantısız güç kullanımlarını eleştirmişti.

Davutoğlu, 1950 yılındaki siyasi geçişten başlayarak Türkiye’nin çok partili rejim tecrübelerini detaylı bir şekilde paylaştı.

Davutoğlu, terörle mücadelenin ve vatandaşların korunmasının her devletin görevi olduğunu, ancak herkesi terörist olarak adlandırmanın ve onlara bu şekilde muamele etmenin doğru olmadığını, hatta bunun durumu daha da kötüleştireceğini ifade etti. Ardından Türkiye’nin krizi iyi bir şekilde sonlandırmak için mümkün olan her yolla Suriye’ye yardım etmeye hazır olduğunu yineledi.

Devlet Başkanı Beşşar Esed ile Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2011’deki görüşmesi (AFP)
Devlet Başkanı Beşşar Esed ile Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2011’deki görüşmesi (AFP)

“Davutoğlu, Türkiye ile Suriye’nin ortak kaderini, tarihini ve geleceğini vurguladı ve Erdoğan’ın birkaç gün önceki açıklamalarının arkasında bu düşüncenin yattığını açıkladı. Erdoğan, Esed’e bağlı güçlerin krize yaklaşımlarını ve aşırı güç kullanımlarını eleştirmişti”

Buna karşılık Esed de güvenlik güçlerinin terörle mücadele ettiğini ve belki operasyonlarda bazı yanlışlar yaptıklarını, ancak bunun esasında tecrübesizlikten kaynaklandığını söyledi. Zaten bazı güvenlik unsurları da eylemlerinden dolayı cezalandırılmıştı. Esed, ülkede durumun iyileştirileceğinin ancak teröristlere yönelik savaşın da devam edeceğinin altını çizdi. Ayrıca ordunun Hama’ya şehri yıkmak için değil, güvenliği yeniden tesis etmek için girdiğini belirtti. Aldığı bilgilere göre Deyrizor ve diğer bazı yerlerde Irak’tan, Ürdün’den ve İran’dan gelen El Kaide unsurları vardı ve bunlar, terörü her yere yaymayı planlıyorlardı.

Toplantının bir yerinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Suriye’ye girişleri yasaklanan muhaliflerin kapsamlı diyalog sürecine katılmak için ülkeye dönüşlerine izin verilip verilmeyeceğini sordu. Davutoğlu, özel olarak isim vermedi ama zikrettiği diğer kişilerin yanı sıra İhvan-ı Müslimin’i (Müslüman Kardeşler) kastediyordu.

Esed, kanunlara karşı çıkanların kanunlara göre yargılanacağını söyledi. Bununla birlikte muhalefet destekçilerinin ya da siyasi muhaliflerin Suriye pasaportu almak ya da yenilemek ve ülkeye dönmek için büyükelçiliğe başvurmalarına bir engel yoktu. Esed, ne yazık ki onların korktukları için dönmemeyi tercih ettiklerini belirterek, muhalefetin Suriye içinde yaptığı görüşmelerin ve toplantıların onların korkularının yersizliğini ispatladığını sözlerine ekledi.

Bundan sonra biz toplantı odasından ayrıldık ve Davutoğlu ile Esed, üç saat süren ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Daha sonra bizi tekrar toplantı odasına çağırdılar. Davutoğlu, Esed’e bir yol haritası sunduğunu, Esed’in de bunu kabul ettiğini bildirdi.

Esed ile Davutoğlu’nun toplantısı 7 saat sürdü ve uluslararası ilişkiler tarihine geçildi. Günün sonunda herkes yorgun düşmüştü. Davutoğlu, bu yol haritasının başarılı olacağı konusunda iyimserdi. Bakan ve heyeti, akşam saatlerinde Şam’dan ayrıldı.

Esed ve Davutoğlu’nun anlaştığı üzere ertesi gün, 10 Ağustos sabahının erken saatlerinde iki araçla Hama’ya yöneldik. Burada bana elçilikteki meslektaşlarım ile güvenlik ekibi eşlik etti.

“Buna karşılık Esed, güvenlik güçlerinin terörle mücadele ettiğini, belki operasyonda bazı hatalar yaptıklarını, ama bunun esasında tecrübesizlikten kaynaklandığını söyledi”

Hama şehrine saat 10.30’da vardık. Bizi şehrin girişinde Türkiye’nin Halep Başkonsolosu ile Suriyeli yetkililer karşıladı. Öncelikle Vali Abbas en-Naim’in ofisini ziyaret edip onunla görüştüm. Ofisin girişinde ve ona çıkan merdivenlerde kurşun izleri vardı. Vali, bu izlerin silahlı gruplar tarafından yapılan saldırıların sonucu olduğunu söyledi. Daha sonra şehri turlarken bize Vali de eşlik etti.

Olayların merkezi oldukları söylenen Kabak, el-Hamidiye, Sercavi, es-Sabuniye mahallelerini gezdik. Sonra Vali bizi polis karakoluna, trafik şubesine, adliyeye ve emniyete götürdü. Bu binalar hepten ya da kısmen yanmış vaziyette idi. Duvarlarda kurşun izleri ve otoparklarda yanmış arabalar bulunuyordu. Vali, bu durumdan göstericilerin ve silahlı grupların sorumlu olduğunu söyledi.

Vali, isteğimiz üzerine bizi el-Horani Hastanesi’ne götürdü. Bu hastane yaralı göstericilerin tedavi edildiği yer olarak biliniyordu. Hastanenin duvarları, kurşun izleriyle doluydu ve camlar kırıktı. Görgü tanıkları, güvenlik güçleri ile hastanedeki yaralıları koruyan muhaliflerin karşılıklı olarak ateş açtıklarını söyledi.

Ardından Sercavi Camii’nin zaviyesine gittik; burada da şiddetli çatışmalar yaşanmış ve çatışmaların sonucunda birçok kişi ölmüştü. Vali, bu yerin tehlikeli olduğunu, etrafımızda bize zarar verebilecek silahlı gruplar bulunduğunu söyledi.

Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2000 yılında Suriye parlamentosunda bir konuşma yaparken (AFP)
Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2000 yılında Suriye parlamentosunda bir konuşma yaparken (AFP)

Biz uzaktan camiye bakarken Vali bizi şehrin merkezindeki Ömer İbnü’l-Hattab Camii’ne götürdü ve gezebilelim diye yanımızdan ayrıldı. O ayrılır ayrılmaz biz tekrar Sercavi Camii’ne gittik.  

Camide bulunan 50-60 kişi yaşadıklarını bizimle paylaştı ve birkaç günün ardından o günün camilerin açılmasına izin verilen ilk gün olduğunu söyledi. Görünüşe bakılırsa bunun nedeni, bizim şehri ziyaretimizdi. Zira rejim, bize işlerin normale döndüğünü göstermek istiyordu.   

İnsanlar bize yaşadıklarını anlattı. İçlerinden biri, oğlunun Esed’e hakaret ettiği için güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü söyledi. Bir başkası da 4 yaşındaki kızının evlerinin önünde bir keskin nişancı tarafından öldürüldüğünden bahsetti ve dönemin Başbakanı Erdoğan’ı eleştirdi. Ona göre geçmişte sert açıklamalar yapan Erdoğan, bugün sessiz kalıyordu. Bir kadın, güvenlik güçlerinin geçen gece evlerine baskın düzenleyip kocasını alıp götürdüklerini söyledi.

Bu kişiler, bizi camiin üst katındaki kadınlar bölümü ile alt kattaki Kur’an-ı Kerim dersleri odasına götürerek güvenlik güçlerinin camiye zorla girdiklerini, kapıları kırarak içerideki her şeyi yerle bir ettiklerini, her iki odayı da arayıp Mushafları, kitapları ve diğer eşyaları yerlere attıklarını ve televizyonlarla elektrikli cihazları parçaladıklarını anlattı. Ayrıca camiin minaresinin de ağır makineli tüfeklerle kısmen yıkıldığını söylediler.

Camiin yanında bir bahçe vardı; insanlar buraya ölülerini defnetmişler, çünkü ölülerini mezarlıklara nakletmelerine izin verilmemişti. Gösteriler esnasında güvenlik güçleri tarafından öldürülmüş kişilere ait 16 mezar saydık.

Orada kendisiyle konuştuğumuz bir doktor, er-Rayes Hastanesi’nde çalıştığını ve hastanede mekân sıkıntısı olduğu için yaralıları koridorlarda tedavi ettiğini anlattı. İddiasına göre olaylar başladığından beri Hama’da 700 kişi ölmüştü.

“Camiin yanında bir bahçe vardı; insanlar ölülerini buraya defnetmişler, çünkü onları mezarlıklara taşımalarına izin verilmemiş. Gösteriler esnasında öldürülmüş kişilere ait 16 mezar saydık”

Şehirde zırhlı araç olup olmadığını soruşturmamız gerekiyordu. Vali bize hiçbir koşulda zırhlı bir aracın girmediğini belirtse de ana ve tali yollarda zırhlı araçların izleri açıkça görülüyordu.

Ahaliden ve özel kaynaklarımızdan toplayabildiğimiz bilgiler, Hama şehrindeki operasyonlarda kullanılan çoğu zırhlının ağır makineli tüfek taşıyan BMP-1 tipi personel nakil araçları ile ZSU-23 tipi uçaksavarlar olduğunu ve şehrin çevresiyle ana meydanına tanklar konuşlandırıldığını ortaya çıkardı. Zırhlı araçların çoğu, geçen gece ve bazıları da o gün sabahın erken saatlerinde şehirden ayrılmıştı. Tüm bu araçlar, Hama şehri dışındaki kışlalara çekilmiş, geri kalan birkaçı da operasyonlarda kullanılmak üzere kırsala ve diğer bölgelere gönderilmişti.  

Türk kuvvetleri, 2022’de Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetine bağlı Rumeylan kasabasında (AFP)
Türk kuvvetleri, 2022’de Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetine bağlı Rumeylan kasabasında (AFP)

Valiliğin bulunduğu el-Asi Meydanı başta olmak üzere meydana, Hama’nın girişine ve ana caddelere barikatlar ve otomatik makineliler yerleştirilmiş ve bunlar, oradan geçen tüm araçları denetliyor ve tüm yayaların üstünü arıyordu. Trafik yavaştı ve şehirdeki yayaların sayısı çok azdı. Neredeyse tüm dükkânlar kapatılmıştı. Vali’nin söylediğine göre göstericiler barikat kurmak üzere kullanmak için elektrik direklerini yıkmıştı.

Kurşun izleri taşıyan birçok bina gördük. Bazı evlere de mermi isabet etmişti. Oradaki insanlar, zırhlı araçların insanları korkutmak ve dehşet saçmak için binaları rastgele hedef aldıklarını iddia etti.

Daha sonra Ömer İbnü’l-Hattab Camii’ne döndük. Bu camii, şehrin en büyük camiiydi ve en büyük gösteriler de buradan çıkmıştı. Orada bulunan yaklaşık 60 kişiyle görüşme yaptık. Hama’nın diğer camileri gibi bu caminin de operasyonlar başladığından bu yana ilk kez o gün açıldığını söylediler.

Güvenlik güçlerinin operasyonlar sırasında camiye girip yıkımına sebep olduğunu da anlattılar. Güvenlik güçleri tarafından camiin duvarlarına yazılan şöyle sloganlar okuduk: “Suriye, Allah, Beşşar”; “Ey Hama Ahalisi! Sokağa çıkarsanız geri döneriz”, “Esed’in adamları Esed’in şehri”.

İnsanlar bize cep telefonlarıyla çektikleri çatışma fotoğraflarını gösterdi. İçlerinden biri amcasının oğlunun operasyonlar sırasında güvenlik güçlerinin kurşunuyla öldüğünü, kendisine ateş açıldıktan sonra üzerinden üç kez zırhlı araç geçtiğini ve bu yüzden cesedinin iki parçaya ayrıldığını söyledi.

Koordinasyon kurullarından bazı gençler bize rehberlik ederek olan biteni anlattı. Konvoyumuz şehirde hareket halindeyken bize şehirdeki çatışmaların görüntülerini içeren CD’ler ve hafıza kartları verildi.

Daha sonra Hama şehrinin kenar mahallelerindeyken bir kaynağımız, 47’nci Zırhlı Tugay’ın Hama şehrine girip göstericilere karşı sert bastırma yöntemleri uyguladığını belirtti.

Şehrin dışında bulunan seramik fabrikası, bir gözaltı ve sorgu merkezine dönüştürülmüş. Bize oradaki tutukluların çığlıklarının gece gündüz duyulduğu söylendi.

“Hama şehrinin dışındaki seramik fabrikası, bir gözaltı ve sorgu merkezine dönüştürülmüş”

Hama şehrinden akşam 5 buçuğa doğru ayrıldık. Hama’da iken uydu üzerinden Bakan Davutoğlu ile bir telefon görüşmesi yapıp ona ziyaretin içeriği hakkında kısaca bilgi verdim. Büyükelçiliğe döndükten sonra da bakanlığıma bir rapor yazıp gönderdim ve özetle şöyle dedim:

“Hama şehri, başka bir trajediye sahne olmuş. Zira muhalefetten pek çok kişi ölmüş ve yaralanmış. Rejimden de keza. Devlet Başkanı Esed, bu konuda verdiği söze uyduğu için Hama’da herhangi bir kısıtlama olmaksızın hareket edebildik. Zırhlı araçlar geri çekilmiş, ancak yakın mevkilere. İş onu gerektirirse dönebilirler. Kentte kontrol noktalarında ve diğer yerlerde askerî birlikler ve güvenlik güçleri, açıkça konuşlanmış durumda.”

Türk hükümeti, Esed’in oyaladığını ve vaatlerini yerine getirip krizi sonlandırmak için gerekli adımları atmaya niyetli olmadığını düşündü.

Böylece iki ülke arasındaki ilişkiler, aşamalı olarak ve şiddetini artırarak bozuldu. Nihayetinde öyle bir noktaya geldi ki Türkiye, Mart 2012’de rejimle ilişkilerini askıya aldı ve Şam’daki büyükelçiliğin kapılarını kapatarak Ankara’ya döndük.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Majalla dergisinden çevrilmiştir.

 



Şarku’l Avsat, ABD’nin de katıldığı Gazze görüşmelerine dair yeni ayrıntıları açıklıyor

Filistinliler dün Han Yunus'taki Refah sınır kapısından geçerek Gazze'den Mısır'a gitmeye hazırlanıyor (AFP)
Filistinliler dün Han Yunus'taki Refah sınır kapısından geçerek Gazze'den Mısır'a gitmeye hazırlanıyor (AFP)
TT

Şarku’l Avsat, ABD’nin de katıldığı Gazze görüşmelerine dair yeni ayrıntıları açıklıyor

Filistinliler dün Han Yunus'taki Refah sınır kapısından geçerek Gazze'den Mısır'a gitmeye hazırlanıyor (AFP)
Filistinliler dün Han Yunus'taki Refah sınır kapısından geçerek Gazze'den Mısır'a gitmeye hazırlanıyor (AFP)

Mısır’ın başkenti Kahire’de, Hamas ile Filistinli grupların heyetleri, arabulucular ve Gazze’yi “Barış Konseyi”nde temsil eden Nikolay Mladenov’un yanı sıra Amerikalı ve diğer bazı isimlerin katılımıyla yürütülen temaslar sürüyor. Görüşmeler, Filistinli grupların son sunulan öneriye verdiği olumlu yanıtın ardından ateşkes anlaşmasına odaklanıyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan kaynaklar, Kahire’deki müzakerelerin son durumuna ilişkin bilgi verdi.

Hamas’tan üç ve bir Filistinli gruptan bir kaynak, Filistin heyetinin çarşambadan perşembe akşamına kadar Kahire’de yapılan görüşmelerde arabuluculara ve Mladenov’a, 15 maddeden oluşan son teklifin ikinci aşamaya yönelik ciddi müzakerelerin başlatılması için uygun bir zemin teşkil ettiğini ilettiğini söyledi.

Şarku’l Avsat daha önce “yol haritası” olarak nitelendirilen teklifin detaylarını yayımlamıştı. Söz konusu plan, birinci aşamada kalan hususların tamamlanmasını ve eş zamanlı olarak ikinci aşama maddeleri üzerine müzakerelerin yürütülmesini öngörüyor.

Görsel kaldırıldı.Filistinli bir çocuk, dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'a İsrail ordusu tarafından atılan bir broşürü tutuyor (AFP)

Hamas’tan biri Kahire’de olan iki kaynak, heyetin diğer grupların desteğiyle, birinci aşamanın istisnasız olarak uygulanması gerektiğini vurguladığını belirtti. Buna, Gazze’nin yönetimi için ulusal komitenin derhal göreve başlaması da dâhil.

Aynı kaynaklara göre Filistinli gruplar, arabuluculara ve Mladenov’a beş maddelik bir yanıt metni sundu. Metinde, birinci aşamanın eksiksiz uygulanması, İsrail’in tüm maddelere tam bağlılık göstermesi ve grupların yol haritasını kabul ederek kapsamlı müzakerelere hazır olduğu ifade edildi. Ayrıca planın, ABD Başkanı Donald Trump’ın ortaya koyduğu çerçevenin en iyi şekilde uygulanmasını hedeflediği vurgulandı.

Metinde silah meselesinin, kapsamlı bir Filistin siyasi süreciyle bağlantılı ele alınacağı ve bu konudaki kararın yalnızca Hamas’a ait olmayıp, ulusal çerçevede verileceği belirtildi. Nihai hedefin ise uzun vadeli ateşkes sağlanması ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına kavuşarak devletini kurması olduğu ifade edildi.

Kaynaklara göre Filistin heyeti, müzakerelere başlamadan önce İsrail’in sunulan belgeye ilişkin net bir tutum ortaya koymasını talep etti. Heyet ayrıca Gazze yönetim komitesine görevlerin devredilmesi konusunda tam hazırlık içinde olduğunu bildirdi.

Görsel kaldırıldı.Filistinli bir çocuk, dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'a İsrail ordusu tarafından atılan bir broşürü gösteriyor (AFP)

Filistinli grupların yanıtının ardından Mladenov’un bazı değişiklikler önerdiği ve bu değişikliklerin gruplar tarafından değerlendirileceği belirtildi. Değişikliklerin; tarafların Trump planı çerçevesinde üzerinde uzlaşacağı bir metni kabul etmesi, Şarm eş-Şeyh’te varılan mutabakatlara tam bağlılık, son yol haritasının kabul edilerek hızlı bir şekilde müzakerelere başlanması ve silah konusunun ilgili plan ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı çerçevesinde ele alınmasını içerdiği kaydedildi.

Kaynaklar ayrıca, İsrail’in arabulucuların son önerisine verdiği ilk yanıtın olumsuz olduğunu ve özellikle ihlallerin durdurulması, “sarı hat”tan çekilme ve uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması gibi başlıklarda net taahhüt vermediğini ifade etti. Ayrıca İsrail’in günlük 600 yardım tırının girişine izin verme konusunda garanti vermediği de ifade edildi.

Görsel kaldırıldı.Yerinden edilmiş Filistinliler, dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir kamyondan su alıyor (AP)

Mladenov’un İsrail’den görüşmelere fırsat tanımak amacıyla Gazze’de 48 saatlik hava saldırısı durdurma talebinde bulunduğu, ancak buna resmi bir yanıt alamadığı da ifade edildi. Buna rağmen son günlerde hava saldırılarında görece bir azalma gözlemlendiği ve insani yardım tırlarının sayısının 200-280 seviyelerine çıktığı, ancak bunun yetersiz olduğu belirtildi.

Kaynaklar, Kahire’deki görüşmelerin planlanandan daha uzun süreceğini ve arabulucuların çözüm bulmak için yoğun çaba harcadığını ifade etti. ABD’nin İsrail üzerinde müzakereleri ilerletmeye yönelik baskı kurmaya başladığı, ancak bunun henüz yeterince etkili olmadığı dile getirildi.

Diğer yandan, Jared Kushner ekibinden bir ABD’li yetkilinin Hamas ile Mladenov arasındaki görüşmeye katıldığı ve Beyaz Saray’ın tarafların anlaşması hâlinde bunu memnuniyetle karşılayacağını bildirdiği iletildi. Yetkilinin, Kushner’in birinci aşamanın tüm maddelerinin uygulanması için İsrail üzerinde baskı kuracağını ifade ettiği de belirtildi.


Yerleşimciler Batı Şeria'daki el Halil’de Filistinlilerin evlerine saldırdı

Silahlı İsrailli yerleşimciler, 28 Nisan 2026'da Batı Şeria'daki Nablus kentinde yeni bir yerleşim yerinin yakınlarında yürüyor (AFP)
Silahlı İsrailli yerleşimciler, 28 Nisan 2026'da Batı Şeria'daki Nablus kentinde yeni bir yerleşim yerinin yakınlarında yürüyor (AFP)
TT

Yerleşimciler Batı Şeria'daki el Halil’de Filistinlilerin evlerine saldırdı

Silahlı İsrailli yerleşimciler, 28 Nisan 2026'da Batı Şeria'daki Nablus kentinde yeni bir yerleşim yerinin yakınlarında yürüyor (AFP)
Silahlı İsrailli yerleşimciler, 28 Nisan 2026'da Batı Şeria'daki Nablus kentinde yeni bir yerleşim yerinin yakınlarında yürüyor (AFP)

Silahlı yerleşimciler bu sabah, Batı Şeria’nın El Halil (Hebron) kenti kuzeyindeki el-Arub bölgesinde sivillere ait evlere saldırdı. Aynı zamanda İsrail güçleri güney el Halil’de bir çocuğu gözaltına aldı.

Yerel kaynakların aktardığına göre silahlı yerleşimci gruplar, bu sabah erken saatlerde el-Arub’a bağlı Vadi eş-Şeyh bölgesindeki evlere saldırarak yoğun şekilde gerçek mermi kullandı. Filistin Haber Ajansı SAFA’ya göre saldırı, özellikle çocuklar ve kadınlar arasında korku ve paniğe yol açtı. Olayda yaralanma olmadığı bildirildi.

Aynı bağlamda, İsrail güçlerinin ana yoldan geçmekte olan 15 yaşındaki bir çocuğu gözaltına aldığı, ardından el Halil’lin güneyindeki el-Alka bölgesinde ailesine ait eve baskın düzenlediği ve evi arayarak içindeki eşyaları tahrip ettiği belirtildi.

İsrail güçlerinin ayrıca e Halil kenti ile İdna ve Beyt Ula beldelerinde çok sayıda eve baskın düzenlediği, ev sahiplerine kötü muamelede bulunduğu, evleri aradıktan sonra evleri bilinçli olarak tahrip ettiği, ancak herhangi bir gözaltı yapılmadığı ifade edildi.

Öte yandan, ABD, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık’ın, Batı Şeria’da Filistinli topluluklara yönelik şiddet nedeniyle “radikal İsrailli gruplara” yönelik ilave yaptırımlar uyguladığı hatırlatıldı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Batı Şeria’daki yerleşimlerde yaklaşık 500 bin İsraillinin yaşadığı, bu yerleşimlerin uluslararası toplumun büyük çoğunluğu tarafından yasa dışı kabul edildiği ve barışın önündeki en büyük engellerden biri olarak görüldüğü belirtiliyor.


Lübnan'ın güneyine düzenlenen İsrail saldırısında bir Lübnan askeri hayatını kaybetti

Lübnan Ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, 30 Nisan 2026'da Güney Lübnan'ın Nabatiye bölgesindeki Kfar Rumman kasabasında İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden Çavuş Ali Rifat Cabir görülüyor (Ordu "X" sayfası)
Lübnan Ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, 30 Nisan 2026'da Güney Lübnan'ın Nabatiye bölgesindeki Kfar Rumman kasabasında İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden Çavuş Ali Rifat Cabir görülüyor (Ordu "X" sayfası)
TT

Lübnan'ın güneyine düzenlenen İsrail saldırısında bir Lübnan askeri hayatını kaybetti

Lübnan Ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, 30 Nisan 2026'da Güney Lübnan'ın Nabatiye bölgesindeki Kfar Rumman kasabasında İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden Çavuş Ali Rifat Cabir görülüyor (Ordu "X" sayfası)
Lübnan Ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, 30 Nisan 2026'da Güney Lübnan'ın Nabatiye bölgesindeki Kfar Rumman kasabasında İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden Çavuş Ali Rifat Cabir görülüyor (Ordu "X" sayfası)

Lübnan ordusu, dün Güney Lübnan'daki Kfar Rumman - Nabatiye kasabasında bulunan evlerine düzenlenen İsrail saldırısı sonucu bir asker ve ailesinin bazı üyelerinin öldürüldüğünü "X" platformunda duyurdu.

Lübnan ordusu, baskının ailenin Nabatiye bölgesindeki evini hedef aldığını belirtti.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre dün akşam ülkenin güneyine yönelik çok sayıda hava saldırısı düzenlendi.

Ajans, “düşman savaş uçakları ve insansız hava araçlarının (İHA), güneydeki Batı ve Orta kesimlerde yer alan Sur ve Bint Cubeyl ilçelerini 70’ten fazla hava saldırısıyla hedef aldığını, bununla eş zamanlı olarak topçu atışlarının da yapıldığını” bildirdi. Söz konusu saldırıların çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına, ayrıca evlerin, altyapının ve yolların tahrip olmasına yol açtığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Sağlık Bakanlığı’na bağlı Acil Durum Operasyon Merkezi’nden aktardığına göre  2 Mart ile 30 Nisan tarihleri arasındaki saldırıların toplam bilançosu, 2 bin 586 ölü ve 8 bin 20 yaralı oldu.

Öte yandan, İsrail ordusu dün güney Lübnan’da bir İsrail askerinin öldüğünü açıkladı. Yerel medya, askerin “Hizbullah” tarafından SİHA ile gerçekleştirilen saldırıda öldüğünü bildirdi. Ordu ayrıca bir askerin de yaralandığını duyurdu.

İsrail ordusu, dün akşam Lübnan’dan fırlatılan bir mühimmatın İsrail’in kuzeyindeki açık bir alana düştüğünü, ayrıca İsrail hava sahasına girmeden önce “şüpheli bir hava aracının” engellendiğini açıkladı. Bu gelişmeler nedeniyle ülkenin kuzeyinde sirenlerin çaldığı belirtildi.

Ordu ayrıca, Lübnan’ın güneyinde “Hizbullah”a ait yaklaşık 140 metre uzunluğunda bir tünelin imha edildiğini de duyurdu.

İsrail ile İran destekli Hizbullah arasındaki çatışmalar, ABD ve İsrail’in İran’la savaşa başlamasının ardından yeniden tırmandı. Haftalar süren savaşın ardından İsrail ile Lübnan hükümeti arasında bir ateşkes üzerinde anlaşmaya varılmıştı. Ancak buna rağmen İsrail ordusu ile Hizbullah karşılıklı saldırılarını sürdürürken, İsrail güçlerinin hâlen Lübnan’ın güneyinde konuşlu olduğu bildiriliyor.